TC Kemalist Laik Sistemin Besleyip Ürettiği Dinî Görünümlü Yapılar Tasfiye mi Ediliyor?
Kemalist Sistemin Bağırsaklarının Temizliği FETÖ İle Başladı, Süleymancılarla Devam mı Ediyor?
Giriş
Türkiye’de son yıllarda meydana gelen bazı gelişmeleri yalnızca güncel siyasetin hadiseleri olarak okumak, kanaatimce büyük resmi gözden kaçırmamıza yol açar.
Çünkü bazı hadiselerin gerçek mânası, meydana geldikleri gün değil; yıllar önce yaşanmış bir hadisenin, yapılmış bir müşahedenin veya sorulmuş bir sorunun, zaman içinde ortaya çıkan gelişmelerle yeniden anlam kazanmasıyla anlaşılır.
Benim bu yazıyı kaleme alma sebebim de tam olarak budur.
Yıllar önce yaşadığım bazı hadiselerden ve yaptığım bazı müşahedelerden hareketle iki yazıyı kamuoyunun dikkatine sunmuştum. Bunlardan biri bizzat yaşadığım FETÖ tecrübesine, diğeri ise 2016 yılında neşrettiğim ve Süleymancı yapı ile CIA arasındaki muhtemel ilişkilere dair ciddi iddiaları gündeme taşıyan yazıya dayanıyordu.
O gün sorulan bazı sorular, bugün yaşanan gelişmeler karşısında yeniden önümüze geliyor.
Öyleyse soruyu açıkça soralım:
Kemalist laik sistemin yıllar boyunca beslediği, büyümesine zemin hazırladığı veya sahih İslâm anlayışının yerine kullanılabilir gördüğü bazı dinî görünümlü yapılar, bugün birer birer tasfiye mi ediliyor?
I. Kemalist Laik Sistem Bu Yapıları Neden Üretti ve Besledi?
Meseleyi doğru kavrayabilmek için önce tarihî zemini ve dış bağlantıları birlikte değerlendirmek gerekir.
Osmanlı’yı yıkıp Türkiye’de Kemalist laik bir sistemin yerleşmesine destek veren Siyonist ve İngiliz güç odaklarının mirasını daha sonra ABD ve İsrail’in devraldığı; bu güçlerin, İslâm dünyasında sahih İslâm anlayışı üzere yetişmiş şuurlu Müslümanların ve bu anlayış üzerine kurulmuş müesseselerin güçlenmesini istemeyeceği kanaatimce izahtan varestedir.
Çünkü sahih İslâm anlayışıyla yetişmiş, kendi inancının ve tarihinin farkında olan Müslüman; dış vesayete açık değildir. Kendi iradesine, kendi değerlerine ve kendi medeniyet tasavvuruna sahip çıkar.
Kemalist laik sistem de özü itibarıyla sahih İslâm anlayışının hâkimiyetine karşı kurulmuş bir sistem olarak şekillenmiştir. Bu sebeple yalnızca İslâmî hayatı sınırlandırmakla yetinmemiş; aynı zamanda İslâm’a karşı kullanılabilecek tahrif edilmiş, hurafelerle karıştırılmış din anlayışlarının önünü açarak bunları birer gerekçe ve karşılaştırma unsuru hâline getirmiştir.
Böylece sahih İslâm anlayışı bastırılırken, onun yerine hurafelerle malul ve tahrifle beslenen bir “din” gösterilmiş; ardından da:
“İşte din budur; bunun topluma ve devlete vereceği zarar ortadadır.”
denilerek İslâm karşıtlığına makul bir kılıf oluşturulmuştur.
Dış emperyal güçlerin güdümündeki istihbarat yapıları ile Kemalist laik anlayışın oluşturduğu bu zeminde, hurafelerle süslenmiş ve tahrifle beslenmiş bir “Kemalist laik Müslüman” tipi ortaya çıkarılmıştır.
Bu anlayışı temsil eden bazı akademisyenlere, hocalara, sahte tarikatlara ve kullanılmaya elverişli cemaatlere alan açılmış; imkân sağlanmış ve güçlenmeleri kolaylaştırılmıştır.
Yeri geldiğinde bu yapılar kullanılmış; yeri geldiğinde ise yine bu yapılar gösterilerek sahih İslâm anlayışına saldırılmış, samimi Müslümanlar “din istismarı”, “irtica” veya “terör” gibi yaftalarla itham edilmiştir.
İşte burada çok önemli bir çelişki ortaya çıkmaktadır:
Cumhuriyet dönemi boyunca sahih İslâm anlayışı ve itikadı üzere yaşayan Müslümanların kurduğu müesseseler, bu kullanışlı dinî görünümlü yapılar kadar anlayış ve müsamaha görmemiştir.
Samimi Müslümanlar hayatlarına, eğitimlerine, kurumlarına ve faaliyetlerine İslâmî anlayışlarını yansıtmak istediklerinde “din istismarı” ithamıyla karşılaşmış; fakat aynı hassasiyet, İslâm adına ortaya çıkan ve sisteme hizmet eden yapılara gösterilmemiştir.
II. FETÖ ve Süleymancılar Gibi Yapılar Nasıl Büyüyebildi?
FETÖ, Süleymancılar ve benzeri yapıların, sahih İslâm ve şuurlu Müslüman için adeta bir çile kaynağı olan böyle bir sistem içerisinde gelişip büyüyebilmiş olması, üzerinde özellikle durulması gereken bir meseledir.
Kanaatimce bunun temel sebeplerinden biri, bu yapıların farklı güç odaklarının amaçları doğrultusunda kullanılmaya elverişli olmasıdır.
Bu durum hem dış güçler ve onların istihbarat yapılanmaları bakımından hem de Kemalist laik sistem bakımından önem taşımaktadır.
Bir başka ifadeyle, sahih İslâm anlayışına karşı mücadele eden farklı güç odakları arasında, bu tür yapıların kullanılabilirliği konusunda adeta örtülü bir mutabakat meydana gelmiştir.
Gerek FETÖ gerek Süleymancılar ve benzeri yapılar, ne merhum Necmettin Erbakan’ı ne de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gibi millî iradeyi önceleyen liderleri gerçek anlamda desteklemişlerdir.
Buna rağmen Kemalist laik çevreler ve onların dış destekçileri, bu dinî görünümlü yapıların hesabını utanmadan yine Müslümanlardan sormaya kalkabilmektedir.
İşte bu sebeple söz konusu yapılar, Kemalist laik rejim ve dış güçler bakımından son derece kullanışlı birer aparat hâline gelebilmiştir.
