Türkiye, İsrail’i Hiç Beklemediği Yerden Vuruyor

Bir gün önce Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un ortak basın toplantısını izleyen herkesin varacağı en tabiî sonuç şudur: Bu ziyaret, İsrail’in bütün hesaplarını altüst etmiş; Türkiye’den gelen bu hamle Tel Aviv yönetiminin öfkesini artırırken onu aynı zamanda şaşkınlığa ve ciddi bir bocalamaya sürüklemiştir.

İsrail Savunma Bakanı Katz, birkaç gün önce Türkiye’yi tehdit etmiş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgedeki güç dengelerini değiştirmesine, Suriye’yi güçlendirmesine asla izin vermeyeceklerini açıklamıştı.

Ancak Erdoğan cevabını Suriye üzerinden vermedi. İşte asıl dikkat çekici nokta da budur. Adeta şu mesajı verdi: “Bizim hamlelerimizi sayamaz, nereden geleceğini de önceden tahmin edemezsiniz.”

Bu defa yönünü, Katz’ın artık İsrail’in kontrolüne girdiğini düşündüğü cepheye, yani Güney Lübnan’a çevirdi. Türkiye’nin İsrail’e verdiği asıl güçlü ve sarsıcı mesaj da burada başladı.

Katz, İsrail’in Güney Lübnan’dan çekilmeyeceğini, ne kadar zaman geçerse geçsin bölgede kalacağını açıkça ilan etmişti.

Buna karşılık Erdoğan, Güney Lübnan dosyasını İsrail’in elinden almaya kararlı bir görüntü sergiledi. Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’u Ankara’da ağırladı; Türkiye’nin, Lübnan devletinin askerî otoritesini güçlendirmeye ve Güney Lübnan’da devlet hâkimiyetinin tesisine destek vermeye hazır olduğunu ortaya koydu.

İşte İsrail açısından en çarpıcı mesaj da budur: “Biz artık sizin sınırınızdayız; güvenlik alanı olarak gördüğünüz bölgede de varız.”

İsrail, Güney Lübnan’daki varlığını devlet otoritesinin yetersizliğine dayandırırken; Türkiye ise meşru Lübnan devletini destekleyerek bölgeye girmeyi, Lübnan ordusunun sahadaki hâkimiyetini güçlendirmeyi ve İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların yıktığı yerlerin yeniden imarına katkı sağlamayı hedefleyen farklı bir yaklaşım ortaya koymaktadır.

Böylece Ankara, İsrail’le Beyrut üzerinde değil; bizzat Güney Lübnan’da nüfuz mücadelesine girmektedir. İsrail’in kalıcı bir güvenlik kuşağına dönüştürmek istediği bölgede Türkiye; Lübnan ordusuna, devlet otoritesine ve yeniden imara dayanan farklı bir model teklif etmektedir.

Bu sebeple Ankara’da yaşananlar, Güney Lübnan üzerinde yeni bir nüfuz mücadelesinin başlangıcı ve Türkiye’nin, İsrail’in hiç beklemediği cepheden verdiği güçlü bir cevap olarak değerlendirilebilir.

Önümüzdeki saatlerde İsrail’in yaşayacağı siyasî bocalamayı ve sert, kibirli açıklamalarını dikkatle takip edin.

Peki bütün bunlar yaşanırken, bölgedeki diğer rejimlerin ve onları korumakla görevli orduların rolü nedir?

Yazar: Abdullah es-Suhaym (عبد الله السحيم)

https://www.facebook.com/abdullah.sohaem/posts/2811862532528119

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
02.08.2026 – OF

تركيا تُوجِّه لإسرائيل ضربةً من حيث لا تحتسب

المتابع للمؤتمر الصحفي المشترك الذي عقده قبل يوم في أنقرة الرئيس التركي رجب طيب أردوغان والرئيس اللبناني جوزيف عون، يدرك أن هذه الزيارة قلبت حسابات الاحتلال رأسًا على عقب، وزادت من غضبه وارتباكه تجاه تركيا.

فقبل أيام هدَّد وزير الدفاع الإسرائيلي يسرائيل كاتس تركيا، وأعلن أنه لن يسمح للرئيس أردوغان بتغيير موازين القوى في المنطقة أو بتعزيز مكانة سوريا.

غير أن أردوغان لم يأتِه الرد من البوابة السورية، بل اختار جبهةً أخرى لم تكن في حسبان إسرائيل، وكأن الرسالة تقول: لن تستطيعوا أن تتوقعوا خطواتنا، ولا أن تعرفوا من أين تأتيكم المبادرات.

فاتجهت الأنظار إلى الجبهة التي ظنَّ كاتس أنها أصبحت تحت السيطرة الإسرائيلية، وهي جنوب لبنان، وهناك بدأت الرسالة التركية الحقيقية.

وكان كاتس قد أعلن صراحة أن إسرائيل لن تنسحب من جنوب لبنان، وأنها ستبقى فيه مهما طال الزمن.

في المقابل، بدا أردوغان عازمًا على سحب هذه الورقة من يد إسرائيل، فاستقبل الرئيس اللبناني جوزيف عون، وأكد استعداد تركيا لدعم الدولة اللبنانية، وتعزيز حضور الجيش اللبناني في الجنوب، والمساهمة في إعادة إعمار ما دمَّرته الحرب.

وهنا تكمن الرسالة الأخطر بالنسبة لإسرائيل: إن تركيا أصبحت حاضرة في المنطقة التي تعدها إسرائيل جزءًا من أمنها الإستراتيجي.

فإذا كانت إسرائيل تبرر بقاءها في جنوب لبنان بغياب سلطة الدولة، فإن تركيا تطرح مشروعًا مختلفًا يقوم على دعم الدولة اللبنانية، وتقوية الجيش اللبناني، والمساهمة في إعادة إعمار الجنوب، بدل أن يبقى ساحةً مفتوحة للصراع.

وهكذا فإن أنقرة لا تنافس إسرائيل في بيروت، بل في جنوب لبنان نفسه؛ حيث تسعى إسرائيل إلى تكريس شريط أمني دائم، بينما تطرح تركيا رؤيةً تقوم على الدولة والجيش والإعمار والاستقرار.

ومن هنا، فإن ما جرى في أنقرة يمثل بداية مرحلة جديدة من التنافس على النفوذ في جنوب لبنان، ويعد في الوقت نفسه ردًّا تركيًا قويًا جاء من الجبهة التي لم يتوقعها وزير الدفاع الإسرائيلي.

ولذلك، فانتظروا مزيدًا من الارتباك الإسرائيلي، والتصريحات المتشنجة والمتعالية خلال الساعات القادمة.

ويبقى السؤال:

أين الأنظمة العربية، وما الدور الذي تؤديه جيوشها في ظل هذه التطورات؟

✍️ عبد الله السحيم

https://www.facebook.com/abdullah.sohaem/posts/2811862532528119