Aileden Topluma: Eğitim ve Terbiye Üzerine
Bir sağlık merkezinden evlerine dönerlerken, güneşin hararetinden sakınan bir savaşçı misali bir ağacın gölgesine oturdular. Baba, cebinden cep telefonunu çıkarıp WhatsApp’taki mühim mesajlarına göz atmak üzereyken, on iki yaşındaki kızı ansızın:
— Sen zâhidsin, babacığım! dedi.
Baba, bu sözün sebebini sordu. Kızı şöyle cevap verdi:
— Telefonuna bak! Yıllardır aynı telefonu kullanıyorsun. Ekranının duvar kâğıdı bile değişmemiş. Üstelik ekran camı, düşmelerden dolayı paramparça olmuş.
Kızının ansızın söylediği bu söz, baba için hayli müspet mânâlar taşıyordu. Baba, kızının zihninde teşekkül eden güzel kanaati zedeleyecek şekilde zühd meselesini anlatmak istemedi. Çünkü her şeyden önce, kızının zihninde oluşan bir kavramı gerçek hayattaki bir hâle tatbik edebilmiş olması dikkat çekiciydi.
Demek ki çocuk, zühd kavramını zihninde kavramış ve onun hayattaki bir karşılığını, babasının yıllardır değiştirmediği telefonunda bulmuştu.
Kızı sözlerine devam etti:
— Biliyor musun babacığım, okuldaki arkadaşlarımın çoğunun yeni model iPhone’ları var. Hatta bazılarının iki telefonu bile var!
Bu kısa konuşma, babaya; yanında bulunan diğer kızı ve oğluyla birlikte çocuklarının zihnine eşyanın kıymeti, kullanılış gayesi ve nimet karşısındaki sorumlulukları hakkında bazı mühim hakikatleri yerleştirmek için kıymetli bir fırsat verdi.
Onlara telefonun aslî vazifesinin haberleşmek ve iletişim kurmak olduğunu anlattı. Bunun yanında haberleri takip etmek, okumak, araştırmak ve yeni beceriler kazanmak gibi faydalarından da söz etti.
Telefon bütün bu gayeleri yerine getirdiği müddetçe onu değiştirmeye veya yerine yenisini almaya ihtiyaç bulunmadığını söyledi. Çünkü burada şeklin ve görünüşün esaslı bir kıymeti yoktu. Asıl kıymet, eşyanın kendisinden beklenen faydayı yerine getirip getirmemesindeydi.
Baba, çocukların telefon sahibi olma arzusundan da söz etti. Zira çocuklar, okul arkadaşlarında gördükleri telefonlara sahip olmayı arzu etmeye başlamışlardı.
Ne var ki okul arkadaşlarının telefon sahibi olması, hem çocuklar hem de baba için acı hatıralarla örülü başka bir sahneyi hatırlatıyordu.
Çocuklar defalarca bu cihazların kötüye kullanılmasından söz etmişlerdi. Telefon, kimi zaman bir eğlence ve oyun âletine; pek çok defa da fesada ve ifsada götüren bir vasıtaya, zamanın israfına ve derslerden uzaklaşmaya sebep oluyordu.
Dahası, çocukların gözlerinin önüne öyle görüntüler geliyor, öyle şeylere şahit oluyorlardı ki, azıcık idrak ve ahlâk sahibi hiçbir ebeveyn bunları kendi evlâdı için istemezdi.
Konuşmanın sonunda asıl mühim olan şuydu:
Çocukların zihninde, ihtiyaç olmayan şeyi satın almaktan kaçınmak; sahip olunan şeyi varlık gayesinin dışına taşırmamak ve daha da önemlisi, elimizde bulunan her şeyi birer nimet bilerek İslâm ahlâkının ve edebinin ölçüleri içinde kullanmak gerektiğine dair sağlam bir kanaat yerleşmişti.
Bu nimet ister su olsun, ister mendil; ister elektrikli bir cihaz, ister elbise ve ayakkabı; isterse başka herhangi bir eşya…
İnsan, nimetin kıymetini bilmeli ve onu şeriatımızın maksadına aykırı biçimde kullanmaktan sakınmalıdır. Zira nimetin yanlış ve ölçüsüz kullanılması, onun elden çıkmasına vesile olabilir.
Şeriatımızın ise küçük büyük her şey hakkında gözettiği hikmetler ve maksatlar vardır.
İnsanların zihnine bu değerleri yerleştirmek için çocukluk çağından daha münasip bir dönem bulmak güçtür. Bu yaşlarda kök salmayan kıymetlerin ve benzeri faziletlerin yokluğunda ise toplumlarımız için daha güzel bir istikbal inşa edebilmenin imkânı pek görünmemektedir.
