Yapay Zekâdan İstifade Etmek Nakısa, Hata veya Ayıp mıdır?
Günümüzde bazı insanlar, yazı yazarken veya araştırma yaparken Yapay Zekâ’dan istifade edenleri küçümsemekte; sanki böyle bir imkândan faydalanmak, insanın ilmini ve araştırmacılığını azaltıyor veya kişinin ehliyetine gölge düşürüyormuş gibi bir tavır sergilemektedir.
Hâlbuki mes’ele, Yapay Zekâ’nın kullanılıp kullanılmamasından ziyade nasıl, niçin ve hangi ölçüler içinde kullanıldığıdır.
Çünkü bir vasıtanın faydalı veya zararlı olması, çoğu zaman onun kendisinden ziyade, onu kullanan insanın niyetine, bilgisine, basiretine ve kullanım usulüne bağlıdır.
Bir kalem de hakikati yazmak için kullanılabilir, iftira için de.
Bir kitap da ilim kazandırabilir, yanlış bilgi de aktarabilir.
Bir arama motoru da doğru kaynağa ulaştırabilir, yanlış bir bilgiye de götürebilir.
Öyleyse mes’ele, vasıtanın varlığı değil; insanın o vasıtayı nasıl kullandığıdır.
Kısacası:
Her teknolojik imkân, sahibinin birikimi kadar faydalı; cehaleti ve dikkatsizliği kadar yanıltıcı ve tehlikelidir.
Araç İnsanın Yerine Geçerse Tehlike Başlar
Yapay Zekâ’nın asıl tehlikesi, insanın yerine geçirilmesiyle başlar.
Araştırmacı düşünmeyi bırakır, muhakemeyi terk eder, kaynağı kontrol etmez ve Yapay Zekâ’nın söylediği her şeyi doğru kabul ederse artık burada teknoloji insana yardımcı olmaktan çıkmış, insan teknolojiye teslim olmuş demektir.
Üstelik Yapay Zekâ’nın önemli bir zaafı vardır: Bazen bilmediği bir mes’elede de cevap verebilir. Kaynakları karıştırabilir, hiç var olmayan bir eseri veya görüşü varmış gibi gösterebilir, doğru bir bilgiyi yanlış bağlama yerleştirebilir yahut farklı şahısların sözlerini birbirine karıştırabilir.
Bu sebeple Yapay Zekâ’nın verdiği bilgi, doğrulanması gereken bir bilgi olarak görülmelidir.
Bana göre temel ölçü şudur:
İnsan Yapay Zekâ’yı yönetmeli; Yapay Zekâ insanı yönetmemelidir.
Kitap Kullanmak İlim, Yapay Zekâ Kullanmak Ayıp mı?
Bir araştırmacının kitaplardan, kütüphanelerden, fihristlerden, ansiklopedilerden, arama motorlarından ve çeşitli araştırma vasıtalarından faydalanması tabiî karşılanırken, Yapay Zekâ’dan istifade etmesinin başlı başına ayıp sayılması için makul ve ilmî bir delil bulunması gerekir.
Mühim olan kullanılan vasıtanın adı değil, o vasıtayı kullanan aklın ve ilmin seviyesidir.
Bir âlimin kitap kullanması onun ilmini azaltmadığı gibi, ehliyetli bir araştırmacının Yapay Zekâ’dan istifade etmesi de tek başına onun ilmî kıymetini düşürmez.
Asıl mes’ele şudur:
Yapay Zekâ araştırmacının yerine mi geçiyor, yoksa araştırmacıya yardımcı mı oluyor?
Eğer insan bütün muhakemesini makineye bırakıyorsa burada ciddi bir problem vardır.
Fakat insan konuyu belirliyor, kaynak istiyor, gelen bilgiyi inceliyor, doğruluğunu araştırıyor, ehliyetli insanlarla istişare ediyor ve nihayet kendi ilmî kanaatini oluşturuyorsa Yapay Zekâ burada sadece bir yardımcı vasıtadır.
Ben Yapay Zekâ’yı Nasıl Kullanıyorum?
Ben yaklaşık iki yıldır Yapay Zekâ’dan istifade ediyorum. Fakat bunu hiçbir zaman “Yapay Zekâ ne derse doğrudur” anlayışıyla yapmadım.
Kendi çalışma usulümü altı safhada özetleyebilirim:
Birincisi – Konu ve Çerçeve
Önce ele alınacak mes’eleyi kendim belirliyor, konunun sınırlarını çiziyor ve hangi noktaların araştırılması gerektiğini ortaya koyuyorum.
