Savaş Esiri mi, Hayat Arkadaşı mı?

Yoksa savaşta ele geçirilmiş bir esir midir bu azizem?!

Bazı hanımlar -kendilerine hürmetimiz mahfuz olmak kaydıyla- öyle bir tavır sergiliyorlar ki, sanki nikâh akdi; sevgi, merhamet ve sükûnet üzerine kurulmuş mukaddes bir aile yuvası değil de, süresiz bir mecburî ikamet mukavelesidir.

İsterki eşi yirmi dört saat boyunca gözünün önünde bulunsun…

Dostlarıyla birkaç saat vakit geçirse, şüpheler baş gösterir…

İşi icabı sefere çıksa, ithamlar peş peşe gelir…

Telefonunu bir saatliğine kapatsa, ihanet senaryoları yazılmaya başlanır…

Ne hazindir ki sosyal medya, sevgiyi yeniden tarif etti; fakat ne tarihin bildiği, ne psikolojinin kabul ettiği, ne de aşk edebiyatının tanıdığı bir tarzda…

Bugünün Instagram ve TikTok dünyasında, kameralar karşısında itinayla kurgulanmış görüntüler, sevgiyi bambaşka bir kalıba hapsetmiştir.

Artık sevgi; erkeğin her an ulaşılabilir olması, her an hazır bulunması, her an cevap vermesi ve her an ilgi göstermesi demektir.

Sanki nikâh kıyıldığı anda onun şahsî hayatı, vazifeleri, dostları, mesuliyetleri ve hatta kendisine ait zamanı sona ermiş gibi…

Bu sanal dünyanın yazılı olmayan kanunlarına göre, eşinden gelen ve yarım saat önce gönderilen mesajdan hiçbir farkı bulunmayan bir WhatsApp mesajını görüp de derhâl cevap vermemek, neredeyse affedilmez bir kusurdur.

Hele bir de aynı anda “çevrimiçi” görünmüşse…

İşte o vakit sıradan bir gecikme yaşanmamıştır artık.

Derhâl tahkikat başlar…

Savcılık makamı kurulmuş gibidir.

Son görülme kayıtları incelenir…

Profil fotoğrafı mercek altına alınır…

Kaybolduğu dakikaların hesabı çıkarılır…

Sanki rızkını temin etmek için bütün gün çalışan, yorulan ve sadece kısa bir müddet nefes almak isteyen bir aile reisi değil de, devlet emniyetini tehdit eden tehlikeli bir suçlu sorgulanmaktadır.

Şayet bir köşeye çekilip kitap okumak, tefekkür etmek, spor yapmak, bir dostuyla hasbihâl etmek yahut işine yoğunlaşmak isterse hüküm gecikmez:

“Artık değişti…”

“Eskisi gibi sevmiyor…”

“Araya soğukluk girdi…”

Hatta kuvvetle muhtemeldir ki, takipten uzak kaldığı o kısa zaman diliminde hayatına başka bir kadın girmiştir!

Böylece sevgi, nice kimsenin zihninde huzur veren bir sığınak olmaktan çıkmış; haftanın yedi günü, günün yirmi dört saati çalışan bir gözetleme sistemine dönüşmüştür.

Üstelik sosyal medyada “ideal evlilik” diye takdim edilen görüntülerin büyük kısmı hakiki hayat değildir.

Onlar; dikkat çekmek, beğeni toplamak ve daha fazla izlenmek için özenle seçilmiş birkaç saniyelik kesitlerden ibarettir.

Kamera hayatın tamamını göstermez.

Sadece gösterilmesi isteneni gösterir.

Ne var ki insanlar, gördükleri o küçük kesiti hayatın bütünü zannetmektedir.

İşte felâket de tam burada başlamaktadır.

Hakikî evlilikler, otuz saniyelik videoların ölçüsüyle değerlendirilmeye başlanınca…

Sanki erkek artık şahsiyeti, hedefleri ve mesuliyetleri bulunan bir insan değil; her on dakikada bir bulunduğu yeri bildirmek zorunda olan hissî bir takip cihazıdır.

Ey hanımefendi!

Siz bir hayat arkadaşıyla mı evlendiniz; yoksa bir savaş esiri mi aldınız?

Eğer evlilik, erkeğin sürekli eşinin yanında bulunması, her mesaja saniyeler içinde cevap vermesi ve gözden uzak kaldığı her saatin hesabını vermesi demek olsaydı, insanlık tarihi boyunca tek bir medeniyet dahi kurulamazdı.

O hâlde ülkeleri kim fethedecekti?

Çölleri ve denizleri aşarak ticaret yollarını kim açacaktı?