Bununla beraber baba, çocuklarının çağın teknolojisine dair arzularını da görmezden gelmedi. Onları çağın araçlarından mahrum bırakmayı veya teknoloji karşısında câhil bırakmayı istemedi.
Kendilerine, ihtiyaçlarını karşılayacak akıllı cihazlar temin edeceğine söz verdi. Ancak bunların fahiş masrafa ve gösterişe kapı açmayacak, ihtiyaçlarını karşılayacak nitelikte cihazlar olacağını söyledi.
Gelecekte gerçekten faydalı ve pratik bir ihtiyaç duydukları ölçüde ve kendilerini bu cihazları doğru kullanma hususunda yeterli olgunluk ve rüşd üzere gördüğü nispette, ihtiyaç duydukları imkânları sağlayacaktı.
Baba, çocuklarının şuurunda İslâm’ın tüketim anlayışını kökleştirmek istiyordu.
İnsan, sahip olduğu varlıkları tabiatın bağrına yerleştirilmiş nimetler olarak görmenin yanı sıra, günümüzde tüketim meselesini medeniyet ve kültür çerçevesinde de değerlendirmelidir.
Zira günümüzde üretimin büyük bir kısmı Müslüman olmayan milletlerin elindedir. Bu üretimin ardından, kârı azamîleştirmek amacıyla çeşitli usuller ve mekanizmalar geliştirilmiştir.
Vahşi bir kapitalist ve maddî üretim anlayışına dayanan bu sistem, çoğu zaman ürünün kalitesini düşürmekte ve kullanım ömrünü kısaltmaktadır. Böylece tüketici, elindeki ürünü daha kısa sürede değiştirmeye ve yenisini satın almaya yönlendirilmektedir.
Neticede daha fazla üretim, daha fazla tüketim ve daha fazla satış hedeflenmektedir.
Bunun neticesinde zayıf milletler -çoğu zaman pahalı telefonları gösteriş için taşıyan ve onları ölçüsüzce kullanan bu çocukların mensup olduğu toplumlar gibi- güçlü milletlerin karşısında taklitçilik ve aşağılık duygusu içinde sürüklenmekte; kendi etrafında dönüp duran kapalı bir daire içerisinde bocalamaktadır.
Çocuklar, anne ve babalarının boynunda birer emanettir.
Câhillerden pek çoğu, bu emaneti korumanın; çocukların karınlarını doyurmak, bedenlerini pahalı ve gösterişli elbiselerle örtmek, ellerine bolca para vermek ve onlara kıymetli, son model elektronik cihazlar temin etmekten ibaret olduğunu zanneder.
Oysa çocuğun karnını doyurmak, bedenini giydirmek ve eline para vermek, emaneti korumanın yalnızca en kolay tarafıdır.
Asıl emanet, onun aklını, kalbini, ahlâkını ve şahsiyetini inşa etmektir.
Nice akılsız baba vardır ki, işine dalıp ailesinden ve evlâdından gaflet ederek kendi eliyle emanetine zulmetmiştir.
Nice basiretsiz ve düşüncesiz anne de, “kendimi bulacağım” düşüncesiyle, toplumun gerçek bir ihtiyacı bulunmadığı hâlde, nice dirayetli erkeğin bile ağırlığına tahammül edemeyeceği bir çalışma hayatının içine atılmış; bunun neticesinde yuvasını ihmal edip kaybetmiştir.
Tecrübe ve müşahede göstermiştir ki toplumlarımız; mühendis, doktor, muhasebeci, avukat, idareci ve çeşitli memuriyetlerde çalışan kadınlarla ne kadar zenginleşmiş görünse de, terbiye eden anneler bakımından fakirleşmiştir.
Çocukluğun, şahsiyetin ve şuurun teşekkül ettiği en mühim dönemlerde insan sermayemizi sosyal medya vasıtalarının önüne bırakmışızdır.
Çocuklarımızın hayatın en mühim mefhumlarını öğrenmesini, dünyaya dair tasavvurlarını şekillendirmesini ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırmasını YouTube’a, TikTok’a, Twitter’a, çeşitli sohbet ve mesajlaşma mecralarına ve sokağa terk etmişiz.
Sonra da ortaya çıkan netice karşısında şaşırıyoruz.
Hâlbuki sokakta gördüğümüz ve bizzat müşahede ettiğimiz kadarıyla netice, bütün yönleriyle bir felâkettir.
Bu tür ebeveynler, bu ümmete ahlâkı, aklı, ilmi ve yaşayışı bakımından sefillerin, sürüklenenlerin ve kendini uçuruma atanların safına mensup gençler ve kızlar yetiştirmektedir.
