Siyonistlerin İstikbal Endişesi
Bazı insanlar, işgalci İsrail devletini; sarsılmaz, yenilmez, Ortadoğu’da denetim vasıtalarına sahip, çatışmalara girmeye, nüfuzunu genişletmeye ve rakipsiz biçimde tesir icra etmeye muktedir, mütehakkim bir güç olarak görmektedir.
İsrail’in oluşumuna dair bu mübalağalı tasavvur, merhum mütefekkir Abdülvehhab el-Mesîrî’nin dikkat çektiği önemli bir hakikati gözden kaçırmaktadır. İşgal devleti iki temel unsur üzerinde ayakta durmaktadır: Arapların yokluğu ve Amerikan desteği. Dolayısıyla onun gücü kendinden kaynaklanan bir güç değildir. Varlığını ve bekasını, bir taraftan sınırsız Amerikan desteğine, diğer taraftan Arap dünyasının birlik ve bütünlükten mahrum oluşuna borçludur.
Zannedilenin aksine İsrail’in iç yapısı son derece kırılgandır. İsrailliler; siyasî, içtimaî ve bünyevî zaafların yanı sıra, birtakım kehanet ve inançların da beslediği yok oluş ve çöküş endişesinin baskısı altında yaşamaktadır.
İşgal devletinin bir gün ortadan kalkacağına dair beklentiler, onun belirli bir vazifeyi yerine getirmek üzere kurulmuş bir devlet olduğu gerçeğine dayanmaktadır. Zira bu devlet; Ortadoğu’da Arap ve İslâm birliğinin teşekkülünü engellemek, Asya Araplarını Afrika Araplarından ayırmak ve Batılı güçlerin bölgedeki menfaatlerini korumak üzere sömürgecilik tarafından kurulmuştur. Bu sebeple, hak ve toprak sahiplerinin direnişini sürdürmesi ve kararlılıkla ayakta durması karşısında, söz konusu devletin zamanla aşınma ve çözülme tehlikesiyle karşı karşıya kalması kaçınılmaz görülmektedir.
İşgal devletinin yok oluşu ve sonunun yaklaşmakta olduğu düşüncesi, işgal altındaki Filistin topraklarının içinde ve dışında, Siyonist dinî ve siyasî çevrelerde yaygın biçimde dile getirilmektedir. Hatta eski ABD Dışişleri Bakanı, Alman asıllı Yahudi Henry Kissinger’a, İsrail devletinin yakın bir gelecekte ortadan kalkacağına dair sözler dahi nispet edilmektedir.
Eski İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’ın kızı Yael Moşe Dayan, Aynanın Yüzü adlı kitabında İsrail toplumunun parçalanmasına işaret eden unsurları sıralarken şöyle demektedir:
“Millî parçalanma ile dinî, mezhebî ve sınıf ayrışmaları arasında, İsrail devletinin gelecekte çöküşüne yahut en azından onu dâhilî çatışmaların girdabına sürükleyecek unsurlar şekillenmektedir.”
İsraillilerin bu endişelerini daha da derinleştiren hususların başında; bir tarafta dinî mezhep ve gruplar arasındaki çekişmelerin, diğer tarafta kültürel seçkinler ile siyasî yapılar arasındaki mücadelelerin giderek sertleşmesi, ırkçılığın tırmanması ve yalnızca silahın gücüne inanan, barışçı uzlaşmaları reddeden aşırı sağın siyasete hâkim olması gelmektedir.
İşgal devletinin bekasını tehdit eden en ciddi unsurlardan biri ise, Filistin direnişinin doğurduğu korkular ve aşırı sağcı hükümetin saldırgan politikaları sebebiyle giderek büyüyen tersine göçtür. Zira bu politikalar, işgal devletini çevresindeki halkların düşmanlığıyla kuşatılmış bir yapı hâline getirmektedir.
Tersine göç endişesi, mevcut İsrail neslinin kurucu nesilden ve onun köklü Siyonist kültüründen hayli uzaklaşmış olması sebebiyle daha da büyümektedir. Bugünün İsrail nesli, kurucuların yerleştirdiği değerlere önceki nesiller kadar bağlı değildir; onun asıl ilgisi tüketim ve refah üzerindedir. Bu da ülkedeki varlığını, işgal hükümetinin hayat standardına ilişkin beklentilerini ne ölçüde karşılayabileceğine bağımlı hâle getirmektedir.