Yani konuyu Yapay Zekâ’ya bırakmıyorum.
İkincisi – Delil ve Kaynak
Daha sonra konuyla ilgili âyet, hadis, klasik kaynak, ilmî eser ve güvenilir belgeleri araştırıyorum.
Yapay Zekâ’dan kaynak istemek başka, kaynağı doğru kabul etmek başkadır.
Bir kaynak adı verildiğinde o kaynağın gerçekten mevcut olup olmadığı, verilen bilginin gerçekten o eserde bulunup bulunmadığı ve naklin doğru yapılıp yapılmadığı ayrıca araştırılmalıdır.
İlim kesin delil ister.
Üçüncüsü – İlk Taslak
Bundan sonra elde edilen malzeme ile ilk taslak meydana geliyor.
Burada Yapay Zekâ, fikirlerin tertibinde, başlıkların düzenlenmesinde, cümlelerin daha anlaşılır hâle getirilmesinde ve farklı ifade biçimlerinin görülmesinde yardımcı olabiliyor.
Fakat nihai mânayı, fikri ve hükmü yine insan belirlemelidir.
Dördüncüsü – Yapıcı İstişare
İlk taslaktan sonra Yapay Zekâ’yı bir çeşit istişare vasıtası olarak kullanıyorum.
“Burada mantık hatası var mı?”
“Bu ifade daha açık söylenebilir mi?”
“Bu iddianın dayanağı yeterli mi?”
“Bu konuda karşı görüş nedir?”
“Burada gözden kaçan bir nokta var mı?”
gibi sorular yöneltiyorum.
Böylece insanın kendi yazısına dışarıdan bakabilmesine yardımcı oluyor.
Beşincisi – Ehliyetli İnsanlarla İstişare
Bununla da yetinmemek gerekir.
Özellikle dinî, hukukî, tarihî veya ilmî ağırlığı bulunan konularda ehliyet sahibi insanlarla istişare etmek daha da önemlidir.
Çünkü Yapay Zekâ ne kadar gelişmiş olursa olsun, ehliyetli insanın yerini tutmaz.
Yapay Zekâ’dan faydalanmak, insanlarla istişare etmeye engel değil; bilakis doğru kullanıldığında istişareyi daha verimli hâle getiren bir yardımcı olabilir.
Altıncısı – Çoklu Çapraz Kontrol
Son safhada bilgiler farklı kaynaklardan ve farklı Yapay Zekâ sistemlerinden tekrar kontrol edilebilir.
Fakat burada çok önemli bir nokta vardır:
Üç ayrı Yapay Zekâ sisteminin aynı cevabı vermesi, o cevabın kesinlikle doğru olduğunu göstermez.
Çünkü farklı sistemler aynı yanlış kaynağa, aynı hatalı internet metnine veya birbirinden kopyalanmış aynı bilgiye dayanabilir.
Dolayısıyla çoklu kontrol, kesin delil değil; araştırmayı genişleten bir yardımcıdır.
Kesinlik ise güvenilir kaynağın ve sağlam delilin ortaya konulmasıyla elde edilir.
Yapay Zekâ Gerçeği Tahrif Etmek İçin de Kullanılabilir
Mes’elenin bir başka ve daha tehlikeli tarafı da şudur:
Yapay Zekâ sadece doğru bilgiye ulaşmak için değil, gerçeği tahrif etmek için de kullanılabilir.
Hiç yaşanmamış bir olay yaşanmış gibi gösterilebilir.
Bir insanın hiç söylemediği bir söz, söylemiş gibi gösterilebilir.
Bir devletin veya müessesenin hiç yapmadığı bir iş, yapmış gibi gösterilebilir.
Bir kimsenin görüntüsü, sesi veya sözleri değiştirilerek gerçeğe aykırı bir görüntü meydana getirilebilir.
Böylece mesele yalnızca ilmî bir yanlışlıktan ibaret kalmaz; iftira, fitne, korku, düşmanlık ve cemiyetin huzurunu bozacak sonuçlar doğurabilir.
Eskiden “Gördüm, öyleyse doğrudur.” anlayışı zaten hatalıydı.
Bugün ise bu anlayış çok daha tehlikelidir.
Çünkü artık gördüğümüz görüntünün gerçekten yaşanmış bir olayı mı gösterdiğini, yoksa Yapay Zekâ ile üretilmiş veya değiştirilmiş bir görüntü mü olduğunu araştırmak gerekebilir.
