Islah Tasavvuru: Devleti Tahkimden Ümmetin Dirilişine

Dr. Abdullah en-Nefîsî, Erdoğan ile yaptığı görüşmeyi şöyle naklediyor:

Erdoğan ile Türkiye’nin henüz yeni başbakanı olduğu dönemde görüştüm ve kendisine şöyle dedim: İstanbul sokaklarında dolaşan ve bu ümmetin dinine ve tarihine aykırı manzaraları görenlerden biriyim. Bu hususta ne yapacaksınız?

Bana son derece sakin bir şekilde şöyle dedi: “Hiçbir şey… Bu mesele kolaydır fakat erkendir. Benim ilk yapacağım iş; ülke iktisadını ayağa kaldırmak, iş sahaları açmak, fabrikalar kurmak, memleketin boynunu düşmanın bıçağı altına koyan borç yükünü hafifletmek, altyapıyı düzene koymak, bu millete yaraşır mektepler ve üniversiteler kurmaktır. Hastaneler inşa edeceğim; insanı tedavi eden ve güçlü, çalışkan, sadık bireyler yetiştiren… Yollar yapacak, tüneller açacağız. Silahımızı ve gıdamızı kendimiz üretecek, kara, deniz ve hava sahamızın emniyetini sağlayacağız. Bütün bunlardan sonra Türkiye’yi yeniden İslâm dünyasının bir parçası hâline getireceğiz.”

Ardından şöyle ilave etti: “Bahsettiğiniz bu manzaralar, Mekke’de nübüvvetin ilk yıllarında da mevcuttu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bunlarla başlamadı; toplumu bunlar üzerinden karşısına almadı. Önce akîdeyi tahkim etti, kendisine destek olacak bir zümre yetiştirdi. Bu akîde, zihinlerde ve gönüllerde devletin ilk temel taşı oldu.”

Görüşmemiz saatler sürdü. Yeni bir randevu talep ettim, “Yarın inşallah” dedi. Ertesi gün Dolmabahçe Sarayı’nda tekrar buluştuk. Benimle adeta bir devlet adamı gibi konuşuyor, Arap ve Körfez dünyasına dair, aklıma dahi gelmeyecek meseleleri soruyordu. Görüşmemiz iki buçuk saat devam etti.

Kendisine fazla vaktini aldığım için özür dilediğimde şöyle dedi: “Hayır Abdullah, bilakis seninle oturmak istedim. Zira Arap dünyasının nasıl düşündüğünü, toplumlarınızın iç yüzünü basın ve toplantıların ötesinde anlamaya ihtiyacım var.”

Kendisine şöyle sordum: “Bu hedefleriniz sizi askerî vesayetle ve Batı’ya bağımlılıkla karşı karşıya getirecek. Ayrıca İslâm dünyasıyla yakınlaşmanız ve İsrail’e karşı tavrınız, sizi büyük bir baskı altına sokacaktır. Bundan endişe etmiyor musunuz?”

Şu cevabı verdi: “Asla… Bilakis ben bunu Rabbime kulluğun bir parçası olarak görüyorum. İnsanlar mescitlerde ibadet eder; ben ise Allah’ın dinine hizmet ederek ve ona düşmanlık edenlere karşı durarak ibadet ediyorum.”

Sözlerine devamla şöyle dedi:
“Bu manzaralara gelince… Şimdilik hiçbir şey yapmayacağım. Devlet iktisatta, ziraatte, sanayide, ilimde ve orduda güç kazandığında; insanlar geçim, güvenlik ve hürriyet endişesinden kurtulduğunda, o vakit halk bizden gelen çağrıya rızayla icabet eder. Eğitim değişip yeni bir nesil yetiştiğinde, bu görüntüler kar gibi eriyip yok olacaktır.”

“Sen aç, fakir ve hasta bir topluma nasıl değişmesini söylersin? Geçim derdiyle boğuşan insan nasıl sözünü dinler?”

“Ordu da bu milletin bir parçasıdır. Devletin güçlü ve müstakil olduğunu gördüğünde, sadakati vatanına ve milletine olacaktır.”

“Bu sebeple, bu esaslar değişmeden gerçek bir ıslah mümkün değildir… Biz bu yolda kararlıyız; Allah bizi yalnız bırakmayacaktır.”

Görüşmenin sonunda bana: “Benimle yemek yer misin?” dedi. Kabul ettim. Önüne konan yemeğin sade bir ekmek, biraz zahter ve zeytinyağından ibaret olduğunu görünce şaşırdım. “Bu mu sizin yemeğiniz?” dedim. “Evet, bugünlük yemeğim budur” diye cevap verdi.