İsraillilerin devletlerinin yakın bir gelecekte yok olabileceğine dair taşıdıkları yoğun endişeler, aynı zamanda kehanetlere dayanan bir inançtan da beslenmektedir. Bunların başında, İsraillilerin önemli bir kısmının inandığı “Sekizinci On Yıl Laneti” gelmektedir. Bu ifade, eski Yahudi krallıklarının sekizinci on yıllarında ortadan kalkmış veya çözülme sürecine girmiş oldukları iddiasından hareketle, İsrail devletinin de kuruluşunun sekseninci yılına ulaşmadan yahut sekseninci yılı içinde yıkılacağına ilişkin inancı ifade etmektedir.
Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, yıllar önce Yedioth Ahronoth gazetesinde yayımlanan bir makalesinde, İsrail devletinin birkaç yıl içerisinde ortadan kalkabileceğine dair endişelerini dile getirmiş; bu sürenin de devletin kuruluşunun sekseninci yılına denk geldiğine dikkat çekmiştir.
Bugünkü Başbakan Binyamin Netanyahu ise bundan dokuz yıl önce yaptığı bir açıklamada, söz konusu “düğüm” sebebiyle devletinin yüzüncü yılına ulaşamayacağından duyduğu endişeyi ifade etmiş ve İsrail’i bu eşiğin ötesine taşımak için var gücüyle çalışacağı sözünü vermiştir.
İsraillilerde sürekli bir tehdit ve tehlike duygusunun bulunmasının bir diğer sebebi de Filistin topraklarında gerçekleştirdikleri tarihî gasbın ve bunun dünya halklarının zihninde oluşturduğu imajın doğurduğu sonuçlardır. Bu imaj, onların dünyanın dört bir yanından toplanmış, Filistin topraklarını gasbetmek üzere bir araya getirilmiş köksüz bir topluluk olduğu yönündeki kanaati beslemektedir.
Kendilerini projelerini reddeden bir Arap coğrafyasının ortasında bulmalarının neticesinde, güvenlik endişeleri onları sürekli olarak kuşatmaktadır. Nitekim onların hâli, Yüce Allah’ın şu buyruğunda tasvir edilen durumu andırmaktadır:
“Her çığlığı kendi aleyhlerinde sanırlar.” (el-Münâfikûn, 63/4)
Bu sürekli huzursuzluk ve daimî kaygı, istikrar duygusunu aşındırmakta; kimlik bilincinin sağlamlığını zayıflatmakta ve zaman içerisinde aidiyet duygusunu tüketmektedir. Şüphesiz bütün bunlar, işgal devletinin tabutuna çakılan çivilerden biridir.
Bugün işgal devleti hakkında yapılan tartışma, artık çöküp çökmeyeceği meselesi etrafında dönmemektedir; asıl tartışılan husus, çöküşün ne zaman gerçekleşeceğidir.
İhsan el-Fakîh
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
19.08.2026 – OF
مخاوف صهيونية
تنظر فئات من الناس إلى دولة الاحتلال الإسرائيلي على أنها القوة المتماسكة التي لا تُقهر، والتي تمتلك أدوات السيطرة في الشرق الأوسط، والأقدر على خوض الصراعات ومد النفوذ والتأثير دون منازع.
هذه النظرة المغالية للكيان الإسرائيلي تتجاوز حقيقة هامة، قد تناولها العالم الموسوعي الراحل عبد الوهاب المسيري، وهي أن دولة الاحتلال قائمة على أمرين اثنين: الغياب العربي والدعم الأمريكي، فقوتها ليست ذاتية، وإنما تستمد بقاءها من الدعم الأمريكي المفتوح، ومن غياب وحدة الكلمة العربية.
الداخل الإسرائيلي هش، خلافًا لما يتصوره الكثيرون، والإسرائيليون يعيشون تحت ضغط هواجس الزوال والانهيار، لأسباب سياسية واجتماعية وبنيوية وأخرى نبوءاتية.
تستند التوقعات بزوال دولة الاحتلال على كونها دولة وظيفية، أنشأها الاستعمار لتحول دون قيام وحدة عربية وإسلامية في الشرق الأوسط، وتقوم بعزل عرب آسيا عن عرب إفريقيا، ورعاية المصالح الغربية في المنطقة، وبناء على ذلك تتعرض هذه الدولة لخطر التآكل بصمود واستمرار المقاومة من قبل أصحاب الحق والأرض.