Kur’ân-ı Kerîm bize bu konuda açık bir ölçü vermektedir:
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا أَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَىٰ مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ﴾
“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de yaptığınıza pişman olursunuz.” [Hucurât, 49/6]
Bu sebeple bir görüntüyü, sesi veya yazıyı gördüğümüzde hemen paylaşmak yerine şu soruları sormalıyız:
- Kaynağı nedir?
- İlk defa nerede ve ne zaman yayımlandı?
- İlk paylaşan kimdir?
- Bağımsız ve güvenilir başka kaynaklar aynı olayı doğruluyor mu?
- Görüntü veya ses üzerinde kesme, birleştirme yahut oynama yapılmış mı?
- Yapay Zekâ ile üretilmiş veya değiştirilmiş olabilir mi?
- Olayla ilgili güvenilir ve bağımsız kayıtlar mevcut mu?
Yapay Zekâ’yı öğrenmek, yalnızca onu nasıl kullanacağımızı öğrenmek değildir.
Aynı zamanda onunla nasıl yanıltılabileceğimizi de öğrenmektir.
Çünkü aynı teknoloji hakikate hizmet edebileceği gibi, güçlü bir fitne vasıtasına da dönüşebilir.
Çin ve ABD Bile Yapay Zekâ’nın Risklerini Görüşüyor
Yapay Zekâ’nın doğurduğu riskler artık yalnızca araştırmacıların veya teknoloji uzmanlarının gündeminde değildir.
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin açıklamasına göre, ABD heyeti 14 Mayıs 2024’te Cenevre’de Çin Halk Cumhuriyeti temsilcileriyle ileri Yapay Zekâ biçimlerinin doğurduğu riskleri görüşmek üzere bir araya gelmiştir. İki tarafın bu konudaki görüşmeleri daha sonra da devam etmiştir. (GlobalSecurity)
Bu görüşme, Yapay Zekâ mes’elesinin artık yalnızca ferdî kullanıcıların veya teknoloji şirketlerinin değil, devletlerin de üzerinde durduğu bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.
Dolayısıyla Yapay Zekâ’nın imkânlarını konuşurken risklerini de konuşmak gerekir.
İki Yıllık Tecrübem Ne Gösteriyor?
Yaklaşık iki yıllık tecrübem bana şunu gösterdi:
Eskiden iyi hazırlanmış bir ilmî makale için bazen yedi-sekiz saat çalışmam gerekirdi. Bugün aynı çalışmayı, araştırma ve tahkik safhalarını ihmal etmeden, yaklaşık dört-beş saatte tamamlayabildiğim oluyor.
Tercümelerde de benzer bir kolaylık sağlıyor.
Eskiden dört-beş saat süren bir tercüme çalışması, bugün iki-üç saatte tamamlanabiliyor.
Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır:
Zaman kazanmak, ilimden vazgeçmek değildir.
Yapay Zekâ benim yerime ilim üretmiyor.
Benim araştırma süremi kısaltıyor, bazı kaynaklara ulaşmamı kolaylaştırıyor, ifadeleri karşılaştırmamı sağlıyor ve yazdığım metni farklı açılardan yeniden görmeme yardımcı oluyor.
Dolayısıyla ortaya çıkan eserin mes’uliyeti yine bana aittir.
Yapay Zekâ’nın Hatasını Kim Üstlenecek?
Bir araştırmacı, yayımladığı yazıda yanlış bir bilgiye yer verdiğinde “Bunu Yapay Zekâ söyledi.” diyerek mes’uliyetten kurtulamaz.
Çünkü Yapay Zekâ’nın verdiği bilgiyi kontrol etmeden yayımlayan kişi araştırmacının kendisidir.
Bu sebeple Yapay Zekâ’yı kullanan insanın iki vazifesi vardır:
Birincisi, doğru bilgiyi araştırmak.
İkincisi, kullandığı bilginin doğruluğundan emin olmadan onu başkasına aktarmamak.
Kur’ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
﴿وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ ۚ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولًا﴾
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül; bunların hepsi ondan sorumludur.” [İsrâ, 17/36]
Bu âyet, bilgiye ulaşma vasıtası değişse bile mes’uliyet ölçüsünün değişmediğini göstermektedir.
Asıl Maharet Aracı Kullanmak Değil, Onu Yönetmektir
Bugün mes’eleyi “Yapay Zekâ kullanıyor musun, kullanmıyor musun?” seviyesine indirmek doğru değildir.
Asıl soru şudur:
Onu nasıl kullanıyorsun?
Bilgisini ve muhakemesini geliştirmek için mi?
Kaynakları araştırmak için mi?
Fikirlerini gözden geçirmek için mi?
Yoksa düşünmekten ve araştırmaktan kurtulmak için mi?
