Aradığımız, Hayalimizdeki Hekim

Vahiy, İlim, Fıtrat Ve Hekimlik Anlayışı Üzerine

Giriş

Hekimlik, yalnızca hastalığı teşhis edip ilaç yazmaktan ibaret bir meslek değildir. Hakikî hekimlik; insanı bir bütün olarak tanımayı, bedenini, ruhunu, yaratılış hususiyetlerini, ihtiyaçlarını ve zaaflarını birlikte değerlendirmeyi gerektirir.

Aradığımız hekim; yalnızca hastalığı tedavi eden değil, insanın sağlığını korumayı esas alan; yalnızca bedene değil, insanın bütünlüğüne hitap eden; yalnızca bugünkü hastalığı değil, insanı hastalığa sürükleyen sebepleri de araştıran hekimdir.

Daha da önemlisi, aradığımız hekim vahiy ile ilmi birbirinin rakibi olarak görmeyen, akıl ile nakli karşı karşıya getirmeyen, insanı Allah’ın yarattığı bir varlık olarak tanıyan ve hekimliğini bu hakikatin şuuruyla icra eden kimsedir.

Böyle bir hekimin temel sorusu yalnızca “Hastanın hastalığı nedir?” olmaz. Bunun yanında “Bu insan nasıl yaratılmıştır?”, “Bedeninin ve ruhunun hangi ihtiyaçları vardır?”, “Fıtratına aykırı hangi hayat tarzı onu bu hastalığa sürüklemiş olabilir?” ve “Tedavide hangi yol insanın bütünlüğünü korur?” sorularını da sorar.

İşte bizim aradığımız, hayalimizdeki hekim budur.

I. Vahiy İle İlmi Buluşturan Hekim

Aradığımız hekim, vahiy ile ilim arasında çatışma bulunduğu vehmine kapılmaz.Kur’ân-ı Kerîm’in insan, hayat, beden, beslenme, temizlik, ölçü, denge ve hastalıkla ilgili işaretlerini dikkate alır; tıbbın ortaya koyduğu müspet bilgileri de küçümsemez.

Fakat burada mühim bir ölçü vardır: Bir hekimin kendi ilmî kanaatini vahyin önüne koyması kadar, tıbbî bir bilgiyi de sorgulanamaz ve değişmez bir mutlak hakikat kabul etmesi doğru değildir.

Eğer sahih bir vahiy hükmü ile ilmî bir iddia arasında görünürde bir uyuşmazlık ortaya çıkarsa, evvelâ şu sorular sorulmalıdır:

Acaba vahiy doğru mu anlaşılmıştır?

Acaba söz konusu rivayet sahih midir?

Acaba ayet veya hadis yanlış bir biçimde mi yorumlanmıştır?

Acaba elde edilen tıbbî netice gerçekten kesin midir?

Acaba bugün doğru kabul edilen bilgi, yarın yeni araştırmalarla değişebilir mi?

Çünkü ilmî bilgi gelişir, değişir ve tashih edilir. Vahiy ise hakikatin kaynağıdır. Bu sebeple hakikî bir uyuşmazlığın mevcudiyeti kesinleşmeden “vahiy ile ilim çatışıyor” hükmüne varmak doğru değildir.

Aradığımız hekim, görünürdeki uyuşmazlığın kaynağını araştırır; bunun vahyin yanlış anlaşılmasından mı, yoksa ilmî tespitlerin eksikliğinden veya yanlışlığından mı kaynaklandığını inceler. Böylece hem naklin hürmetini hem aklın hakkını gözetir.

II. İnsanın Yaratılış Hususiyetlerini Bilen Hekim

Kur’ân-ı Kerîm, insanın yaratılışını tesadüfî ve anlamsız bir oluşum olarak değil, Allah’ın kudret ve hikmetiyle meydana gelen bir yaratılış olarak takdim eder:

“Biz gerçekten insanı en güzel biçimde yarattık.”(Tîn, 95/4)

Bu hakikat, hekim için yalnızca iman alanına ait bir bilgi değildir; aynı zamanda insanı değerlendirme ufkunu tayin eder.

İnsan yalnızca organlardan meydana gelen biyolojik bir varlık değildir. Onun bedeni, ruhu, aklı, duyguları, iradesi, alışkanlıkları ve sosyal ilişkileri vardır. Bu unsurlar birbirinden tamamen bağımsız değildir.

Dolayısıyla hekim, hastayı yalnızca tahlil sonuçlarından ibaret görmemelidir.

Bir insanın uykusu, beslenmesi, hareketi, çalışma düzeni, aile hayatı, ruh hâli, alışkanlıkları ve günlük hayatı da sağlık üzerinde etkili olabilir.

İnsan bedeninin yaratılışındaki hikmeti anlamaya çalışan hekim, tedaviden önce insanı tanımaya çalışır.

III. Kadın İle Erkeğin Fıtrat Farkını Bilen Hekim

Kur’ân-ı Kerîm, insanlığın kadın ve erkekten yaratıldığını bildirir:

“Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık…” (Hucurât, 49/13)

Kadın ile erkek arasında insanlık bakımından ortak bir değer bulunması, onların her bakımdan aynı olduğu anlamına gelmez.