Daha açık söyleyelim:
Bir yapı sahih İslâm’ın önünü kesiyor, fakat aynı zamanda kendisini kullanan güçlerin işine yarıyorsa; o yapı, dinî görünümüne rağmen sisteme karşı değil, sistemin hizmetinde bir araç hâline gelebilir.
III. FETÖ İle Başlayan Temizlik, Süleymancılarla Devam mı Ediyor?
FETÖ meselesi Türkiye açısından sıradan bir cemaat tartışması değildi.
Uzun yıllar boyunca eğitim, hizmet, dinî faaliyet ve içtimaî dayanışma görüntüsü altında büyüyen bir yapının devletin en kritik kurumlarına kadar nüfuz ettiği; yargı, emniyet, askerî bürokrasi ve diğer kamu kurumlarında kendisine bağlı kadrolar oluşturduğu ve nihayet 15 Temmuz 2016’da Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı gerçekleştirilen kanlı darbe teşebbüsünün merkezinde yer aldığı, devletin ve yargının ortaya koyduğu bir vakıadır.[3]
Benim FETÖ konusunda yıllar önce yaşadığım ve yazıya döktüğüm hadiseler ise bu yapının geniş kitlelerce teşhis edilmesinden çok daha önce bende ciddi soru işaretleri meydana getirmişti.[1]
Bu sebeple bugün o yazının yeniden okunmasını özellikle önemsiyorum.
Çünkü bazı gerçekler meydana geldikleri anda değil, zaman geçtikçe daha görünür hâle gelir.
Türkiye’nin FETÖ tecrübesi devlete çok ağır fakat çok önemli bir ders vermiştir:
Dinî görünüm taşıyan hiçbir yapı, devlet içerisinde kendi hiyerarşisini kurabilecek, devlet kurumlarını kendi emrine alabilecek bir güce ulaşmamalıdır.
Fakat mesele burada bitiyor mu?
FETÖ’nün tasfiyesinden sonra devletin, başka güçlü ve kapalı dinî-sosyal yapılanmaları da daha dikkatli biçimde incelemeye başlaması mümkün müdür?
13 Ağustos 2026 tarihinde Süleymancı yapı olarak bilinen cemaatin lideri Alihan Kuriş ve çevresine yönelik gerçekleştirilen geniş kapsamlı operasyon, bu soruyu yeniden gündeme taşımıştır.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 17 ilde 123 adrese operasyon düzenlenmiş; 49 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiş ve 30 kişi gözaltına alınmıştır. Soruşturma kapsamında suç örgütü kurmak ve yönetmek, örgüte üye olmak, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak, kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve Vergi Usul Kanunu’na muhalefet gibi isnatların bulunduğu; 33 şirkete kayyım atanması ve MASAK raporlarına dayalı olarak 100 milyar lirayı aşan para hareketlerinin incelendiği bildirilmiştir.[4]
Burada hukukî bir ayrımı özellikle korumak gerekir:
Bu operasyonun resmî gerekçesi Süleymancıların dinî kimliği değil; belirli kişi ve yapılar hakkında ileri sürülen örgütlü ve malî suç isnatlarıdır.
Dolayısıyla bu hukukî ayrımı göz ardı etmek doğru değildir.
Fakat araştırmacı ve müellif olarak sorabileceğimiz daha geniş bir soru vardır:
FETÖ ile başlayan ve devletin kapalı, güçlü ve dış bağlantı ihtimali bulunan yapılara karşı daha dikkatli hâle gelmesiyle ortaya çıkan süreç, şimdi başka yapılara da uzanıyor mu?
Kanaatimce bu soru yabana atılmamalıdır.
IV. Ben Bu Soruyu Neden Bugün Soruyorum?
Çünkü ben bu meseleyi yalnızca bugün meydana gelen bir operasyon üzerinden ele almıyorum.
Yıllar önce yaşanmış hadiseler, yapılmış müşahedeler ve kamuoyunun dikkatine sunulmuş iki yazı var.
Bunlardan ilki, FETÖ yapılanmasıyla ilgili bizzat yaşadığım tecrübelerden hareketle kaleme aldığım:
“Kullanılmaya Açık Olduğunuzu Hissettirmeden Başarılı Olmanız Çok Zordur”[1]
https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/kullanilmaya-acik-oldugunuzu-hissettirmeden-basarili-olmaniz-cok-zordur/
Bu yazıyı okurken yalnızca ana metinle yetinilmemesini; yazı içerisinde verilen diğer bağlantıların da dikkatle incelenmesini özellikle tavsiye ederim. Çünkü yazıda, bugün daha geniş çevrelerin fark ettiği bazı hususların, yıllar önce nasıl bir tecrübe üzerinden fark edildiği görülmektedir.
İkinci yazı ise 2016 yılında benim tarafımdan neşredilen:
“Süleymanlılar CIA’nın kontrolünde mi?”[2]
https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/suleymanlilar-cianin-kontrolunde-mi/
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Yazının başlığı dahi bir soru şeklindedir.
“CIA’nın kontrolündedir.” denilmemiş; “CIA’nın kontrolünde mi?” diye sorulmuştur.
Çünkü bazen bir soru, bir hükümden daha değerlidir.
Bir soru insanı araştırmaya sevk eder; zihinde bir pencere açar ve yıllar sonra meydana gelecek hadiseleri anlamak için bir başlangıç noktası oluşturur.
V. 2016’da Sorulan Soru, 2026’da Neden Yeniden Önümüzde?
2016 yılında neşredilen yazının üzerinden yaklaşık on yıl geçti.
Bugün ise Süleymancı yapının önde gelen isimlerine ve bağlantılı şirketlere yönelik geniş kapsamlı bir adlî soruşturma yürütülüyor. Farklı illere yayılan operasyonlar, şirketlere kayyım atanması ve yüksek miktardaki malî hareketlerin incelenmesi meseleyi daha da dikkat çekici hâle getiriyor.[4]
Şimdi soruyorum:
2016’da sorulan soru ile 2026’da ortaya çıkan tablo arasında hiç mi ilişki kurmayacağız?
Elbette bugünkü gelişmeler, 2016’da ortaya atılmış bütün iddiaların kesinleştiği anlamına gelmez.
Fakat geçmişte sorulmuş bir sorunun, bugün meydana gelen hadiseler karşısında yeniden gündeme gelmesi de son derece tabiidir.
Üstelik bu konuda yalnızca 2016’da neşredilen yazı bulunmuyor.