Birinci kullanımda Yapay Zekâ yardımcı bir vasıtadır.
İkinci kullanımda ise insan kendi aklını ve mes’uliyetini terk etmeye başlamış demektir.
Bu sebeple asıl maharet, teknolojiyi kullanmak değil; teknolojiyi kendi iradesi ve ilmî ölçüleri içinde yönetebilmektir.
Bilgi Değil, Tahkiksiz Bilgi Yanıltıcı ve Tehlikelidir
Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike yalnızca Yapay Zekâ değildir.
Asıl tehlike, tahkik edilmemiş bilgiyi doğru kabul etmektir.
Bir kitapta yazıyor diye her bilgi doğru değildir.
Bir internet sitesinde bulunuyor diye doğru değildir.
Bir akademisyenin söylediği için otomatik olarak doğru değildir.
Bir gazetenin yayımlaması da tek başına doğruluk ölçüsü değildir.
Bir Yapay Zekâ sisteminin söylemesi ise hiç değildir.
Her bilgi, kaynağına ve deliline göre değerlendirilmelidir.
Bu sebeple araştırmacının en önemli vasıflarından biri, teyakkuz hâlini korumaktır.
Bilgi arttıkça tahkik ihtiyacı da artmaktadır.
Çünkü bugün yanlış bilgi, geçmişe göre çok daha hızlı yayılabilmektedir.
İlim Bir Emanettir
Netice itibarıyla mes’ele, Yapay Zekâ’dan istifade edip etmemek değildir.
Mes’ele, ilim ve teknoloji karşısında insanın kendi aklını, iradesini ve mes’uliyetini koruyup korumadığıdır.
Yapay Zekâ bir vasıtadır.
Onu hayra da kullanabiliriz, şerre de.
Hakikati araştırmak için de kullanabiliriz, hakikati tahrif etmek için de.
İlim için de kullanabiliriz, cehaleti yaymak için de.
Öyleyse bize düşen, yeni teknolojiden korkmak veya onu kutsamak değildir.
Bize düşen, onu doğru tanımak, imkânlarından faydalanmak, tehlikelerini bilmek ve ilmî, ahlâkî ve şer‘î ölçülerden ayrılmamaktır.
Kur’ân-ı Kerîm’in ölçüsü açıktır:
﴿وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ﴾
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” [İsrâ, 17/36]
Bugünün değişen vasıtalarına rağmen bu ölçü değişmemektedir.
Dün kitap karşısında tahkik gerekiyordu.
Bugün internet karşısında tahkik gerekiyor.
Yarın başka bir teknoloji geldiğinde yine tahkik gerekecek.
Çünkü vasıtalar değişir; hakikatin ölçüsü değişmez.
Bu sebeple meseleye “Yapay Zekâ kullanıyor musun?” diye değil;
“Yapay Zekâ’nın verdiği bilgiyi doğruluyor musun?”
“Kaynağını araştırıyor musun?”
“Doğru ile yanlışı birbirinden ayırabiliyor musun?”
“Yayımladığın bilginin mes’uliyetini üstleniyor musun?”
sorularıyla yaklaşmak gerekir.
Kısacası:
Yanlış bilgi, Yapay Zekâ’dan geldiği için değil; doğrulanmadan doğru kabul edildiği zaman yanıltıcı ve tehlikeli hâle gelir.
İnsan Yapay Zekâ’yı yönetirse teknoloji bir yardımcı olur.
Fakat insan kendi aklını ve mes’uliyetini Yapay Zekâ’ya teslim ederse, yardımcı olması gereken vasıta insanın yerine geçmeye başlar.
İlim emanet, hakikat mes’uliyettir.
Bu sebeple teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın değişmeyen vazifesi şudur:
Araştırmak, tahkik etmek, teennî ile hareket etmek ve bildiği hakikate sadık kalmak.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
03.10.2026 – OF
ترجمة من التركية إلى العربية: 👇
هل الاستفادة من الذكاء الاصطناعي نقيصة أو خطأ أو عيب؟
في أيامنا هذه، ينظر بعض الناس إلى الذين يستفيدون من الذكاء الاصطناعي في الكتابة والبحث نظرة استهانة، وكأن الاستفادة من هذه الإمكانات تُنقص من علم الإنسان وقدرته على البحث، أو تَقدح في أهليته.
والحقيقة أن المسألة ليست في استخدام الذكاء الاصطناعي أو عدم استخدامه، بقدر ما هي في كيفية استخدامه، وسبب استخدامه، والضوابط التي يُستخدم في إطارها.
