Veda Vaktine Doğru: İbret Aynama Yansıyanlar

Giriş

Her insanın bir hikâyesi vardır. Kimi hikâyeler yaşanır, sahibinin ardından sessizce kapanır; kimileri ise geride kalanlara ibret, tecrübe ve istikamet bırakan sönmez bir meşaleye dönüşür.

Ben, hayatım boyunca kendimden bahsetmeyi uygun görmedim. Bizler, yaptığı hizmetleri anlatmaktan haya duyan, görünmeye değil adanmaya gönül veren o eski neslin son halkalarından biriyiz. Lâkin yaş ilerledikçe insan daha derin bir idrakle anlıyor ki; çekilen çileler, aşılmış fırtınalar, edinilen tecrübeler ve alınan dersler yalnızca sahibine ait değildir. Onlar, arkadan gelen nesillere bırakılmış birer yol işareti, birer ışık kaynağı ve birer emanet hükmündedir.

Bugün yetmiş üçüncü yaşımın üzerinden altı ay geçmişken geriye dönüp baktığımda; Anadolu’nun mütevazı bir köyünden başlayıp Mekke’ye, Medine’ye, Şam’a, Ürdün’e, Kudüs’e, Gazze’ye ve dünyanın dört bir yanına uzanan; dur durak bilmeyen, çileyle yoğrulmuş fakat bereketle kuşatılmış dopdolu bir ömür görüyorum.

Bu satırlar bir övünme vesikası değil; bir ömür muhasebesi, bir şükür secdesi ve veda vaktine doğru yürürken ardımdan gelecek nesillere bırakılmış hasbî bir hatıradır.

Çocukluk ve Tahsil Yolculuğum

Doğduğum yılların çetin şartları göz önünde bulundurulduğunda, çocukluk çağımda son derece hususi ve müstesna bir eğitim aldığımı hamd ile itiraf etmeliyim. Okuma fırsatı bulamamış; fakat fıtratı bozulmamış, saf ve berrak bir Anadolu kadını olan annemle, ilkokulun üç sınıfını Osmanlıca okumuş, sanatkâr ruhlu bir babanın dizinin dibinde yetiştim.

Henüz beş-altı yaşlarındayken Kur’ân-ı Kerîm’i yüzünden okumayı öğrenerek zihnimi ve ruhumu fıtratın ebedî kaynağına bağladım. Çocukluk baharının en güzel günlerinde, sekiz yaşında hafızlığımı tamamladım. Hemen ardından Arapça ve talim eğitimine yöneldim. Resmî okul hayatına ise ancak on yaşında, ilkokul üçüncü sınıftan başlayarak adım atabildim.

1964 yılından itibaren hayatıma giren tahsil ve gurbet yolculuğu, bir daha arkasına bakmadan kesintisiz devam etti. 1968-1974 yılları arasında İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda okuyup mezun oldum. 1974-1979 yılları arasında bir taraftan İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nde yüksek tahsilimi sürdürürken, diğer taraftan imam-hatiplik vazifesini yürüttüm. 1979 yılından itibaren de kısa süreli öğretmenlik ve müftülük görevlerinde bulundum.

Hareketli Bir Ömür, Çileli Bir Yolculuk

1980 yılı, hayatımın en mühim dönüm noktalarından biri oldu. Bu tarihten itibaren ilim dünyasının seçkin âlimleriyle kesintisiz bir irtibat, istişare, müzakere ve beraberlik iklimine girdim. Bu bereketli süreç; dünya ülkeleriyle, hususen İslâm âlemiyle ilgili derin tecrübeler edinmeme, engin bilgiler kazanmama ve güçlü bağlar kurmama vesile oldu.

1980-2022 yılları arasında tam kırk iki yıl boyunca Mekke-i Mükerreme merkezli olarak eğitim, hac ve umre organizasyonlarını birlikte yürüttüm. Buna paralel olarak Suriye, Ürdün ve Kudüs rehberlikleriyle mukaddes beldelerin izine ayaklarımı sabitledim.

Eğitim ve çalışma hayatım boyunca saha faaliyetlerinden ve hayır projeleri koordinatörlüğünden bir an bile geri durmadım. Doğduğum köyden başlayarak dünyanın en mahzun coğrafyalarına kadar uzanan hayır köprüleri kurmaya gayret ettim.

7 Ekim 2023 Aksâ Tufanı’ndan önce, 2018 yılından itibaren bütün gayretimle Gazze cihadının saha çalışmalarına ve hayır projelerine katkı sunmaya çalıştım. Özellikle Aksâ Tufanı’ndan sonra bu çalışmaları hayatımın birinci gündemi hâline getirerek düzenli ve sistemli bir hayır ortaklığına dönüştürdüm. Hâlen her ay 250 yetimin düzenli yardım ve destek giderlerine katkı sağlamaya devam ediyoruz.

