Kısa Yazmak Zaruri mi? Okunmayan Uzun Yazı mı, İhtiyaç Duyulmayan Yazı mı?
Son yıllarda yazı yazanlara sıkça şu tavsiye veriliyor:
“Uzun yazmayın; insanlar okumuyor. Kısa yazın ki sonuna kadar okunsun.”
Kısa ve öz yazmak elbette bir meziyettir. Gereksiz sözleri ayıklamak, meramı berraklaştırmak ve düşünceyi mümkün olduğu kadar açık ifade etmek, iyi yazının temel vasıflarındandır. Fakat sırf daha çok okunsun diye her yazıyı kısaltmayı mutlak bir yazma kaidesi hâline getirmek doğru değildir.
Çünkü asıl mesele, “Yazı kısa mı, uzun mu?” sorusundan önce “Niçin yazıyoruz ve kime yazıyoruz?” sorusudur.
İhtiyacı Olan Uzun da Olsa Okur
İnsan gerçekten ihtiyaç duyduğu bir bilgiyi, aradığı bir cevabı veya zihnini meşgul eden bir meselenin izahını bulacağına inanıyorsa, yazının uzunluğundan kolay kolay şikâyet etmez.
İhtiyacı olan okur, uzun bir yazının karşısında “Bu çok uzun.” demekten ziyade, “Acaba burada aradığım cevabı bulabilecek miyim?” diye düşünür.
Buna karşılık ilgisini çekmeyen bir yazı birkaç cümleden ibaret olsa bile okunmayabilir. Başlığa bakılır, birkaç satır gözden geçirilir ve geçilir.
Nitekim uzun yazıların sırf uzun oldukları için okunmadığı kanaatini doğrulayan kesin bir hüküm de yoktur. Pew Research Center’ın 30 haber sitesinden 74.840 makaleye ilişkin 117 milyon anonim cep telefonu etkileşimini incelediği araştırmada, 1.000 kelime ve üzerindeki uzun haberlerde ortalama etkileşim süresi 123 saniye iken, 101–999 kelime arasındaki haberlerde bu süre 57 saniye olarak ölçülmüştür. Daha da dikkat çekici olanı, kelime sayısı arttıkça ortalama etkileşim süresinin de yükselmesidir; 5.000 kelime ve üzerindeki yazılarda bu süre 270 saniyeye kadar çıkmıştır.¹
Bu araştırma elbette “Ne kadar uzun yazarsanız o kadar iyi olur.” demiyor. Fakat önemli bir ezberi bozuyor:
Uzunluk, tek başına okunmamanın sebebi değildir.
Demek ki mesele yalnızca yazının hacmi değil; yazının okuyucuda ihtiyaç, merak ve düşünme arzusu uyandırıp uyandırmadığıdır.
Okumayanları Merkeze Koyup Yazmak Tıklanmayı Çoğaltır, Fakat Fikir Sahibi Yapmaz
Bugün yazının kıymeti çoğu zaman kaç kişinin gördüğü, kaç kişinin tıkladığı ve kaç kişinin paylaştığı üzerinden değerlendiriliyor.
Oysa tıklanmak ile okunmak, okunmak ile anlamak, anlamak ile düşünmek ve düşünmek ile fikir sahibi olmak aynı şey değildir.
Okumayanları merkeze koyup yazmak tıklanmayı çoğaltabilir; fakat fikir sahibi yapmaz.
Çünkü fikir birkaç saniyelik bir bakıştan doğmaz. Bilgi ister, dikkat ister, mukayese ister, muhakeme ister, sabır ister.
Bir yazının binlerce kişiye ulaşması elbette küçümsenecek bir şey değildir. Fakat binlerce insanın yalnızca başlığa bakıp geçmesi ile birkaç yüz insanın yazıyı dikkatle okuyup üzerinde düşünmesi aynı neticeyi doğurmaz.
Bir yazının görünürlüğü başka, tesiri başkadır.
Yazının gerçek kıymeti yalnızca kaç kişinin önüne çıktığıyla değil, kaç kişinin zihninde yer ettiğiyle de ölçülmelidir.
Tıklanmak mı, Okunmak mı?
Tıklanmak görünürlüğü artırır.
Okunmak bilgi kazandırır.
Fakat yazının asıl gayesi bunların da ötesindedir:
Okumak düşündürmeli, düşünmek fikir sahibi yapmalıdır.