Kadın ve erkeğin bedenlerinde, üreme sistemlerinde, hormonlarında, yaşlanma süreçlerinde, bazı hastalıklara yatkınlıklarında ve hayatın farklı dönemlerinde ortaya çıkan ihtiyaçlarında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Aradığımız hekim, kadın ve erkek fıtratı arasındaki bu farklılıkları öğrenir; ne onları abartır ne de inkâr eder.

Kadını erkekten, erkeği kadından ibaret tek tip bir kalıba sokmaya çalışmaz. Farklılığı üstünlük veya aşağılık ölçüsü olarak değil, yaratılışın bir hususiyeti olarak değerlendirir.

Bu anlayış, tıbbın da insanı tek tip bir varlık kabul etmemesini gerektirir.

IV. Fıtratı Korumayı Merkeze Alan Hekim

İyi hekim yalnızca hastalık ortaya çıktıktan sonra harekete geçen hekim değildir.

Asıl maharetlerden biri, hastalığa götüren hayat tarzını fark etmek ve mümkün olduğu kadar hastalığın ortaya çıkmasını önlemektir.

Bu sebeple aradığımız hekim; yeterli ve düzenli uykuyu önemser, insanın hareket ihtiyacını dikkate alır, sağlıklı ve dengeli beslenmeyi hayatın temel unsurlarından biri kabul eder ve koruyucu hekimliği ihmal etmez.

Aşırılıklardan sakınmayı öğütler.

Kur’ân-ı Kerîm’in şu ölçüsü burada son derece dikkat çekicidir:

“Yiyin, için; fakat israf etmeyin; ölçüyü kaçırmayın.” (A‘râf, 7/31)

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Bedeninin senin üzerinde hakkı vardır.” buyurması da beden sağlığının ihmal edilmemesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. (Buhârî, Savm, 51; Teheccüd, 20.)

Dolayısıyla aradığımız hekim, insanı sürekli ilaç kullanmaya mahkûm eden bir anlayış yerine; sağlığı korumaya, hastalığın sebeplerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaya ve insanı kendi bedeni karşısında sorumluluk sahibi kılmaya çalışır.

V. İlacı Araç, Sağlığı Hedef Gören Hekim

İlaç, günümüz tıbbının mühim imkânlarından biridir. Fakat ilaç hiçbir zaman kendi başına hedef değildir.

Hedef, insanın sıhhatidir.

Aradığımız hekim, gerektiğinde ilacı tereddüt etmeden kullanır; fakat her rahatsızlığın ilk ve tek çözümünü ilaçta aramaz.

Hastanın hayat tarzını, beslenmesini, uykusunu, hareketini, ruh hâlini ve hastalığın temel sebeplerini de araştırır.

İlacın faydasını kabül etmekle beraber gereksiz ilaç kullanımının doğurabileceği zararları da dikkate alır.

Tıbbın gayesi insanı ömür boyu ilaç tüketen bir hastaya dönüştürmek değil, mümkün olan en doğru ve emniyetli yollarla sağlığına kavuşturmaktır.

Bu sebeple aradığımız hekim, reçeteyi kolaylaştıran değil; doğru teşhisi, doğru tedaviyi ve gereksiz müdahaleden kaçınmayı önemseyen hekimdir.

VI. Şarlatanlığa Da Tıbbî Kibre De Kapılmayan Hekim

Aradığımız hekim, yerleşik tıbbın dışında kalan her şeyi peşinen reddetmez; fakat tıp dışı her iddiayı da doğru kabul etmez.

Doğal tedavi veya alternatif tıp adına insanların hastalıklarını ve ümitlerini istismar ederek kazanç sağlayan şarlatanlara kesinlikle itibar etmez.

Aynı şekilde, bir yöntemin alışılmış tıp anlayışının dışında bulunmasını da onun otomatik olarak değersiz olduğu anlamına getirmez.

Bir tedavi veya uygulama hakkında hüküm verirken deliline, güvenilirliğine, fayda ve zarar dengesine ve insan sağlığı bakımından taşıdığı riske bakar.

Böylece iki uçtan da uzak durur:

Bir tarafta şarlatanlık ve sahte tedavi iddiaları; diğer tarafta ise “Bizim dışımızdaki hiçbir şey doğru olamaz.” anlayışına dayanan tıbbî kibir.

Gerçek hekim, hakikati kendi mesleğinin sınırlarıyla sınırlamaz.

VII. İlmini ve Sağlık Anlayışını Çıkara Kurban Etmeyen Hekim

Hekimlik, insan hayatına doğrudan temas eden son derece ağır bir emanettir.

Bu sebeple hekim, ilmini ve sağlık anlayışını şahsî çıkarlara ve maddî kazanca kurban etmemelidir.

İlaç, tıbbî cihaz, özel sağlık hizmetleri veya başka ticarî menfaatlerin hekimlik kararlarını etkilemesi ciddi bir etik meselesidir. Dünya Sağlık Örgütü de sağlık alanında ticarî etkilerin ve çıkar çatışmalarının doğru yönetilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.¹

Buradan hareketle herhangi bir kurumu veya bütün bir sağlık sistemini toptan itham etmek doğru değildir. Ancak sağlık hizmetlerinde ticarî menfaatlerin bulunabileceğini görmezden gelmek de doğru değildir.