Mekke Üniversitesi’ndeki talebelik yıllarımda öylesine yoğun ve hızlı bir hayat yaşıyordum ki, bazı günlerde Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında iki defa gidip geldiğim olurdu. Çok farklı sahalarda, rengârenk ve derin tecrübeler biriktirdim. Şayet yaşadıklarımı bütün ayrıntılarıyla kaleme alabilseydim, mübalağasız on ciltlik bir hayat arşivi ortaya çıkardı. Bu arşivde hayatın bütün renkleri, bütün çileleri ve bütün sevinçleri bulunduğu gibi; ilâhî lütufların ve sıra dışı hadiselerin sayısız izleri de vardır. Kırk günlük Paşakapısı çilesi de bu yılların renkli levhaları arasında yer alan unutulmaz bir hatıradır.

Geç Konuşan Bir Kalem

Emekli oluncaya kadar geçmişimi düşünüp anlatmaya veya yazmaya fırsat bulamadım. Sürekli bir koşuşturma, hizmet yarışı ve hareket hâli içindeydim. Buna bir de on çocuk babası bir aile reisinin omuzlarındaki ağır mesuliyet eklenince, vaktin nasıl daraldığını daha iyi anlayabilirsiniz.

Geçmişime dönüp bakma vesilem ilk defa VAV TV’de program yapan Fehmi Atay kardeşimin hayat hikâyemi anlatmam yönündeki teklifiyle başladı. Çocukluk ve gençlik yıllarıma ait fotoğrafları isteyince mecburen arşivimi karıştırdım ve geçmişin sayfalarını yeniden araladım.

Bu Program kaydı internettedir:👇
https://youtu.be/IjHP34CKto4?si=6E-BKqFX_DyUlPJM

Programı daha sonra izlediğimde, hayatıma bu kadar yoğunluğu nasıl sığdırdığıma ben de hayret ettim. İşte o vesileyle hatırat yazma fikri gönlüme düştü.

Bir plan yaptım; fakat sadece konu başlıklarını yazmam bile sayfalar tutunca, bu işin ömür içinde uzun bir zamana yayılacağını fark ettim. Yazmayı kendi tabiî akışına bıraktım. Hayır projelerinden fırsat buldukça, hayat aynama yansıyan her hatırayı ve her ibreti kaleme almaya devam ediyorum.

Bugüne kadar yazdığım ve tercüme ettiğim makalelerin sayısı bin beş yüzü aşmıştır. Sadece bunlar bile derlenip yayımlanabilse dört-beş ciltlik bir külliyat meydana gelir.

Arzumuz ve duamız odur ki; bu işe yatkın, liyakatli ve dert sahibi bir genç kardeşimiz çıkıp bu metinleri okuyarak konularına göre tasnif etse ve onlardan dört-beş kıymetli eser ortaya koysa…

Bu muhtemel eserlerden birine “Gazze Destanının Bilinenleri ve Bilinmeyenleri” adını vermek isterdim. Zira sahada duyup şahit olduklarımız mutlaka kayıt altına alınmalı ve gelecek nesillere aktarılmalıdır.

Diğer çok ehemmiyet verdiğim kitabın ismi ise “Aile Hayatımızın Kraliçeleri: Kadınlar ve Yaratılış Özellikleri” olsun isterdim.

Bu iki konuda yazdığım ve tercüme ettiğim metinler, hacimli birer kitaba fazlasıyla yetecek sayı ve seviyededir. Fakat günlük meşgaleler, şimdilik bu tasnifi bizzat yapmama imkân vermiyor.

Hesap Değil, Hasbîlik ve Hasret Ömrü

Hayatımın hiçbir döneminde zengin olmak gibi bir emelim, dünya nimetlerine dair büyük beklentilerim olmadı. Dilime ve kalbime yerleşen, hayatımı ve dünya-ahiret dengemi şekillendiren duam daima şu oldu:

اللَّهُمَّ ارْزُقْنَا فِقْهاً فِي الدِّينِ، وَزِيَادَةً فِي الْعِلْمِ، وَكَفَايَةً فِي الرِّزْقِ، وَصِحَّةً فِي الْبَدَنِ، وَتَوْبَةً قَبْلَ الْمَوْتِ، وَرَاحَةً عِنْدَ الْمَوْتِ، وَمَغْفِرَةً بَعْدَ الْمَوْتِ، وَنَجَاةً مِنَ النَّارِ، وَدُخُولاً فِي الْجَنَّةِ، وَعَافِيَةً فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ

Allah’ım! Bize dinde derin anlayış, ilimde artış, kifayet miktarı rızık, bedende sıhhat ihsan eyle. Ölümden önce tövbe, ölüm anında rahatlık, ölümden sonra mağfiret nasip eyle. Bizi cehennemden kurtar, cennetine koy ve dünya ile ahirette afiyet ver.

Annemin, babamın ve hocalarımın samimi dualarını almış bir eğitimci olarak, dünyaya ait ihtiyaçlarımın ve beklentilerimin çok ötesinde nimetlere eriştim. Bunu çocuk yaşta ezberleyip beyin ve gönlüme nakşettiğim Kur’ân-ı Kerîm’in bereketine ve o mübarek büyüklerin dualarına bağlıyorum.

Hayatım boyunca “hasbî” olmaya çalıştım; “hesapçı” olmaktan ise titizlikle kaçındım. Kınayanların kınamasına aldırmadan doğru bildiğim hakikatleri söyledim ve yazdım. Bu yüzden dokuz köyden kovuldum; fakat kendi köşeme çekilip hayırlı ve faydalı işlerle meşgul olmaya devam ettim.

