Yeni Bir Zaviye, Yeni Bir Bakış: TÜRADEK Türkler İçin Arapça Dil Kampı
Projenin Doğuşu
Yerli ve millî bir proje olarak geliştirilen ve ilk etapta “45 Günde Arapçayı Anlama ve Konuşma Melekesi Kazandırma Kampı” adıyla hazırlanan bu proje, daha sonra Türklere mahsus bir hüviyete kavuşturularak “Türkler İçin Arapça Dil Kampı (TÜRADEK)” adıyla tescil edilmiştir.
Bu ismin tercih edilmesinin en önemli sebebi, Türkçe ile Arapça arasında müşterek olarak kullanılan çok sayıda kelimenin bulunmasıdır. Bu müşterek kelime hazinesi, Türklerin Arapçayı öğrenme sürecinde önemli bir avantaj teşkil etmekte ve geliştirilen öğretim modelinin temel dayanaklarından birini oluşturmaktadır.
Türkiye’de Arapça Öğretiminin Temel Problemi
Türkiye’de genel olarak yabancı dil öğretiminde, özelde ise Arapça öğretiminde en çok hissedilen eksikliklerin başında, öğrenciye konuşma melekesi kazandırılamaması gelmektedir. Bu husus, alanla ilgilenen eğitimcilerin büyük çoğunluğunun üzerinde ittifak ettiği temel meselelerden biridir.
Bu yetersizliği gidermek konusunda farklı düşünce ve teklifler bulunabilir. Ancak hepimizin ortak bir derdi taşıyor olması kadar, bu eksikliği giderecek çözüm arayışlarının nazarî tartışmalar seviyesinde kalmayıp müşahhas proje ve uygulamalara dönüştürülmesi çok daha büyük önem taşımaktadır.
TÜRADEK Dil Kampları, işte bu ihtiyaca cevap vermek amacıyla geliştirilmiş, uzun yıllara yayılan ilmî birikim, saha tecrübesi ve uygulamalar neticesinde olgunlaştırılmış yerli ve millî bir projedir.
Bir Eğitimcinin Hayatından Doğan Fikir
Arapça Dil Kampı fikrinin temelinde; küçük yaşta hafızlığını tamamlamış, ilkokula başlamadan önce medrese tahsili görerek Arapça gramer metinlerini ezberlemiş, ardından İmam Hatip Okulunu ve Yüksek İslâm Enstitüsünü bitirmiş, daha sonra Mekke’deki Ümmü’l-Kurâ Üniversitesinde Arapça eğitimi aldığı hâlde konuşma güçlüğü yaşamış bir eğitimcinin ibretli hayat hikâyesi bulunmaktadır.
Bu tecrübe, yıllar sonra geliştirilecek olan TÜRADEK modelinin de temelini teşkil etmiştir.
Ümmü’l-Kurâ Üniversitesi’nde Aranan Cevap
Ümmü’l-Kurâ Üniversitesine bağlı, yabancılara Arapça öğretimi enstitüsünde her milletten ve her ırktan gelen öğrenciler, harfleri tanımaktan başlayarak üç yıl içerisinde Arapçayı anlayıp konuşabilecek seviyeye ulaşabiliyorlardı.
Bu başarının sırrı neydi?
Öğretmenler mi?
Müfredat mı?
Uygulanan usûl mü?
Yoksa bunların tamamı mı?
Bu sorular üzerinde uzun yıllar düşünülmüş; yaşanan tecrübeler değerlendirilmiş, alanın uzmanlarıyla müzakereler yapılmış ve elde edilen ilmî birikim ile yeni bir öğretim modeli geliştirilmiştir.
Bu düşüncenin nasıl doğduğunu, bizzat yaşayan kişinin kendi ifadeleriyle aktarmak istiyorum.
Kendi Kaleminden Bir Hayat Hikâyesi
“Sultan II. Abdülhamid döneminde doğmuş olan babam, önce hafızlık yapıp sonra ilkokula gitmem için beni iki yaş küçük yazdırmıştı.
Sekiz yaşında hafızlığı bitirdim. Sarf ve nahiv tedrisi sırasında Arapça gramer kitaplarını okuyup ezberledikten sonra ilkokulun üçüncü sınıfından başlayarak eğitimimi tamamladım.
İstanbul İmam Hatip Lisesinde Türkçeden yapılan ilk imtihanda, on üzerinden dokuz almayı beklerken sıfır almam üzerine adeta yeni bir dil maratonuna başlamak zorunda kaldım.
Yetmiş beş kişilik sınıfın başarılı talebeleri arasında bulunmama rağmen Türkçenin önündeki engelleri aşmam üç yıl sürdü. Buna karşılık Almanca engelini yedi yıl boyunca hiç aşamadım.
Yedi yıl, on dört dönem boyunca karnemde Almanca notum ya üç ya da dört oldu; hiçbir zaman beş alamadım. Buna rağmen diğer derslerdeki yüksek not ortalamam sayesinde hiç ikmale kalmadan sınıf geçebildim.”
Türkçe Hocamın Bana Açtığı Ufuk
“Türkçe hocamızın uyguladığı usûl ve metod, disiplin ve titizliği; öğrencideki kabiliyeti keşfetme ve geliştirme hususundaki gayreti bana sıfırdan zirveye çıkma fırsatı verdi.
İlk imtihanda sıfır aldığım aynı hocadan daha sonra dokuz alabilen nadir öğrencilerden biri oldum. Hatta dünya çapındaki makale yarışmasına katılma hakkını bile elde ettim.
İşte o gün şu hakikati yaşayarak öğrendim:
İkinci dil, ana dil üzerine bina edilir. Ana dilde kazanılamayan birçok maharet, ikinci dili öğrenmekle de kazanılamaz.”
Almanca Öğretiminden Çıkardığım Dersler
“Bütün derslerimde başarılı olmama rağmen Almancadan geçer not alamayışımın sebeplerini bugün daha açık görebiliyorum.
Birinci sebep, İngilizce okumak istememe rağmen kontenjan doluluğu sebebiyle Almanca sınıfına yerleştirilmemdi.
İkinci sebep, kalabalık sınıflarda öğretmenin öğrencileri yeterince takip edememesi ve anlayıp anlamadıklarını fark edecek imkân bulamamasıydı.