Aradığımız hekim, uluslararası teşkilatların, ilaç sektörünün veya herhangi bir ticarî yapının etkisine körü körüne teslim olmaz; fakat bilimi de göz ardı etmez.

Kararını tüccar zihniyetiyle değil, hastanın menfaatine göre verir.

Bir ilacı sırf daha pahalı olduğu için değil, gerçekten gerekli olduğu için tercih eder.

Bir tetkiki yalnızca gelir getirdiği için istemez.

Bir hastayı gereksiz yere korkutarak kendisine bağımlı hâle getirmez.

Çünkü onun nazarında insanın hayatı ve sağlığı, maddî kazançtan daha değerlidir.

VIII. Allah Rızasını Ana Hedef Kabul Eden Hekim

Aradığımız hekimin mesleğinin merkezinde yalnızca para, şöhret veya makam bulunmaz.

Onun asıl hedefi Allah’ın rızasını kazanmaktır.

Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sever ve Allah’ın yarattığı insana hizmet etmeyi Hakk’a hizmet kabul eder.

Hastaya merhametle yaklaşır. Bir hastanın acısını dindirdiğinde bunu yalnızca meslekî bir başarı olarak değil, kendisine verilmiş bir hizmet imkânı olarak görür.

Bu anlayış hekimliği sıradan bir meslek olmaktan çıkarır; onu bir emanet ve hizmet şuuruna yükseltir.

Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrahim’in diliyle buyrulduğu üzere:

“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur.”(Şuarâ, 26/80)

Hekim tedaviye vesile olur; şifayı ihsan eden ise Allah’tır.

Resûlullah’ın (s.a.v.), “Allah hiçbir hastalık indirmemiştir ki onun şifasını da indirmiş olmasın.” buyurduğu da tedavi arayışının ve şifanın Allah’ın takdiriyle gerçekleştiğinin şuurunu birlikte taşımamız gerektiğini göstermektedir. (Buhârî, Tıb, 1.)

İşte bu şuur, hekimi hem gurur ve kibirden hem de çaresizlik duygusundan korur.

IX. Kur’ân, Sünnet ve Sahabe Anlayışını İhmal Etmeyen Hekim

Aradığımız hekim, Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’nin sağlıkla ilgili işaret ve tespitlerini değerlendirmeye muktedir âlimlerin açıklamalarını okumayı ihmal etmez; bilhassa Hz. Âişe validemizin ve sahabe-i kirâmın ilmî mirasına önem verir.

Hz. Âişe validemiz, yalnızca hadis ve fıkıh alanında değil, tıp ve tedavi hususunda da dikkat çekici bir bilgi birikimine sahipti.

Urve b. Zübeyr’den nakledilen rivayet, Hz. Âişe validemizin tıp bilgisini nasıl edindiğine dair önemli bir tablo ortaya koymaktadır. Onun, Resûlullah’ın (s.a.v.) hastalıkları sırasında uygulanan tedavileri ve farklı bölgelerden gelen kimselerin tedavi bilgilerini dikkatle takip ettiği nakledilmektedir.²

Bu tavır, ilmin tek bir alana hapsedilmemesi bakımından son derece anlamlıdır.

Aradığımız hekim de bu ilmî mirası göz ardı etmez. Ancak dinî metinlerden tıbbî hükümler çıkarırken ehil âlimlerin ve alanında yetkin tabiplerin açıklamalarını dikkate alır; her rivayeti gelişigüzel bir tedavi reçetesine dönüştürmez.

Çünkü vahyin rehberliğini kabul etmek, tıbbî meselelerde ehliyeti ve ihtisası terk etmek anlamına gelmez.

X. Kendini Sürekli Yenileyen Hekim

Tıp sürekli gelişmektedir.

Dün kesin doğru kabul edilen bazı bilgiler bugün tashih edilebilmekte; yeni araştırmalar eski kabulleri değiştirebilmektedir.

Bu sebeple hekimlik, diploma ile tamamlanan değil, hayat boyunca devam eden bir tahsil yolculuğudur.

Aradığımız hekim, “Ben biliyorum.” demek yerine gerektiğinde “Bunu bilmiyorum.” diyebilme erdemini gösterir.

Yeni araştırmaları takip eder.

Kendi kanaatini sorgular.

Yanlışını kabul etmekten çekinmez.

Tecrübesini önemser; fakat tecrübeyi mutlak hakikat yerine koymaz.

Dinî alanda da aynı hassasiyeti gösterir; Kur’ân ve Sünnet’te sağlıkla ilgili işaretleri, Resûlullah’ın uygulamalarını ve Selef-i Sâlihîn’in kavrayışını ihmal etmez.

Böylece hem ilmî gelişmeleri hem de köklü ilmî mirası birlikte takip eder.

XI. İstişare Ve Müzakereye Önem Veren Hekim

Gerçek ilim insanı, her şeyi tek başına bildiğini iddia etmez.

Bir hastalığın farklı yönleri farklı ihtisas alanlarını ilgilendirebilir.

Bu sebeple aradığımız hekim gerektiğinde başka hekimlere danışır, farklı ihtisas alanlarının görüşlerinden yararlanır ve hastanın menfaati için ortak akla başvurur.

İstişareyi bir eksiklik değil, ilmin ve tevazuun gereği kabul eder.