Devlet işlerine, bürokratik ihtiraslara ve siyasî hesaplara asla bulaşmadım. Hata ve haksızlıklara karşı tavizsiz duruşum, beni çıkar, makam ve unvan peşinde koşanlardan daima uzak tuttu.

Ne hizmet ürettiysem kendi sınırlı imkânlarımla ve inanmış dostlarımın desteğiyle gerçekleştirdim. Bu sebeple hiç kimseye minnet borcu taşımıyorum.

Diyanet’teki kısa görev dönemimde, yalan ve iftira üzerine kurulmuş ağır mağduriyetler yaşadım. Bu iftiralar mahkeme yoluyla tamamen çürütülüp haklılığım açıkça ortaya çıktıktan sonra bile arayan, soran yahut helallik dileyen olmadı.

Peki, bunu kendime dert mi ediyorum?

Asla!

Bilakis o haksızlıklar, fikrî hürriyetimi ve şahsî istiklalimi muhafaza eden bir kalkana dönüştü. Hatta zaman zaman, o dönemde bana zulmedenlere karşı içimde bir teşekkür hissi doğduğunu söyleyebilirim. Çünkü onların insafsız tavırları olmasaydı, belki ben de sistemin çarkları arasında öğütülecek, zamanla sıradanlaşacak, konforun ve alışkanlıkların içinde eriyip gidecektim.

Hamdolsun, bugün yetmiş üç yaşındayım ve hâlâ işlerim vaktimden fazladır. Bir günde yüzlerce mesaj alıyor; dünyanın dört bir yanındaki hayır ortaklarımızla ümmet için faydalı çalışmalar yürütmeye devam ediyoruz.

Kul hakkına girmemek için azami hassasiyet gösteriyor, müminlerin dertlerini kendi derdim bilerek çırpınıyorum. Biyolojik yaşım yetmiş üç olsa da ruh dünyamda kendimi hâlâ genç, dinamik ve hizmet aşkıyla dolu hissediyorum.

Aile Hayatımızın Kraliçeleri ve Genç Nesillere Vasiyetim

Genç nesillere, yaşadıklarımın ve tecrübelerimin süzülmüş neticesi olarak şu tavsiyeleri bırakmak isterim:

Evliliğinizi fânî hesaplar üzerine değil, Allah rızasını merkeze alan sağlam bir niyet üzerine kurun.

Ve en mühimi; anne karnındaki eğitimin hakkını verecek kadınlara en yüksek değeri verin. Onlara her türlü manevî ve fikrî imkânı sunun. Çünkü annenin hamilelik dönemindeki ruh hâli, takvası, yediği lokma, ahlâkı ve hayat tarzı; çocuğun karakterini, mizacını ve istikametini doğrudan etkiler.

Şayet bana dünyaya yeniden gelme imkânı verilseydi, hiç tereddüt etmeden:

“Şuurlu bir anne olmak isterdim.”

Çünkü ümmetlerin kaderi, büyük ölçüde annelerin himmeti altında şekillenir.

Anne karnında attığınız bu mukaddes temeli, dört-altı yaş arasında özel eğitimle, sevgiyle, ilgiyle ve şefkatle besleyin. Çocuklarınızın berrak zihinlerini ilk defa Kur’ân-ı Kerîm’in nuruyla tanıştırın. Duanın muazzam gücünü yaşayarak öğretin. Hayatta hesap ehli değil, hasbî hizmet ehli olmaya gayret edin.

Ben evlendiğimde on yedi yaşında, ortaokul son sınıf talebesiydim. Eşim ise henüz on altı yaşındaydı. Ciddi bir aile eğitimi almamış, ilkokul dahi okumamıştı.

Bütün tecrübesizliğimize rağmen, on çocuk annesi bir hanımın kendisini nasıl yetiştirdiğini ve emsallerine göre nasıl daha dirayetli ve sağlıklı bir seviyeye ulaştığını yaşayarak gördük.

Üç çocuğumuz varken fakirdik. Dördüncü çocuğumuzdan sonra Rabbim kapıları açtı. Evlatlarım arttıkça, zenginliğim de arttı; hanemin rızkı ve bereketi de genişledi.

Bugün hamdolsun bütün çocuklarımız üniversite mezunudur. Eşimle birlikte, hiçbir dünyalığa muhtaç olmayan; ücretsiz makam şoförlüğümüzü, korumalığımızı yapan, emirlerimizi iki etmeyen muazzam bir aile ordusuna sahibiz.

Bayram günlerinde aynı sofranın etrafında elli kişiye yakın aile fertleri ile beraber oturuyoruz.

Büyük ailenin zorlukları yok mudur?

Elbette vardır.

Fakat şahidim ki ilâhî bereket, çekilen külfetten kat kat fazladır. Rabbimizin aileye ve evlada bağladığı sırlar, modern dünyanın hesap cetvelleriyle ölçülemeyecek kadar derindir.

“Otuz Beş Yaş” Şiiri ve Yolun Sonu

Artık veda vaktimiz yaklaşmaktadır. Cahit Sıtkı Tarancı’nın meşhur mısralarında dediği gibi: “Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder…” Biz ise o merhaleyi çoktan ikiye katlamış, üzerine yıllar eklemiş bulunuyoruz. Ömür yolculuğu büyük ölçüde tamamlanmış, menzil görünür hâle gelmiştir.

