Trump’ın Büyük Stratejisi: Dünyayı Kaosa mı Sürüklüyor?
Çin asıllı Kanadalı eğitimci ve jeopolitik yorumcu Prof. Jiang Xueqin (江学勤), Trump’ın siyasetini değerlendirirken dikkat çekici bir tez ortaya koymaktadır:
Sıradan bir gözlemci, Donald Trump liderliğindeki Amerikan yönetiminin; Kanada ve Meksika gibi komşu müttefiklerle ticaret krizleri çıkarmasını, Grönland’ı ilhak etmeye yönelik açıklamalarını ve nihayet bölgeyi İran’la, klasik anlamda kazanılması güç bir savaşın eşiğine sürüklemesini gördüğünde, ilk aklına gelen değerlendirme genellikle “siyasî bocalama” veya “pervasızlık” olur.
Ancak Prof. Jiang Xueqin’in rakamlara ve maddî kaynakların hareketine dayanan jeopolitik okuması, çok daha farklı bir ihtimali gündeme getirmektedir:
Ya bütün bu görünen kargaşa, aslında eski dünya düzenini yıkmaya yönelik bilinçli ve uzun vadeli bir stratejinin parçasıysa?
Bu tahlilin temel hareket noktası şudur:
Bugün dünya ekonomisinin önemli bir bölümü, Hürmüz Boğazı ile Orta Doğu petrolüne bağımlıdır. Mevcut veriler bunu açıkça göstermektedir.
- Japonya, petrol ihtiyacının yaklaşık %75’ini Orta Doğu’dan karşılamaktadır.
- Hindistan’ın bağımlılık oranı yaklaşık %60’tır.
- Avrupa ile Çin ise enerji ihtiyaçlarının önemli bir kısmını Körfez’den gelen tedarik hatlarıyla temin etmektedir.
İşte analize göre stratejinin düğüm noktası da burasıdır.
Eğer Trump, bölgeyi İran’la geniş çaplı bir savaşa sürüklerse, bunun ilk sonucu Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve Orta Doğu petrolünün dünya piyasalarına akışının durması olacaktır.
Bunun neticesinde küresel ekonomi ağır bir sarsıntıya uğrayacak; Avrupa ve Asya’da enerji fiyatları tarihte benzeri görülmemiş seviyelere yükselecek, sanayi üretimi ve şehir hayatı büyük ölçüde felce uğrayacaktır.
Peki Kuzey Amerika bu tablonun neresindedir?
Profesöre göre stratejik planın en dikkat çekici yönü burada ortaya çıkmaktadır.
Çünkü Kuzey Amerika’nın Orta Doğu petrolüne bağımlılığı son derece sınırlıdır.
Amerika Birleşik Devletleri büyük enerji rezervlerine sahiptir. Kanada zengin petrol kaynakları üzerinde bulunmaktadır. Trump’ın nüfuz alanına katmayı hedeflediği Venezuela ise dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahiptir.
Üstelik mesele yalnızca petrol ve doğal gaz değildir.
Küresel gıda üretiminin vazgeçilmez unsurları olan azot ve gübre kaynakları da aynı stratejik denklemin parçasıdır.
Bu tedarik zincirleri kesildiğinde özellikle Avrupa ve Asya’nın enerji ve gıda temin edebileceği başlıca iki merkez kalacaktır:
Kuzey Amerika ile Rusya.
Böylece Trump, ülkesini yıkan bir lider olmaktan ziyade, insanlığın temel hayat kaynaklarını denetimi altına alan ve dünyayı kendi kontrolündeki kaynaklara bağımlı hâle getiren bir stratejinin uygulayıcısı olarak görünmektedir.
Profesörün analizindeki en dikkat çekici bölüm ise şu soruya verdiği cevaptır:
39 trilyon doları aşan kamu borcuna rağmen Amerika mali çöküşten nasıl kurtulacaktır?
Bugüne kadar en büyük endişe, alacaklı ülkelerin Amerikan tahvillerini satarak altına veya başka güvenli limanlara yönelmesiydi.
Fakat bu teoriye göre enerji ve gıda krizinin derinleşmesi hâlinde aynı ülkeler, hayatta kalabilmek için Amerikan enerji ve gıda kaynaklarını satın almaya mecbur kalacaklardır.
Bunun bedelini de kendi sermayelerini ve Amerikan tahvillerini yeniden Amerikan ekonomisine yönlendirerek ödeyeceklerdir.
Böylece Amerika’nın en büyük zayıflığı kabul edilen devasa kamu borcu, alacaklı devletleri dolara mahkûm eden güçlü bir baskı aracına dönüşmüş olacaktır.