Bir hekimin gerektiğinde başka bir hekime danışabilmesi, “Ben her şeyi bilirim.” iddiasından çok daha güçlü bir meslek ahlâkıdır.

XII. Halka Hizmeti Hakk’a Hizmet Bilen Hekim

Aradığımız hekim, karşısındaki hastayı yalnızca bir “vaka” veya “dosya” olarak görmez.

Karşısında ruhu ve bedeniyle bir insan vardır.

Onun bir ailesi, korkuları, ümitleri, sorumlulukları ve hayatı vardır.

Bu sebeple hastasını dinler, anlamaya çalışır, gereksiz yere telaşa düşürmez.

Bilmediği hususta kesin konuşmaz.

Ümit vermek adına gerçek dışı vaatlerde bulunmaz.

Hastanın maddî imkânlarını ve içinde bulunduğu hâli de dikkate alır.

Çünkü hekimlik, yalnızca hastalığı teşhis etmek ve tedavi etmek değil; insana insan olduğunu hissettirmektir.

Böyle bir hekim için halka hizmet, Hakk’a hizmetin bir vesilesi değil, hayatının temel mânâlarından biridir.

Sonuç: Hekimden Önce İnsan

Aradığımız, hayalimizdeki hekim; yalnızca çok sayıda hastalık bilen, tıp kitaplarının teorik bilgisiyle donanmış bir kişi değildir.

O, insanı bilen hekimdir.

İnsanın Allah tarafından yaratıldığını bilir.

Fıtratı tanır.

Kadın ile erkeğin farklı yaratılış hususiyetlerini dikkate alır.

Bedenin hakkını gözetir.

Uykuyu, hareketi ve dengeli beslenmeyi önemser.

Koruyucu hekimliği tedavinin ayrılmaz bir parçası kabul eder.

İlacı gerektiğinde kullanır; fakat ilacı hedef hâline getirmez.

Şarlatanlığa da tıbbî kibire de kapılmaz.

Ticarî menfaatlerin hekimlik kararlarını yönlendirmesine izin vermez.

İlmini sürekli yeniler.

Bilmediğini kabul eder.

İstişare eder.

Hastasını bir dosya numarası değil, Allah’ın yarattığı bir insan olarak görür.

Ve bütün bunların üzerinde, yaptığı işi Allah’ın rızasını kazanmanın bir vesilesi olarak değerlendirir.

İşte bizim aradığımız hekim budur:

Vahiyden kopmayan, ilimden uzaklaşmayan; fıtratı bilen, bedeni ve ruhu gözeten; sağlığı korumayı tedavi kadar önemseyen; ilacı araç, sağlığı hedef gören; şarlatanlığa da tıbbî kibre de geçit vermeyen; ticarî menfaatlere teslim olmayan; kendini sürekli yenileyen, istişare eden ve şifanın Allah’tan geldiğini unutmayan hekim.

Çünkü iyi hekim yalnızca hastalığı tedavi eden değildir.

İyi hekim, insana emanet edilmiş bedeni, aklı ve hayatı bir bütün olarak görebilen hekimdir.

Ve belki de hekimlikte ulaşılabilecek en yüksek makam, insanların kendisine “çok başarılı bir doktor” demesinden önce, Allah’ın rızasına uygun bir hizmetkâr olabilmektir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
03.09.2026 – OF

Vahiy İle İlmi Buluşturan Genç Hekim
Türkiye’nin İhtiyacı Olan Hekimdir👇
https://youtube.com/watch?v=Ljs3sQ7JD5U&si=r2t_sLrMg-W3PKiY

Dipnotlar

  1. World Health Organization (WHO), Managing Conflicts of Interest in the Public Pharmaceutical Sector; ayrıca WHO, Commercial Determinants of Health. Bu çalışmalarda sağlık kararları üzerinde ticarî menfaatlerin ve çıkar çatışmalarının doğurabileceği riskler ile bunların yönetilmesi gerektiği ele alınmaktadır.
  2. Hz. Âişe validemizin tıp bilgisiyle ilgili rivayet için bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned; Ebû Nuaym el-İsfahânî, Hilyetü’l-Evliyâ; Zehebî, Siyerü A‘lâmi’n-Nübelâ, II, 183. Rivayette Urve b. Zübeyr’in Hz. Âişe’ye tıp bilgisini nereden öğrendiğini sorduğu; Hz. Âişe’nin de insanların birbirlerine tedavi yollarını tarif etmelerini dinleyip bunları ezberlediğini söylediği aktarılmaktadır. Ayrıca Resûlullah’ın (s.a.v.) hastalığı sırasında çeşitli bölgelerden gelen heyetlerin tedavi tarifleri getirdiği ve Hz. Âişe’nin bunlardan faydalandığına dair rivayetler bulunmaktadır.

ترجمة من التركية إلى العربية:👇

الطَّبِيبُ الَّذِي نَنْشُدُهُ وَنَحْلُمُ بِهِ

فِي مَفْهُومِ الوَحْيِ وَالعِلْمِ وَالفِطْرَةِ وَمَنْهَجِ الطِّبِّ

المقدمة

الطب ليس مجرد مهنة تقتصر على تشخيص المرض ووصف الدواء، بل إن الطب الحقيقي يقتضي معرفة الإنسان معرفةً شاملة؛ جسده وروحه وخصائص خلقته واحتياجاته ومواطن ضعفه، والنظر إليها جميعًا في إطار واحد.