Bugün yetmiş üçüncü yaşımın üzerinden altı ay geçmişken, ölümü artık uzak bir ihtimal değil, yakınımda duran bir hakikat olarak hissediyorum. Ölüm, insan fıtratının sevmediği bir geçiştir; fakat buna rağmen, bugün Azrail aleyhisselâm ile karşılaşsam, içimde derin bir huzur hissedeceğimi zannediyorum.

Bu dünyada kavuşmayı özlediğim, muhabbetine doyamadığım nice güzel insanlar ve başta Fahr-i Kâinat Efendimiz ﷺ olmak üzere, ebedî âlemde onlara kavuşma ümidi kalbime dirilik ve hizmete devam azmi vermektedir.

Biliyorum ki ölümle birlikte amel defteri kapanacak, insanın dünya ile irtibatı kesilecektir. Musallaya konduğumuzda ismimiz bile kısa bir dua ile anılacak, ardından hayat olağan akışına dönecektir. En çok sevenler bile birkaç gün sonra kendi meşgalesine dönecektir.

Geride kalan ise, yalnızca Allah rızası için yapılmış samimi ameller ve bırakılmış hayırlardır.

Bu idrakle son yıllarda dünya menfaati taşıyan işlerden elimi çekmeye gayret ettim. Kullanmakta olduğum aracımı da sattım; artık daha sade, daha mütevazı bir hayatı tercih ediyorum. Toplu taşıma ile, halkın içinde, sessiz ve gösterişten uzak bir şekilde yolculuk ediyorum.

Yazdıklarımı kitap hâline getirmeye yahut hayatımı geniş bir video serisiyle anlatmaya ömrüm yeter mi, bunu bilmiyorum. Fakat bu kalbî özeti paylaşarak, aynama yansıyanlar isimli sitemdeki yazılarımı okumanızı sağlamayı, hayat aynama düşen yansımaları gelecek nesillere ulaştırabilmeyi başarabilirsem, kendimi mesuliyetimi yerine getirmiş sayacağım.

Son Söz

Bu satırlar bir iddia değil; samimi bir ömür muhasebesidir.

Geriye dönüp baktığımda görüyorum ki, başarı diye anılan pek çok şey benim planımın değil, ilâhî takdirin neticesidir. Nice kapılar benim hesabım olmadan açılmış, nice yollar benim iradem dışında kolaylaşmıştır.

Hayat bana şunu öğretti: İnsan, dünyada geride bıraktığı mal ile değil; gönüllerde bıraktığı iz ile yaşar.

Bugün yetmiş üç yaşındayım.

Takvim yaprakları hızla eksiliyor.

Fakat kalbimdeki hizmet arzusu ve Rabbime kavuşma ümidi hâlâ dipdiridir.

Yahya Kemal Beyatlı’nın mısraları artık bir şiir değil, içimde yankılanan bir hakikat hâline gelmiştir:

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.”

Biz de o geminin yolcularıyız.

Ne zaman hareket edeceğimizi bilmiyoruz; fakat hazırlıklı olmanın gayretindeyiz.

Rabbimizden niyazımız; hayırla yaşamak, hayırla hizmet etmek ve hayırla huzuruna varmaktır.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ahmet Ziya İbrahimoğlu
14.06.2026 – OF

ترجمة من التركية إلى العربية:👇

نحو ساعة الوداع: تأملاتٌ في مرآة العِبرة

مقدمة

لكلِّ إنسانٍ حكاية. فمن الحكايات ما يُعاش ثم تُطوى صفحاته في صمتٍ بعد رحيل صاحبه، ومنها ما يتحول إلى شعلةٍ لا تخبو، تورث من بعده العبرة والخبرة وحسن الاهتداء.

ولم أكن أرى طوال حياتي أن أتحدث عن نفسي، فنحن من آخر حلقات ذلك الجيل الأصيل الذي كان يستحي أن يذكر أعماله وخدماته، ويؤثر البذل على الظهور، والعطاء على الشهرة. غير أن الإنسان كلما تقدمت به السنون ازداد بصيرةً وإدراكاً، فيعلم أن ما كابده من مشاق، وما اجتازه من عواصف، وما حصله من تجارب ودروس، ليس ملكاً له وحده، بل هو أمانة مودعة للأجيال اللاحقة، وعلامات هداية على الطريق، ومصابيح تنير دروب السائرين.

واليوم، وقد مضت ستة أشهر على بلوغي الثالثة والسبعين من العمر، ألتفت إلى الوراء فأرى عمراً حافلاً، بدأ من قرية متواضعة في الأناضول، وامتد إلى مكة المكرمة والمدينة المنورة والشام والأردن والقدس وغزة وشتى بقاع الأرض؛ عمراً لم يعرف السكون، مفعماً بالمشاق والتجارب، محفوفاً بالبركة والرحمة.

وهذه السطور ليست وثيقة فخرٍ أو اعتزاز، بل هي محاسبة عمر، وسجدة شكر، وذكرى صادقة أتركها لمن يأتي بعدي وأنا أسير نحو ساعة الوداع.