Yazar yalnızca tıklanma sayısını artırmayı hedeflerse, zamanla “Ne yazmalıyım?” sorusunun yerini “Nasıl daha çok tıklanırım?” sorusu alabilir.
İşte tehlike burada başlar.
Çarpıcı başlıklar, kısa ve keskin cümleler, kolay tüketilen hükümler ve dikkat çekici ifadeler bir yazının görünürlüğünü artırabilir. Fakat görünürlük ile fikir aynı şey değildir.
Şovmenlik de fikir üretmek değildir.
Dikkat çekmek kolaydır; düşünce ortaya koymak zordur.
Bir hüküm vermek kolaydır; o hükmün dayanağını göstermek zordur.
Kesin konuşmak kolaydır; söylediğinin doğruluğunu araştırmak zordur.
Atmasyon ifadelerle fikir inşa edilmez.
Bir iddiası olan kimse, sözünü mümkün olduğu ölçüde bilgiye, araştırmaya ve sağlam kaynaklara dayandırmalıdır. Daha önemlisi, yalnızca kendi kanaatini destekleyen kaynakları aramakla yetinmemeli; kanaatine itiraz eden ciddi görüşleri de dikkate almalıdır.
Çünkü ilmî ciddiyet yalnızca “Beni kim destekliyor?” sorusunu sormak değil, gerektiğinde “Acaba ben yanılıyor olabilir miyim?” diye sorabilmektir.
İhtiyaç Duyanların Okuması İçin Yazmak
Her yazının herkese hitap etmesi gerektiğini düşünmek de doğru değildir.
Bazı yazıların muhatabı kalabalıklar değil; belirli bir meseleye ihtiyaç duyan, araştıran, düşünen ve hakikati anlamaya çalışan insanlardır.
Böyle bir okuyucu, yazının uzunluğundan ziyade ihtiyacını karşılayıp karşılamadığına bakar.
Dolayısıyla yazarın vazifesi, okumak istemeyen insanın dikkatini birkaç saniyeliğine çekmekten ibaret değildir.
Bazen birkaç yüz kişinin dikkatle okuduğu bir yazı, binlerce kişinin göz gezdirip geçtiği bir yazıdan daha büyük bir tesir meydana getirebilir.
Çünkü yazının değeri yalnızca ulaştığı insan sayısıyla değil, ulaştığı insan üzerindeki tesiriyle de ölçülür.
Düşünenlerin Ufkunu Genişletmek İçin Yazmak
Yazının vazifesi sadece bilinenleri tekrar etmek değildir.
Bazen iyi bir yazı, okuyucunun zaten bildiği bir meseleye başka bir pencereden bakmasını sağlar. Bazen fark etmediği bir bağlantıyı gösterir. Bazen de kesin sandığı bir hükmü yeniden düşünmesine vesile olur.
Düşünen insan, kendisine yeni bir ufuk açan yazıyı arar.
Böyle bir yazı okuyucudan zaman isteyebilir. Çünkü düşüncenin olgunlaşması zaman ister.
Üstelik dijital ortamda mesele yalnızca metnin uzunluğu da değildir. 2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir meta-analiz, 32 araştırmadaki 124 deneyi incelemiş ve dijital okuma sırasında meydana gelen dikkat dağınıklığının okuduğunu anlama üzerinde anlamlı ve olumsuz bir tesir meydana getirdiğini ortaya koymuştur.²
Demek ki derin okuma meselesini yalnızca “Kaç kelime?” sorusuna indirgemek mümkün değildir.
Dikkat, yoğunlaşma ve okuma şartları da en az metnin uzunluğu kadar önemlidir.
Okuma Aşkı Olanları Doyurmak İçin Yazmak
Bir de okumayı seven, araştırmayı seven ve bir meselenin derinliğine inmeyi arzu eden insanlar vardır.
Onlar yalnızca neticeyi değil, neticeye nasıl ulaşıldığını da merak ederler. Bir hükmün dayanağını, bir düşüncenin arka planını ve bir hadisenin sebeplerini bilmek isterler.
Böyle okuyuculara sürekli birkaç cümlelik metinler sunmak, onların zihnî ihtiyacını karşılamayabilir.
Elbette uzunluk tek başına bir meziyet değildir.
Uzun yazmak için uzun yazmak ne kadar yanlışsa, düşünceyi tamamlamak için gereken uzunluktan sırf okunma endişesiyle kaçınmak da o kadar yanlıştır.