2019 yılında Diyanet İşleri Başkanlığına ait olduğu kamuoyuna yansıyan değerlendirmelerde, Süleymancılar hakkında bazı yabancı istihbarat örgütleriyle bağlantı bulunduğuna dair iddiaların ciddiye alınması ve yeni bir FETÖ ile karşılaşmamak için gerekli incelemelerin yapılması gerektiği yönünde değerlendirmelerin yer aldığı görülmektedir.[5]
Bu değerlendirme, “Süleymancılar CIA tarafından yönetiliyor” şeklinde kesinleşmiş bir hukukî hüküm değildir.
Fakat devletin ilgili birimlerinin dahi bu tür iddiaları araştırılması gereken bir mesele olarak gördüğünü göstermesi bakımından önemlidir.
İşte 2016’da sorulan sorunun bugün yeniden hatırlanmasının sebebi budur.
VI. “Kemalist Sistemin Bağırsaklarının Temizlenmesi” Ne Demektir?
Başlıkta kullandığım “bağırsakların temizlenmesi” ifadesi hukukî değil, siyasî ve mecazî bir ifadedir.
Bununla kastettiğim; devlet bünyesinde yıllar içerisinde birikmiş, dışarıdan beslenen veya devletin millî iradesiyle çatışabilecek hâle gelen nüfuz ağlarının temizlenmesidir.
FETÖ operasyonları bu açıdan önemli bir başlangıç noktası olarak görülebilir.
Şimdi Süleymancılar hakkında yürütülen soruşturma, ardından başka yapılara uzanabilecek muhtemel adımlar ve istihbarat kapasitesindeki gelişmeler birlikte düşünüldüğünde şu soru ortaya çıkmaktadır:
Türkiye’de uzun yıllardır dokunulması zor görülen yapılara karşı daha kararlı bir döneme mi giriliyor?
Ben bunun mümkün olduğuna inanıyorum.
VII. MİT Millîleştikçe ve Türkiye Bağımsızlaştıkça Ne Oluyor?
MİT millîleştikçe, Türkiye kendi iradesine daha fazla sahip çıktıkça ve bağımsızlık yolunda güç kazandıkça; geçmişte bu dinî görünümlü yapıları besleyen veya himaye eden yerli ve yabancı güçlerin, bunları Türkiye’nin önüne birer takoz olarak koymaya çalışması da mümkündür.
Çünkü Türkiye’nin istiklalini ve geleceğini sahih İslâm anlayışıyla yeniden inşa etme iradesi güçlenmektedir.
Dış güçler, Türkiye’yi doğrudan İslâm düşmanlığı üzerinden durdurmanın artık eskisi kadar mümkün olmadığını gördükleri gibi, onların içerideki uzantıları da bunu görmeye başlamışlardır.
Bunun için bir taraftan dinî görünümlü siyasî yapılar çoğaltılırken, diğer taraftan Ekrem İmamoğlu gibi isimlere ihtiyaç duyulması da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bunlar hakkında siyasî ve hukukî tartışmalar ne olursa olsun, dikkat çekici olan husus şudur:
Dinî görünümlü bazı cemaat ve tarikatların, kendilerine yakın gördükleri siyasî yapılara destek vermekten geri durmamaları; buna karşılık millî iradeyi ve sahih İslâm anlayışını önceleyen liderlere mesafeli durmaları, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir çelişkidir.
VIII. Böyle Bir Temizliği Ancak Güçlü Bir Liderlik Yapabilir
Türkiye’de devletin yıllardır birikmiş vesayet ve nüfuz ağlarından temizlenebilmesi için güçlü ve tavizsiz bir siyasî iradeye ihtiyaç vardır.
Bugünkü şartlarda, dünya çapındaki güç odaklarının ve içerideki Kemalist vesayet anlayışının baskısına rağmen böyle bir mücadeleyi göğüsleyebilecek siyasî iradenin Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan başka bir isimde bulunduğunu düşünmüyorum.
Bu benim açık ve net siyasî değerlendirmemdir.
Böyle bir temizlik yapılacaksa, bunu ancak güçlü bir liderlik gerçekleştirebilir.
Çünkü Türkiye’de yerleşmiş güç dengelerine ve onların arkasındaki dış bağlantılara dokunmak kolay değildir.
Bir yapıya dokunduğunuzda yalnızca o yapıyla değil; onunla irtibatlı siyasî, ekonomik, bürokratik ve dış çevrelerle de karşı karşıya gelebilirsiniz.
IX. Türkiye Cumhuriyeti Sisteminin Teminatı Sadece Siyasî Partiler midir?
Türkiye’de mevcut düzenin teminatını yalnızca CHP, Yeni Parti, İYİ Parti, Anahtar Parti veya başka benzer siyasî partilerden ibaret görenlerin, meselenin dış bağlantılarını yeterince görmeleri mümkün değildir.
Türkiye’deki Kemalist laik düzenin tarihî ve dış bağlantılı boyutunu hesaba katmadan bu sistemi bütünüyle anlamak mümkün değildir.
Britanya’nın Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in kuruluş safhasına kadar bölge üzerindeki etkisi; daha sonra ABD’nin Türkiye ile kurduğu askerî ve siyasî ilişkiler ve İsrail’in bölgedeki stratejisi birlikte incelenmeden bu mesele eksik kalır.
İngiltere ve ABD’nin bugün gerçekleşen bazı operasyonlara ses çıkarmıyor görünmesi de ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.
Uluslararası güçler, kendi çıkarlarını doğrudan tehdit etmeyen veya belirli sınırlar içerisinde kalan gelişmelere zaman zaman müdahale etmeyebilirler.
Kanaatimce bu süreçten en ciddi rahatsızlık duyabilecek dış aktörlerden biri İsrail’dir.
İçeride ise Kemalist laik çevrelerin ve bazı siyasî yapıların gelişmeleri yakından takip ettiği açıktır.
X. Benim Gibi Sıradan Bir Vatandaş Görüyorsa Devlet Görmüyor muydu?
Ben sıradan bir vatandaşım.
Devletin istihbarat imkânlarına, gizli arşivlerine veya özel bilgi kaynaklarına sahip değilim.
Buna rağmen 1994 yılında FETÖ yapılanmasıyla ilgili bazı önemli hususları fark etmiş, yaşamış ve bunları yıllar sonra yazıya dökmüş bulunuyorum.[1]
2016 yılında ise Süleymancı yapı ile CIA arasındaki muhtemel ilişkiyi gündeme getiren yazıyı neşrettim.[2]
Şimdi insan haklı olarak soruyor:
Benim gibi sıradan bir vatandaş bazı bağlantıları yıllar önce fark edebiliyorsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili kurumlarının bunlardan bütünüyle habersiz olması mümkün müdür?