رحلتي في الطفولة والتحصيل العلمي

بالنظر إلى الظروف القاسية التي أحاطت بسنوات مولدي، لا يسعني إلا أن أعترف حامداً شاكراً بأنني تلقيت في طفولتي تربيةً وتعليماً متميزين. فقد نشأت بين يدي أمٍّ لم تنل حظاً من القراءة والكتابة، لكنها كانت امرأة أناضولية نقية الفطرة، صافية السريرة، وبين يدي أبٍ ذي روحٍ فنية مرهفة، درس المراحل الأولى من التعليم باللغة العثمانية.

وفي الخامسة أو السادسة من عمري تعلمت قراءة القرآن الكريم نظراً، فربطت عقلي وروحي بذلك النبع الفطري الخالد. وفي أجمل أيام الطفولة أتممت حفظ القرآن الكريم وأنا في الثامنة من عمري. ثم اتجهت مباشرة إلى تعلم اللغة العربية والتجويد. أما الدراسة النظامية فلم أبدأها إلا في سن العاشرة، حيث التحقت بالصف الثالث الابتدائي.

ومنذ عام 1964 بدأت رحلة التحصيل العلمي والغربة، رحلة لم تتوقف ولم تلتفت إلى الوراء. وبين عامي 1968 و1974 درست في مدرسة الأئمة والخطباء بإسطنبول وتخرجت فيها. ثم واصلت بين عامي 1974 و1979 دراستي العليا في المعهد الإسلامي العالي بإسطنبول، بينما كنت أؤدي في الوقت نفسه مهمة الإمامة والخطابة. ومنذ عام 1979 توليت لفترات متفرقة مهام التدريس والإفتاء.

عمر حافل بالحركة ورحلة مليئة بالمشاق

كان عام 1980 أحد أهم المنعطفات في حياتي. فمنذ ذلك التاريخ دخلت في صحبة علمية متواصلة مع نخبة من علماء العالم الإسلامي، في أجواء من التشاور والمذاكرة والتواصل الدائم. وكانت تلك المرحلة المباركة سبباً في اكتسابي تجارب عميقة، ومعارف واسعة، وعلاقات وثيقة في أنحاء العالم، ولا سيما في العالم الإسلامي.

وعلى مدى اثنين وأربعين عاماً كاملة، من عام 1980 حتى عام 2022، توليت من مكة المكرمة تنظيم شؤون التعليم والحج والعمرة وإدارتها. وبالتوازي مع ذلك، واظبت على أعمال الإرشاد والتوجيه في سوريا والأردن والقدس، فارتبطت خطواتي بالبقاع المباركة ارتباطاً وثيقاً.

وطوال حياتي العلمية والعملية لم أتراجع لحظة عن العمل الميداني وتنسيق المشاريع الخيرية. وسعيت إلى بناء جسور الخير من قريتي الصغيرة إلى أكثر بقاع العالم ألماً وحرماناً.

وقبل طوفان الأقصى في السابع من أكتوبر سنة 2023، وتحديداً منذ عام 2018، بذلت جهدي في خدمة أهل غزة وإسناد صمودهم وجهادهم من خلال الأعمال الميدانية والمشاريع الخيرية. وبعد طوفان الأقصى أصبحت هذه القضية في مقدمة أولوياتي، وتحولت إلى عمل خيري منتظم ومستمر. وما زلنا إلى اليوم نساهم شهرياً في رعاية مائتين وخمسين يتيما.

قلمٌ تأخر في الكلام

لم أجد الفرصة للتفكير في ماضيَّ أو الحديث عنه أو تدوينه إلا بعد التقاعد. فقد كانت حياتي سلسلةً متواصلة من الحركة، وسباقاً دائماً في ميادين الخدمة، وانشغالاً لا يكاد ينقطع. وإذا أضفت إلى ذلك مسؤولية ربِّ أسرةٍ وأبٍ لعشرة أبناء، أدركتَ كيف كان الوقت يضيق بي، وكيف كانت الأيام تمضي مسرعةً دون أن تترك لي فسحةً طويلة للتأمل واسترجاع الذكريات.

وكانت البداية الأولى للالتفات إلى الماضي حين دعاني الأخ الكريم فهمي أتاي، مقدم أحد البرامج في قناة VAV TV، إلى الحديث عن قصة حياتي. وعندما طلب مني صوراً من طفولتي وشبابي، اضطررت إلى فتح أرشيفي القديم، وتقليب صفحاته التي غطاها غبار السنين.

وعندما شاهدت الحلقة بعد تسجيلها، وجدتني أتعجب من نفسي: كيف استطعت أن أحتضن كل تلك الأحداث والتجارب في عمرٍ واحد؟ ومنذ تلك اللحظة وُلدت في قلبي فكرة تدوين الذكريات وكتابة المذكرات.

وضعت خطةً أولية لهذا المشروع، غير أنني عندما شرعت في كتابة العناوين الرئيسة فقط، وجدت أنها تمتد على صفحات عديدة، فأدركت أن هذا العمل يحتاج إلى زمن طويل، وربما إلى ما تبقى من العمر كله. ولذلك تركت الكتابة تسير في مجراها الطبيعي، وصرت أدوّن ما تيسر من الذكريات والعبر كلما سنحت فرصة بين الأعمال والمشاريع الخيرية.

