Dünya Hayatını Sevmek
Soru şu mudur: Dünya hayatını sevmek mi problem? Elbette hayır!
Problem; onu mânâsızca sevenlerde
ya da onu hiçbir iz bırakmadan terk edenlerdedir…
Yüce Allah, yeryüzünü ruh için bir zindan olarak yaratmadı.
Güzelliği sırf bir imtihan fitnesi kılmadı.
İnsanın içine keşif iştiyakını, başarı lezzetini ve sevgi özlemini yerleştirip de, sonra ona sönük bir hayatı, sanki hayat bir günahmış gibi yaşamayı emretmedi!
İslâm, insanı söndürmek için gelmedi… onu terbiye etmek için geldi.
Sevinci yasaklamak için değil… sevinci bayağılıktan arındırmak için geldi.
Nitekim Peygamber Efendimiz ﷺ güzel kokuyu severdi, güzelliği severdi; tebessüm eder, yarışır, latife yapar ve şöyle buyururdu:
“Birinizin eşine yaklaşması dahi sadakadır.”
Bu nasıl bir dindir ki, helâl sevgiyi ve temiz lezzeti dahi ibadete dönüştürür?
Gerçek zühd, dünyadan nefret etmek değildir;
onun kalbi kirletmesine izin vermemektir.
Gül yetiştirmek ayıp değildir…
Ayıp olan, ömrü gülü koklamadan tüketmektir.
Bu sebeple Ali b. Ebî Tâlib (r.a.) şöyle demiştir:
“Dünyada ebedî yaşayacakmış gibi çalış; âhiret için ise yarın ölecekmiş gibi hazırlan.”
Bu söz, sığ kimselerin zannettiği gibi dünyaya tapınma çağrısı değildir;
bilakis ihsan ve ihkâm çağrısıdır…
Evin en güzelini inşa etmeye, ilmi en güzel şekilde öğrenmeye, sevgiyi hakkıyla yaşamaya ve ardında kalıcı bir iz bırakmaya davettir. Zira mü’min insan yeryüzünde başıboş gezmek için değil, hilâfet vazifesiyle bulunur.
Kur’ân-ı Kerîm dahi âhireti anlatırken dünyayı iptal etmemiş, şöyle buyurmuştur:
“Dünya nasibini de unutma.”
Sanki Yüce Allah, bazı insanların takvayı; hayatı öldürmek, renkleri söndürmek ve sevinci suç saymak zannedeceğini bilmektedir.
Hayat yalnızca bir imtihan meşakkati değildir…
Aynı zamanda bir imar imkânıdır.
Bu sebeple medeniyetimiz, Müslüman dünyanın ibadeti yalnızca mihrabda değil; çarşıda, ilimde, ziraatta, tıpta, zarif sanatta ve yeryüzünü ihyâda aradığını idrak ettiği günlerde yükselmiştir.
İbn Haldun der ki:
“İnsan tabiatı gereği medenîdir.”
Yani insan, hayatın içinden çekilmek için değil; onu inşa etmek için yaratılmıştır.
Bu yüzden…
Gecikmiş hayallerinden utanma.
Kırkından, ellisinden, altmışından sonra başlayan bir yoldan da hicap duyma.
Uzun kırılmalardan sonra gelen samimi bir sevgiden de çekinme.
Zira kimi ruhlar ancak ateşten geçerek olgunlaşır.
Bugün insanı en çok öldüren şey belki de başarısızlık değil…
hiç yaşamadığını fark etmenin geç gelen acısıdır.
O hâlde ertelediğin kitabı al,
imkânın varsa yolculuğa çık,
öğren,
bir fidan dik,
ihanet görsen de aileni bütün kalbinle sev,
etrafına ikramda bulun,
mümkün oldukça insanlara sevinç ulaştır,
kendi işini kur,
gülümse; suçluluk duymadan gül,
ve kalbi diri bir kullukla Rabbine yönel…
Korkuyla yaşamış bir kalple değil.