فالطبيب الذي ننشده ليس مجرد من يعالج المرض، بل هو من يجعل المحافظة على صحة الإنسان أصلًا من أصول عمله؛ وليس من يعتني بالجسد وحده، بل من ينظر إلى الإنسان في كليته؛ وليس من ينشغل بمرض اليوم فحسب، بل من يبحث كذلك عن الأسباب التي قادت الإنسان إلى المرض.

والأهم من ذلك أن الطبيب الذي ننشده لا يرى الوحي والعلم خصمين متعارضين، ولا يضع العقل والنقل في مواجهة أحدهما للآخر، بل يعرف الإنسان بوصفه مخلوقًا خلقه الله، ويمارس مهنته الطبية وهو مستحضر لهذه الحقيقة.

ومن ثم، فإن سؤاله الأساس لا يقتصر على: «ما مرض هذا المريض؟»، بل يتجاوز ذلك إلى أسئلة أخرى: «كيف خُلق هذا الإنسان؟»، و«ما احتياجات جسده وروحه؟»، و«أيُّ أسلوب حياة مخالف للفطرة قد يكون ساقه إلى هذا المرض؟»، و«أيُّ سبيل في العلاج يحفظ كيان الإنسان في تكامله؟».

هذا هو الطبيب الذي ننشده، طبيبنا المثالي.

١. الطبيب الذي يجمع بين الوحي والعلم

الطبيب الذي ننشده لا يقع في وهم التعارض بين الوحي والعلم. فهو يأخذ بعين الاعتبار ما ورد في القرآن الكريم من إشارات تتصل بالإنسان والحياة والجسد والغذاء والنظافة والاعتدال والتوازن والمرض، ولا يستخف بما يقدمه الطب من معارف صحيحة.

لكن ثمّة مقياسٌ مهمٌّ هنا: فكما لا يصح للطبيب أن يقدم رأيه العلمي على الوحي، لا يصح كذلك أن يجعل المعلومة الطبية حقيقة مطلقة لا تقبل النقاش أو التغيير.

فإذا ظهر تعارض ظاهري بين حكم ثابت من الوحي ودعوى علمية، فينبغي أولًا أن تُطرح الأسئلة الآتية:

  • هل فُهِم الوحي فهمًا صحيحًا؟
  • هل الرواية المعنية ثابتة صحيحة؟
  • هل فُسرت الآية أو الحديث تفسيرًا غير صحيح؟
  • هل النتيجة الطبية التي توصلنا إليها قطعية حقًا؟
  • وهل ما نعدّه اليوم حقيقة علمية قد يتغير غدًا في ضوء أبحاث جديدة؟

فالمعرفة العلمية تتطور وتتغير وتُصحَّح، أما الوحي فهو مصدر الحق والهدى. ولذلك لا يصح أن نحكم بوجود تعارض بين الوحي والعلم قبل أن يثبت أولًا أن التعارض حقيقي، لا ناشئ عن سوء فهم أو قصور في المعرفة.

والطبيب الذي ننشده يبحث عن منشأ التعارض الظاهر: أهو ناشئ عن سوء فهم للوحي، أم عن نقص في المعارف العلمية، أم عن خطأ في النتائج التي توصل إليها البحث العلمي؟ وبهذا يحفظ حرمة النقل، ويعطي العقل حقه في البحث والنظر، دون أن يجعل أحدهما خصمًا للآخر.

٢. الطبيب الذي يعرف خصائص خلق الإنسان

يقدم القرآن الكريم خلق الإنسان لا بوصفه حادثة عشوائية لا غاية لها، بل بوصفه خلقًا وقع بقدرة الله وحكمته:

«لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ» (التين: ٤)

وهذه الحقيقة ليست بالنسبة إلى الطبيب مجرد معلومة إيمانية، بل تحدد كذلك الأفق الذي ينظر من خلاله إلى الإنسان.

فالإنسان ليس مجرد كائن بيولوجي مكوّن من أعضاء، بل له جسد وروح وعقل ومشاعر وإرادة وعادات وعلاقات اجتماعية، وهذه الجوانب مترابطة، وليست منفصلة بعضها عن بعض انفصالًا تامًّا.

ومن ثم، لا ينبغي للطبيب أن يرى المريض مجرد مجموعة من نتائج التحاليل.

فنوم الإنسان، وغذاؤه، وحركته، ونظام عمله، وحياته الأسرية، وحالته النفسية، وعاداته، ونمط حياته اليومي؛ كل ذلك قد يؤثر في صحته.

والطبيب الذي يسعى إلى فهم الحكمة الكامنة في خلق الإنسان وبنيته، يحاول أن يعرف الإنسان قبل أن يعالجه.

٣. الطبيب الذي يعرف الفروق الفطرية بين المرأة والرجل

يخبر القرآن الكريم أن البشرية خُلقت من ذكر وأنثى:

«يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى…» (الحجرات: ١٣)

ووجود قيمة إنسانية مشتركة بين المرأة والرجل لا يعني أنهما متماثلان في كل شيء.