مصير الزوال واقتراب النهاية لدولة الاحتلال، حديث شائع في الأوساط الدينية والسياسية الصهيونية داخل وخارج فلسطين المحتلة، حتى أن هنري كسينجر وزير الخارجية الأمريكي الأسبق وهو يهودي من أصل ألماني، تنسب إليه تصريحات تتحدث عن الزوال القريب لدولة إسرائيل.
في كتابها الموسوم بـ “وجه المرآة”، عددت الكاتبة ياعيل موشي ديان، ابنة وزير الدفاع الإسرائيلي الأسبق موشي ديان، العوامل المنذرة بتفكك المجتمع الإسرائيلي، فتقول: “ما بين التصدع القومي والتصدع الديني والطائفي والطبقي، تتشكل عوامل انهيار دولة إسرائيل في المستقبل، أو على أقل تقدير دخولها في دوامات الصراع الداخلي”.
ويعزز هذه المخاوف لدى الإسرائيليين، التناحر بين الطوائف الدينية من جهة، والنخب الثقافية والكيانات السياسية من جهة أخرى، وتفاقم العنصرية، وهيمنة اليمين المتطرف الذي لا يؤمن سوى بالبندقية، ويرفض التسويات السلمية.
وأشد ما يتهدد بقاء دولة الاحتلال، هو الهجرة العكسية المتنامية بسبب المخاوف من المقاومة الفلسطينية، والسياسات العدائية للحكومة المتطرفة والتي تجعل من دولة الاحتلال مطوقة بعداء الشعوب المجاورة.
تتفاقم مخاوف الهجرة العكسية نظرًا لأن الجيل الحالي من الإسرائيليين – والذي تشكل بعيدًا عن جيل التأسيس وثقافته الصهيونية الراسخة – جيل لا يعبأ بالقيم التي أرساها المؤسسون، بل ينصب اهتمامه على الاستهلاك والرفاهية، والتي ترهن وجوده بمدى قدرة حكومة الاحتلال على احتواء تطلعاته المعيشية.
الهواجس الضاغطة على الإسرائيليين بالزوال الوشيك لدولتهم، تتعلق كذلك بسبب نبوءاتي، ضمن ما يسمى بلعنة العقد الثامن التي يؤمن بها كثير من الإسرائيليين، وهو مصطلح يشير إلى زوال دولة إسرائيل في عقدها الثامن، استنادًا إلى أن الممالك اليهودية القديمة زالت أو بدأت في التفكك في عقدها الثامن.
رئيس الوزراء السابق إيهود باراك صرح قبل سنوات في مقال له على صحيفة يديعوت أحرونوت بمخاوفه من زوال دولة إسرائيل في غضون سنوات وهو ما يوافق بلوغها العقد الثامن.
أما رئيس الوزراء الحالي بنيامين نتنياهو، فقد اعرب في تصريح له قبل تسع سنوات عن مخاوفه من عدم وصول دولته إلى المئوية بسبب هذه العقدة، وأطلق وعده بأنه سيعمل جاهدا ليتخطى بدولة إسرائيل هذه العقدة.
لدى الإسرائيليين شعور بالخطر المستمر، كنتيجة لعملية السطو التاريخي التي قاموا بها في الأراضي الفلسطينية، والصورة الذهنية التي تكونت لدى شعوب العالم بأنهم يمثلون شعبًا لقيطًا تم جمعه من أصقاع الأرض ليسلب أرض فلسطين.
نتيجة لوجودهم في البيئة العربية اللافظة لمشروعهم، تستبد بهم الهواجس الأمنية، فحالهم كما قال الله تعالى في كتابه الكريم (يحسبون كل صيحة عليهم).
هذا الاضطراب المستمر والقلق الدائم يقتل الشعور بالاستقرار ويحد من ثبات الهوية، ويبدد مع الوقت مشاعر الانتماء، وهو بلا شك مسمار يدق في نعش دولة الاحتلال.
الحديث الراهن عن دولة الاحتلال ليس عن احتمال الانهيار، وإنما يدور عن وقت الانهيار.
احسان الفقيه