فإن نفع الوسيلة أو ضررها لا يتوقف في كثير من الأحيان على الوسيلة نفسها، بقدر ما يتوقف على نية الإنسان الذي يستخدمها، وعلمه، وبصيرته، ومنهجه في استعمالها.
فالقلم يمكن أن يُستخدم لكتابة الحق، كما يمكن أن يُستخدم في الافتراء.
والكتاب قد يكون وسيلة لاكتساب العلم، كما قد ينقل معلومات خاطئة.
ومحرّك البحث قد يوصلك إلى مصدر صحيح، كما قد يقودك إلى معلومة خاطئة.
فالمسألة إذن ليست في وجود الوسيلة، وإنما في كيفية استخدام الإنسان لها.
وباختصار:
كل وسيلة تقنية تكون نافعة بقدر علم صاحبها، وخطيرة بقدر جهله وعدم تحرّيه.
إذا حلّت الأداة محلّ الإنسان بدأ الخطر
إن الخطر الحقيقي للذكاء الاصطناعي يبدأ حين يُجعل بديلاً عن الإنسان.
فإذا توقف الباحث عن التفكير، وترك المحاكمة العقلية، ولم يتحقق من المصادر، وقَبِل كل ما يقوله الذكاء الاصطناعي على أنه صحيح، فقد خرجت التقنية من كونها وسيلة مساعدة للإنسان، وأصبح الإنسان تابعاً للتقنية.
ومن مواطن الضعف المهمة في الذكاء الاصطناعي أنه قد يجيب أحياناً عن مسألة لا يعلم حقيقتها. فقد يخلط بين المصادر، أو يذكر كتاباً أو قولاً لا وجود له على أنه موجود، أو يضع معلومة صحيحة في سياق خاطئ، أو يخلط بين أقوال أشخاص مختلفين.
ولهذا ينبغي التعامل مع المعلومات التي يقدمها الذكاء الاصطناعي على أنها معلومات تحتاج إلى التحقق.
والقاعدة الأساسية عندي هي:
ينبغي للإنسان أن يدير الذكاء الاصطناعي، لا أن يدير الذكاء الاصطناعي الإنسان.
هل استخدام الكتاب في طلب العلم علم، واستخدام الذكاء الاصطناعي عيب؟
إذا كان من الطبيعي أن يستفيد الباحث من الكتب والمكتبات والفهارس والموسوعات ومحركات البحث ووسائل البحث المختلفة، فلا بد من دليل علمي معتبر حتى يُقال إن مجرد الاستفادة من الذكاء الاصطناعي عيب.
فالمهم ليس اسم الوسيلة المستخدمة، وإنما مستوى العقل والعلم اللذين يقفان وراء استخدامها.
وكما أن استخدام العالم للكتب لا ينقص من علمه، فإن استفادة الباحث المؤهل من الذكاء الاصطناعي لا تنقص من قيمته العلمية بمجرد ذلك.
والمسألة الأساسية هي:
هل يحل الذكاء الاصطناعي محل الباحث، أم يساعد الباحث؟
فإذا سلّم الإنسان جميع قدراته على المحاكمة والتفكير للآلة، فهنا تكمن مشكلة حقيقية.
أما إذا كان الإنسان هو الذي يحدد الموضوع، ويطلب المصادر، ويفحص المعلومات الواردة، ويتحقق من صحتها، ويستشير أهل الأهلية، ثم يكوّن قناعته العلمية بنفسه، فإن الذكاء الاصطناعي يكون هنا مجرد وسيلة مساعدة.
كيف أستخدم الذكاء الاصطناعي؟
لقد استفدت من الذكاء الاصطناعي نحو عامين، لكنني لم أستخدمه قط على أساس أن “كل ما يقوله الذكاء الاصطناعي صحيح”.
ويمكنني أن ألخص منهجي في العمل في ست مراحل:
أولاً – الموضوع والإطار
أحدد أولاً المسألة التي أريد بحثها بنفسي، وأرسم حدود الموضوع، وأحدد النقاط التي ينبغي بحثها.
أي إنني لا أترك تحديد الموضوع للذكاء الاصطناعي.
ثانياً – الدليل والمصدر
ثم أبحث عن الآيات والأحاديث والمصادر القديمة والكتب العلمية والوثائق الموثوقة المتعلقة بالموضوع.
فطلب المصدر من الذكاء الاصطناعي شيء، وقبول المصدر على أنه صحيح شيء آخر.
فإذا ذكر الذكاء الاصطناعي اسم مصدر، فلا بد من التحقق من وجود هذا المصدر أصلاً، ومن أن المعلومة المذكورة موجودة فيه فعلاً، ومن صحة النقل عنه.