فبين جسد المرأة وجسد الرجل، وبين جهازيهما التناسليين، وهرموناتهما، ومراحل الشيخوخة لديهما، واستعدادهما لبعض الأمراض، واحتياجاتهما في مراحل الحياة المختلفة، فروق مهمة لا يصح تجاهلها.

والطبيب الذي ننشده يعرف هذه الفروق الفطرية بين المرأة والرجل، فلا يبالغ فيها ولا ينكرها.

ولا يحاول أن يحشر المرأة في قالب الرجل، ولا الرجل في قالب المرأة، بل ينظر إلى الاختلاف بوصفه خاصية من خصائص الخلق، لا معيارًا للتفاضل أو التحقير.

وهذا الفهم يقتضي من الطب أيضًا ألا ينظر إلى الإنسان باعتباره كائنًا ذا نمط واحد.

٤. الطبيب الذي يجعل حفظ الفطرة في صميم عمله

الطبيب الجيد ليس هو الذي لا يتحرك إلا بعد ظهور المرض.

فمن أهم مظاهر كفاءته أن يدرك أنماط الحياة التي تقود إلى المرض، وأن يعمل على الوقاية منه ومنع ظهوره قدر الإمكان.

ولهذا يهتم الطبيب الذي ننشده بالنوم الكافي المنتظم، ويراعي حاجة الإنسان الفطرية إلى الحركة، ويعد الغذاء الصحي المتوازن من أسس الحياة السليمة، ولا يهمل الطب الوقائي.

وهو يحث على اجتناب الإسراف.

وميزان القرآن الكريم في هذا الباب بالغ الدلالة:

«كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا» (الأعراف: ٣١)

وقول النبي ﷺ: «إن لجسدك عليك حقًا»
(البخاري، الصوم، ٥١؛ التهجد، ٢٠)
يبين بوضوح أن للجسد حقًّا لا يجوز إهماله.

ومن ثم، فإن الطبيب الذي ننشده لا يسعى إلى جعل الإنسان أسيرًا لاستعمال الأدوية، بل يسعى إلى حفظ صحته، وإزالة أسباب المرض قدر الإمكان، وتنمية شعوره بالمسؤولية عن جسده وصحته.

٥. الطبيب الذي يجعل الدواء وسيلة والصحة غاية

الدواء من أهم ما أتاحه الطب المعاصر من وسائل للعلاج، لكنه ليس غاية في ذاته.

فالغاية هي صحة الإنسان.

والطبيب الذي ننشده يستخدم الدواء عند الحاجة دون تردد، لكنه لا يجعل الدواء الحل الأول والوحيد لكل عارض أو شكوى.

بل يبحث كذلك في نمط حياة المريض، وغذائه، ونومه، وحركته، وحالته النفسية، والأسباب الكامنة وراء مرضه.

ولا ينكر فائدة الدواء، كما لا يغفل عن الأضرار التي قد تترتب على استعماله دون حاجة.

فغاية الطب ليست أن يحوّل الإنسان إلى مريض يستهلك الأدوية طوال حياته، وإنما أن يعيده إلى عافيته بأصح الطرق وأكثرها أمانًا.

ولهذا فالطبيب الذي ننشده ليس طبيبًا يكثر من الوصفات، بل طبيب يحرص على التشخيص الصحيح، والعلاج المناسب، وتجنب التدخلات التي لا ضرورة لها.

٦. الطبيب الذي لا ينساق إلى الشعوذة ولا إلى الغرور الطبي

الطبيب الذي ننشده لا يرفض كل ما يقع خارج نطاق الطب السائد رفضًا مسبقًا، كما أنه لا يقبل كل ادعاء خارج الطب المألوف على أنه صحيح.

ولا يُولِي أدنى ثقة للمشعوذين الذين يستغلون أمراض الناس وآمالهم باسم العلاج الطبيعي أو الطب البديل طلبًا للكسب المادي.

وفي المقابل، فإن كون طريقة علاجية ما خارجة عن المألوف في الطب لا يعني بالضرورة أنها عديمة القيمة.

وعند الحكم على أي علاج أو ممارسة علاجية، ينظر إلى الدليل عليها، ودرجة موثوقيتها، وموازنة نفعها بضررها، وحجم الخطر الذي قد تسببه لصحة الإنسان.

وبذلك يبتعد عن طرفي النقيض:

فمن جهة، الشعوذة وادعاءات العلاج الزائفة؛ ومن جهة أخرى، الغرور الطبي الذي يقول: «لا شيء يصح خارج ما نعرفه».

فالطبيب الحق لا يحصر الحقيقة في حدود مهنته وتخصصه.

٧. الطبيب الذي لا يضحي بعلمه وموقفه المهني من أجل المصلحة

الطب أمانة ثقيلة تتصل اتصالًا مباشرًا بحياة الإنسان.

ولهذا لا ينبغي للطبيب أن يضحي بعلمه وموقفه المهني من أجل مصالحه الشخصية أو الكسب المادي.