Hudutlarda kim nöbet tutacaktı?

İlim tahsil edecek, eserler telif edecek ve devletler kuracak insanlar nereden yetişecekti?

Abdurrahman bin Avf (radıyallâhu anh), diyar diyar dolaşan büyük bir tüccardı.

Osman bin Affân (radıyallâhu anh), İslâm tarihinin en büyük tacirlerinden biriydi.

Halid bin Velîd (radıyallâhu anh), cephelerde ordular sevk ve idare ediyordu.

Muâz bin Cebel (radıyallâhu anh), Yemen’e muallim ve davetçi olarak gönderilmişti.

Sahâbe-i Kirâm’ın tamamı; davet, cihad, ilim ve maişet uğrunda şehir şehir, belde belde dolaştılar.

İçlerinde bir hanımla evli olan da vardı, birden fazla hanımı bulunan da…

Fakat hiçbir rivayette evliliğin erkeğin hayat gayesini ortadan kaldırdığına yahut onu sürekli gözetim altında tutulan bir mahkûma çevirdiğine dair en küçük bir işaret dahi yoktur.

Dahası, Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) eşlerin en hayırlısı olduğu hâlde devlet idare ediyor, insanlar arasında hüküm veriyor, heyetleri kabul ediyor, gazvelere çıkıyor, mescitte itikâfa giriyor ve ashâbıyla meşgul oluyordu.

Hiçbir zaman güzel geçim, büyük vazifelerinden vazgeçmesi mânasına gelmemiştir.

Bugün dahi düşününüz…

Bir devlet başkanı…

Bir büyük âlim…

Saatlerce ameliyat yapan bir cerrah…

Binlerce çalışanı yöneten bir idareci…

Yahut büyük bir müessese kurmaya çalışan bir müteşebbis…

Eğer hayatı; her dakika nerede olduğunun hesabını vermek, her mesaja derhâl cevap yetiştirmek ve her “çevrimiçi” oluşunda masumiyetini ispat etmek mecburiyetine bağlansaydı, bunlardan hangisi vazifesini hakkıyla yerine getirebilirdi?

Bu anlayış ne dinin öğrettiği bir ahlâktır…

Ne tarihin şahitlik ettiği bir hayat tarzıdır…

Ne de insan ruhunu tanıyan psikoloji ilminin kabul ettiği bir hakikattir.

Bu, bazı sosyal medya mecralarının ürettiği sun’î bir kültürdür.

İnsanlara sevginin; cevap verme süratiyle, birlikte geçirilen saatlerin çokluğuyla ölçüldüğünü telkin eden aldatıcı bir telakkidir.

Hâlbuki hakikî sevgi; güvenle, vefayla, sadakatle ve hüsn-i muâşeretle ölçülür.

Kendisine vazifesini yerine getirecek kadar hürriyet tanınmayan bir insan, uzun müddet mesut bir hayat arkadaşı olarak kalamaz.

Bilakis, duvarları altından yapılmış olsa bile, kurtulmanın yollarını arayan bir mahkûma dönüşür.

İhsan Fakih

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
11 Temmuz 2026 – OF

NOT: İhsan Fakih Hanım Filistin asıllı bir Ürdün Vatandaşı olup Türkiyede yaşamaktadır.

هل هو أسير حرب يا عزيزتي؟!

بعض الزوجات -مع كامل الاحترام- يتصرفن وكأن عقد الزواج ليس عقد مودة ورحمة، بل عقد إقامة جبرية….!

تريده أن يكون تحت نظرها أربعا وعشرين ساعة.
إذا خرج مع أصدقائه، بدأت الشكوك…
إذا سافر لعمله، بدأت الاتهامات….
إذا أغلق هاتفه ساعة، بدأت سيناريوهات الخيانة….

لقد أعادت وسائل التواصل الاجتماعي تعريف الحب… ولكن بطريقة لم يعرفها التاريخ، ولا علم النفس، ولا حتى الروايات الرومانسية….

فالحب -على مقاس الإنستجرام والتيك توك على زماننا هذا والذي يفيض بالمقاطع المصنوعة بعناية أمام الكاميرات- أصبح يعني أن يكون الزوج مُتاحا طوال الوقت، حاضرا طوال الوقت، متفاعلًا طوال الوقت، وكأن حياته توقفت لحظة عقد القران !

