Şerlerdeki Hayırları Görebilmek
Giriş
Kader-i ilâhî, kâinatın seyrini başıboş bırakmamış; her şeyi ilim, hikmet, adalet ve ince bir tertip ile idare etmektedir.[1] Zâhirde zulüm, fitne, darbe ve yıkım gibi görünen hadiseler; bâtında milletlerin uyanışına, devletlerin tahkimine, kalplerin tasfiyesine ve hakikatin yeniden neşv ü nemâ bulmasına vesile kılınmıştır. Bu hakikat, yalnızca bir inanç esası değil; Kur’ân-ı Kerîm’in sarih beyanları, Resûlullah Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek irşadları ve tarihin mükerrer şekilde tasdik ettiği ilâhî bir kanundur.
Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Size bir iyilik dokunursa Allah’tandır. Başınıza gelen bir kötülük ise nefsinizdendir.” (Nisâ, 4/79).
Yine Allah şöyle ferman ediyor:
“Sizi denemek için hayır ile de şer ile de imtihan ederiz; nihayet bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ, 21/35).
Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise bu sırrı şöyle beyan buyurur:
“Mü’minin hâli ne hoştur! Her işi onun için hayırdır. Bu, mü’minden başkasına nasip olmaz. Ona bir sevinç erişse şükreder, bu kendisi için hayır olur. Bir sıkıntıya uğrasa sabreder, bu da kendisi için hayır olur.” (Sahîh Müslim, 2999).
Sultan II. Abdülhamid Han’ın 27 Nisan 1909’da tahttan indirilmesiyle başlayan süreç, zâhirde bir kırılma gibi görünse de, hakikatte uzun bir diriliş devresinin mukaddimesi olmuştur.[2] O günden bugüne yaşanan her zulüm, her baskı ve her ihanet; ilk nazarda kayıp gibi görünse de, neticede milletin hafızasını diri tutmuş, iradesini bileylemiş, benliğini tahkim etmiş ve istikametini tayin etmiştir.
Bu zaviyeden bakıldığında tarih, yalnızca hadiselerin sıralanışı değil; ilâhî kudretin şer gibi görünenleri dahi hayra tahvil ettiğinin apaçık şahididir. Nitekim:
“Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık vardır” (İnşirâh, 94/5-6).
İttihat ve Terakki ile Başlayan Baskının Devletleşmesi ve Kimlik Uyanışı
Sultan Abdülhamid Han’ın hal’inden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti ve uzantılarının baskı ve silah zoruyla kurduğu idare, Osmanlı’nın son demlerinde Türk milletine ağır bir imtihan yaşattı.[3] Devlet kudreti, milletin ruh kökünü dönüştürmek için seferber edildi; kadim bağlar çözülmek istendi.
Lâkin bu cebrî yöneliş, beklenen neticeyi doğurmadı. Bilakis milletin öz benliğine sarılma azmini alevlendirdi. Yabancı tesirlerle yoğrulan bu zihniyet, milleti köklerinden koparmaya çalıştıkça, o köklerin ne denli derin ve sarsılmaz olduğunu hatırlattı. Böylece şer, hayra vesile oldu; zulüm, uyanışın kapısını araladı. İngilizler direk işgali sürdürseydi dönüştürmeyi daha başarılı yapabilir ve kimliğimizi kaybedebilirdik.[4]
Tek Parti Dönemi ve Değerler Hasretinin Derinleşmesi
Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren hâkim olan tek parti anlayışı, milletin imanını, örfünü ve millî ruhunu baskı altına alan katı bir istikamet izledi.[5]
İbadet hayatına getirilen sınırlamalar, eğitim ve kültür sahasındaki köklü müdahaleler, halk ile idare arasında derin bir mesafe doğurdu. Ne var ki bu mesafe bir kopuş değil; derin bir hasret oluşturdu. Bu hasret, nesiller boyunca sönmeyen bir iç muhasebeye dönüştü. Zulüm, farkında olmadan milletin köklerine bağlılığını tahkim etti.
1960 Darbesi ve Millî İrade Şuurunun Dirilişi
27 Mayıs 1960 darbesi, yalnız bir hükümetin devrilmesi değil; millet iradesine yönelmiş açık bir müdahaledir.
Yassıada’da yaşananlar, milletin hafızasında silinmez bir iz bıraktı. Adaletin çiğnenmesine şahit olan nesiller, hakkın ve hukukun kıymetini daha derinden kavradı. Böylece darbe, kendi zıddı olan bir şuurun doğmasına vesile oldu.