فالعلم يحتاج إلى دليل قاطع.
ثالثاً – المسودة الأولى
بعد ذلك تُعدّ المسودة الأولى اعتماداً على المادة التي جُمعت.
وهنا يمكن للذكاء الاصطناعي أن يساعد في ترتيب الأفكار، وتنظيم العناوين، وجعل الجمل أوضح، وإتاحة صيغ مختلفة للتعبير عن المعنى.
لكن تحديد المعنى النهائي والفكرة والحكم يبقى من مسؤولية الإنسان.
رابعاً – الاستشارة البنّاءة
بعد إعداد المسودة الأولى، أستخدم الذكاء الاصطناعي نوعاً من الاستشارة.
فأسأله مثلاً:
“هل يوجد هنا خطأ في الاستدلال؟”
“هل يمكن التعبير عن هذه العبارة بصورة أوضح؟”
“هل الدليل على هذا الادعاء كافٍ؟”
“ما الرأي المخالف في هذه المسألة؟”
“هل هناك جانب أغفلته هنا؟”
وهكذا يساعد الإنسان على النظر إلى كتابته من خارجها، وكأنه يراها بعين أخرى.
خامساً – استشارة أهل الأهلية والاختصاص
ولا ينبغي أن نكتفي بذلك.
ففي الموضوعات ذات الأهمية الدينية أو الفقهية أو التاريخية أو العلمية، تزداد أهمية استشارة أهل الأهلية والاختصاص.
فمهما بلغ الذكاء الاصطناعي من التطور، فإنه لا يحل محل الإنسان المؤهل.
والاستفادة من الذكاء الاصطناعي لا تعني الاستغناء عن استشارة أهل العلم والخبرة، بل يمكن، إذا أُحسن استخدامه، أن يكون وسيلة مساعدة تجعل الاستشارة أكثر نفعاً.
سادساً – المراجعة المتعددة والمقارنة
وفي المرحلة الأخيرة يمكن مراجعة المعلومات مرة أخرى بالرجوع إلى مصادر مختلفة، وكذلك بمقارنتها بما تقدمه أنظمة مختلفة من الذكاء الاصطناعي.
لكن هنا ينبغي الانتباه إلى أمر مهم جداً:
إن اتفاق ثلاثة أنظمة مختلفة من الذكاء الاصطناعي على الجواب نفسه لا يعني أن الجواب صحيح قطعاً.
فقد تعتمد الأنظمة المختلفة على المصدر الخاطئ نفسه، أو على النص الخاطئ نفسه المنشور في الإنترنت، أو على معلومات منقولة بعضها عن بعض.
ولذلك فالمراجعة المتعددة ليست دليلاً قاطعاً، وإنما هي وسيلة مساعدة توسّع دائرة البحث.
أما اليقين فلا يتحقق إلا بإثبات المصدر الموثوق والدليل الصحيح.
يمكن استخدام الذكاء الاصطناعي أيضاً لتزييف الحقيقة
وهناك جانب آخر من المسألة، بل هو أخطر من ذلك:
فالذكاء الاصطناعي لا يمكن استخدامه للوصول إلى المعلومات الصحيحة فحسب، بل يمكن استخدامه أيضاً لتزييف الحقيقة.
فقد يُعرض حدث لم يقع قط على أنه حدث بالفعل.
وقد يُنسب إلى شخص كلام لم يقله قط، وكأنه قاله.
وقد تُنسب إلى دولة أو مؤسسة أفعال لم تقم بها أصلاً، وكأنها قامت بها.
وقد تُعدّل صورة شخص أو صوته أو كلامه، فيُنتج بذلك مشهد مخالف للحقيقة.
وهنا لا تبقى المسألة مجرد خطأ علمي في المعلومات، بل قد تؤدي إلى الافتراء والفتنة والخوف والعداوة، وإلى نتائج تضر بأمن المجتمع وطمأنينته.
كان الاعتقاد القائل: “رأيت، إذن فهو صحيح” خاطئاً من قبل.
أما اليوم، فقد أصبح هذا الاعتقاد أخطر بكثير.