Üçüncü sebep, müfredatı yetiştirme kaygısının öğrencinin öğrenmesinin önüne geçirilmesiydi.
Dördüncü sebep, ilk ders tam hazmedilmeden ikinci ve üçüncü konuların işlenmeye devam edilmesi; bunun da zamanla yılgınlık ve başarısızlık duygusuna dönüşmesiydi.
Beşinci sebep gramer ve tercüme ağırlıklı öğretime başlanmasıydı. Bu, içinde bal bulunan bir kavanozu dışından yalayarak balın tadını öğretmeye çalışmak gibiydi.
Altıncı sebep ise öğrencinin yaşadığı psikolojik sürecin dikkate alınmaması; onun duygu ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışmadan yalnızca müfredatı tamamlamayı dil öğretimi zanneden anlayışın hâkim olmasıydı.”
Mekke Yılları ve Ümmü’l-Kurâ Üniversitesi’nde Kazanılan Tecrübeler
Klasik Dil Öğretiminin Sınırları
“Biz liseyi bu şekilde bitirdik. Yüksek İslâm Enstitüsünde de dil öğretimi bakımından çok büyük bir değişiklik göremedik. Hocalarımızın bir kısmı, İmam Hatip Lisesinden de hocamız oldukları için, klasik sistemin dışına çıkabilecek bilgi, birikim ve tecrübeye sahip değillerdi. Tecrübeli olanların ise dil öğretim metotları üzerinde yeterli çalışmaları bulunmuyordu.
Bu ihtiyacı hisseden ilk hocalarımızdan biri muhterem Mehmet Maksudoğlu Hocamız olmuştur.”
Umre Yolculuğu ve Yeni Bir Arayış
“Kur’ân-ı Kerîm ve Arapça gramer hafızı olarak girdiğim İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsünü bitirdiğim ilk yıl, imamlık yaptığım camideki görevimin yanında mezun olduğum İstanbul İmam Hatip Lisesinde de ücretli öğretmen olarak ders okutuyordum.
İlk dönem sonunda öğrenciler, kara yolu ile düzenlenecek Umre seyahatine beni de rehber öğretmen olarak seçtiler.
Hayatımda ilk defa yurt dışına çıkıyordum.
Altı ülkeyi kapsayan bu uzun yolculuk boyunca dinlediğimde anlayabildiğim bir dili konuşamıyor olmak beni derinden rahatsız etti. İşte o gün, yıllardır eksikliğini hissettiğim meselenin yalnızca bana ait olmadığını daha iyi anladım.”
Ümmü’l-Kurâ Üniversitesi’ne Kabul
“Mekke’deki Ümmü’l-Kurâ Üniversitesine yaptığım müracaatın üç ay gibi kısa bir sürede kabul edilmesi üzerine, yabancılara Arapça öğreten üç yıllık Dil Enstitüsünde yapılan seviye tespit imtihanına girdim.
Yapılan değerlendirme sonunda seviyem, altı dönemin üçünü atlayarak ikinci sınıfın ikinci döneminden başlamaya uygun görüldü.
Yazılı imtihanlarda 95-100 arasında notlar almama rağmen sözlü mülakatlarda zayıf kalmam, hocalarımın benden şüphelenmesine sebep olmuştu.
Çünkü yazılı bilgim çok güçlüydü; fakat konuşamıyordum.”
Asıl Problemi Fark Etmek
“Afrika’nın çeşitli ülkelerinden gelen ve Arap alfabesini yeni öğrenmeye başlayan öğrenciler, iki-üç ay içerisinde Arapçayı konuşup anlayabilecek seviyeye ulaşıyorlardı.
Buna karşılık ben; Kur’ân-ı Kerîm hafızı, Arapça gramer hafızı, Akaid, Tefsir, Hadis ve Fıkıh tahsili görmüş bir üniversite mezunu olduğum hâlde konuşmakta zorlanıyordum.
Bunun sebebini anlamak ve çözümünü bulmak bana yaklaşık altı ay kaybettirdi.
Ancak iki dönem sonra hocalarım bilgi birikimimi ve ilmî seviyemi yakından tanıdılar. Böylece bana güvenmeye başladılar ve beni birçok ilmî çalışmaya dâhil ettiler.
İşte asıl kazancım da bundan sonra başladı.”
Dünyaca Meşhur Dil Âlimleriyle Çalışma İmkânı
“Ana dili Arapça olmayanlara sıfırdan başlayarak Arapça öğreten ve onları üniversiteye hazırlayan üç yıllık Dil Enstitüsünü tamamladıktan sonra fakülteye devam etmeyi düşünmedim.
Yüksek lisans yapmayı da tercih etmedim.
Bunun yerine, ana dili Arapça olmayanlara Arapça öğretecek uzmanlar yetiştiren; eğitim, öğretim metotları ve pedagoji alanında ihtisas yaptıran bölüme girdim.
Böylece Arap dili sahasında dünyaca tanınan Prof. Dr. Temmâm Hassân ile
https://ar.m.wikipedia.org/wiki/تمام_حسان#:~:text=تمام%20حسان%20(14%20ربيع%20الآخر,خالفت%20أفكار%20النحوي%20الكبير%20سيبويه.
Prof. Dr. Rüşdî Ahmed Tuayme
gibi büyük ilim adamlarıyla birlikte çalışma imkânı buldum.
Üç yıl boyunca Arapça öğretimiyle ilgili hem nazarî hem de uygulamalı birçok projeyi birlikte hazırladık, geliştirdik ve uyguladık.”
Bir Eğitim Modelinin Doğuşu
“Bu çalışmalar neticesinde Mekke Ümmü’l-Kurâ Üniversitesi tarafından
الكتاب الأساسي لتعليم اللغة العربية
‘el-Kitâbü’l-Esâsî li-Ta’lîmi’l-Lugati’l-‘Arabiyye’ adlı dört ciltlik eser yayımlandı.
https://islamhouse.com/ar/books/2821411/
Bu eser, kendi sahasında ilk sistematik çalışma olma özelliğini taşıyordu.
Çalışmalarımızın uygulama alanı ise benim de bir buçuk yıl eğitim gördüğüm Dil Enstitüsüydü.