Bu yolculuğun sonunda ise birbirine sırt çevirmiş iki ebeveynin ortasında parçalanmış aileler ortaya çıkmakta; eşlerden biri diğerinin kendisine karşı vazifelerinden habersiz hâle gelmektedir.
Bunun neticesinde de günümüz gençlerinde müşahede ettiğimiz ruhî ve davranış bozuklukları zuhur etmektedir.
Toplumun bütün bünyesi sarsılmıştır.
Fakat toplumdaki bu sarsıntı, fertlerin ruhlarındaki sarsıntıdan başka nedir?
Toplumun bozuluşu, aslında insanın iç dünyasındaki bozuluşun dışarıya taşmasından başka nedir?
İnsanların fıtratını bozmuş olan bu hâl, onları vehmedilen bir haz ve saadetin peşinden koşturmuştur.
Oysa insan, lezzetin, zevkin ve saadetin hakikatini kavrayamadığında, onu uzaklarda, ufukların ötesinde bir serap gibi aramaya koyulur.
Hâlbuki aradığı saadet çoğu zaman yanı başındadır.
Kendi evinin duvarları arasındadır.
Kendi ailesindedir.
Kendi evlâdının tebessümündedir.
Kendi yuvasının huzurundadır.
Onlara hiç kimse zulmetmedi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Konuşmanın sonunda ona şöyle dedim:
— Ey adam! Bu terbiye anlayışıyla insanların çoğunun gittiği yolun tersine yürümek mi istiyorsun?
Bana kararlı bir edayla şöyle cevap verdi:
— İnsanların yanlış yapması, ben doğruyu görüp nefsim onda yakîn bulduktan sonra bana ne zarar verir ki?
(Cihad Adle)
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
30.08.2026 — Of
“في التربية”
في طريق عودتهم من مركز صحي إلى البيت، جلسوا، كاحتماءة محارب من حر الشمس، تحت ظل شجرة، أخرج الوالد هاتفه الجوال من جيبه، بحثا عن المهم من رسائل “الواتس اب”، فباغتته ابنته ذات الاثني عشر عاما، بعبارة: “أنت زاهد يا أبي”، فسألها عن سبب مقولتها، فأجابت: “انظر إلى جوالك، هو نفسه منذ سنين، وخلفية الشاشة كما هي باقية لم تتغير، وزجاج الشاشة هشمته السقطات”.
حملت العبارة المباغتة معاني إيجابية للوالد الذي لم يشأ أن يتحدث مع ابنته عن موضوع زهده بما يخيب ظنها، في مقدمها المحاكاة العقلية التي قادتها إلى إنزال المفهوم، مفهوم الزهد، على الواقع، وهو حال الجوال، وقدرة الفتاة على تقديم تفسير عملي لمعنى الزهد كما انطبع في ذهنها.
استأنفت الابنة: “هل تعلم يا أبت أن أكثر زميلاتي في المدرسة يمتلكن جوالات حديثة من طراز آي فون، وأن بعضهن يحملن جوالين؟!”.
المحادثة القصيرة كانت فرصة ومدخلا مهما لأن يلقي الوالد في روع ابنته وأختها وأخيها الحاضرين، بعضا من المعاني المتعلقة بقيمة الأشياء وغائيتها، فبيّن لهم وظيفة الهاتف الأساسية وهي الاتصال والتواصل، ومن ثم القيمة المضافة ممثلة بمتابعة الأخبار والقراءة، فضلا عن تعلم مهارات جديدة من خلاله، وأن الجوال طالما أنه يحقق هذه الأهداف، فلا حاجة لإحداث تغيير فيه، أو استبدال جهاز جديد به، فالشكل هنا ساقط القيمة.
وزاد الوالد في حديثه عن ظاهرة امتلاك الأطفال للجوالات، وقد استبدت بأولاده الرغبة في امتلاكها أسوة بأصدقائهم في المدرسة.
لكن اقتناء زملائهم في المدرسة جوالات، يرتبط بشريط من ذكريات مريرة سواء للأولاد، أو للوالد الذي سمع مرارا وتكرارا منهم عن سوء استخدام هذا الجهاز، وتحوله إلى أداة لهو ولعب، وأحيانا كثيرة جدا إلى وسيلة فساد وإفساد، وإهدار للوقت، وانشغال عن الدروس، فضلا عما تقع عليه عيون الأطفال مما يأباه لولده أي ولي أمر حوى مسحة من إدراك وأخلاق.
المهم في نهاية المحادثة، أن القناعة التي ترسخت لدى الأولاد بتجنب شراء ما لا يلزم، وتجنب صرف استعمال الشيء عما أوجد من أجله، والأهم من ذلك التعامل مع الموجودات من حيث كونها نعما ينبغي التعامل معها وفق قواعد الأخلاق الإسلامية والآداب، سواء كانت هذه الموجودات مياها، أو مناديل، أو أجهزة كهربائية، أو ثيابا وأحذية، أو غير ذلك، استشعارا لخطر زوال النعمة عند الانحراف عن استعمالها على غير مراد شريعتنا، ولشريعتنا مرادات في كل شيء دقّ أو جلّ.