Mesele kısa veya uzun yazmak değil; gerektiği kadar, gerektiği gibi yazmaktır.
Fikir Sahibi Olmadan Yorum Sahibi Olunamaz
Bugün herkesin yorum yapabildiği bir çağda yaşıyoruz.
Fakat yorum yapmak ile fikir sahibi olmak aynı şey değildir.
Bir başlığı okumak, birkaç cümle görmek veya bir paylaşımın altındaki yorumları takip etmek, bir mesele hakkında sağlıklı hüküm vermek için yeterli değildir.
Fikir sahibi olmadan yorum sahibi olunamaz.
Fikir ise bilgi ister.
Bilgi dikkatli okumayı, dikkatli okuma zaman ayırmayı, zaman ayırmak da sabır göstermeyi gerektirir.
Bu sebeple insanları düşünmeye davet eden yazıları sırf uzun oldukları için kısaltmaya zorlamak, düşüncenin tabiatını göz ardı etmektir.
İnsanların daha az okumasından şikâyet etmek yerine, daha iyi okumalarını, daha derin düşünmelerini ve daha sağlam hükümlere ulaşmalarını hedeflemeliyiz.
Vasıflı İnsan Yetiştirmek Sayı ile Ölçülmez, Kalite ile Ölçülür
Mesele yalnızca yazıdan ibaret değildir.
Toplum için insan yetiştirmek de aynı ölçüye tâbidir.
Bir toplumun yetiştirdiği insan sayısının çokluğu, tek başına o toplumun güçlü ve nitelikli olduğunu göstermez.
Vasıflı insan yetiştirmek sayı ile ölçülmez; kalite ile ölçülür.
Eğitim alanındaki uluslararası çalışmalar da nicelik ile niteliğin birbirinden ayrılması gerektiğine işaret etmektedir. OECD, eğitim bakımından öğrenme çıktılarının niteliğinin belirleyici önem taşıdığını vurgularken; UNESCO da eğitimde niteliğin yalnızca erişim ve sayı üzerinden değerlendirilemeyeceğini, öğrenmenin niteliği ve kazanımların esas alınması gerektiğini belirtmektedir.³
Çok sayıda insan yetiştirmek elbette önemlidir. Fakat asıl mesele, yetişen insanların ne kadarının ilim, fikir, ahlâk, şahsiyet ve sorumluluk bakımından topluma değer katabildiğidir.
Yazı da insan yetiştirmenin vasıtalarından biridir.
Bugün bir insan bir yazıyı okur; yazı onda bir soru doğurur. O soru onu başka bir araştırmaya sevk eder. Araştırma yeni bir bilgiye, bilgi yeni bir düşünceye, düşünce yeni bir bakış açısına dönüşebilir.
Belki yazının tesiri hemen görünmez.
Fakat bazı yazılar okunup geçilmez.
İnsanın zihninde yaşamaya devam eder.
SONUÇ
Öyleyse “Kısa yaz, çünkü uzun yazılar okunmuyor.” sözünü mutlak bir yazma kaidesi hâline getirmemeliyiz.
Kısa anlatılabilecek bir düşünceyi uzatmayalım.
Gereksiz sözleri atalım.
Meramımızı berrak ve anlaşılır biçimde ifade edelim.
Fakat düşünceyi eksiltmek pahasına da kısaltmayalım.
Okuyucunun vaktine saygı gösterelim; fakat onun zihnine de saygı gösterelim.
Onu yalnızca birkaç saniyeliğine yazıya bakacak bir insan olarak değil; okuyacak, anlayacak, düşünecek, muhakeme edecek ve fikir sahibi olacak bir insan olarak görelim.
Çünkü bizim gayemiz yalnızca daha çok kişiye ulaşmak değildir.
Daha çok insanın tıklaması değil, daha çok insanın düşünmesi; daha çok insanın yorum yapması değil, daha çok insanın fikir sahibi olmasıdır.
Biz okumayanların seviyesine göre değil, okumak isteyenlerin ihtiyacına göre yazmalıyız.
Çünkü tıklanma bir sayıdır.
Fikir ise şahsiyet inşa eder.