Burada otuz beş-kırk farklı ülkeden gelen öğrenciler üzerinde yapılan uygulamalar sayesinde, farklı milletlere dil öğretmenin usûl ve esaslarını yakından müşahede etme fırsatı elde ettim.”
Hayalim Türkiye’ye Dönmekti
“Bu çalışmalar sırasında kazandığım ilmî birikim ve uygulama tecrübesini Türkiye’de hayata geçirmek, zihnimde en büyük hedeflerden biri hâline gelmişti.
Ancak Türkiye’ye dönüşümüzün gecikmesi, araya giren farklı hizmetler ve çeşitli meşguliyetler sebebiyle bu hedefimi gerçekleştirme imkânı uzun yıllar ertelendi.”
Küllenmiş Bir Hayalin Yeniden Canlanışı
“Yıllar sonra kızımın Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine Arapça öğretim görevlisi olarak tayin edilmesi, bana sürekli sorular sorması ve ilmî istişarelerde bulunması, adeta küllenmiş duygularımı yeniden alevlendirdi.
Böylece yıllardır zihnimde taşıdığım projeyi uygulamaya koymaya karar verdim.”
İlk Uygulama ve Beklenmeyen Başarı
“İlk amatör uygulamayı, kendi köyümde yaptırdığımız 450 metrekare taban alanına sahip yedi katlı Hanım Eğitim Merkezinde gerçekleştirdik.
Trabzon ve Rize İlahiyat Fakültelerinin dekanlarıyla medrese yıllarından gelen dostluğumuz, iş birliği yapmamızı kolaylaştırdı.
2012 yılında gerçekleştirdiğimiz ilk uygulama, eksiklerimizi görmemize vesile olduğu gibi, beklemediğimiz ölçüde büyük bir başarı da sağladı.
Daha sonraki yıllarda elde ettiğimiz tecrübeler ışığında projemizi sürekli geliştirerek bugünkü olgun seviyesine ulaştırdık.”
Geleceğe Dair En Büyük Temennim
“Projenin uygulama ve geliştirme sorumluluğunu uzun yıllar başarıyla yürüten kızımın, bu modeli doktora tezi olarak ele alacak olması beni son derece sevindirmiştir.
Böyle bir çalışmanın, Türkiye’de Arapça öğretimine yeni bir zaviye, yeni bir bakış ve yeni bir soluk kazandıracağına inanıyorum.
Ayrıca tez danışmanı olarak Galip Yavuz Hocanın gösterdiği ilgi, anlayış ve desteği de çok kıymetli buluyor; böyle bir çalışmanın ilmî hayata önemli katkılar sağlayacağına yürekten inanıyorum.”
TÜRADEK Dil Kamplarının Eğitim Felsefesi
Tecrübelerin Birleşmesinden Doğan Model
Yukarıda ana hatlarıyla anlatılan düşünce ve eğitim anlayışını uygulamaya koyabilmek için, yabancılara Arapça öğretimi konusunda tecrübeli hocalarımızı da projeye dâhil ettik. Önce onları TÜRADEK modeline göre eğittik; ardından sahip oldukları ilmî birikim ile proje süresince kazandıkları yeni tecrübeleri birleştirerek ortak bir eğitim anlayışı geliştirdik.
Böylece uzun yılların ilmî birikimi ile uygulama tecrübesi birleşmiş; verimli, sistemli ve sürdürülebilir bir eğitim modeli ortaya çıkmıştır.
Başarının Birinci Şartı: Fedakârlık
Fedakârlık denildiğinde kastettiğimiz husus; projenin hazırlanması, geliştirilmesi ve uygulanmasına katkı sağlayan herkesin aynı ideal etrafında birleşmesidir.
Projeyi hazırlayanlar…
Yönetenler…
Öğretenler…
Öğrenenler…
Kısacası bu eğitim halkasının içinde bulunan herkes, ortak hedefe ulaşabilmek için üzerine düşen fedakârlığı samimiyetle yerine getirmelidir.
Başarının ancak bu ortak sorumluluk bilinciyle mümkün olacağına inanıyor; bunu en baştan kabul ediyor ve açıkça ifade ediyoruz.
Başarının İkinci Şartı: Disiplin
TÜRADEK Dil Kamplarının vazgeçilmez esaslarından biri de disiplindir.
Her ne kadar disiplin anlayışımız zaman zaman tenkit edilse de, kırk beş gün gibi kısa bir sürede yüksek seviyede başarı elde edebilmek için bu prensipten taviz verilmesinin mümkün olmadığı kanaatindeyiz.
Planlı çalışmak…
Belirlenen kurallara titizlikle uymak…
Günün her saatini verimli değerlendirmek…
İşte kampın başarısını sağlayan temel unsurlar bunlardır.
Disiplinden verilecek her taviz, programın verimini aynı oranda azaltmaktadır.
Kırk beş gün gibi sınırlı bir zaman diliminde büyük bir hedefe ulaşmak isteyenlerin, disiplin anlayışını tavizsiz şekilde benimsemeleri zaruridir.
Nitekim bu projeyi örnek alarak benzer çalışmalar yapan bazı kurumlar, disiplin konusunda verdikleri tavizlerin başarı oranını nasıl düşürdüğünü bizzat yaşayarak tecrübe etmişlerdir.
İbn Haldun’a Göre Dil Melekesinin Kazanılması
TÜRADEK modelinin dayandığı ilmî esaslardan biri de İbn Haldun’un “meleke” nazariyesidir.
İbn Haldun’a göre meleke, fiillerin sürekli tekrar edilmesiyle meydana gelir.
Bir fiil ilk defa yapıldığında sadece bir davranış ortaya çıkar.
Bu davranış tekrarlandıkça bir sıfat hâline gelir.
Tekrar devam ettikçe bu sıfat “hâl”e dönüşür.
“Hâl” zamanla yerleşerek kalıcı bir vasıf kazanır ve sonunda meleke adını alır.
Dil öğrenimi de aynı kanuna tâbidir.
Çocuk, çevresinde sürekli işittiği kelimeleri, cümleleri ve ifadeleri tekrar ederek dili öğrenir.
Tekrar arttıkça konuşma tabiîleşir.
Tabiîleşen konuşma ise zamanla bir melekeye dönüşür.