Bu jeopolitik bakış açısına göre, küreselleşmeye, serbest ticarete ve müttefikleri koruma anlayışına dayalı eski dünya düzeni artık fiilen sona ermektedir.
Trump’ın inşa etmeye çalıştığı model ise, “Teknat (Technate)” adı verilen, devlet idaresinin siyasetçilerden ziyade teknokratlar ve teknik uzmanlar tarafından yürütüldüğü bir yönetim modelidir.
Bu modele göre Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Meksika ve stratejik madenler bakımından son derece zengin olan Grönland’dan oluşan Kuzey Amerika; ekonomik ve askerî bakımdan kendi kendine yeterli, dışa bağımlılığı en aza indirilmiş kapalı bir güç merkezine dönüştürülecek, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerinin denetimini de elinde bulunduracaktır.
Bu yoruma göre Trump’ın hedefi, Amerikan vergi mükelleflerinin omuzlarına ağır yük yükleyen eski küresel Amerikan düzenini tasfiye etmek ve onun yerine temel enerji, gıda ve stratejik kaynakları denetleyen yeni bir güç merkezi inşa etmektir.
Profesöre göre mesele basit bir siyasî pervasızlık değildir.
Aksine, dünyanın geri kalanı savaşlar ve krizlerle meşgul olurken, kaynakları denetleyen yeni ve sert bir dünya düzeni kurulmaktadır.
Nitekim Prof. Jiang Xueqin daha önce de bazı önemli jeopolitik gelişmelere dair dikkat çekici öngörülerde bulunmuş; Amerika’nın Latin Amerika enerji kaynaklarına yönelişini ve doların küresel ticarette bir baskı aracına dönüşmesini önceden dile getirmiştir.
Onun yaklaşımına göre hükmü veren kanaatler değil, rakamlardır. Bugün ortaya koyduğu bu analiz ise, dünyanın önünde şekillenmekte olan ürkütücü bir jeopolitik senaryonun çözümlemesi olarak değerlendirilmektedir.
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
25.07.2026 – OF
Mütercimin Notu:
Metinde bahsedilen Prof. Jiang Xueqin (江学勤) Çin asıllı Kanadalı bir eğitimci, tarihçi ve jeopolitik yorumcudur. YouTube kanalı Predictive History ile tanınır ve “Çin’in Nostradamus’u” lakabını almıştır. Özellikle 2024’teki bir dersinde Trump’ın yeniden seçilmesini, ABD’nin İran’la çatışmaya girmesini ve bunun sonuçlarını öngörmesiyle viral olmuştur. Bu öngörülerin bir kısmı (Trump’ın seçimi ve İran gerilimi) gerçekleştiği için popülerliği artmıştır.
تحليل رائع لل البروفيسور الصيني جيانغشيويهتشين عن سياسة ترامب ..
يكتب؛
حين يراقب المتابع العادي تحركات الإدارة الأمريكية الحالية تحت قيادة دونالد ترامب من افتعال الأزمات التجارية مع الحلفاء الجيران مثل كندا والمكسيك، إلى التهديد العسكري المباشر بضم غرينلاند، وصولاً إلى دفع المنطقة نحو حافة هاوية حرب غير قابلة للربح التقليدي مع إيران يتبادر إلى الذهن فوراً سيناريو “التخبط أو الرعونة السياسية”.
في قرائة جيوسياسية واقعية للبروفيسور “جيانغ شيو”، المبنية على الأرقام وحركة الموارد المادية، تكشف عن فرضية مرعبة تتجاوز السطحية الإعلامية: ماذا لو كان هذا الخراب الممنهج وتدمير النظام العالمي القديم هو الهدف الحرفي والمتعمد لـ “خطة رئيسية” تُطبخ في الغرف المظلمة لواشنطن؟.
الفرضية الأساسية للتحليل تنطلق من حقيقة أن: العالم بالكامل اليوم مرتهن جغرافياً لـ “مضيق هرمز” ونفط الشرق الأوسط. البيانات تؤكد أن:
_اليابان تستورد 75% من احتياجاتها النفطية من الشرق الأوسط.
_الهند تعتمد بنسبة 60% على نفس المصدر.
_أوروبا والصين تعتمدان بنسبة 20% على خطوط الإمداد القادمة من الخليج.
هنا يكمن لب الخطة الجحيمية: إذا قاد ترامب المنطقة إلى مواجهة عسكرية مفتوحة مع إيران، فإن النتيجة الحتمية الأولى هي إغلاق مضيق هرمز وتوقف تدفق نفط الشرق الأوسط بالكامل. في هذه اللحظة، سينهار الاقتصاد العالمي، وتشتعل أسعار الطاقة في أوروبا وآسيا إلى مستويات غير مسبوقة، لتصبح المصانع والمدن هناك تحت رحمة الشلل التام.