Elbette bunu kesin bir hüküm olarak söylemiyorum.
Belki devlet bazı şeyleri görüyordu fakat şartların olgunlaşmasını bekliyordu.
Belki kurumlar arasındaki dengeler ve siyasî irade eksikliği süreci geciktiriyordu.
Belki bazı bilgiler yeterince değerlendirilemiyor veya gereken adım atılamıyordu.
Fakat bugün şartların önemli ölçüde değiştiği görülmektedir.
XI. Sıra Kimde?
MİT millîleştikçe ve Türk devlet aklı kendi iradesine daha fazla sahip çıktıkça, geçmişte farklı güçlerin himayesinde gelişmiş dinî görünümlü yapıların tek tek mercek altına alınması şaşırtıcı olmayacaktır.
Üstelik bunun yalnızca dinî görünümlü yapılarla sınırlı kalacağını düşünmüyorum.
Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediye başkanları etrafında gelişen süreçleri; Yeni Parti ve benzeri yeni siyasî oluşumları da dikkatle takip etmek gerekir.
Devletin istihbarat kapasitesi güçlendikçe ve geçmişte dokunulması zor görülen alanlara uzandıkça, önümüzdeki dönemde siyasî, bürokratik ve malî alanlarda da şaşırtıcı gelişmeler yaşanabilir.
Benim kanaatim, Türkiye’nin artık yalnızca görünen yapılarla değil, onların arkasındaki nüfuz ağlarıyla da hesaplaşabilecek bir döneme girdiği yönündedir.
SONUÇ: Temizlik Nereye Kadar Gidecek?
1994’te yaşadığım FETÖ tecrübeleri üzerine kaleme aldığım yazı…[1]
“Kullanılmaya Açık Olduğunuzu Hissettirmeden Başarılı Olmanız Çok Zordur”
2016’da neşrettiğim ve Süleymancı yapı ile CIA arasındaki muhtemel ilişkiyi gündeme taşıyan yazı…[2]
“Süleymanlılar CIA’nın kontrolünde mi?”
Aradan geçen yıllar…
FETÖ’nün devlet içerisindeki yapılanmasının ortaya çıkması…
15 Temmuz…
Devletin güvenlik ve istihbarat anlayışındaki değişim…
Ve nihayet 2026’da Süleymancı yapı hakkında gerçekleştirilen geniş kapsamlı operasyon…
Bütün bunları yan yana koyduğumuzda, geçmişte sorulmuş bazı soruların bugün yeniden hatırlanması kaçınılmaz hâle geliyor.
Ben okuyucudan benim bütün değerlendirmelerimi peşinen kabul etmesini istemiyorum.
İstediğim şey daha basit ve daha önemlidir:
Eski yazıları okuyun. Hadiseleri karşılaştırın. Bağlantıları takip edin. Sonra kendi hükmünüzü verin.
Kanaatimce Türkiye, dış vesayetlerden ve içerideki kullanışlı nüfuz ağlarından sıyrılarak kendi iradesine daha fazla sahip çıkacağı; tarihî, kültürel ve sahih İslâmî kökleriyle yeniden buluşacağı bir istikamete girmiştir.
Bu sebeple asıl soru artık şudur:
Bu temizlik yalnızca FETÖ ve benzeri dinî görünümlü yapılarla mı sınırlı kalacak; yoksa Kemalist laik sistemin yıllar içerisinde meydana getirdiği bütün vesayet ve nüfuz ağlarına kadar uzanacak mı?
Bunu zaman gösterecek.
Fakat kanaatim nettir:
MİT ve Türk devlet aklı gerçekten millî iradeye daha fazla bağlandıkça, önümüzdeki dönemde bugünden tahmin edemeyeceğimiz kadar şaşırtıcı gelişmelerle karşılaşabiliriz.
Siz siz olun, gözünüzü dört açın.
Çünkü daha ortaya çıkarılmayı bekleyen çok “madenler” var.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
17.08.2026 – OF
Dipnotlar / kaynaklar
[1] Ahmet Ziya İbrahimoğlu, “Kullanılmaya Açık Olduğunuzu Hissettirmeden Başarılı Olmanız Çok Zordur”, Aynamaya Yansıyanlar.
[2] Ahmet Ziya İbrahimoğlu, “Süleymanlılar CIA’nın kontrolünde mi?”, Aynamaya Yansıyanlar, 2016. Yazı, 2016 yılında kamuoyunun dikkatine sunulmuş olup içerdiği açıklama ve iddiaların kaynağı ayrıca değerlendirilmelidir.
[3] Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulu, “Dinî İstismar Hareketi FETÖ/PDY Raporu”.
[4] Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 13 Ağustos 2026 tarihli soruşturmasına ilişkin kamuoyuna yansıyan açıklamalar.
[5] 2019 yılında kamuoyuna yansıyan Diyanet İşleri Başkanlığı cemaatler ve tarikatlar değerlendirme raporu.
[6] Hayrullah Karadeniz’in 2016 yılında kamuoyuna yansıyan açıklamaları ve röportajları.
ترجمة من التركيةً إلى العربية:👇
هل يجري تصفيةُ التنظيمات ذات المظهر الديني التي غذّاها النظام الكمالي العلماني في تركيا وأنتجها؟
هل بدأت «تنظيف أمعاء» النظام الكمالي بتصفية «فتو» وستستمر بالسليمانيين؟
المقدمة
إن قراءة بعض التطورات التي شهدتها تركيا خلال السنوات الأخيرة على أنها مجرد أحداث في سياق السياسة الراهنة، تؤدي ـ في تقديري ـ إلى إغفال الصورة الكبرى.
ذلك أن المعنى الحقيقي لبعض الأحداث لا يتضح يوم وقوعها، وإنما يتكشف حين تكتسب حادثة وقعت قبل سنوات، أو ملاحظة أُجريت، أو سؤال طُرح، معنى جديداً في ضوء التطورات التي تظهر مع مرور الزمن.
وهذا تحديداً هو السبب الذي دفعني إلى كتابة هذا المقال.
فقد سبق لي، انطلاقاً من بعض الأحداث التي عشتها شخصياً وبعض الملاحظات التي وقفت عليها، أن طرحت أمام الرأي العام مقالين. كان أحدهما قائماً على تجربة عشتها بنفسي مع تنظيم «فتو»، أما الآخر فكان مقالاً نشرته سنة 2016، وأثرت فيه ادعاءات خطيرة تتعلق بالعلاقات المحتملة بين التنظيم السليماني ووكالة الاستخبارات المركزية الأمريكية (CIA).