Ve toplumların geleceğini, kaç kişinin bir yazıya tıkladığından çok; kaç insanın okuyarak düşündüğü, düşünerek fikir sahibi olduğu ve fikir sahibi olarak topluma değer katacak vasıflı bir şahsiyete dönüştüğü belirler.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
29 Ağustos 2026 – OF
Dipnotlar
- Amy Mitchell, Galen Stocking ve Katerina Eva Matsa, “Long-Form Reading Shows Signs of Life in Our Mobile News World”, Pew Research Center, 5 Mayıs 2016. Araştırmada 30 haber sitesinden 74.840 makaleye ilişkin 117 milyon anonim cep telefonu etkileşimi incelenmiştir. 1.000 kelime ve üzerindeki haberlerde ortalama etkileşim süresi 123 saniye, 101–999 kelime arasındaki haberlerde ise 57 saniye olarak ölçülmüştür. Kelime sayısı 5.000 ve üzerine çıktığında ortalama etkileşim süresi 270 saniyeye ulaşmıştır.
- Yamin Shen, “Distractions in Digital Reading: A Meta-Analysis of Attentional Interference Effects”, Frontiers in Psychology, Cilt 16, 2025, Makale 1671214, DOI: 10.3389/fpsyg.2025.1671214. Çalışma, 32 araştırmadaki 124 deneyi bir araya getirmiş ve dijital ortamlardaki dikkat dağıtıcı unsurların okuduğunu anlama üzerinde anlamlı olumsuz tesiri bulunduğunu ortaya koymuştur.
- OECD, The High Cost of Low Educational Performance: The Long-run Economic Impact of Improving PISA Outcomes, OECD Publishing, Paris, 2010; UNESCO, Quality Learning. OECD, eğitimde öğrenme çıktılarının niteliğinin önemini vurgulamakta; UNESCO ise eğitim kalitesinin yalnızca erişim ve nicelikle değil, öğrenmenin niteliği ve kazanımlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
ترجمة من التركية إلى العربية: 👇
هَلْ يَلْزَمُ أَنْ نَكْتُبَ بِإِيجَازٍ؟ أَمْ أَنَّ النَّصَّ الطَّوِيلَ لَا يُقْرَأُ؟
في السنوات الأخيرة، كثيرًا ما تُوجَّه إلى الكُتّاب النصيحة الآتية:
«لا تُطيلوا الكتابة؛ فالناس لا يقرؤون النصوص الطويلة. اكتبوا باختصار حتى يُقرأ النص إلى آخره.»
ولا ريب أن الكتابة الموجزة المركّزة فضيلة؛ فتنقية الكلام من العبارات الزائدة، وتوضيح المقصود، والتعبير عن الفكرة بأكبر قدر ممكن من الوضوح، كل ذلك من خصال الكتابة الجيدة.
غير أن جعل اختصار كل نص قاعدةً مطلقةً لمجرد استجلاب مزيدٍ من القرّاء أمرٌ غيرُ صائب.
فالمسألة الأساسية ليست في السؤال: «هل النص قصير أم طويل؟» قبل أن نسأل: «لماذا نكتب؟ ولمن نكتب؟»
مَنْ يَحْتَجْ إِلَى الْمَعْرِفَةِ يَقْرَأْ وَلَوْ طَالَ النَّصُّ
إذا كان الإنسان في حاجة حقيقية إلى معلومة، أو يبحث عن جواب، أو يريد تفسيرًا لمسألة تشغل ذهنه، ويعتقد أنه سيجد في النص ما يلبي حاجته، فإنه لا يسارع إلى الشكوى من طول النص.
فالقارئ الذي يحتاج إلى ما في النص لا يقف أمامه قائلًا: «هذا طويل جدًا!»، وإنما يقول: «ترى، هل أجد هنا ما أبحث عنه؟»
أما النص الذي لا يجد القارئ فيه ما يعنيه، فقد لا يقرأه ولو كان مؤلفًا من بضعة أسطر. ينظر إلى العنوان، ويمرّ بعينيه على بعض السطور، ثم ينتقل عنه.
وقد أظهرت دراسة أجراها مركز بيو للأبحاث (Pew Research Center)، وشملت 117 مليون تفاعل عبر الهواتف المحمولة، أن متوسط زمن التفاعل مع الأخبار التي تتجاوز 1000 كلمة بلغ 123 ثانية، في حين بلغ 57 ثانية مع الأخبار التي تراوحت بين 101 و 999 كلمة.¹
ولا تعني هذه الدراسة، بطبيعة الحال، أن «كلما أطلتَ الكتابة كانت كتابتك أفضل»؛ وإنما تدل على أن طول النص وحده لا يكفي للحكم على مدى إقبال القراء عليه.