فقد نحتاج الآن إلى أن نتحقق: هل الصورة التي نراها تُظهر حادثة وقعت فعلاً، أم أنها صورة أُنشئت بالذكاء الاصطناعي أو عُدّلت بواسطته؟
وقد وضع لنا القرآن الكريم في هذا الباب مقياساً واضحاً:
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا أَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَىٰ مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ﴾ [الحجرات: ٦]
ولهذا، عندما نرى صورة أو نسمع صوتاً أو نقرأ خبراً، ينبغي ألا نسارع إلى نشره، بل نسأل:
- ما مصدره؟
- أين ومتى نُشر للمرة الأولى؟
- من أول من نشره؟
- هل تؤكده مصادر أخرى مستقلة وموثوقة؟
- هل أُجري على الصورة أو الصوت حذف أو تركيب أو تعديل؟
- هل يمكن أن يكون قد أُنشئ بالذكاء الاصطناعي أو عُدّل بواسطته؟
- هل توجد سجلات موثوقة ومستقلة تتعلق بالحادث؟
إن تعلّم الذكاء الاصطناعي لا يعني أن نتعلم فقط كيف نستخدمه.
بل يعني أيضاً أن نتعلم كيف يمكن أن نُضلَّل بواسطته.
فالتقنية نفسها يمكن أن تخدم الحقيقة، كما يمكن أن تتحول إلى وسيلة قوية للفتنة.
حتى الصين والولايات المتحدة تبحثان مخاطر الذكاء الاصطناعي
لم تعد المخاطر الناجمة عن الذكاء الاصطناعي مقتصرة على الباحثين أو المتخصصين في التقنية.
وبحسب بيان مجلس الأمن القومي الأمريكي، اجتمع الوفد الأمريكي في جنيف في الرابع عشر من مايو/أيار ٢٠٢٤ مع ممثلين عن جمهورية الصين الشعبية لمناقشة المخاطر الناجمة عن الأشكال المتقدمة من الذكاء الاصطناعي. واستمرت المحادثات بين الجانبين حول هذا الموضوع بعد ذلك أيضاً.
ويُظهر هذا اللقاء أن مسألة الذكاء الاصطناعي لم تعد شأناً يخص المستخدمين الأفراد أو شركات التقنية وحدها، بل أصبحت أيضاً من المسائل التي توليها الدول اهتماماً.
ولذلك، حين نتحدث عن إمكانات الذكاء الاصطناعي، ينبغي أن نتحدث عن مخاطره أيضاً.
ماذا أظهرت لي تجربتي خلال عامين؟
أظهرت لي تجربتي خلال نحو عامين أمراً واضحاً:
كنت في السابق أحتاج أحياناً إلى سبع أو ثماني ساعات لإعداد مقال علمي جيد. أما اليوم، فأستطيع أحياناً إنجاز العمل نفسه في نحو أربع أو خمس ساعات، مع عدم إهمال مراحل البحث والتحقيق.
والأمر نفسه يظهر في الترجمة.
فترجمة كانت تستغرق مني في السابق أربع أو خمس ساعات، يمكن إنجازها اليوم في ساعتين أو ثلاث ساعات.
لكن هناك فرقاً مهماً جداً ينبغي التنبه إليه:
اختصار الوقت لا يعني التخلي عن العلم.
فالذكاء الاصطناعي لا ينتج العلم نيابة عني.
إنه يختصر وقت البحث، ويسهّل الوصول إلى بعض المصادر، ويساعدني على مقارنة العبارات، ويمكّنني من النظر إلى النص الذي كتبته من زوايا مختلفة.
ولذلك تبقى مسؤولية العمل الذي يصدر في صورته النهائية مسؤوليتي أنا.
من يتحمل خطأ الذكاء الاصطناعي؟
إذا أورد الباحث في مقاله المنشور معلومة خاطئة، فلا يستطيع أن يتخلص من المسؤولية بقوله: “الذكاء الاصطناعي هو الذي قال ذلك.”
لأن الشخص الذي نشر المعلومة من غير أن يتحقق منها هو الباحث نفسه.
ولهذا فإن على مستخدم الذكاء الاصطناعي واجبين:
أولاً: أن يبحث عن المعلومة الصحيحة.
ثانياً: ألا ينقل المعلومة إلى غيره قبل أن يطمئن إلى صحتها.
قال الله تعالى:
﴿وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ ۚ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَٰئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولًا﴾ [الإسراء: ٣٦]
وتدل هذه الآية على أن معيار المسؤولية لا يتغير بتغير الوسيلة التي نصل بها إلى المعلومة.
المهارة الحقيقية ليست في استعمال الأداة، وإنما في إدارتها
ليس من الصواب اليوم اختزال المسألة في سؤال: “هل تستخدم الذكاء الاصطناعي أم لا تستخدمه؟”
فالسؤال الحقيقي هو:
كيف تستخدمه؟
هل تستخدمه لتنمية معرفتك وقدرتك على المحاكمة؟
أم للبحث عن المصادر؟
أم لمراجعة أفكارك؟
أم لتتخلص من التفكير والبحث؟
في الحالة الأولى يكون الذكاء الاصطناعي وسيلة مساعدة.