ولكن، أين تقع أمريكا الشمالية من هذا الانهيار؟ هنا تتجلى العبقرية الاستراتيجية السوداء. أمريكا الشمالية لا تحتاج لنفط الشرق الأوسط؛ فالولايات المتحدة تمتلك مخزونات هائلة، وكندا تسبح فوق بحيرات من النفط، وفنزويلا التي يهدد ترامب بالسيطرة عليها تمتلك أضخم احتياطي نفطي في الكوكب.
الأمر لا يتوقف عند النفط والغاز؛ بل يمتد إلى النيتروجين والأسمدة الضرورية لإنتاج الغذاء العالمي.
الشرق الأوسط هو المورد الأساسي لهذه المادة، وبمجرد قطع الإمدادات، لن يجد العالم (خاصة أوروبا وآسيا) مكاناً لطلب الغذاء والطاقة إلا جهتين فقط: أمريكا الشمالية وروسيا.
وبذلك، يتحول ترامب من رئيس “يدمر بلاده” إلى مهندس يحتكر مقومات الحياة البشرية الأساسية ويجعل العالم بأكمله تابعاً وخاضعاً للموارد التي يسيطر عليها.
الجزئية الأكثر خطورة وجرأة في تحليل البروفيسور هي الإجابة عن السؤال: كيف ستحمي أمريكا نفسها من الانهيار المالي بينما يبلغ دينها السيادي 39 تريليون دولار؟
المنظومة التقليدية كانت تخشى دائماً أن تقوم الدول الدائنة (مثل اليابان، الصين، تايوان، كوريا الجنوبية، والاتحاد الأوروبي) بالتخلي عن السندات الأمريكية والهروب نحو الذهب أو الفرنك السويسري، مما يعني سقوط نظام “البونزي” المالي لأمريكا.
ولكن، مع تطبيق خطة إحراق العالم طاقياً وغذائياً، تجد هذه الدول الدائنة نفسها محاصرة؛ فهي بحاجة ماسة ومستمرة لشراء الطاقة والغذاء الأمريكي للبقاء على قيد الحياة.
ومن أين ستدفع ثمن هذه الموارد؟ ستدفعه عبر إعادة تدوير أموالها وسنداتها داخل الاقتصاد الأمريكي نفسه.
لقد نجح ترامب وفق هذه الفرضية في تحويل أكبر نقطة ضعف تاريخية لأمريكا (الديون) إلى سلاح الإخضاع الأكبر؛ لقد حاصر الدائنين وجعلهم عاجزين عن التخلي عن الدولار لأنهم ببساطة محاصرون داخل الحصن.
الخلاصة الجيوسياسية تفيد بأن “النظام العالمي الجديد” القائم على العولمة والتجارة الحرة وحماية الحلفاء مجاناً قد مات وشُبع موتاً.
ما يفعله ترامب هو تأسيس ما يُعرف بـ “التكنيت” (The Technate)؛ وهو تحويل قارة أمريكا الشمالية (الولايات المتحدة، كندا، المكسيك، وجرينلاند الغنية بالمعادن النادرة) إلى حصن اقتصادي وعسكري مغلق، يمتلك كفاية ذاتية مطلقة ويتحكم في سلاسل الإمداد العالمية.
ترامب لا يتصرف برعونة؛ بل ينفذ استراتيجية باردة لإنهاء “الإمبراطورية الأمريكية العولمية القديمة” التي تستنزف دافع الضرائب الأمريكي، وإعادة بنائها كـ “مؤسسة احتكارية فجة” تترك العالم يحترق في الفوضى والحروب، بينما تجلس واشنطن فوق عرش الموارد تملي شروطها وتجبر الجميع على الركوع صاغرين للاستمرار في العيش.
إنه ليس نظاماً غبياً، بل هو نظام عالمي جديد ووحشي يُدار بعقلية رجل العقارات والمحتكر الأكبر.
لم يكن هذا التنبؤ هو الأول للبروفيسور؛ فقد سبق له وأن رسم بدقة رياضية مسار الانهيارات الجيوسياسية السابقة، وحذر من خطط الاستحواذ الأمريكية على منابع النفط في أمريكا اللاتينية قبل حدوثها بأشهر، وتوقع بدقة كيف سيتحول الدولار من أداة تجارة عالمية إلى سوط عقابي لقص أجنحة القوى الصاعدة.
عندما يتحدث هذا الرجل، فإن لغة الأرقام هي التي تقود الاستنتاج، وما يطرحه اليوم يمثل تفكيكاً لسيناريو مرعب بدأ يترجم على أرض الواقع