إن بعض الأسئلة التي طُرحت يومئذ تعود اليوم إلى الواجهة من جديد في ضوء التطورات الجارية.
فلنطرح السؤال بوضوح:
هل يجري اليوم تصفية بعض التنظيمات ذات المظهر الديني، التي ظل النظام الكمالي العلماني يغذيها على مدى سنوات، أو يهيئ لها سبل النمو، أو يراها قابلة للاستخدام بديلاً عن الفهم الإسلامي الصحيح، واحداً تلو الآخر؟
I. لماذا أنتج النظام الكمالي العلماني هذه التنظيمات وغذّاها؟
لفهم القضية فهماً صحيحاً، ينبغي أولاً أن ننظر في الأرضية التاريخية والصلات الخارجية معاً.
ومن نافلة القول، في تقديري، إن القوى الصهيونية والبريطانية التي دعمت إسقاط الدولة العثمانية وترسيخ نظام كمالي علماني في تركيا، ثم ورثت الولايات المتحدة وإسرائيل نفوذها وتركتها؛ لم تكن لتريد أن يقوى في العالم الإسلامي مسلمون واعون، تربّوا على الفهم الإسلامي الصحيح، أو أن تقوى المؤسسات التي تقوم على هذا الفهم.
ذلك أن المسلم الذي تربّى على الفهم الإسلامي الصحيح، وأدرك حقيقة عقيدته وتاريخه، لا يكون قابلاً للوصاية الخارجية؛ بل يتمسك بإرادته وقيمه وتصوره الحضاري.
وقد تشكل النظام الكمالي العلماني، في جوهره، بوصفه نظاماً أقيم في مواجهة سيادة الفهم الإسلامي الصحيح. ولذلك لم يكتفِ بتقييد الحياة الإسلامية، بل فتح كذلك المجال أمام تصورات دينية محرّفة وممزوجة بالخرافات، يمكن استخدامها ضد الإسلام، وحوّلها إلى مبررات وعناصر للمقارنة والمواجهة.
وهكذا، في الوقت الذي جرى فيه قمع الفهم الإسلامي الصحيح، قُدّم بدلاً منه «دين» مثقل بالخرافات ومغذّى بالتحريف، ثم قيل:
«ها هو الدين؛ وهذا هو الضرر الذي يمكن أن يلحقه بالمجتمع والدولة».
وبذلك أُنشئت ذريعة تبدو معقولة لمعاداة الإسلام.
وفي هذه البيئة التي تشكلت بتعاون الأجهزة الاستخباراتية الواقعة تحت توجيه القوى الإمبريالية الخارجية مع الفكر الكمالي العلماني، ظهر نموذج «المسلم الكمالي العلماني» المزيّن بالخرافات والمغذّى بالتحريف.
وفُتح المجال لبعض الأكاديميين والدعاة الذين يمثلون هذا الفهم، وللطرق الزائفة، والجماعات التي يمكن استخدامها، ووُفرت لها الإمكانات وسُهّلت سبل نموها وتقويتها.
فحين كانت تقتضي الحاجة، استُخدمت هذه التنظيمات؛ وحين كانت تقتضي الحاجة، استُخدمت التنظيمات نفسها ذريعةً للهجوم على الفهم الإسلامي الصحيح، واتُّهم المسلمون المخلصون بـ«استغلال الدين» و«الرجعية» أو «الإرهاب».
وهنا تظهر مفارقة بالغة الأهمية:
فالمؤسسات التي أنشأها المسلمون الذين عاشوا طوال العهد الجمهوري على أساس الفهم والعقيدة الإسلامية الصحيحة، لم تحظَ بمثل ما حظيت به هذه التنظيمات ذات المظهر الديني والقابلة للاستخدام من تسامح وتفهّم.
فعندما أراد المسلمون المخلصون أن يعكسوا فهمهم الإسلامي في حياتهم وتعليمهم ومؤسساتهم وأنشطتهم، واجهوا اتهام «استغلال الدين»؛ في حين لم تُبدَ الحساسية نفسها تجاه التنظيمات التي ظهرت باسم الإسلام وكانت تخدم النظام.
II. كيف استطاعت تنظيمات مثل «فتو» والسليمانيين أن تنمو وتتوسع؟
إن تمكن تنظيمات «فتو» والسليمانيين وما شابهها من النمو والتوسع في ظل نظام كان، بالنسبة إلى الإسلام الصحيح والمسلم الواعي، أشبه بمصدر دائم للمعاناة؛ أمر ينبغي الوقوف عنده بصورة خاصة.
وفي تقديري، فإن أحد أهم أسباب ذلك هو قابلية هذه التنظيمات للاستخدام في خدمة أهداف مراكز قوى مختلفة.
وهذا الأمر مهم سواء بالنسبة إلى القوى الخارجية وأجهزتها الاستخباراتية، أم بالنسبة إلى النظام الكمالي العلماني.
وبعبارة أخرى، نشأ بين مراكز القوى المختلفة التي تحارب الفهم الإسلامي الصحيح نوع من التوافق الضمني حول قابلية استخدام مثل هذه التنظيمات وتوظيفها.
فلا «فتو» ولا السليمانيون ولا التنظيمات المماثلة لهم دعموا، في حقيقة الأمر، المرحوم نجم الدين أربكان، ولا القادة الذين يقدمون الإرادة الوطنية، من أمثال فخامة رئيس جمهوريتنا رجب طيب أردوغان.
ومع ذلك، فإن الأوساط الكمالية العلمانية وداعميها الخارجيين لا يتورعون عن محاولة تحميل المسلمين أنفسهم مسؤولية هذه التنظيمات ذات المظهر الديني، وكأن المسلمين هم الذين ينبغي أن يدفعوا ثمن وجودها.
ولهذا السبب تحديداً، استطاعت هذه التنظيمات أن تتحول، بالنسبة إلى النظام الكمالي العلماني والقوى الخارجية، إلى أدوات بالغة الفائدة.
ولنقل الأمر بصورة أوضح:
إذا كان تنظيم ما يعرقل انتشار الإسلام الصحيح، وفي الوقت نفسه يخدم مصالح القوى التي تستخدمه، فإنه قد يتحول ـ رغم مظهره الديني ـ من تنظيم معارض للنظام إلى أداة في خدمته.
III. هل بدأ التطهير بـ«فتو» وسيستمر بالسليمانيين؟
لم تكن قضية «فتو» بالنسبة إلى تركيا مجرد نقاش عادي حول جماعة دينية.