فتأثير الأدوية والأجهزة الطبية والخدمات الصحية الخاصة وغيرها من المصالح التجارية في القرارات الطبية مسألة أخلاقية خطيرة. وقد نبهت منظمة الصحة العالمية إلى ضرورة إدارة التأثيرات التجارية وتضارب المصالح في مجال الصحة إدارة سليمة.¹

ومن هنا، لا يصح اتهام مؤسسة بعينها أو النظام الصحي برمته اتهامًا عامًا. لكن لا يصح كذلك تجاهل احتمال وجود مصالح تجارية تؤثر في بعض جوانب الخدمات الصحية.

فالطبيب الذي ننشده لا يسلم نفسه تسليمًا أعمى لتأثير المنظمات الدولية، أو قطاع الأدوية، أو أي جهة تجارية، لكنه في الوقت نفسه لا يتجاهل العلم.

وهو يتخذ قراره لا بعقلية التاجر، بل انطلاقًا من مصلحة المريض.

فيختار الدواء لا لأنه أغلى، بل لأنه ضروري حقًّا.

ولا يطلب فحصًا لمجرد أنه يدر عليه دخلًا.

ولا يخيف المريض بغير داعٍ ليجعله أسيرًا له.

لأن حياة الإنسان وصحته في نظره أغلى من أي كسب مادي.

٨. الطبيب الذي يجعل رضا الله غايته الأولى

ليس المال أو الشهرة أو المنصب هو الذي يتصدر اهتمام الطبيب الذي ننشده.

فغايته الأولى هي نيل رضا الله.

إنه يحب المخلوق من أجل الخالق، ويرى خدمة الإنسان الذي خلقه الله لونًا من ألوان التعبد له سبحانه.

ويقبل على المريض بروح الرحمة. فإذا خفف ألم مريض، لم ينظر إلى ذلك على أنه مجرد نجاح مهني، بل رآه فرصة للخدمة أتاحها الله له.

وهذا الفهم يخرج الطب من كونه مهنة عادية، ويرتقي به إلى مرتبة الأمانة والخدمة.

وكما جاء على لسان إبراهيم عليه السلام في القرآن الكريم:

«وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ» (الشعراء: ٨٠)

فالطبيب سبب من أسباب العلاج، أما الشفاء فمن الله.

وقول النبي ﷺ: «ما أنزل الله داء إلا أنزل له شفاء» (البخاري، الطب، ١)
يبين أن طلب العلاج ينبغي أن يقترن باليقين بأن الشفاء إنما يكون بتقدير الله وإذنه.

وهذا الوعي يحمي الطبيب من الغرور والكِبْر، كما يحميه من الشعور بالعجز واليأس.

٩. الطبيب الذي لا يهمل فهم القرآن والسنة وإرث الصحابة

الطبيب الذي ننشده لا يهمل مطالعة ما كتبه العلماء المتخصصون في فهم الإشارات المتعلقة بالصحة في القرآن الكريم والسنة النبوية، ويولي عناية خاصة للإرث العلمي لأم المؤمنين عائشة رضي الله عنها وللصحابة الكرام.

فقد كانت أم المؤمنين عائشة رضي الله عنها ذات علم بارز، لا في الحديث والفقه فحسب، بل في الطب والعلاج أيضًا.

وتقدم الرواية المنقولة عن عروة بن الزبير صورة مهمة عن كيفية اكتساب أم المؤمنين عائشة رضي الله عنها علم الطب. فقد نُقل أنها كانت تتابع بعناية ما يُتخذ من علاجات أثناء مرض رسول الله ﷺ، وما كان يأتي به أناس من مناطق مختلفة من معارف في العلاج.²

وهذا الموقف ذو دلالة بالغة على أن العلم لا ينبغي أن يُحصر في مجال واحد.

والطبيب الذي ننشده لا يتجاهل هذا الإرث العلمي، لكنه حين يستنبط من النصوص الدينية ما يتصل بالطب والعلاج، يرجع إلى شروح العلماء الراسخين، وإلى آراء الأطباء الأكفاء في اختصاصاتهم، ولا يحوّل كل رواية إلى وصفة علاجية تُتداول بلا علم.

فالإيمان بهداية الوحي لا يعني التخلي عن الأهلية والاختصاص في المسائل الطبية.

١٠. الطبيب الذي يجدد علمه باستمرار

الطب في تطور دائم.

فبعض المعلومات التي كانت تُعد صحيحة بصورة قطعية في الأمس قد تُراجع اليوم، وقد تأتي أبحاث جديدة فتغير بعض القناعات الراسخة.

ولهذا فالطب ليس رحلة علمية تنتهي بالحصول على الشهادة، بل هو مسيرة تعلم تستمر مدى الحياة.

والطبيب الذي ننشده يتحلى بفضيلة أن يقول عند الحاجة: «لا أعلم»، بدل أن يتظاهر بأنه يعرف كل شيء.

يتابع الأبحاث الجديدة.

ويراجع قناعاته.

ولا يتردد في الاعتراف بخطئه.

ويستفيد من خبرته، لكنه لا يجعل التجربة الشخصية حقيقة مطلقة.

ويحمل في المجال الديني الروح نفسها من التواضع والتحري؛ فلا يهمل ما ورد في القرآن والسنة من إشارات تتعلق بالصحة، ولا يغفل تطبيقات رسول الله ﷺ، ولا فهم السلف الصالح.

وبذلك يجمع بين متابعة التطورات العلمية والاستفادة من التراث العلمي الراسخ.