İşte TÜRADEK Dil Kamplarında oluşturulan ortam da bu tabiî dil atmosferini mümkün olduğu kadar yeniden kurmayı hedeflemektedir.
Öğrenci, gün boyunca sürekli Arapçaya muhatap olmakta; dinleme, konuşma, tekrar ve uygulama sayesinde dili zamanla bilgi olarak değil, meleke olarak kazanmaktadır.
Başarının Üçüncü Şartı: Özel Öğretmen Eğitimi
TÜRADEK Dil Kamplarının üçüncü temel ayağını ise öğretmen eğitimi oluşturmaktadır.
Hiç şüphesiz, yıllarca dil öğretmiş öğretmenlerin sahip oldukları meslekî tecrübe son derece kıymetlidir.
Ancak bu tecrübe, TÜRADEK modelini uygulayabilmek için tek başına yeterli değildir.
Bu sebeple projede görev alacak bütün öğretmenler önce özel bir eğitimden geçirilmekte; kampın hedefleri, usûlü ve uygulama esasları konusunda ayrıca yetiştirilmektedir.
Çünkü TÜRADEK’te öğretmenlik, alışılmış sınıf öğretmenliğinden farklıdır.
Burada öğretmen sadece ders anlatan kişi değildir.
O aynı zamanda öğrencinin konuşma arkadaşı…
Rehberi…
Takipçisi…
Motivasyon kaynağı…
Ve kamp hayatının ayrılmaz bir parçasıdır.
7/24 Devam Eden Eğitim
Diğer eğitim kurumlarında öğretmenin mesaisi belirli saatlerle sınırlıdır.
Ders biter.
Mesai sona erer.
Öğretmen görevinden ayrılır.
TÜRADEK Dil Kamplarında ise durum tamamen farklıdır.
Burada eğitim, günün yirmi dört saatine yayılmıştır.
Bu sebeple bize sık sık şu soru sorulmaktadır:
“Uyku sırasında bile eğitim olur mu?”
Bu sorunun cevabı, kamp tecrübelerinde açıkça görülmektedir.
Gün boyunca kesintisiz şekilde Arapçayla meşgul olan öğrenci, bir süre sonra gece rüyalarında bile Arapça kelime ve cümlelerle karşılaşmaya başlamaktadır.
Bu durum, dilin zihinde yerleşmeye başladığının en tabiî göstergelerinden biridir.
Öğretmenlerin de öğrencilerle aynı kamp ortamında kalmaları, öğrenme sürecini ders saatlerinin dışına taşımakta; eğitim hayatın tabiî akışı içerisinde devam etmektedir.
Maddî Kazanç Değil, Hizmet Şuuru
TÜRADEK Dil Kamplarında görev alacak eğitim kadrosu seçilirken yalnızca ilmî yeterlilik dikkate alınmamaktadır.
Bunun yanında fedakârlık ruhuna sahip olmak da temel şartlardan biridir.
Çünkü böylesine yoğun bir çalışma temposunun gerçek karşılığı maddî ölçülerle ifade edilemez.
Bu sebeple maddî beklentiyi ön planda tutan kişilerden beklenen verimin alınamadığını uygulamalarımız sırasında bizzat müşahede ettik.
Asıl başarı; ideal sahibi, fedakâr ve hizmet şuuruyla çalışan eğitim kadrolarıyla mümkün olabilmektedir.
Sonuç
TÜRADEK Dil Kamplarında elde edilen başarının sırrı; fedakârlık, disiplin ve özel eğitimle yetiştirilmiş öğretmen kadrosu olmak üzere üç temel esasın bir araya getirilmesi ve bunların tavizsiz şekilde uygulanmasıdır.
Bu esaslar, İbn Haldun’un ortaya koyduğu “meleke kazanımı” anlayışıyla desteklenmekte; öğrencinin dili yalnızca öğrenmesini değil, onu tabiî bir şekilde kullanabilmesini de hedeflemektedir.
Kırk beş gün gibi kısa bir sürede öğrencilerin Arapçayı anlayıp konuşabilir hâle gelmeleri, ancak bu ilmî esasların kararlılıkla uygulanması sayesinde mümkün olabilmektedir.
Bu sebeple TÜRADEK, sadece bir dil kampı değil; ilmî temellere dayanan, uygulamayla olgunlaşmış ve Türklerin Arapça öğrenme ihtiyaçları dikkate alınarak geliştirilmiş yerli ve millî bir eğitim modeli olma iddiasını taşımaktadır.
TÜRADEK Projesi Uzman ve Mimarı
Ahmet Ziya İbrahimoğlu
ترجمة من التركية إلى العربية:👇
زاويةٌ جديدةٌ، ورؤيةٌ متجددةٌ: المخيمُ اللغويُّ في تعليمِ العربيةِ للأتراك (TÜRADEK)
أولًا: نشأة المشروع
يُعدُّ هذا المشروع مشروعًا تركيًّا وطنيًّا أصيلًا، أُعِدَّ في مرحلته الأولى تحت عنوان:
«مخيم إكساب ملكة فهم اللغة العربية والتحدث بها في خمسة وأربعين يومًا»،
ثم أُعيدت صياغته بما ينسجم مع خصوصية المتعلِّم التركي، وسُجِّل رسميًّا باسم:
«مخيم اللغة العربية للأتراك (TÜRADEK)».
ويرجع اختيار هذا الاسم إلى وجود عدد كبير من الألفاظ المشتركة بين اللغتين التركية والعربية، وهي ألفاظ ما تزال مستعملة في اللغة التركية إلى اليوم، الأمر الذي يمنح المتعلم التركي ميزةً مهمة في تعلم العربية، ويُعد أحد الأسس التي يقوم عليها هذا النموذج التعليمي.
المشكلة الرئيسة في تعليم اللغة العربية في تركيا
من أبرز أوجه القصور في تعليم اللغات الأجنبية في تركيا عامة، وتعليم اللغة العربية خاصة، العجز عن إكساب الطالب ملكة التحدث باللغة.
وهذه القضية من المسائل التي يكاد يتفق عليها أكثر المتخصصين في تعليم اللغة العربية.
وقد تختلف وجهات النظر في معالجة هذا القصور، غير أن الأهم من الاتفاق على وجود المشكلة هو الانتقال من المناقشات النظرية إلى إعداد مشاريع عملية قابلة للتطبيق.