PKK Terörü ve Müdafaa Kudretinin Tahkimi
1980’lerden itibaren ortaya çıkan terör hadiseleri, Türk milletine büyük acılar yaşattı. Ancak bu ağır imtihan, devletin müdafaa kudretini yeniden şekillendirdi.[6]
Zorlu şartlarda yürütülen mücadele, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni daha tecrübeli, daha hazırlıklı ve daha dirayetli hâle getirdi. Neticede ortaya, her türlü tehdide karşı mukavemet sahibi bir silahlı yapı çıktı.
FETÖ Hadisesi ve Devletin Arınması
15 Temmuz 2016’da vuku bulan darbe teşebbüsü, devletin bünyesine sızmış bir yapının açığa çıkmasına vesile oldu.[7]
Milletin direnişiyle akamete uğrayan bu teşebbüs, neticede köklü bir arınma sürecini başlattı. Devlet kurumları yeniden gözden geçirildi; böylece ihanet, arınmanın kapısını araladı.
İslâm Tarihinde Şerden Hayra Tecelliler
Bu ilâhî kanun, yalnız yakın tarihe mahsus değildir. İslâm tarihi, bu hakikatin sayısız misalleriyle doludur.[8]
Hicret-i Nebevî: Mekke müşriklerinin ağır işkence, boykot ve ölüm tehdidi zâhirde büyük bir zulümdü. Ancak bu imtihan, Resûlullah Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ashâbını Medine’ye hicrete sevk etti. Hicret, İslam devletinin temellerini attı, kardeşlik bağlarını pekiştirdi ve Bedir’den fetihlere uzanan zaferler zincirinin mukaddimesi oldu.
Uhud Mağlubiyeti: Geçici yenilgi ve şehitler derin acı verse de, disiplin, itaat ve sabrın ehemmiyetini öğretti; münafıkları açığa çıkardı ve müminleri daha büyük fetihlere hazırladı.
Haçlı Seferleri: Kudüs’ün işgali ve vahşet, Müslümanlar arasında uyanışa, Selahaddin Eyyubi gibi kahramanların zuhuruna ve İslam birliğine vesile oldu.
Moğol İstilası: Bağdat’ın 1258’de yıkımı büyük felaket gibiydi; ancak Moğolların İslam’a girmesine, Türk-İslam sentezinin güçlenmesine ve Osmanlı dirilişine zemin hazırladı. Böylece en büyük tahribat, en köklü ihyanın vesilesi hâline geldi.
Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati şöyle ifade eder:
“Siz onu kendiniz için bir şer sanmayın; bilakis o sizin için bir hayırdır.” (Nûr, 24/11).
Bu Zaviyeden Günümüzü Okumak
Tarihin bu seyri idrak edildiğinde, günümüz hadiseleri de aynı hikmet nazarıyla okunabilir.
Gazze’de yaşanan zulüm, insanlığın vicdanını harekete geçirmekte; yaşadığımız dünyada adalet arayışını diri tutmaktadır.[9]
Bölgede ve Dünyadaki gerilimler ise mevcut tahakküm düzenlerinin sorgulanmasına zemin hazırlamaktadır.[10] Türkiye’nin mazlumlara uzanan eli, tarihî mesuliyetinin yeniden tebarüz ettiğini göstermektedir.[11]
Netice: İlâhî Nizam ve Mesuliyet Şuuru
Bütün bu misaller göstermektedir ki kader, tesadüflerin yığını değil; hikmetle işleyen ilâhî bir nizamdır. Şer gibi görünen her hadise, çoğu zaman daha büyük hayırların mukaddimesidir.
Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor:
“Allah bir kavmi sevdiğinde onları imtihan eder. Kim sabrederse ona sabır ecri, kim sabırsızlık gösterirse ona da sabırsızlık vebali vardır.” (Tirmizî, Zühd, 57).
İnsana düşen vazife; hadiseleri basîretle okumak, hakkın safında yer almak ve sabırla gayret göstermektir. Zira:
“Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153)
“Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.” (Zümer, 39/10)
Bugün de imtihan devam etmektedir. Lâkin her imtihan, bağrında bir zafer tohumu taşır. Nur, en koyu karanlığın içinden doğar. Zafer de direnenlerin olur.
Ve tarih, bütün dalgalanmalarına rağmen, ilâhî vaadin istikametinde akmaya devam eder:
“Onlar tuzak kurdular; Allah da tuzaklarını bozdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.” (Enfâl, 8/30).
Gayret kuldan, tevfik Allah’tandır.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
14.04.2026 – Üsküdar
Dipnotlar
1. İlâhî kader ve hikmet anlayışı için bkz. genel Kur’ânî çerçeve.
2. İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı.
3. Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi.
4. Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu.