وقد تجاوز عدد المقالات التي كتبتها أو ترجمتها حتى اليوم ألفاً وخمسمائة مقال. ولو جُمعت هذه المقالات وحدها ونُشرت، لخرج منها أربعة أو خمسة مجلدات نافعة.

وما أتمناه وأدعو الله به أن يهيئ لهذه الكتابات شاباً صالحاً صاحب همةٍ وعلمٍ وأمانة، يتولى قراءتها، وتصنيفها بحسب موضوعاتها، ثم يخرج منها عدداً من الكتب المفيدة التي تبقى ذخراً للأجيال القادمة.

ولو كان الأمر إليَّ لاخترت لأحد هذه الكتب عنوان:

«ملحمة غزة: المعلوم والمجهول»

ذلك أن كثيراً مما رأيناه وسمعناه وعشناه في الميدان لا ينبغي أن يضيع مع مرور الأيام، بل يجب أن يُوثق ويُنقل إلى الأجيال القادمة بوصفه جزءاً من ذاكرة الأمة وتاريخها.

أما الكتاب الآخر الذي أرى له أهمية خاصة، فكنت أتمنى أن يحمل عنوان:

«ملكات حياتنا الأسرية: النساء وخصائصهن الفطرية»

إذ إن ما كتبته وترجمته حول الأسرة والمرأة والتربية والخصائص الفطرية يكفي وحده لتأليف كتاب كبير ذي فصول متعددة. غير أن الانشغالات اليومية المتلاحقة لا تسمح لي حالياً بالقيام بهذا العمل كما أرجو.

عمرٌ من الإخلاص والشوق لا من الحسابات والمصالح

لم يكن الثراء في يوم من الأيام هدفاً من أهدافي، ولم تكن مطامع الدنيا ولا زخارفها تشغل حيزاً كبيراً من تفكيري. وكان الدعاء الذي استقر في لساني وقلبي، وصاغ نظرتي إلى الحياة، ورسم توازني بين الدنيا والآخرة، هو قولي الدائم:

اللَّهُمَّ ارْزُقْنَا فِقْهاً فِي الدِّينِ، وَزِيَادَةً فِي الْعِلْمِ، وَكَفَايَةً فِي الرِّزْقِ، وَصِحَّةً فِي الْبَدَنِ، وَتَوْبَةً قَبْلَ الْمَوْتِ، وَرَاحَةً عِنْدَ الْمَوْتِ، وَمَغْفِرَةً بَعْدَ الْمَوْتِ، وَنَجَاةً مِنَ النَّارِ، وَدُخُولاً فِي الْجَنَّةِ، وَعَافِيَةً فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ.

وبفضل الله تعالى، ثم ببركة القرآن الكريم الذي حفظته صغيراً، وبالدعوات الصادقة التي نلتها من والديَّ ومشايخي وأساتذتي، نلت من الخيرات والنعم ما يفوق كثيراً ما كنت أتوقعه أو أطمح إليه من أمور الدنيا.

وقد حرصت طوال حياتي أن أكون مخلصاً محتسباً لله تعالى، متجرداً من الحسابات والمصالح الشخصية. وكنت أقول ما أراه حقاً، وأكتب ما أعتقد أنه صواب، غير ملتفت إلى لوم اللائمين أو اعتراض المعترضين.

ولذلك ذقت من الأذى والانتقاد ما ذقت، وصدق عليَّ المثل القائل: «طُرد من تسع قرى». لكنني لم أتوقف عن العمل، ولم أستسلم للمرارة، بل آثرت أن أنصرف إلى ما ينفع الناس، وأن أواصل طريقي في خدمة الخير ما استطعت إلى ذلك سبيلاً.

ولم أكن يوماً من أهل الصراع على المناصب، ولا من الساعين إلى المكاسب السياسية أو البيروقراطية. بل إن موقفي الحازم من الخطأ والظلم أبقاني بعيداً عن دوائر المصالح الشخصية وأصحاب الحسابات الضيقة.

وكل ما أنجزته من أعمال وخدمات إنما تحقق بفضل الله تعالى أولاً، ثم بجهدي المحدود، وبمعونة إخوة صادقين آمنوا بالفكرة وشاركوا في حمل الأمانة. ولذلك لا أجد في عنقي لأحدٍ مِنَّةً إلا فضل الله تعالى وإحسانه.

وخلال فترة عملي القصيرة في رئاسة الشؤون الدينية تعرضت لافتراءات ومظالم مؤلمة بُنيت على الكذب والبهتان. وقد أثبتت الأحكام القضائية بطلان تلك الادعاءات وبراءتي منها براءة كاملة. ومع ذلك لم يأت من اعتذر، ولم يطلب أحد الصفح أو المسامحة.

فهل بقي في نفسي من ذلك شيء؟

كلا.

بل إنني أرى اليوم أن تلك المحن كانت نعمةً خفية، إذ حفظت لي استقلالي الفكري، وصانت حريتي الشخصية، وأبعدتني عن كثير من القيود التي ربما كانت ستحد من حركتي وعطائي.