ومن ثم فالمسألة ليست في الطول وحده.
وإنما المسألة الأساسية هي: هل يوقظ النص في القارئ شعورًا بالحاجة، أو يثير فيه الفضول، أو يحفزه على التفكير؟
جَعْلُ غَيْرِ الْقَارِئِينَ مِحْوَرًا لِلْكِتَابَةِ قَدْ يَزِيدُ النَّقْرَاتِ، وَلَكِنَّهُ لَا يَجْعَلُ الْإِنْسَانَ صَاحِبَ فِكْرٍ
أصبحت قيمة الكتابة اليوم تُقاس في كثير من الأحيان بعدد من شاهدها، وعدد من نقر عليها، وعدد من شاركها.
غير أن النقر ليس هو القراءة، والقراءة ليست هي الفهم، والفهم ليس هو التفكير، والتفكير ليس هو امتلاك الفكرة.
إن جعل غير القارئين محورًا للكتابة قد يزيد عدد النقرات، لكنه لا يجعل الإنسان صاحب فكر.
فالفكرة لا تولد من نظرة عابرة لا تتجاوز بضع ثوانٍ، وإنما تحتاج إلى المعرفة، والانتباه، والمقارنة، والمحاكمة العقلية، والتأمل.
ولا شك أن وصول مقال إلى آلاف الناس أمر لا ينبغي الاستهانة به. لكن أن ينظر آلاف الأشخاص إلى العنوان ويمروا على النص مرورًا سريعًا، شيء؛ وأن يقرأه بضع مئات من الناس قراءة متأنية ويفكروا فيه، شيء آخر.
فالأثر الحقيقي للكتابة لا يُقاس فقط بعدد من ظهرت أمامهم، بل بعدد من استقرت في أذهانهم.
أَيُّهُمَا نَبْغِي: النَّقْرَ أَمِ الْقِرَاءَةَ؟
النقر يزيد الظهور.
والقراءة تكسب المعرفة.
لكن الغاية الحقيقية من الكتابة تتجاوز ذلك كله:
ينبغي أن تقود القراءة إلى التفكير، وأن يقود التفكير إلى امتلاك الفكرة.
فإذا جعل الكاتب غايته الوحيدة زيادة عدد النقرات، فقد يستبدل مع مرور الوقت سؤال:
«ماذا ينبغي أن أكتب؟»
بسؤال:
«كيف أحصل على مزيد من النقرات؟»
وهنا يبدأ الخطر.
فالعنوان اللافت، والجمل القصيرة الحادة، والأحكام السهلة الاستهلاك، والعبارات المثيرة قد تزيد من ظهور النص وانتشاره، ولكن الظهور ليس هو الفكر.
والاستعراض ليس إنتاجًا للفكر.
فلفت الانتباه سهل؛ أما طرح فكرة حقيقية فصعب.
وإطلاق الحكم سهل؛ أما بيان أساس ذلك الحكم فصعب.
والحديث بلهجة القطع واليقين سهل؛ أما البحث في صحة ما نقول والتحقق منه فصعب.
ولهذا لا تُبنى الأفكار بالعبارات الجزافية والادعاءات التي لا سند لها.
فمن يطرح فكرة أو رأيًا ينبغي له، قدر المستطاع، أن يسندها إلى المعرفة والبحث والمصادر الموثوقة.
فالاستعراض شيء، وإنتاج الفكر شيء آخر.
الْكِتَابَةُ لِمَنْ يَحْتَاجُ إِلَى الْمَعْرِفَةِ
ليس من الصواب أن نعتقد أن كل كتابة يجب أن تخاطب الجميع.
فبعض النصوص لا يكون جمهورها الحقيقي جمهورًا واسعًا، وإنما أولئك الذين يحتاجون إلى معرفة أمر معين، ويبحثون، ويريدون فهم الحقيقة.
ومثل هذا القارئ لا ينظر أولًا إلى طول النص، وإنما ينظر إلى مدى تلبيته لحاجته.
ومن ثم فإن مهمة الكاتب ليست مجرد خطف انتباه من لا يريد القراءة لبضع ثوانٍ.