5. Feroz Ahmad, Demokrasi Sürecinde Türkiye.
6. Mesut Hakkı Caşın, güvenlik çalışmaları.
7. TBMM 15 Temmuz Raporu.
8. Genel İslam tarihi literatürü.
9. Uluslararası insan hakları raporları.
10. Uluslararası ilişkiler literatürü.
11. Türkiye resmî dış politika raporları.
ترجمة من التركية إلى العربية:👇
القدرة على رؤية الخير في الشرور
المقدمة
القضاءُ الإلهي لم يترك سيرَ الكونِ سدًى؛ بل يديره بعلمٍ وحكمةٍ وعدلٍ وتدبيرٍ دقيق.[1] فالظواهر التي تبدو في الظاهر ظلمًا وفتنةً وانقلابًا وتدميرًا، تكون في الباطن سببًا لصحوة الأمم، وتقوية الدول، وتطهير القلوب، وإنبات الحقيقة من جديد. هذه الحقيقة ليست مجرد أصلٍ عقائدي، بل هي قانونٌ إلهيٌّ صريح أكدته نصوص القرآن الكريم، وإرشادات رسول الله ﷺ، وشهادات التاريخ المتكررة.
يقول تعالى:
﴿وَإِنْ تُصِبْكَ حَسَنَةٌ فَمِنَ اللَّهِ ۖ وَإِنْ تُصِبْكَ سَيِّئَةٌ فَمِنْ نَفْسِكَ﴾ (النساء: 79)
ويقول جلّ شأنه:
﴿وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً ۖ وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ﴾ (الأنبياء: 35)
ويقول رسول الله ﷺ:
«عَجَبًا لأَمْرِ الْمُؤْمِنِ! إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِنِ، إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ» (صحيح مسلم، 2999)
إن خلع السلطان عبد الحميد خان الثاني في 27 نيسان (أبريل) 1909م، وإن بدا في ظاهره انكسارًا، فإنه في حقيقته كان مقدمةً لمرحلة بعثٍ ونهضةٍ طويلة.[2] فكل ظلمٍ وكل قمعٍ وكل خيانةٍ وقعت من ذلك اليوم إلى يومنا هذا، وإن ظهرت في أول النظر خسارةً، فقد حافظت في النهاية على ذاكرة الأمة حيّة، وشحذت إرادتها، وقوّت هويتها وشخصيتها، وحسمت اتجاهها.
ومن هذا المنظور، ليس التاريخ مجرد تسلسل أحداث، بل هو شاهدٌ واضح على أن القدرة الإلهية تحوّل حتى الشرور إلى خير. قال تعالى:
﴿فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا﴾ (الشرح: 5-6)
الاتحاد والترقي وبداية تحوّل القمع إلى نظام دولاني وصحوة الهوية التركية
بعد خلع السلطان عبد الحميد، أقام حزب الاتحاد والترقي نظامًا قائمًا على القمع والقوة العسكرية، فشكّل ذلك امتحانًا قاسيًا للأمة التركية في أواخر الدولة العثمانية.[3] استُخدمت سلطة الدولة في تدخلٍ مباشر وصارخ لإعادة تشكيل البنية الروحية للأمة ومحاولة اقتلاع جذورها التاريخية.
لكن هذا التوجه القسري لم يُفضِ إلى النتيجة المرجوّة. بل على العكس، أشعل في الأمة إرادة التمسك بهويتها الأصيلة. وكلما حاولت هذه الذهنية، التي صيغت تحت تأثيراتٍ أجنبية، أن تقتلع الأمة من جذورها، ذكّرتها بمدى عمق تلك الجذور ورسوخها الذي لا يتزعزع. وهكذا تحوّل الشر إلى خير، وفتح الظلم بابَ اليقظة والوعي.
ولو استمرّ البريطانيون في الاحتلال المباشر لربما نجحوا بدرجةٍ أكبر في عملية التغيير والهيمنة، وكان من الممكن أن نفقد هويتنا بالفعل.[4]
عهد الحزب الواحد وعمق حسرة القيم
منذ السنوات الأولى للجمهورية، اتبع النظام ذو الحزب الواحد سياسةً صارمة قيّدت الإيمان والهوية والروح الوطنية.
أدت القيود على العبادات والتدخلات الجذرية في التعليم والثقافة إلى خلق مسافة عميقة بين الشعب والسلطة. غير أن هذه المسافة لم تكن انفصالًا، بل تحولت إلى حسرةٍ تاريخية. هذه الحسرة أصبحت وعيًا داخليًا متراكمًا عبر الأجيال، فزاد الارتباط بالجذور بدل أن يضعف.
انقلاب 1960 وإحياء وعي الإرادة الوطنية
لم يكن انقلاب 27 أيار (مايو) 1960 مجرد تغيير سياسي، بل كان تدخلًا صريحًا مباشرًا في إرادة الأمة وسيادتها السياسية.