ولعلي أقول بصراحة: إنني أشعر أحياناً بشيء من الامتنان لأولئك الذين أساؤوا إليَّ، لأن ظلمهم كان سبباً في أن أبقى خارج دوائر الراحة والاعتياد، وأن أواصل السير في طريق مختلف.

والحمد لله، بلغت اليوم الثالثة والسبعين من العمر، ولا تزال الأعمال أكثر من الأوقات. وما زلت أتلقى كل يوم مئات الرسائل، وأشارك مع إخواني وشركاء الخير في أنحاء العالم في مشاريع ومبادرات نسأل الله أن ينفع بها الأمة.

وأحرص ما استطعت على صيانة نفسي من التعدي على حقوق الناس، وأجتهد في أن أجعل هم
المؤمنين جزءاً من همومي الشخصية.

ورغم أن عمري البيولوجي قد بلغ الثالثة والسبعين، فإنني ما زلت أشعر في أعماقي بروح شابة، مفعمة بالحيوية، وممتلئة بالشوق إلى الخدمة والعمل والعطاء.
ملكاتُ حياتِنا الأُسرية ووصيتي إلى الأجيال الشابة

إذا أردتُ أن أُهدي إلى الأجيال الصاعدة خلاصة ما استخلصته من تجارب العمر وتقلبات الأيام، فإنني أقول لهم:

ابنوا زواجكم على نيةٍ صادقةٍ راسخة، يكون محورها رضا الله تعالى، لا المصالح الزائلة ولا الحسابات الدنيوية العابرة.

وأوصيكم خاصةً أن تُعطوا المرأة التي ستحمل أمانة الأمومة أعظم قدرٍ من العناية والتقدير. فأكرموها بالعلم، وأحِيطوها بالرعاية، وهيئوا لها أسباب النمو الروحي والفكري؛ لأن للأم دوراً لا يضاهيه دور في تشكيل الأجيال وصناعة المستقبل.

إن الحالة الإيمانية والنفسية للأم أثناء الحمل، وتقواها، ونوعية غذائها، وأخلاقها، وأسلوب حياتها، تترك آثاراً عميقة في تكوين الطفل وشخصيته ومزاجه واستقامته. وهذه حقائق أثبتتها التجربة وشهدت بها الحياة قبل أن تتحدث عنها الدراسات الحديثة.

ولو خُيِّرت أن أعود إلى الدنيا مرة أخرى، لاخترت دون تردد أن أكون أماً واعيةً مدركةً لعظمة رسالتها.

ذلك أن مصائر الأمم، في جانبٍ كبيرٍ منها، تبدأ من أحضان الأمهات، وتتشكل تحت ظلال تضحياتهن وهممهن.

ثم واصلوا البناء بعد ذلك؛ فاغرسوا في نفوس أبنائكم بين الرابعة والسادسة من أعمارهم معاني الإيمان والرحمة والصدق والأمانة. وأحيطوهم بالمحبة والاهتمام والحنان، وافتحوا أعينهم مبكراً على نور القرآن الكريم، وعلموهم أن الدعاء ليس ألفاظاً تُقال، بل قوة إيمانية حية ترافق الإنسان في جميع مراحل حياته.

وإياكم أن تجعلوا الحياة مجرد حساباتٍ ومكاسب. بل اجعلوها ميداناً للإخلاص والبذل وخدمة الناس وابتغاء مرضاة الله تعالى.

لقد تزوجت وأنا في السابعة عشرة من عمري، وكنت يومها طالباً في الصف الأخير من المرحلة المتوسطة، وكانت زوجتي في السادسة عشرة من عمرها. ولم تكن قد تلقت تعليماً نظامياً يُذكر، ولا حظيت بتأهيلٍ أسري خاص.

ومع ذلك، وبفضل الله تعالى، رأينا بأعيننا كيف استطاعت أن تُربي نفسها بنفسها، وأن تنمو علماً وخبرةً وحكمةً، حتى أصبحت أماً لعشرة أبناء، ونموذجاً يُحتذى في الصبر والثبات وحسن التدبير.

وعندما كان عدد أبنائنا ثلاثة كنا نعيش ضيقاً في الرزق وقلةً في ذات اليد. ولكن بعد ولادة الطفل الرابع بدأت أبواب الفرج تُفتح، وكلما ازداد عدد الأبناء ازداد الرزق واتسعت البركة.

وقد عشت هذه الحقيقة واقعاً لا نظرية، وشاهدتها في حياتي مراراً وتكراراً.

واليوم، والحمد لله، جميع أبنائنا من خريجي الجامعات. ونعيش أنا وزوجتي في كنف أسرة كبيرة مباركة، تحيط بنا بالمحبة والوفاء والرعاية، حتى إننا نشعر أن الله تعالى قد أكرمنا بأعظم نعمة يمكن أن يتمناها والدان في آخر العمر.

وفي أيام الأعياد نجتمع حول مائدة واحدة، فيلتئم شمل ما يقارب خمسين فرداً من أفراد الأسرة، فتغمرنا مشاعر الامتنان، ونستحضر عظيم فضل الله تعالى علينا.

ولا أنكر أن للأسرة الكبيرة أعباءها وتحدياتها، ولكنني أشهد شهادة من عاش التجربة أن البركة التي يضعها الله تعالى في الأسرة والذرية أعظم بكثير من كل ما يُبذل في سبيلها من جهدٍ وتعب.