فقد يكون بضع مئات من القراء الذين يقرؤون النص بوعي وتركيز أثمن من آلاف يمرّون عليه مرورًا سريعًا.
لأن قيمة النص لا تُقاس فقط بعدد من وصل إليهم، بل بالأثر الذي أحدثه فيمن وصل إليهم.
الْكِتَابَةُ لِتَوْسِيعِ أُفُقِ أَصْحَابِ الْفِكْرِ
ليست مهمة الكتابة مجرد تكرار ما هو معروف.
فقد تجعل الكتابة الجيدة القارئ ينظر إلى مسألة يعرفها أصلًا من نافذة أخرى. وقد تكشف له صلةً لم يكن منتبهًا إليها. وقد تدفعه إلى إعادة النظر في حكم كان يظنه محسومًا.
والإنسان المفكر يبحث عن الكتابة التي تفتح أمامه أفقًا جديدًا.
وقد يحتاج مثل هذا النص إلى وقت من القارئ؛ لأن نضج الفكرة يحتاج إلى وقت.
ثم إن المسألة في البيئة الرقمية لا تتعلق بطول النص وحده. فقد أظهرت الأبحاث أن المشتتات المصاحبة للقراءة الرقمية يمكن أن تؤثر تأثيرًا سلبيًا في فهم المقروء.²
ومن ثم لا يمكن تفسير قضية القراءة المتعمقة بسؤال واحد هو:
«كم عدد الكلمات؟»
فالانتباه، والتركيز، وظروف القراءة، كلها أمور مهمة.
الْكِتَابَةُ لِإِشْبَاعِ شَغَفِ مُحِبِّي الْقِرَاءَةِ
وهناك أيضًا أناس يحبون القراءة، ويحبون البحث، ويرغبون في التعمق في المسائل.
فهؤلاء لا يريدون النتيجة وحدها، وإنما يريدون أن يعرفوا كيف وصل الكاتب إليها. ويريدون معرفة أساس الحكم، وخلفية الفكرة، وأسباب الحادثة.
وقد لا تكفي حاجتهم العقلية إذا قُدّمت إليهم باستمرار نصوص مؤلفة من بضعة أسطر.
ولا شك أن طول النص ليس فضيلة في ذاته.
فكما أن الإطالة لمجرد الإطالة أمر غير صحيح، فإن حذف ما تحتاج إليه الفكرة حتى تكتمل، خوفًا من ألا يُقرأ النص، خطأ لا يقل عنه.
فالمسألة ليست أن نكتب قصيرًا أو طويلًا؛ وإنما أن نكتب بقدر الحاجة، وبالطريقة التي تقتضيها الفكرة.
لَا يُمْكِنُ أَنْ يَكُونَ لِلْمَرْءِ رَأْيٌ مِنْ غَيْرِ فِكْرٍ
نعيش اليوم في عصر يستطيع فيه الجميع أن يبدوا آراءهم.
لكن إبداء الرأي ليس هو امتلاك الفكرة.
فقراءة عنوان، أو رؤية بضعة أسطر، أو متابعة التعليقات على منشور، لا تكفي للوصول إلى حكم سليم في مسألة ما.
فمن غير امتلاك الفكرة لا يمكن امتلاك رأي سليم.
والفكرة تحتاج إلى معرفة.
والمعرفة تحتاج إلى قراءة متأنية، والقراءة المتأنية تحتاج إلى تخصيص الوقت، وتخصيص الوقت يحتاج إلى الصبر.
ومن هنا فإن إلزام النصوص التي تدعو الناس إلى التفكير بأن تكون قصيرة لمجرد أن تكون قصيرة، إغفال لطبيعة التفكير نفسها.
فبدلًا من الشكوى من قلة القراءة، ينبغي أن نهدف إلى أن يقرأ الناس قراءة أفضل، وأن يفكروا تفكيرًا أعمق، وأن يصلوا إلى أحكام أكثر رسوخًا.
تَنْشِئَةُ الْإِنْسَانِ ذِي الْكِفَايَةِ لَا تُقَاسُ بِالْعَدَدِ، بَلْ بِالْجَوْدَةِ
المسألة ليست متعلقة بالكتابة وحدها.
فإن تنشئة الإنسان للمجتمع تخضع للمقياس نفسه.
فكثرة عدد الأشخاص الذين يتم إعدادهم للمجتمع لا تعني، في حد ذاتها، أن المجتمع قوي أو نوعي.