فمن الثابت، وفق ما أظهرته مؤسسات الدولة والقضاء، أن تنظيماً نما على مدى سنوات تحت غطاء التعليم والخدمة والنشاط الديني والتضامن الاجتماعي، وتمكن من التغلغل إلى أكثر مؤسسات الدولة حساسية، وأنشأ كوادر تابعة له في القضاء والأمن والبيروقراطية العسكرية وغيرها من المؤسسات العامة، ثم انتهى به الأمر إلى أن يكون في قلب محاولة الانقلاب الدموية التي نُفذت ضد الدولة التركية في 15 يوليو/تموز 2016.[3]
أما الأحداث التي عشتها شخصياً قبل سنوات فيما يتعلق بتنظيم «فتو» ودوّنتها في مقال، فقد أثارت لديّ علامات استفهام خطيرة قبل وقت طويل من تشخيص هذا التنظيم من قبل الجماهير الواسعة.[1]
ولهذا السبب تحديداً، أرى أهمية خاصة في إعادة قراءة ذلك المقال اليوم.
فبعض الحقائق لا تصبح أكثر وضوحاً لحظة وقوعها، وإنما تزداد ظهوراً مع مرور الزمن.
لقد قدمت تجربة تركيا مع «فتو» للدولة درساً بالغ الصعوبة، لكنه بالغ الأهمية:
لا ينبغي لأي تنظيم ذي مظهر ديني أن يبلغ من القوة ما يمكّنه من إنشاء هرمية خاصة به داخل الدولة، أو من إخضاع مؤسسات الدولة لأوامره.
ولكن، هل تنتهي القضية هنا؟
هل من الممكن أن تكون الدولة، بعد تصفية «فتو»، قد بدأت في دراسة التنظيمات الدينية ـ الاجتماعية الأخرى القوية والمغلقة بمزيد من الحذر؟
إن العملية الواسعة التي نُفذت في 13 أغسطس/آب 2026 ضد عليهان قوريش، زعيم الجماعة المعروفة بالتنظيم السليماني، والمحيطين به، أعادت هذا السؤال إلى الواجهة.
وقد أُفيد بأن عملية التحقيق التي تجريها النيابة العامة في أنقرة شملت تنفيذ عمليات في 123 عنواناً في 17 ولاية، وإصدار أوامر بتوقيف 49 مشتبهاً به، وإلقاء القبض على 30 شخصاً. كما أُفيد بأن التحقيق يتضمن اتهامات من قبيل تأسيس وإدارة منظمة إجرامية، والانتماء إليها، وغسل الأموال المتحصلة من الجريمة، والاحتيال على حساب المؤسسات العامة، ومخالفة قانون الإجراءات الضريبية؛ إضافة إلى تعيين أوصياء على 33 شركة، وفحص حركة مالية تجاوزت 100 مليار ليرة استناداً إلى تقارير مجلس التحقيق في الجرائم المالية (MASAK).[4]
وهنا ينبغي الحفاظ على تمييز قانوني مهم بصورة خاصة:
فالسبب الرسمي للعملية ليس الهوية الدينية للسليمانيين، وإنما الاتهامات بارتكاب جرائم منظمة ومالية الموجهة إلى أشخاص وتنظيمات محددة.
ومن ثم، فليس من الصواب تجاهل هذا التمييز القانوني.
لكن هناك سؤالاً أوسع يمكننا، بوصفنا باحثين ومؤلفين، أن نطرحه:
هل تمتد الآن إلى تنظيمات أخرى العملية التي بدأت مع «فتو»، والتي جعلت الدولة أكثر حذراً تجاه التنظيمات المغلقة والقوية التي يُحتمل وجود صلات خارجية لها؟
في تقديري، لا ينبغي الاستهانة بهذا السؤال.
IV. لماذا أطرح هذا السؤال اليوم؟
لأنني لا أتناول هذه القضية من خلال العملية التي وقعت اليوم وحدها.
فهناك أحداث وقعت قبل سنوات، وملاحظات أُجريت، ومقالان عُرضا على الرأي العام.
أولهما مقال كتبته انطلاقاً من تجاربي الشخصية مع تنظيم «فتو»، بعنوان:
«من الصعب جداً أن تنجح من دون أن تشعر الآخرين بأنك قابل للاستخدام».[1]
قراءة المقال كاملاً
وأوصي بصورة خاصة، عند قراءة هذا المقال، بألا يكتفى بمتن المقال وحده، بل ينبغي كذلك الاطلاع بعناية على الروابط الأخرى الواردة فيه؛ لأن القارئ سيرى فيه كيف أمكن، قبل سنوات، إدراك بعض الأمور التي أصبحت اليوم موضع انتباه دوائر أوسع، من خلال تجارب ومشاهدات عايشتها آنذاك.
أما المقال الثاني فنشرته سنة 2016 بعنوان:
«هل السليمانيون تحت سيطرة وكالة الاستخبارات المركزية الأمريكية (CIA)؟».[2]
قراءة المقال كاملاً
وهنا ينبغي الانتباه بصورة خاصة إلى نقطة مهمة:
فعنوان المقال نفسه جاء في صورة سؤال.
فلم يُقل: «إنهم تحت سيطرة CIA»، وإنما قيل: «هل هم تحت سيطرة CIA؟»
لأن السؤال أحياناً يكون أثمن من الحكم.
فالسؤال يدفع الإنسان إلى البحث، ويفتح في ذهنه نافذة، ويهيئ نقطة بداية لفهم الأحداث التي قد تقع بعد سنوات.
V. لماذا يعود السؤال المطروح سنة 2016 إلى الواجهة سنة 2026؟
لقد مضى نحو عشر سنوات على المقال الذي نُشر سنة 2016.
واليوم يجري تحقيق قضائي واسع النطاق بحق شخصيات بارزة في التنظيم السليماني وشركات مرتبطة به. كما أن العمليات التي امتدت إلى ولايات مختلفة، وتعيين أوصياء على شركات، وفحص حركات مالية بمبالغ ضخمة، تجعل القضية أكثر إثارة للانتباه.[4]
والآن أسأل:
أفلا نربط، بأي صورة من الصور، بين السؤال الذي طُرح سنة 2016 والمشهد الذي ظهر سنة 2026؟
بطبيعة الحال، لا تعني التطورات الراهنة أن جميع الادعاءات التي طُرحت سنة 2016 قد ثبتت صحتها.
لكن من الطبيعي جداً أن يعود سؤال طُرح في الماضي إلى الواجهة عندما تقع اليوم أحداث ذات صلة به.
وفضلاً عن ذلك، فالأمر لا يقتصر على المقال الذي نُشر سنة 2016.