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
25.04.2026 – Üsküdar

رؤية الإصلاح: من تثبيت الدولة إلى نهضة الأمة

الدكتور عبدالله النفيسي يتحدث عن لقائه مع أردوغان، فيقول:

التقيتُ مع أردوغان وكان رئيسًا جديدًا لتركيا، وقلتُ له: أنا واحدٌ ممن يسيرون في شوارع إسطنبول ويرون هذه المناظر المخالفة لدين وتاريخ هذه الأمة، فماذا أنت فاعلٌ في هذا؟

فقال بكل ارتياح: لا شيء… هذه مهمة سهلة ولكنها متأخرة. أول ما سأقوم به هو إنعاش اقتصاد البلاد، وخلق فرص عمل، وإنشاء المصانع، ورفع المديونية التي تضع رقبة البلد تحت سكين عدوها، وتحسين البنية التحتية، وإيجاد مدارس وجامعات تليق بهذا الشعب وهذه الأمة وهذه الأجيال القادمة. وسأبني المستشفيات التي تعالج المريض وتُنشئ إنسانًا قويًا عاملًا مخلصًا، وسأبني الطرق، وأشق الأنفاق في كل البلاد، وسنصنع سلاحنا وطعامنا، ونؤمّن أرضنا وبحرنا وسماءنا، وبعد ذلك سنعيد تركيا إلى منظومة العالم الإسلامي.

أما ما تقوله يا دكتور عبدالله النفيسي، فإن هذه المظاهر كانت موجودة أيام الرسالة النبوية الأولى في مكة المكرمة، ولم يبدأ بها الرسول صلى الله عليه وسلم، ولم يجعلها مدخلًا لتأليب المجتمع عليه، بل بدأ بتثبيت العقيدة وتكوين فئة من المجتمع تعينه وتشاركه في ترسيخ هذه العقيدة، التي ستكون لبنة الدولة الأولى في النفوس والعقول.

دامت جلستنا ساعات، وطلبتُ منه موعدًا آخر، فقال: غدًا إن شاء الله. والتقيتُ به في الموعد في قصر الدولما بهجة على شاطئ البوسفور، وكان يحدثني وكأنني رجل دولة، ويسألني عن أمور في عالمنا العربي والخليجي لم أكن أظن أنها تخطر له على بال. واستمر اللقاء ساعتين ونصف.

وعندما اعتذرتُ له عن الإطالة، قال: لا يا عبدالله، بل أنا الذي أحببت أن أجلس مع مواطن عربي مثلك، لأفهم كيف يفكر العالم العربي، وكيف هي العلاقات داخل مجتمعاتكم بعيدًا عن الصحف والمؤتمرات.

ثم سألته: ما أول اهتماماتك، وأنت الآن في موضع خطر، لأنك بكل ما ذكرت ستصطدم بالحكم العسكري وتبعية تركيا للغرب، ولن يتركوك تفعل ما تريد، خاصة مع تقاربك مع العالم العربي والإسلامي ووقوفك ضد مصالح إسرائيل؟

فقال: أبدًا، أنا لا أخاف هذا… بل أنا أتعبد لربي بهذا الذي نذرت له حياتي. الناس يتعبدون في المساجد، وأنا أتعبد بنصرة دين الله ومخالفة من يحاربه أينما كان.

أما عن تلك المناظر، فأقول لك مرة أخرى: لن أفعل بها شيئًا الآن. عندما تكون الدولة قوية في الاقتصاد والزراعة والصناعة والتعليم والجيش، وعندما يأمن المواطن على رزقه وحياته وكرامته، عندها سيستجيب طوعًا لما نطلبه منه. وعندما تتغير مناهج التعليم ويتبدل الجيل، ستختفي هذه المظاهر كما يذوب الثلج، لتظهر طهارة هذا الشعب.

كيف تطلب من شعبٍ جائعٍ فقيرٍ مريضٍ أن يتغير؟ كيف يستجيب لك وهو خائف على رزقه وأسرته؟

والجيش جزء من هذا الشعب، فإذا رأى أن دولته قوية مستقلة، سيكون ولاؤه لوطنه وأمته، ولن يخاف أحدًا.

فلا إصلاح قبل تغيير هذه الأسس… ونحن ماضون في ذلك، والله لن يتركنا.

ثم قال لي: هل ستأكل معي؟ فوافقت. فرأيتُ طعامه خبزًا عاديًا وصحن زعتر وآخر زيت، فقلت: هذا طعامك في هذا القصر؟ فقال: نعم، هذا طعامي اليوم.