ما جرى في ياسي آدا ترك أثرًا عميقًا في الذاكرة الوطنية،[5] ورسّخ لدى الأجيال معنى العدالة والحقوق. فتحوّل الانقلاب، من حيث لا يُراد له، إلى ولادة وعيٍ مضادٍ أكثر صلابةً ووضوحًا.
الإرهاب الانفصالي (PKK) وتقوية القدرة الدفاعية
منذ ثمانينيات القرن الماضي، عانت الأمة التركية من آلام كبيرة بسبب الإرهاب الانفصالي.
لكن هذا الامتحان الصعب أعاد تشكيل بنية الدولة الدفاعية.[6] وأصبحت القوات المسلحة أكثر خبرةً وجاهزيةً وصلابة، فبرزت قدرة أعلى على مواجهة مختلف التهديدات.
حادثة FETÖ وتطهير الدولة
محاولة الانقلاب في 15 تموز (يوليو) 2016 كشفت وجود تنظيم متغلغل داخل مؤسسات الدولة.[7]
وقد أدت مقاومة الشعب إلى إفشال المحاولة، وبدأت بعدها عملية تطهير واسعة أعادت ترتيب مؤسسات الدولة من جديد، فتحوّلت الخيانة إلى سببٍ لإعادة التأسيس والبناء.
تجليات الخير من الشر في التاريخ الإسلامي
هذا القانون الإلهي ليس خاصًا بالتاريخ الحديث، بل هو حاضر في التاريخ الإسلامي كله:[8]
الهجرة النبوية: كانت اضطهادات مكة وتعذيبها ومحاصرتها للمؤمنين سببًا للهجرة إلى المدينة، فأسست لدولة الإسلام.
معركة أُحد: رغم الألم، رسّخت معاني الطاعة والصبر وكشفت المنافقين وأعدّت الأمة لمراحل أعظم.
الحروب الصليبية: أدت إلى صحوة كبرى في الأمة وولادة قادة أعادوا توحيد الصفوف.
الغزو المغولي: رغم سقوط بغداد، مهّد لمرحلة إعادة تشكّل الحضارة الإسلامية ودخول المغول في الإسلام وتقوية البنية التركية-الإسلامية.
قال تعالى:
﴿لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَكُمْ ۖ بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ﴾ (النور: 11)
قراءة الواقع المعاصر
الظلم الواقع في غزة يوقظ الضمير الإنساني ويعيد تشكيل الوعي العالمي تجاه العدالة.[9] كما أن التوترات الدولية تكشف اهتزاز موازين القوى القائمة، وتفتح بابًا واسعًا لإعادة النظر في منظومات السيطرة العالمية.[10] ومواقف بعض الدول الإسلامية، وفي مقدمتها تركيا، تعكس امتدادًا لمسؤولية تاريخية متجددة في نصرة المظلومين.[11]
الخاتمة: النظام الإلهي ووعي المسؤولية
كل هذه الأمثلة تدل دلالةً قاطعة على أن التاريخ ليس عبثًا، بل هو مسارٌ محكمٌ تجري فيه إرادة الله بحكمةٍ بالغة.
قال رسول الله ﷺ:
«إِذَا أَحَبَّ اللَّهُ قَوْمًا ابْتَلَاهُمْ، فَمَنْ صَبَرَ فَلَهُ أَجْرُ الصَّابِرِينَ، وَمَنْ جَزِعَ فَلَهُ وَبَالُ الْجَزَعِ» (الترمذي، الزهد: 57)
وعلى الإنسان أن يقرأ الأحداث ببصيرةٍ نافذة، ويقف في صف الحق دون تردد، ويثبت على الصبر والجهاد. قال تعالى:
﴿إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ﴾ (البقرة: 153)
﴿إِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ﴾ (الزمر: 10)
والمحن في ظاهرها إنما تخفي في باطنها بذور المنح، والنور يولد من قلب الظلمات، والنصر يكون للصابرين الثابتين.
﴿وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللَّهُ ۖ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ﴾ (الأنفال: 30)
الجهد من العبد، والتوفيق من الله.
المحرر: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
14 نيسان 2026 – أوسكودار
المراجع
1. الإطار القرآني العام للقضاء والحكمة.
2. إيلبر أورطايلي – تاريخ الدولة العثمانية في أطول قرن.
3. إريك جان زُرشَر – تاريخ تركيا الحديثة.
4. برنارد لويس – نشأة تركيا الحديثة.
5. فيروز أحمد – تركيا ومسار التحول الديمقراطي.
6. مسعود حقي جاشين – دراسات الأمن ومكافحة الإرهاب.
7. تقرير البرلمان التركي (TBMM) حول محاولة 15 تموز.
8. الأدبيات العامة في التاريخ الإسلامي.
9. تقارير حقوق الإنسان الدولية.
10. أدبيات العلاقات الدولية.
11. التقارير الرسمية للسياسة الخارجية التركية.