ومن المحرمات في هذا العالم الافتراضي أن يرى الزوج رسالة “واتساب” منها – والتي لا تختلف عن الرسالة التي وصلته منها قبل نصف ساعة – ولا يرد فورا…

أما إذا ظهر “أونلاين” في تلك اللحظة، فهذه ليست مجرد مصيبة… بل تُفتح بعدها محكمة تحقيق كاملة، ويبدأ الادعاء العام في جمع الأدلة، ويُستدعى سجل آخر ظهور، وصورة الملف الشخصي، وعدد دقائق الاختفاء، وكأننا أمام قضية أمن دولة لا أمام زوج خرج ليعيش ساعة من يومه المليء بتفاصيل السعي وطلب الرزق ….

أما إذا جلس وحده يقرأ كتابا، أو يفكر، أو يمارس رياضة، أو يلتقي صديقا، أو انشغل بعمله… فسيتم الحكم الجازم بأنه تغيّر، وبأن هنالك برود وفتور وبأن رصيد الحب قد تراجع، بل ومن المُرجّح أن هنالك امرأة أخرى تسللت ذات مشوار لم تتم فيه المتابعة كما يجب !

وهكذا تحوّل الحب، في نظر كثيرين، من علاقة تمنح الإنسان الطمأنينة… إلى نظام مراقبة يعمل طيلة ساعات اليوم على مدار أيام الأسبوع كله.

والمفارقة أن كثيرا من هذه الصور التي تُقدَّم على وسائل التواصل بوصفها “الحياة الزوجية المثالية” ليست بالضرورة انعكاسًا للحياة اليومية، بل لقطات منتقاة صُممت لتجذب المشاهدات…
فالكاميرا لا تنقل الحياة كلها، بل تختار منها ما يصلح للنشر، ثم يظن المتابع أن ما يراه هو الواقع الكامل.

ومن هنا تبدأ المأساة… حين تُقاس الزيجات الحقيقية بمقاطع لا تتجاوز ثلاثين ثانية.
وكأن الرجل لم يعد إنسانا له عالمه، بل أصبح جهاز تتبُّع عاطفي ينبغي أن يبث إشاراته كل عشر دقائق حتى تطمئن غرفة المراقبة.

هل تزوجتِ رجلا … أم أسيرا يا طيبة ؟!!

لو كان معنى الزواج أن يصبح الرجل مُلازما لزوجته أغلب الوقت، وأن يجيب عن كل رسالة فور وصولها، وأن يقدم تقريرا عن كل ساعة غاب فيها، لما قامت حضارة واحدة في التاريخ….
فمن الذي فتح البلاد؟
ومن الذي قطع الصحارى والبحار في التجارة؟
ومن الذي رابط على الثغور؟
ومن الذي أفنى عمره في طلب العلم وتأليف الكتب وبناء الدول؟

لقد كان عبد الرحمن بن عوف تاجرا يضرب في الأرض، وكان عثمان بن عفان من كبار التجار، وكان خالد بن الوليد يقود الجيوش في الثغور، وبُعث معاذ بن جبل إلى اليمن، وسافر الصحابة الكرام رضي الله عنهم جميعا للدعوة والجهاد وطلب الرزق، وكان فيهم من تزوج امرأة، ومن تزوج اثنتين وثلاثا وأربعا، ومع ذلك لم يُنقل أن الزواج كان يعني إلغاء رسالة الرجل في الحياة أو تحويله إلى أسير مراقبة دائمة….

بل إن النبي ﷺ، وهو خير الأزواج، كان يقود الدولة، ويقضي بين الناس، ويستقبل الوفود، ويخرج في الغزوات، ويعتكف في المسجد، ويخالط أصحابه، ولم يكن حُسن العشرة يوما مرادفًا لإلغاء مسؤولياته الكبرى….

وحتى اليوم، لا يمكن أن تتخيل أن قائد دولة، أو عالما، أو طبيبا يجري العمليات، أو رجل أعمال يدير آلاف الموظفين، أو صاحب مشروع يبني شركة، يستطيع أن ينجز شيئا إذا كانت حياته مرهونة بتفسير كل دقيقة غياب، والرد على كل رسالة خلال ثوانٍ، وإثبات براءته كلما ظهر “أونلاين” ولم يرد !!

إن هذه الثقافة ليست من الدين، ولا من التاريخ، ولا من علم النفس؛ إنها ثقافة صنعتها بعض منصات التواصل، حتى أوهمت الناس أن الحب يُقاس بسرعة الرد، وعدد ساعات الجلوس معا، بينما الحقيقة أن الحب يُقاس بالثقة، والوفاء، وحسن العشرة، وأن الإنسان الذي لا يُمنح مساحة ليؤدي رسالته، لن يبقى شريكا سعيدا، بل سجينا يحاول الهرب من سجنه ولو كانت جدرانه من ذهب.

إحسان الفقيه