ومن هذا المنطلق جاءت مخيمات «توراديك» اللغوية؛ فهي مشروع تركي وطني أصيل، نشأ استجابةً لهذه الحاجة، ثم نضج عبر سنوات طويلة من الخبرة الميدانية، والتجارب العملية، والتراكم العلمي.
فكرةٌ وُلِدت من حياة مربٍّ
ترجع فكرة مخيم اللغة العربية إلى التجربة الشخصية لمربٍّ أتم حفظ القرآن الكريم في سن مبكرة، ودرس في المدارس التقليدية قبل التحاقه بالمدرسة الابتدائية، فحفظ متون الصرف والنحو، ثم تخرج في مدرسة الأئمة والخطباء، ثم في المعهد الإسلامي العالي، ثم واصل دراسته للغة العربية في جامعة أم القرى بمكة المكرمة، ومع ذلك وجد صعوبة في التحدث بالعربية.
وقد أصبحت هذه التجربة فيما بعد الأساس الذي بُني عليه نموذج «توراديك».
البحث عن الجواب في جامعة أم القرى
كان الطلاب الوافدون إلى معهد تعليم اللغة العربية لغير الناطقين بها في جامعة أم القرى يأتون من شتى البلدان والأجناس، ويبدؤون تعلم العربية من معرفة الحروف، ثم يبلغون خلال ثلاث سنوات مستوى يستطيعون معه فهم العربية والتحدث بها.
فما سر هذا النجاح؟
أهو المعلم؟
أم المنهج؟
أم طريقة التدريس؟
أم اجتماع هذه العوامل جميعًا؟
لقد ظلت هذه الأسئلة موضع تأملٍ وبحثٍ سنواتٍ طويلة، ودُرست التجارب، وتواصلت المشاورات مع المختصين، حتى تبلور نموذج تعليمي جديد استند إلى خبرة علمية وعملية متراكمة.
وسأدع صاحب هذه التجربة يروي بنفسه كيف بدأت الفكرة.
قصةٌ يرويها صاحبها
«وُلِد والدي في عهد السلطان عبد الحميد الثاني، وقد سجَّلني في السجلات الرسمية أصغر من سني الحقيقي بسنتين؛ حتى أُتمَّ حفظ القرآن الكريم قبل الالتحاق بالمدرسة الابتدائية.
أتممت حفظ القرآن الكريم وأنا في الثامنة من عمري، ثم حفظت متون الصرف والنحو أثناء دراستها، وبعد ذلك واصلت تعليمي النظامي ابتداءً من الصف الثالث الابتدائي.
وعندما التحقت بمدرسة إسطنبول للأئمة والخطباء، فوجئت في أول اختبار للغة التركية بحصولي على درجة الصفر، بينما كنت أتوقع الحصول على تسع درجات من عشر، فوجدت نفسي أمام ماراثون لغوي جديد.
ورغم أنني كنت من الطلاب المتفوقين في فصل يضم خمسةً وسبعين طالبًا، فقد احتجت إلى ثلاث سنوات حتى أتجاوز العقبات التي واجهتني في اللغة التركية.
أما اللغة الألمانية، فلم أستطع تجاوز صعوبتها طوال سبع سنوات.
وعلى مدى أربعة عشر فصلًا دراسيًّا، لم تتجاوز درجتي فيها ثلاثًا أو أربعًا من خمس، ولم أحصل على الدرجة الكاملة قط.
ومع ذلك، كنت أنتقل إلى الصف التالي دون امتحان الإكمال؛ بفضل ارتفاع معدلي في سائر المواد.»
الآفاق التي فتحها لي أستاذ اللغة التركية
«لقد كان للمنهج الذي اتبعه أستاذ اللغة التركية، وما اتصف به من الانضباط والدقة، وحرصه على اكتشاف قدرات طلابه وتنميتها، أثر بالغ في حياتي؛ إذ منحني الفرصة للانتقال من الصفر إلى القمة.
فالأستاذ نفسه الذي منحني درجة الصفر في أول اختبار، منحني بعد ذلك تسع درجات، وأصبحت من بين قلة من طلابه الذين حصلوا على هذه الدرجة، بل تأهلت للمشاركة في مسابقة عالمية لكتابة المقالات.
وهناك أدركت حقيقةً لازمتني طوال حياتي:
إن اللغة الثانية تُبنى على اللغة الأم، وما لا يكتسبه الإنسان في لغته الأم من مهارات، يصعب أن يكتسبه بمجرد تعلم لغة ثانية.»
الدروس التي استفدتها من تجربة تعلم اللغة الألمانية
«واليوم أستطيع أن أتبين بوضوح الأسباب التي حالت بيني وبين النجاح في اللغة الألمانية، مع أنني كنت متفوقًا في سائر المواد الدراسية.
أما السبب الأول، فهو أنني كنت أرغب في دراسة اللغة الإنجليزية، غير أن امتلاء المقاعد المخصصة لها أدى إلى إلحاقي بقسم اللغة الألمانية.
والسبب الثاني، أن كثرة عدد الطلاب في الفصل لم تكن تُمكِّن المعلم من متابعة كل طالب متابعةً كافية، ولا من الوقوف على مدى فهمه واستيعابه.
والسبب الثالث، أن العناية بإتمام المقرر الدراسي كانت تُقدَّم على تحقيق تعلم الطالب وإتقانه.
والسبب الرابع، أن الانتقال إلى الدرس الثاني والثالث كان يتم قبل أن يُتقن الطالب الدرس الأول إتقانًا تامًّا، الأمر الذي كان يورثه مع مرور الزمن شعورًا بالإحباط والعجز عن التقدم.
وأما السبب الخامس، فهو البدء بتعليم القواعد والترجمة قبل إيجاد الصلة الحية باللغة.
وكان ذلك أشبه بمن يحاول أن يعرِّف إنسانًا طعم العسل بأن يلعق ظاهر الإناء الذي يحويه، دون أن يذوق العسل نفسه.
وأما السبب السادس، فهو إغفال الجانب النفسي للطالب، وعدم مراعاة مشاعره واحتياجاته، والاقتصار على إنهاء المقرر، وكأن ذلك وحده هو تعليم اللغة.»