أما في الحالة الثانية، فإن الإنسان يكون قد بدأ بالتخلي عن عقله ومسؤوليته.
ولهذا فإن المهارة الحقيقية ليست في استخدام التقنية فحسب، وإنما في إدارة التقنية ضمن إرادة الإنسان وضوابطه العلمية.
ليست المعلومات هي الخطر، وإنما المعلومات التي لم يُتحقق منها
إن الخطر الذي نواجهه اليوم ليس الذكاء الاصطناعي وحده.
فالخطر الحقيقي هو قبول المعلومة التي لم يُتحقق منها على أنها صحيحة.
فليس كل ما كُتب في كتاب صحيحاً لمجرد أنه ورد في كتاب.
وليس كل ما يوجد في موقع على الإنترنت صحيحاً لمجرد وجوده فيه.
وليس كل ما يقوله أكاديمي صحيحاً بصورة تلقائية لمجرد أنه أكاديمي.
كما أن نشر صحيفة لمعلومة لا يجعلها صحيحة بمجرد ذلك.
وكذلك لا تصبح المعلومة صحيحة لمجرد أن نظاماً من أنظمة الذكاء الاصطناعي قالها.
بل ينبغي تقييم كل معلومة في ضوء مصدرها ودليلها.
ولهذا فإن من أهم صفات الباحث أن يحافظ على اليقظة والتحري.
وكلما ازدادت المعلومات، ازدادت الحاجة إلى التحقق منها.
لأن المعلومات الخاطئة يمكن أن تنتشر اليوم بسرعة أكبر بكثير مما كانت عليه في الماضي.
العلم أمانة
وخلاصة القول: إن المسألة ليست في الاستفادة من الذكاء الاصطناعي أو عدم الاستفادة منه.
إنما المسألة هي هل يحافظ الإنسان، أمام العلم والتقنية، على عقله وإرادته ومسؤوليته أم لا؟
الذكاء الاصطناعي وسيلة.
ويمكننا أن نستخدمه في الخير كما يمكن أن نستخدمه في الشر.
ويمكننا أن نستخدمه للبحث عن الحقيقة، كما يمكننا أن نستخدمه لتزييف الحقيقة.
ويمكننا أن نستخدمه في خدمة العلم، كما يمكن أن نستخدمه في نشر الجهل.
فالواجب علينا إذن ليس الخوف من التقنية الجديدة ولا تقديسها.
وإنما الواجب أن نعرفها معرفة صحيحة، ونستفيد من إمكاناتها، ونعرف مخاطرها، ولا نحيد عن الضوابط العلمية والأخلاقية والشرعية.
قال الله تعالى:
﴿وَلَا تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ﴾“ [الإسراء: ٣٦]
وهذا المعيار لا يتغير، مهما تغيرت الوسائل التي نستخدمها اليوم.
كان التحقق مطلوباً بالأمس عند التعامل مع الكتب.
وهو مطلوب اليوم عند التعامل مع الإنترنت.
وسيظل مطلوباً غداً عندما تظهر تقنية أخرى.
لأن الوسائل تتغير، أما معيار الحقيقة فلا يتغير.
ولهذا لا ينبغي أن يكون السؤال:
“هل تستخدم الذكاء الاصطناعي؟”
بل ينبغي أن تكون الأسئلة:
“هل تتحقق من المعلومات التي يقدمها الذكاء الاصطناعي؟”
“هل تبحث عن مصدرها؟”
“هل تستطيع التمييز بين الحق والباطل؟”
“هل تتحمل مسؤولية المعلومات التي تنشرها؟”
وباختصار:
إن المعلومة الخاطئة لا تصبح خطيرة لأنها جاءت من الذكاء الاصطناعي، وإنما تصبح خطيرة حين تُقبل على أنها صحيحة من غير تحقق.
فإذا أدار الإنسان الذكاء الاصطناعي، أصبحت التقنية وسيلة مساعدة.
أما إذا سلّم الإنسان عقله ومسؤوليته للذكاء الاصطناعي، فإن الوسيلة التي كان ينبغي أن تساعده تبدأ في الحلول محلّه.
العلم أمانة، والحقيقة مسؤولية.
ومهما بلغت التقنية من التطور، فإن واجب الإنسان الذي لا يتغير هو:
أن يبحث، ويتحقق، ويتأنى، ويلتزم بالحقيقة التي ثبتت له.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
03.10.2026 – أوف