Çünkü Allah bizi dünyadan ürkerek geçelim diye yaratmadı;
bilakis onda güzel bir iz bırakalım diye yarattı…
Sonra da göçüp gidelim…
İhsan el-Fakîh
Yolculuk öncesi günlükleri
Tercüme: Ahmet Ziya İbrehimoğlu
25.06.2026 – OF
هل المشكلة في أن نُحب الحياة الدنيا؟
قطعا لا !
المشكلة فيمن يُحبها بلا معنى،
أو يتركها بلا أثر..
الله عز وجل.. لم يخلق الأرض سجنا للروح
ولا خلق الجمال فتنة خالصة،
ولا أودع في الإنسان شغف الاكتشاف، ولذة الإنجاز، وحنين الحب، ثم يأمره أن يعيش مطفأً كأن الحياة خطيئة !!
الإسلام لم يأتِ ليُطفئ الإنسان… بل ليهذّبه.
ولم يُحرّم الفرح… بل حرّر الفرح من الابتذال.
حتى النبي ﷺ كان يحب الطيب، ويحب الجمال، ويبتسم، ويسابق، ويمازح، ويقول:
“وفي بضع أحدكم صدقة”.
أي دين هذا الذي يحوّل حتى الحب الحلال واللذة النظيفة إلى عبادة؟
إن الزهد الحقيقي ليس أن تكره الدنيا،
بل ألا تسمح لها أن تُفسد قلبك.
فزراعة الورود ليست عيبا…
لكن العيب أن تعيش عمرك دون أن تشمّها.
ولذلك قال علي بن أبي طالب رضي الله عنه:
“اعمل لدنياك كأنك تعيش أبدا، واعمل لآخرتك كأنك تموت غدا”.
وهي ليست دعوة لعبادة الدنيا كما يظن السطحيون،
بل دعوة إلى الإتقان…
إلى أن تبني بيتك جيدا، وتتعلم جيدا، وتحب كما يجب، وأن تزرع أثرا يبقى بعدك، لأن الإنسان المؤمن لا يعيش عبثا في الأرض، بل خليفة فيها.
حتى القرآن حين تحدث عن الآخرة لم يُلغ الدنيا، بل قال:
﴿ولا تنس نصيبك من الدنيا﴾
وكأن الله يعلم أن بعض الناس سيظنون أن التقوى تعني قتل الروح، وإطفاء الألوان، وتجريم الفرح.
الحياة ليست امتحان عذاب فقط…
بل فرصة عمران أيضا.
ولهذا ازدهرت حضارتنا يوم فهم المسلم أن العبادة ليست فقط في المحراب، بل في السوق، والعلم، والزراعة، والطب، والفن الراقي، وإعمار الأرض وهنا في مواقع التواصل والتأثير.
ابن خلدون يقول:
“الإنسان مدنيّ بالطبع”.
أي أنه خُلق ليبني، لا ليعتزل الحياة بالجُملة.
ولهذا…
لا تخجل من أحلامك المتأخرة.
ولا من بداية تأتي بعد الأربعين أو الخمسين أو الستين .
ولا تخجل من حب صادق يأتي بعد خيبات طويلة.
فبعض الأرواح لا تنضج إلا بعد أن تعبر النار.
ولعل أخطر ما يقتل الإنسان اليوم ليس الفشل…
بل الشعور المتأخر بأنه لم يعش أصلا.
فاشترِ الكتاب الذي تؤجله،
وسافر إن استطعت،
وتعلّم،
وازرع شجرة،
وأحبب أهلك بكل ما فيك ولو خذلوك
وأكرِم من حولك
وأدخِل السرور على أكبر عدد من الخلق كلما استطعت ..
وابنِ مشروعك،
واضحك دون شعور بالذنب،
واعبد الله بقلب حيّ… لا بقلب خائف من الحياة.
لأن الله لم يخلقنا لنمرّ على الدنيا مذعورين منها،
بل لنترك فيها أثرا جميلا…
ثم نرحل ..
إحسان الفقيه
يوميات ما قبل الرحيل