إن في نظام الأسرة وأسرار الذرية من الحكم الربانية ما لا تستطيع الموازين المادية الحديثة أن تحيط به أو تفسره تفسيراً كاملاً.

قصيدة «خمس وثلاثون» ونهاية الطريق

لقد اقتربت ساعة الوداع.

وكما قال الشاعر التركي جاهد صدقي طرانجي في قصيدته الشهيرة:

«خمسٌ وثلاثون سنةً من العمر… وذلك نصف الطريق.»

أما نحن فقد تجاوزنا ذلك المنعطف منذ زمن بعيد، ومضينا بعده سنوات طويلة. وها هي رحلة العمر تقترب من محطتها الأخيرة، وبدأت معالم النهاية تلوح في الأفق.

واليوم، وقد مضت ستة أشهر على بلوغي الثالثة والسبعين من العمر، لم يعد الموت بالنسبة إليَّ احتمالاً بعيداً، بل حقيقةً أراها أقرب إليَّ من أي وقت مضى.

والموت ـوإن كانت النفوس تنفر منه بطبيعتهاـ بابٌ كتبه الله تعالى على جميع عباده، وجسرٌ يعبر منه المؤمن إلى ما أعده الله له من رحماتٍ وكرامات.

ولذلك فإنني أظن أنه لو جاءني اليوم مَلَكُ الموت، لشعرت في أعماقي بسكينةٍ وطمأنينة، لا بخوفٍ أو اضطراب.

إن الأمل في لقاء أولئك الأحبة الذين طال شوقي إليهم في هذه الدنيا، وفي مقدمتهم سيدنا رسول الله ﷺ، يملأ قلبي حياةً، ويبعث في نفسي عزيمةً متجددة على مواصلة الطريق.

وأعلم يقيناً أن صحيفة العمل ستُطوى بالموت، وأن علاقة الإنسان بهذه الدنيا ستنقطع. وسرعان ما يصبح اسمه ذكرى تُستحضر في دعوةٍ عابرة، ثم تستأنف الحياة سيرها المعتاد، ويعود الناس إلى أعمالهم وشؤونهم.

حتى أقرب الناس إلينا وأكثرهم حباً لنا، سيعودون بعد أيام إلى تفاصيل حياتهم اليومية.

ويبقى بعد ذلك كله ما كان خالصاً لله تعالى من الأعمال الصالحة والآثار المباركة.

ومن هذا المنطلق بدأت في السنوات الأخيرة أتخفف شيئاً فشيئاً من كثيرٍ من شواغل الدنيا ومظاهرها. فبعت سيارتي، واخترت حياةً أبسط وأهدأ، وصرت أتنقل بين الناس بوسائل النقل العامة، مكتفياً بما يسره الله تعالى من أسباب العيش.

ولا أدري هل يمد الله في عمري حتى أجمع هذه الكتابات في مؤلفات مستقلة، أو أروي تفاصيل حياتي في سلسلةٍ مرئيةٍ موسعة.

ولكنني أرجو أن أكون قد أديت بعض ما عليَّ إذا استطعت أن أضع بين أيدي الناس هذه الخلاصات والتجارب، وأن أوصل ما انعكس في مرآة حياتي من عبرٍ ودروس إلى من يأتي بعدنا.

الكلمة الأخيرة

ليست هذه السطور ادعاءً ولا تزكيةً للنفس، وإنما هي وقفاتُ محاسبةٍ وتأملٍ في رحلة عمرٍ طويلة.

وعندما أنظر إلى الوراء، أرى أن كثيراً مما يسميه الناس نجاحاً لم يكن ثمرة تخطيطٍ شخصي بقدر ما كان أثراً من آثار التقدير الإلهي واللطف الرباني.

كم من بابٍ فُتح دون تدبيرٍ مني، وكم من طريقٍ تيسر من غير حولٍ مني ولا قوة.

وقد علمتني الحياة درساً لا أنساه:

إن الإنسان لا يبقى بما يتركه من مالٍ أو متاع، وإنما يبقى بما يتركه من أثرٍ في القلوب، ومن خيرٍ في حياة الناس.

واليوم أنا في الثالثة والسبعين من العمر.

وأوراق الأيام تتساقط سريعاً من رزنامة الحياة.

غير أن جذوة الشوق إلى الخدمة لم تنطفئ في قلبي، كما أن أملي في لقاء ربي لا يزال يملأ روحي طمأنينةً ورجاءً.

ولم تعد أبيات يحيى كمال بياتلي مجرد شعرٍ أستحسنه، بل أصبحت حقيقةً تتردد أصداؤها في أعماقي:

إذا آنَ يومُ الإقلاعِ من شاطئِ الزمنِ،
أبحرتْ من هذا الميناءِ سفينةٌ تمضي إلى المجهولِ.

ونحن أيضاً من ركاب تلك السفينة.

لا نعلم متى يحين موعد الرحيل، ولكننا نجتهد أن نكون على أهبة الاستعداد.

ونسأل الله تعالى أن يرزقنا حياةً طيبة، وخدمةً مباركة، وخاتمةً حسنة، ولقاءً كريماً عنده.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
14 / 06 / 2026 – أوف