القسم الثاني
سنوات مكة والخبرات التي اكتسبتها في جامعة أم القرى
حدود الطريقة التقليدية في تعليم اللغة
«أنهيت المرحلة الثانوية بهذه الصورة، ثم واصلت دراستي في المعهد الإسلامي العالي، غير أنني لم ألحظ تغيرًا كبيرًا في أساليب تعليم اللغة.
وكان بعض أساتذتنا قد درَّسونا من قبل في مدرسة الأئمة والخطباء، ولذلك لم تكن لديهم الخبرة التي تمكِّنهم من تجاوز حدود النظام التقليدي.
أما الذين كانوا يملكون خبرةً أوسع، فلم تكن لهم دراسات متخصصة في مناهج تعليم اللغات وطرائق تدريسها.
وكان من أوائل أساتذتنا الذين تنبهوا إلى هذه الحاجة أستاذنا المرحوم محمد مقصود أوغلو، رحمه الله.»
رحلة العمرة وبداية البحث عن طريق جديد
«بعد تخرجي في المعهد الإسلامي العالي بإسطنبول، كنت أعمل إمامًا في أحد المساجد، كما كنت أدرِّس بأجر في مدرسة إسطنبول للأئمة والخطباء التي تخرجت فيها.
وفي نهاية الفصل الدراسي الأول، اختارني الطلاب لأكون المشرف المرافق لهم في رحلة عمرة برية.
وكانت تلك أول مرة أخرج فيها خارج تركيا.
وخلال تلك الرحلة الطويلة، التي مررنا فيها بست دول، كان يؤلمني أنني أفهم العربية إذا سمعتها، ولكني لا أستطيع التحدث بها.
وهناك أدركت أن المشكلة التي كنت أعاني منها ليست مشكلةً شخصية، وإنما هي مشكلة يعاني منها كثير ممن تعلموا العربية بالطريقة التقليدية.»
القبول في جامعة أم القرى
«وبعد ثلاثة أشهر فقط من تقدمي بطلب الالتحاق بجامعة أم القرى بمكة المكرمة، وصلني خطاب القبول.
ثم دخلت امتحان تحديد المستوى في معهد تعليم اللغة العربية لغير الناطقين بها.
وبعد الاختبار، تقرر إعفائي من ثلاثة فصول دراسية من أصل ستة، والتحقت مباشرة بالفصل الثاني من السنة الثانية.
وكنت أحصل في الاختبارات التحريرية على درجات تراوح بين خمسٍ وتسعين ومئة، ولكنني كنت أضعف في الاختبارات الشفهية، الأمر الذي أثار استغراب أساتذتي.
فقد كانت معلوماتي العلمية قوية، ولكنني لم أكن أستطيع التعبير عنها شفهياً.»
اكتشاف المشكلة الحقيقية
«كان بعض الطلاب القادمين من بلدان إفريقية مختلفة، ممن بدأوا بتعلم الحروف العربية لأول مرة، يستطيعون خلال شهرين أو ثلاثة أشهر أن يفهموا العربية وأن يتحدثوا بها.
أما أنا، فعلى الرغم من أنني كنت حافظًا للقرآن الكريم، وحافظًا لمتون النحو والصرف، ودرست العقيدة، والتفسير، والحديث، والفقه، وتخرجت في مؤسسة جامعية، فقد كنت أجد صعوبة في الكلام بالعربية.
واستغرق مني الوقوف على سبب هذه المشكلة، والبحث عن علاجها، قرابة ستة أشهر.
وبعد مضي فصلين دراسيين، عرف أساتذتي حقيقة مستواي العلمي، فوثقوا بي، وأشركوني في عدد من الدراسات العلمية.
وهناك بدأت أستفيد أعظم الفائدة.»
فرصة العمل مع كبار علماء اللغة العربية
«وبعد أن أتممت الدراسة في معهد تعليم اللغة العربية لغير الناطقين بها، لم أفكر في الالتحاق بالكلية، كما لم أتجه إلى دراسة الماجستير.
وآثرتُ بدلًا من ذلك الالتحاق بالقسم المتخصص في إعداد المعلمين الذين سيقومون بتعليم اللغة العربية لغير الناطقين بها، حيث كان البرنامج يجمع بين التربية، وطرائق التدريس، ومناهج تعليم اللغات.
وهكذا أُتيح لي أن أعمل مع نخبة من كبار المتخصصين في اللغة العربية وتعليمها، وفي مقدمتهم الأستاذ الدكتور تمّام حسّان، والأستاذ الدكتور رشدي أحمد طعيمة.
وعلى مدى ثلاث سنوات شاركت معهم في إعداد عدد من المشروعات العلمية والتطبيقية، وتطويرها، ثم تنفيذها ميدانيًّا.»
انظر ترجمة الأستاذ الدكتور تمّام حسّان:
https://ar.wikipedia.org/wiki/تمام_حسان
ميلاد نموذجٍ تعليمي
«وقد أثمرت هذه الجهود عن صدور الكتاب المعروف بعنوان:
«الكتاب الأساسي لتعليم اللغة العربية»
في أربعة مجلدات، عن جامعة أم القرى بمكة المكرمة.
وقد عُدَّ هذا الكتاب أول عمل علمي منهجي متكامل في مجاله.
وكان معهد تعليم اللغة العربية نفسه، الذي درست فيه عامًا ونصف العام، هو الميدان الذي طُبِّقت فيه هذه التجارب.
ومن خلال التطبيقات التي أُجريت على طلاب قدموا من خمسٍ وثلاثين إلى أربعين دولة، أتيح لي أن أعاين عن قرب أصول تعليم اللغات وأساليبه عند اختلاف البيئات والثقافات واللغات.»
الكتاب الأساسي لتعليم اللغة العربية:
https://islamhouse.com/ar/books/2821411/
كان حلمي أن أعود إلى تركيا
«ومنذ تلك السنوات، أصبح هدفي الأكبر أن أنقل هذا الرصيد العلمي، وهذه الخبرة العملية، إلى تركيا، وأن أُسهم في تطوير تعليم اللغة العربية فيها.
غير أن تأخر عودتي إلى الوطن، ثم انشغالي بأعمال وخدمات أخرى، حال دون تحقيق هذا الحلم سنوات طويلة.»