فقد ظهرت في تقييمات نُسبت إلى رئاسة الشؤون الدينية التركية ونُشرت في الرأي العام سنة 2019، إشارات إلى ضرورة أخذ الادعاءات المتعلقة بوجود صلات بين السليمانيين وبعض أجهزة الاستخبارات الأجنبية على محمل الجد، وإجراء التحقيقات اللازمة للحيلولة دون مواجهة «فتو» جديد.[5]
وهذا التقييم لا يمثل حكماً قضائياً نهائياً بأن «السليمانيين تديرهم CIA».
لكنه مهم من حيث إنه يدل على أن الجهات المعنية في الدولة نفسها رأت في مثل هذه الادعاءات قضية تستحق البحث والتحقيق.
وهذا هو سبب تذكيري اليوم بالسؤال الذي طُرح سنة 2016.
VI. ماذا يعني «تنظيف أمعاء النظام الكمالي»؟
إن عبارة «تنظيف الأمعاء» التي استخدمتها في العنوان ليست عبارة قانونية، وإنما هي تعبير سياسي ومجازي.
وأقصد بها تنظيف شبكات النفوذ التي تراكمت داخل مؤسسات الدولة على مدى سنوات، أو تلقت دعماً من الخارج، أو وصلت إلى مرحلة يمكن أن تتعارض فيها مع الإرادة الوطنية للدولة.
ويمكن النظر إلى عمليات «فتو» من هذه الزاوية بوصفها نقطة بداية مهمة.
والآن، إذا وضعنا معاً التحقيق الجاري بشأن السليمانيين، والخطوات المحتملة التي قد تمتد بعد ذلك إلى تنظيمات أخرى، والتطور الذي طرأ على القدرات الاستخباراتية، يبرز السؤال التالي:
هل تدخل تركيا مرحلة أكثر حزماً في مواجهة التنظيمات التي ظل من الصعب المساس بها طوال سنوات؟
أعتقد أن ذلك ممكن.
VII. ماذا يحدث كلما أصبحت الاستخبارات الوطنية (MİT) أكثر استقلالاً وأصبحت تركيا أكثر استقلالاً؟
كلما ازدادت وكالة الاستخبارات الوطنية التركية (MİT) استقلالاً، وكلما أصبحت تركيا أكثر تمسكاً بإرادتها، واكتسبت قوة أكبر في طريق الاستقلال؛ فمن الممكن كذلك أن تحاول القوى المحلية والأجنبية التي غذّت هذه التنظيمات ذات المظهر الديني أو وفرت لها الحماية في الماضي، أن تضعها في طريق تركيا بوصفها عوائق أمامها.
ذلك أن إرادة تركيا في إعادة بناء استقلالها ومستقبلها على أساس الفهم الإسلامي الصحيح تزداد قوة.
وقد أدركت القوى الخارجية أن إيقاف تركيا بصورة مباشرة من خلال العداء للإسلام لم يعد ممكناً بالسهولة التي كان عليها في السابق، كما بدأت امتداداتها الداخلية تدرك الأمر نفسه.
ومن أجل ذلك، ينبغي كذلك النظر في هذا الإطار إلى تكاثر التنظيمات السياسية ذات المظهر الديني من جهة، وإلى الحاجة إلى شخصيات من أمثال أكرم إمام أوغلو من جهة أخرى.
ومهما تكن النقاشات السياسية والقانونية المتعلقة بهؤلاء، فإن الأمر اللافت للنظر هو الآتي:
إن عدم تردد بعض الجماعات والطرق ذات المظهر الديني في دعم التنظيمات السياسية التي تراها قريبة منها، في مقابل ابتعادها عن القادة الذين يقدمون الإرادة الوطنية والفهم الإسلامي الصحيح، يمثل تناقضاً يستحق مزيداً من التأمل.
VIII. مثل هذا التطهير لا يستطيع القيام به إلا قيادة قوية
إن تطهير الدولة التركية من شبكات الوصاية والنفوذ التي تراكمت فيها طوال سنوات، يحتاج إلى إرادة سياسية قوية لا تعرف التنازل.
وفي الظروف الراهنة، لا أعتقد أن هناك شخصية أخرى غير فخامة رئيس جمهوريتنا رجب طيب أردوغان تمتلك الإرادة السياسية القادرة على خوض مثل هذه المواجهة، في وجه ضغوط مراكز القوى العالمية وفي مواجهة عقلية الوصاية الكمالية في الداخل.
وهذا تقييمي السياسي الصريح والواضح.
فإذا كان ثمة تطهير من هذا النوع، فلا يمكن أن تنجزه إلا قيادة قوية.
لأن المساس بتوازنات القوى الراسخة في تركيا وبالروابط الخارجية التي تقف وراءها ليس أمراً سهلاً.
فعندما تمس تنظيماً ما، فإنك لا تواجه ذلك التنظيم وحده، بل قد تجد نفسك في مواجهة الأوساط السياسية والاقتصادية والبيروقراطية والخارجية المرتبطة به أيضاً.
IX. هل ضمان النظام في الجمهورية التركية يقتصر على الأحزاب السياسية؟
إن الذين يرون أن ضمان النظام القائم في تركيا لا يتجاوز حزب الشعب الجمهوري (CHP)، وحزب «يني»، وحزب الجيد (İYİ Parti)، وحزب «المفتاح» (Anahtar Parti)، أو غيرها من الأحزاب السياسية المماثلة، لن يكونوا قادرين على رؤية الصلات الخارجية للقضية بما يكفي.
ومن غير الممكن فهم النظام الكمالي العلماني في تركيا بصورة كاملة من دون أخذ أبعاده التاريخية وصلاته الخارجية في الحسبان.
فلا يمكن أن تبقى القضية مكتملة الفهم من دون دراسة تأثير بريطانيا في المنطقة، منذ أواخر العهد العثماني وحتى مرحلة تأسيس الجمهورية، ثم العلاقات العسكرية والسياسية التي أقامتها الولايات المتحدة مع تركيا، والاستراتيجية الإسرائيلية في المنطقة، كل ذلك معاً.
كما أن ظهور بريطانيا والولايات المتحدة اليوم وكأنهما لا تعارضان بعض العمليات الجارية، أمر يستحق بدوره التأمل.
فالقوى الدولية قد لا تتدخل أحياناً في التطورات التي لا تهدد مصالحها بصورة مباشرة، أو التي تبقى ضمن حدود معينة.
وفي تقديري، فإن إسرائيل واحدة من أكثر الأطراف الخارجية التي قد تشعر بقلق بالغ إزاء هذا المسار.
أما في الداخل، فمن الواضح أن الأوساط الكمالية العلمانية وبعض القوى السياسية تتابع هذه التطورات عن كثب.