١١. الطبيب الذي يؤمن بالاستشارة والمشاورة

العالم الحقيقي لا يدعي أنه يعرف كل شيء، ولا يرى في الاستعانة بغيره نقصًا في علمه.

فقد تتصل جوانب المرض الواحد بتخصصات طبية متعددة.

ولهذا يستشير الطبيب الذي ننشده عند الحاجة أطباء آخرين، ويستفيد من آراء أصحاب التخصصات المختلفة، ويلجأ إلى الرأي الجماعي متى كان ذلك أصلح للمريض.

وهو يرى في الاستشارة مقتضى من مقتضيات العلم والتواضع، لا علامة على النقص.

فقدرة الطبيب على استشارة طبيب آخر عند الحاجة دليل على نضج مهني وتواضع علمي، وهي أرفع بكثير من ادعاء: «أنا أعرف كل شيء».

١٢. الطبيب الذي يرى خدمة الناس خدمةً لله

الطبيب الذي ننشده لا يرى المريض مجرد «حالة» أو «ملف».

فأمامه إنسان بروحه وجسده.

له أسرة، ومخاوف، وآمال، ومسؤوليات، وحياة.

ولهذا يصغي إلى مريضه، ويحاول أن يفهمه، ولا يثير في نفسه القلق من غير داعٍ.

ولا يتحدث بلهجة القطع والجزم فيما لا يعلم.

ولا يقدم وعودًا كاذبة باسم بث الأمل.

ويراعي كذلك إمكانات المريض المادية وحاله وظروفه.

فالطب ليس مجرد تشخيص المرض وعلاجه، بل هو أيضًا أن يشعر الإنسان بأنه إنسان له كرامته ومكانته.

وبالنسبة إلى هذا الطبيب، فإن خدمة الناس ليست مجرد وسيلة إلى خدمة الله، بل هي من المعاني الأساسية التي تمنح حياته معناها.

الخاتمة: الإنسان قبل الطبيب

الطبيب الذي ننشده، طبيبنا المثالي، ليس مجرد شخص يعرف عددًا كبيرًا من الأمراض ومزوّدًا بالمعارف النظرية المستقاة من كتب الطب.

بل هو الطبيب الذي يعرف الإنسان.

يعلم أن الإنسان مخلوق خلقه الله.

ويعرف الفطرة.

ويراعي خصائص الخِلقة المختلفة بين المرأة والرجل.

ويحفظ حق الجسد.

ويهتم بالنوم والحركة والتغذية المتوازنة.

ويعد الطب الوقائي جزءًا لا يتجزأ من العلاج.

ويستخدم الدواء عند الحاجة، لكنه لا يجعل الدواء غاية.

ولا ينساق إلى الشعوذة ولا إلى الغرور الطبي.

ولا يسمح للمصالح التجارية بأن توجه قراراته الطبية.

ويجدد علمه باستمرار.

ويعترف بما لا يعلم.

ويستشير.

ويرى في مريضه لا رقمًا في ملف، بل إنسانًا خلقه الله.

وفوق ذلك كله، يرى في عمله وسيلة إلى نيل رضا الله.

هذا هو الطبيب الذي ننشده:

من لا ينفصل عن الوحي ولا يبتعد عن العلم؛ من يعرف الفطرة ويراعي الجسد والروح؛ من يهتم بحفظ الصحة بقدر اهتمامه بالعلاج؛ من يجعل الدواء وسيلة والصحة غاية؛ من لا ينساق إلى الشعوذة ولا إلى الغرور الطبي؛ من لا يسلم نفسه للمصالح التجارية؛ من يجدد علمه باستمرار ويستشير، ولا ينسى أن الشفاء من عند الله.

لأن الطبيب الجيد ليس هو من يعالج المرض فحسب.

الطبيب الجيد هو من يستطيع أن يرى الجسد والعقل والحياة التي اؤتمن عليها الإنسان رؤيةً متكاملة.

ولعل أرفع مقام يمكن أن يبلغه الطبيب هو أن يكون عبدًا صالحًا يسعى إلى إرضاء الله قبل أن يقول الناس عنه: «طبيب ناجح جدًا».

إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
٠٣.٠٩.٢٠٢٦ – أُوف

الهوامش
¹ منظمة الصحة العالمية (WHO)، Managing Conflicts of Interest in the Public Pharmaceutical Sector؛ وكذلك تقارير منظمة الصحة العالمية حول Commercial Determinants of Health. تتناول هذه الدراسات المخاطر التي قد تنجم عن المصالح التجارية وتضارب المصالح في القرارات الصحية، وضرورة إدارتها إدارة سليمة.
² انظر: أحمد بن حنبل، المسند؛ أبو نعيم الأصفهاني، حلية الأولياء وطبقات الأصفياء؛ الذهبي، سير أعلام النبلاء، ٢/١٨٣. وفي الرواية أن عروة بن الزبير سأل أم المؤمنين عائشة رضي الله عنها: من أين تعلمت الطب؟ فأجابت بأنها كانت تسمع الناس يصفون بعضهم لبعض طرق العلاج فتحفظها. كما وردت روايات تفيد أن وفودًا من مناطق مختلفة كانت تأتي أثناء مرض رسول الله ﷺ بوصفات علاجية، وأن عائشة رضي الله عنها استفادت منها.