إحياء حلمٍ كاد أن يخبو
«وبعد سنوات، عُيِّنت ابنتي معيدةً في قسم اللغة العربية بكلية الإلهيات في جامعة مرمرة.
وكانت تكثر من مناقشتي، وتستشيرني في قضايا تعليم اللغة العربية، فكان ذلك سببًا في إحياء حلمٍ ظل كامنًا في نفسي أعوامًا طويلة.
وعندئذٍ عزمت على الشروع في تنفيذ المشروع الذي كنت أحمله في ذهني منذ سنوات.»
أول تجربة… ونجاحٌ فاق التوقعات
«كانت أول تجربة عملية لهذا المشروع في مركز تعليم النساء الذي أنشأناه في قريتي، وهو مبنى مكوَّن من سبعة طوابق، تبلغ مساحة طابقه نحو أربعمائة وخمسين مترًا مربعًا.
وقد يسَّرت علاقات الأخوة والصداقة التي كانت تربطني بعمداء كليتي الإلهيات في طرابزون وريزة، منذ أيام الدراسة في المدارس التقليدية، إقامة هذا التعاون.
وفي سنة (2012م) نُفِّذت أول تجربة للمشروع، فكانت فرصة لاكتشاف جوانب النقص، كما حققت نجاحًا لم نكن نتوقعه.
ثم واصلنا تطوير المشروع عامًا بعد عام، في ضوء الخبرات التي اكتسبناها، حتى بلغ المستوى الذي هو عليه اليوم.
أعظم أمنية للمستقبل
«ويسرني غاية السرور أن ابنتي، التي تحملت مسؤولية تطبيق هذا المشروع وتطويره سنوات طويلة، قد عَزمت على أن تجعل هذا النموذج موضوعًا لأطروحة الدكتوراه.
وأرجو أن يفتح هذا العمل آفاقًا جديدة في تعليم اللغة العربية في تركيا، وأن يسهم في تقديم رؤية جديدة، ومنهج جديد، في هذا الميدان.
كما أُثمِّن عناية أستاذنا الدكتور غالب ياووز، وإشرافه العلمي على هذه الأطروحة، وأرجو أن يكون لهذا العمل أثرٌ نافع في خدمة البحث العلمي.»
القسم الثالث
الفلسفة التربوية لمخيمات «توراديك» اللغوية
نموذج تعليمي وُلِد من تلاقي الخبرات
من أجل تحويل الفكرة والرؤية التعليمية التي سبق عرضها إلى واقع عملي، استعنا بعدد من الأساتذة ذوي الخبرة في تعليم اللغة العربية لغير الناطقين بها، وأشركناهم في هذا المشروع.
وقبل أن يباشروا أعمالهم، خضعوا لبرنامج تأهيلي خاص للتعرف على فلسفة «توراديك» وأهدافه، ومنهجه، وآليات تطبيقه.
ثم جُمِع ما لديهم من خبرة علمية وعملية بما اكتسبوه من تجارب جديدة أثناء تنفيذ المشروع، حتى تبلورت رؤية تربوية مشتركة.
وهكذا اجتمع رصيد علمي تراكم عبر سنوات طويلة مع خبرة ميدانية متواصلة، فكان ثمرة ذلك نموذجٌ تعليمي يتسم بالفاعلية، والتنظيم، وقابلية التطوير والاستمرار.
الشرط الأول للنجاح: روح التضحية
لا يُراد بالتضحية هنا مجرد بذل الجهد، وإنما أن يجتمع جميع من يشارك في إعداد المشروع، وتطويره، وتنفيذه، على هدف واحد ورسالة واحدة.
فالقائمون على إعداد المشروع…
والمشرفون على إدارته…
والمعلمون…
والمتدربون…
كل أولئك يشكلون حلقات متصلة في منظومة واحدة، ولا يتحقق النجاح إلا إذا أدى كل واحد منهم مسؤوليته بإخلاص، وقدَّم ما يستطيع من جهد وتضحية في سبيل بلوغ الهدف المشترك.
ومنذ البداية نعلن بوضوح أن النجاح الحقيقي لا يقوم إلا على هذا الشعور العميق بالمسؤولية المشتركة.
الشرط الثاني للنجاح: الانضباط
يُعدُّ الانضباط أحد المبادئ الأساسية التي لا تقوم مخيمات «توراديك» إلا عليها.
وربما وُجِّه إلى هذا المبدأ شيء من النقد في بعض الأحيان، غير أننا نرى أن الوصول إلى نتائج متميزة خلال مدة لا تتجاوز خمسةً وأربعين يومًا لا يمكن أن يتحقق إلا بالالتزام الدقيق بهذا الأصل.
فالعمل وفق خطة واضحة…
والالتزام الكامل بالأنظمة والتعليمات…
واستثمار ساعات اليوم كلها استثمارًا حسنًا…
كل ذلك من أهم العوامل التي يقوم عليها نجاح البرنامج.
وكل تهاون في الانضباط يؤدي ـ بالقدر نفسه ـ إلى انخفاض مستوى الفائدة المتحققة.
ومن أراد أن يبلغ هدفًا كبيرًا في زمن قصير، فلا غنى له عن الالتزام بالانضباط التزامًا كاملًا.
وقد أثبتت التجربة أن بعض المؤسسات التي حاولت الإفادة من هذا النموذج، ثم تساهلت في جانب الانضباط، شهدت بنفسها انخفاض مستوى النجاح الذي كانت ترجوه.
اكتساب الملكة اللغوية عند ابن خلدون
يقوم نموذج «توراديك» في أحد أهم أصوله العلمية على نظرية الملكة عند الإمام عبد الرحمن بن خلدون.
ويرى ابن خلدون أن الملكة لا تتكون دفعة واحدة، وإنما تنشأ نتيجة التكرار المستمر والممارسة المتواصلة.
فالفعل عند وقوعه لأول مرة لا يعدو أن يكون سلوكًا عارضًا.
فإذا تكرر، صار صفةً.
ومع استمرار التكرار تتحول هذه الصفة إلى حالٍ راسخة.
ثم تستقر هذه الحال شيئًا فشيئًا حتى تصبح ملكةً ثابتة.
وينطبق هذا القانون نفسه على تعلم اللغات.