وفي غير هذه المرحلة العمرية، سيكون من العسير إنبات هذه القيم في عقل الأولاد، ومن غير هذه القيم وشبيهاتها، لا يُرى إمكان تخليق مستقبل أفضل لمجتمعاتنا.
لكن في مقابل هذه القناعة، لم يهمل الوالد تطلعات أبنائه إلى تقنيات العصر، ولم يشأ تجهيلهم بآلاته، فوعدهم بأجهزة ذكية، تحقق الأغراض من غير كلفة باهظة ولا تكلف في المظاهر، وأنه سيوفرها لهم بمقدار ما يحتاجونها مستقبلا احتياجا نافعا وعمليا، وبمقدار ما يأنس منهم رشدا في استعمالها.
لقد أراد الوالد ترسيخ التصور الإسلامي لقضية الاستهلاك في وعي أبنائه، ففضلا عن النظر إلى الموجودات كَنِعَم مركوزة في الطبيعة، ينبغي إدراك موضوع الاستهلاك، في وقتنا الراهن، في سياق حضاري وثقافي، حيث يتوطن الإنتاج اليوم عند الأمم غير المسلمة، وما يتولد عن هذا الإنتاج من وسائل وآليات لتكثير الأرباح انطلاقا من فلسفة إنتاجية رأسمالية ومادية متوحشة تقوم على تقليل جودة المنتج وتقصير أجل صلاحيته للاستعمال، لتكثير المبيعات، وهكذا فإن الأمم الضعيفة، كمثل التي ينتمي إليها هؤلاء الأطفال الذين حملوا هواتف باهظة الثمن للتظاهر بها غالبا، واستعمالها بتهور، تمارس إمّعية أمام الأمم القوية، وتدور حول نفسها في دائرة مغلقة.
الأولاد أمانة في أعناق آبائهم، وظن كثير من الجاهلين، أن حفظ الأمانة يقتضي ملء بطون الأولاد، وستر جلودهم بالفاخر من الثياب، وتزويدهم بالدراهم والليرات، ومنحهم الأجهزة الالكترونية الثمينة والحديثة، وكم جنى أب سفيه على رعيته في غفلة الانكباب على العمل، وكم من أم بليدة ورعناء، ضيعت بيتها وهي “تبحث عن ذاتها” في سوق عمل لا يطيق فظاظته كثير من أولي العزم من الرجال، من غير حاجة مجتمعية حقيقية لها في ذلك الموقع.
دلت التجربة والمشاهدة، أن مجتمعاتنا المتخمة بالمهندسات، والطبيبات، والمحاسبات، والمحاميات، والإداريات، والموظفات، والفقيرة من الأمهات المربيات، وضعت ثروتها البشرية، بمراحل تخلّق الشخصية والوعي في الطفولة، في سلة وسائل التواصل المجتمعي، تاركة اليوتيوب والتيك توك، والتويتر، ومواقع الدردشة، والشارع، يتكفلون بتلقينهم أهم مفاهيم الحياة، ويبنون لهم تصوراتهم، والنتيجة العملية لذلك، وفق ما نراه ونشاهده في الشارع، كارثة مكتملة الأبعاد.
هذا النوع من أولياء الأمور، ينتج لهذه الأمة شبابا وبنات ينتمون، أخلاقا وعقلا وعلما وممارسة، لفئات المتردية والمنخنقة والموقوذة، وينتج في نهاية الرحلة أسرا مفككة وسط أبوين متدابرين، لا يعرف أحدهما ما عليه للآخر، فتنشأ عن ذلك مظاهر الاضطراب النفسي والسلوكي الملحوظة في شباب اليوم.
منظومة المجتمع مضطربة، وما اضطرابها إلا من اضطراب النفوس، الذي أعطب فطرة الناس، فصاروا يلهثون وراء لذة متوهمة، وإذا أدركوا حقيقة اللذة أو المتعة أو السعادة، بحثوا عنها في الآفاق كسراب بقيعة، وهي بين جدران بيوتهم.
وما ظلمهم أحد، ولكنهم هم أنفسَهم يظلمون.
قلت له في النهاية: يا رجل أتريد أن تسير عكس أكثر الناس بهذه الرؤية التربوية؟!
فرد علي بحزم: وما يضيرني أن يفعل الناس الغلط، إذا استبان عندي الصواب واستيقنته نفسي؟!
(جهاد عدلة).