X. إذا كان مواطن عادي مثلي قد رأى ذلك، أفلم تكن الدولة تراه؟
أنا مواطن عادي.
ولا أمتلك إمكانات الدولة الاستخباراتية، ولا أرشيفاتها السرية، ولا مصادرها الخاصة للمعلومات.
ومع ذلك، فقد لاحظت سنة 1994 بعض الأمور المهمة المتعلقة بتنظيم «فتو»، وعشت بعض أحداثها، ثم دوّنتها بعد سنوات في مقال.[1]
وفي سنة 2016 نشرت مقالاً أثرت فيه العلاقة المحتملة بين التنظيم السليماني ووكالة الاستخبارات المركزية الأمريكية (CIA).[2]
وهنا يحق للمرء أن يسأل:
إذا كان مواطن عادي مثلي يستطيع أن يلاحظ بعض الصلات قبل سنوات، فهل من الممكن أن تكون المؤسسات المعنية في الجمهورية التركية غافلة عنها تماماً؟
وبطبيعة الحال، لا أقول ذلك على سبيل الحكم القطعي.
فربما كانت الدولة ترى بعض الأمور، لكنها كانت تنتظر نضوج الظروف.
وربما كانت التوازنات بين المؤسسات، أو ضعف الإرادة السياسية، تؤخر المسار.
وربما لم تكن بعض المعلومات تُقيّم بما يكفي، أو لم يكن بالإمكان اتخاذ الخطوة اللازمة.
لكن يبدو أن الظروف اليوم قد تغيرت بصورة ملحوظة.
XI. من التالي؟
كلما ازدادت وكالة الاستخبارات الوطنية التركية (MİT) استقلالاً، وكلما ازداد عقل الدولة التركي تمسكاً بإرادته، فلن يكون من المستغرب أن توضع التنظيمات ذات المظهر الديني التي نشأت في الماضي في ظل حماية قوى مختلفة تحت المجهر، واحداً تلو الآخر.
ولا أعتقد أن الأمر سيقتصر على التنظيمات ذات المظهر الديني.
بل ينبغي أيضاً متابعة التطورات التي تدور حول أكرم إمام أوغلو ورؤساء البلديات المنتمين إلى حزب الشعب الجمهوري، وكذلك «حزب يني» والتشكيلات السياسية الجديدة المشابهة، بعناية.
ومع ازدياد قدرة الدولة الاستخباراتية، وامتدادها إلى مجالات كان يُنظر إليها في الماضي على أنها عصية على المساس، فقد نشهد خلال المرحلة المقبلة تطورات مفاجئة في المجالات السياسية والبيروقراطية والمالية أيضاً.
وأرى أن تركيا دخلت مرحلة أصبحت فيها قادرة على مواجهة شبكات النفوذ التي تقف وراء البنى الظاهرة، لا البنى الظاهرة وحدها.
الخاتمة: إلى أي مدى سيمتد هذا التطهير؟
المقال الذي كتبته حول تجاربي مع «فتو» سنة 1994…[1]
«من الصعب جداً أن تنجح من دون أن تشعر الآخرين بأنك قابل للاستخدام»
المقال الذي نشرته سنة 2016 وأثرت فيه العلاقة المحتملة بين التنظيم السليماني ووكالة الاستخبارات المركزية الأمريكية…[2]
«هل السليمانيون تحت سيطرة CIA؟»
ثم السنوات التي مضت…
انكشاف بنية «فتو» داخل الدولة…
15 يوليو/تموز…
التغير الذي طرأ على مفهوم الدولة للأمن والاستخبارات…
ثم أخيراً العملية الواسعة التي نُفذت سنة 2026 ضد التنظيم السليماني…
عندما نضع كل هذه الأحداث جنباً إلى جنب، يصبح من الصعب تجنب إعادة تذكر بعض الأسئلة التي طُرحت في الماضي.
أنا لا أطلب من القارئ أن يقبل جميع تقييماتي مقدماً.
إنما أطلب شيئاً أبسط وأهم:
اقرؤوا المقالات القديمة. قارنوا الأحداث. تابعوا الصلات. ثم أصدروا حكمكم بأنفسكم.
وفي تقديري، دخلت تركيا اتجاهاً ستزداد فيه قدرتها على امتلاك إرادتها، والتخلص من الوصايات الخارجية وشبكات النفوذ القابلة للاستخدام في الداخل، والعودة من جديد إلى جذورها التاريخية والثقافية والإسلامية الصحيحة.
ولهذا فإن السؤال الحقيقي أصبح الآن:
هل سيقتصر هذا التطهير على «فتو» والتنظيمات الدينية ذات المظهر المشابه، أم سيمتد إلى جميع شبكات الوصاية والنفوذ التي أوجدها النظام الكمالي العلماني على مدى السنوات؟
الزمن وحده سيكشف ذلك.
لكن قناعتي واضحة:
كلما ازداد ارتباط وكالة الاستخبارات الوطنية التركية (MİT) وعقل الدولة التركي بالإرادة الوطنية حقاً، فقد نواجه في المرحلة المقبلة تطورات مدهشة إلى حد يفوق ما نستطيع اليوم توقعه.
فكونوا يقظين، وافتحوا أعينكم جيداً.
فلا يزال هناك الكثير من «المناجم» التي تنتظر أن تُكتشف.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
17.08.2026 – أوف
الهوامش / المصادر
[1] أحمد ضياء إبراهيم أوغلو، «من الصعب جداً أن تنجح من دون أن تشعر الآخرين بأنك قابل للاستخدام»، Aynamaya Yansıyanlar.
[2] أحمد ضياء إبراهيم أوغلو، «هل السليمانيون تحت سيطرة CIA؟»، Aynamaya Yansıyanlar، 2016. وقد عُرض المقال على الرأي العام سنة 2016، وينبغي تقييم مصدر المعلومات والادعاءات الواردة فيه بصورة مستقلة.
[3] رئاسة الشؤون الدينية التركية، المجلس الأعلى للشؤون الدينية، «تقرير حركة استغلال الدين: FETÖ/PDY».
[4] التصريحات التي نُشرت في الرأي العام بشأن التحقيق الذي تجريه النيابة العامة في أنقرة بتاريخ 13 أغسطس/آب 2026.
[5] تقرير تقييم الجماعات والطرق الصوفية التابع لرئاسة الشؤون الدينية التركية، الذي ظهر في الرأي العام سنة 2019.
[6] تصريحات ومقابلات خير الله قره دنيز التي ظهرت في الرأي العام سنة 2016.