فالطفل لا يتعلم لغته عن طريق دراسة القواعد، وإنما يكتسبها من خلال كثرة السماع، وتكرار الألفاظ، واستعمالها في حياته اليومية.
ومع كثرة التكرار يصبح الكلام طبيعيًّا، ثم يتحول هذا الاستعمال الطبيعي إلى ملكة راسخة.
ومن هنا، فإن البيئة التي توفرها مخيمات «توراديك» تهدف إلى إيجاد مناخ لغوي طبيعي، يحيط بالمتعلم طوال يومه.
فهو يسمع العربية باستمرار…
ويتحدث بها…
ويكررها…
ويمارسها في مواقف الحياة المختلفة…
حتى تصبح اللغة عنده ملكةً عملية، لا معلوماتٍ نظريةً فحسب.
الشرط الثالث للنجاح: التأهيل الخاص للمعلمين
يُعدُّ إعداد المعلمين الركيزة الثالثة التي يقوم عليها نموذج «توراديك».
ولا ريب أن الخبرة المهنية التي يكتسبها المعلم بعد سنوات طويلة من تدريس اللغة خبرةٌ ثمينة لا يُستهان بها.
غير أن هذه الخبرة وحدها لا تكفي لتطبيق نموذج «توراديك» بالصورة المطلوبة.
ولهذا، فإن جميع المعلمين الذين يقع عليهم الاختيار للعمل في هذا المشروع يخضعون أولًا لبرنامج تأهيلي خاص، يتعرفون من خلاله إلى أهداف المخيم، وفلسفته التربوية، وأصوله المنهجية، وآليات تطبيقه.
ذلك أن وظيفة المعلم في «توراديك» تختلف عن وظيفته في التعليم التقليدي.
فهو ليس مجرد معلم يشرح الدرس داخل الفصل الدراسي، وإنما هو كذلك:
- شريك الطالب في الحوار والمحادثة.
- ومرشده وموجِّهه.
- ومتابع تقدمه العلمي واللغوي.
- ومصدر تشجيعه وتحفيزه.
- وعضو فاعل في الحياة اليومية للمخيم.
ومن هنا، فإن نجاح البرنامج يتوقف ـ إلى حدٍّ كبير ـ على حسن إعداد المعلمين، واستيعابهم الكامل لفلسفة هذا النموذج وأهدافه.
تعليم يمتد أربعًا وعشرين ساعة
في المؤسسات التعليمية المعتادة، تنتهي مهمة المعلم بانتهاء الحصة الدراسية، ثم يغادر مكان عمله بانتهاء ساعات الدوام.
أما في مخيمات «توراديك»، فإن التعليم لا يقتصر على قاعة الدرس، بل يمتد إلى جميع ساعات اليوم.
ولهذا كثيرًا ما يُوجَّه إلينا السؤال الآتي:
«هل يستمر التعلم حتى أثناء النوم؟»
وقد أثبتت التجربة العملية أن الطالب الذي يعيش طوال يومه في بيئة لا يُسمع فيها إلا العربية، ويظل مشغولًا بها استماعًا، وحديثًا، وتكرارًا، وتطبيقًا، يبدأ بعد مدة برؤية الكلمات والتراكيب العربية حتى في منامه.
ولا يُعد ذلك أمرًا غريبًا، بل هو من العلامات الطبيعية على أن اللغة بدأت تستقر في النفس، وتتحول تدريجيًّا إلى ملكة.
كما أن إقامة المعلمين مع الطلاب في المكان نفسه تجعل عملية التعلم ممتدةً بطبيعتها، فلا تقف عند حدود الحصة الدراسية، بل تستمر في أثناء الطعام، والأنشطة، واللقاءات اليومية، وسائر شؤون الحياة داخل المخيم.
وهذا من أبرز ما يميز مخيمات «توراديك» عن كثير من البرامج التعليمية التقليدية.
روح الخدمة قبل المكسب المادي
عند اختيار أعضاء الهيئة التعليمية في مخيمات «توراديك»، لا يُنظر إلى الكفاءة العلمية وحدها، على أهميتها، بل يُنظر كذلك إلى توفر روح التضحية والإخلاص في العمل.
فمثل هذا البرنامج المكثف، وما يتطلبه من متابعة متواصلة، وجهد كبير، لا يمكن أن يُقاس بالمقاييس المادية وحدها.
وقد أثبتت التجربة أن من يجعل المكسب المادي غايته الأولى لا يستطيع غالبًا أن يؤدي هذا النوع من العمل على الوجه المطلوب.
أما النجاح الحقيقي، فإنه يتحقق بوجود معلمين يحملون رسالة، ويؤمنون بهدفهم، ويعملون بروح الخدمة، قبل التفكير في العائد المادي.
الخاتمة
إن السر الحقيقي للنجاح الذي حققته مخيمات «توراديك» يكمن في اجتماع ثلاثة أصول رئيسة، هي:
- روح التضحية.
- والانضباط.
- وإعداد المعلمين إعدادًا خاصًّا.
وقد دُعِّمت هذه الأصول بما قرره الإمام ابن خلدون في نظريته حول اكتساب الملكة؛ إذ لا يقتصر الهدف على أن يعرف الطالب قواعد اللغة، بل أن يكتسب القدرة على استعمالها استعمالًا طبيعيًّا في الفهم والتعبير.
ومن هنا، فإن تمكُّن الطلاب من فهم اللغة العربية والتحدث بها خلال مدة لا تتجاوز خمسةً وأربعين يومًا إنما هو ثمرة الالتزام بهذه الأصول العلمية، وتطبيقها تطبيقًا دقيقًا.
ولهذا، فإن «توراديك» ليس مجرد مخيم لغوي، وإنما هو نموذج تعليمي تركي وطني أصيل، يقوم على أسس علمية، ونضج عبر سنوات من التجربة والتطبيق، ووُضع خصيصًا لتلبية احتياجات المتعلم التركي في تعلم اللغة العربية.
ونسأل الله تعالى أن ينفع به، وأن يجعله سببًا في خدمة العربية، لغة القرآن الكريم، وأن يكتب له القبول، وأن يهيئ له من يواصل تطويره والإفادة منه في ميادين التعليم.
خبير ومهندس مشروع «توراديك»
أحمد ضياء إبراهيم أوغلو