إن تنشئة الإنسان ذي الكفاية لا تُقاس بالعدد، وإنما تُقاس بالجودة.³
ولا شك أن إعداد أعداد كبيرة من الناس أمر مهم، لكن القضية الأساسية هي: كم من هؤلاء أصبح قادرًا على أن يضيف إلى المجتمع قيمة في العلم، والفكر، والأخلاق، والشخصية، والشعور بالمسؤولية؟
والكتابة إحدى وسائل بناء الإنسان.
فقد يقرأ الإنسان اليوم نصًا، فتولد في ذهنه فكرة أو سؤال. وقد يقوده ذلك السؤال إلى بحث جديد، ويقوده البحث إلى معرفة جديدة، وتقوده المعرفة إلى فكرة جديدة، وتقوده الفكرة إلى رؤية أوسع.
وقد لا يظهر أثر الكتابة مباشرة.
لكن بعض النصوص لا تُقرأ ثم تُنسى؛ بل تظل حية في ذهن الإنسان.
خَاتِمَة
إذن، لا ينبغي أن نجعل مقولة:
«اكتب باختصار؛ لأن النصوص الطويلة لا تُقرأ»
قاعدةً مطلقةً في الكتابة.
فلنختصر الفكرة التي يمكن التعبير عنها بإيجاز.
ولنحذف الحشو.
ولنعرض مقصودنا بعبارة واضحة ومفهومة.
لكن لا نختصر على حساب الفكرة.
لنحترم وقت القارئ، ولكن لنحترم عقله أيضًا.
ولا ننظر إليه بوصفه إنسانًا يمر بعينيه على النص لبضع ثوانٍ فحسب، بل بوصفه إنسانًا يستطيع أن يقرأ، ويفهم، ويفكر، ويمارس النظر والمحاكمة، ثم يمتلك فكرة.
فغايتنا ليست مجرد الوصول إلى أكبر عدد ممكن من الناس.
ليست غايتنا أن ينقر مزيد من الناس، بل أن يفكر مزيد من الناس؛ وليست غايتنا أن يبدي مزيد من الناس آراءهم، بل أن يمتلك مزيد من الناس أفكارًا.
علينا أن نكتب لا وفق مستوى الذين لا يقرؤون، بل وفق حاجة الذين يريدون أن يقرأوا.
فالنقرة رقم.
أما الفكرة فتبني الشخصية.
وإنما تحدد مستقبل المجتمعات، لا كثرةُ من نقروا على نص، وإنما كثرةُ من قرؤوا، وفكروا، ثم امتلكوا فكرة، وتحولوا بهذه الفكرة إلى شخصيات ذات كفاية تضيف قيمة إلى المجتمع.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
29 أغسطس 2026م – أوف
الهوامش
- Amy Mitchell, Galen Stocking & Katerina Eva Matsa, “Long-Form Reading Shows Signs of Life in Our Mobile News World”, Pew Research Center, 5 May 2016. شملت الدراسة 74,840 مقالًا من 30 موقعًا إخباريًا، واستندت إلى 117 مليون تفاعل مجهول المصدر عبر الهواتف المحمولة. وبلغ متوسط زمن التفاعل مع الأخبار التي تتجاوز 1000 كلمة 123 ثانية، في حين بلغ 57 ثانية للأخبار التي تراوحت بين 101 و999 كلمة.
- Yamin Shen, “Distractions in Digital Reading: A Meta-Analysis of Attentional Interference Effects”, Frontiers in Psychology, Vol. 16, 2025, Article 1671214, DOI: 10.3389/fpsyg.2025.1671214. خلصت الدراسة، بعد تحليل نتائج 124 تجربة ضمن 32 دراسة، إلى أن المشتتات المصاحبة للقراءة الرقمية يمكن أن يكون لها أثر سلبي ذو دلالة في فهم المقروء.
- OECD, The High Cost of Low Educational Performance: The Long-run Economic Impact of Improving PISA Outcomes, OECD Publishing, Paris, 2010؛ UNESCO, Quality Learning. تؤكد هذه المراجع أهمية جودة مخرجات التعليم والتعلم، وأن جودة التعليم لا ينبغي أن تُقاس بمجرد أعداد المستفيدين منه، وإنما بما يكتسبه المتعلم من علم وقدرات ومهارات وقيم تمكّنه من الإسهام في بناء المجتمع.