Mazi Küpünden İstikbale Sızan Ahlar: CHP’nin İç Hesaplaşması ve Kaderin Adaleti

Tarih, yalnızca kronolojik olaylar yığını değildir. Milletlerin hafızası, devletlerin karakteri ve siyasî kurumların akıbeti; çoğu zaman geçmişte işlenen büyük hataların, zulümlerin ve tercihlerin gecikmiş neticeleriyle şekillenir. Günümüz siyasî krizlerini sadece günlük rekabetler, şahsî hırslar veya parti içi çekişmelerle açıklamak, hadiselerin yalnızca görünen yüzüne bakmak olur. Oysa bazı fırtınaların kökleri, yıllar hatta asırlar öncesine uzanır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bugün yaşadığı sert hesaplaşmalar, hizipleşmeler ve ideolojik savrulmalar da bu derin zaviyeden okunmalıdır. Çünkü CHP, tarihî serencamı incelendiğinde, yalnızca bir siyasî parti değil; aynı zamanda Anadolu’nun dinî, tarihî ve kültürel dokusunu dönüştürmeye çalışan köklü bir ideolojik mühendislik projesinin merkezinde yer almıştır.[1]

Bu zihniyet; “muasırlaşma”, “inkılap”, “çağdaşlaşma” ve “irtica ile mücadele” gibi söylemlerle milletin kökleriyle bağını zayıflatmayı bir “ilerleme” projesi olarak sunmuştur. Ancak tarih şunu göstermiştir ki: Hiçbir toplum kendi ruh kökleriyle savaşa tutuşarak huzur bulamamıştır.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin vurguladığı “Kader adalet eder” hakikati, burada hayati bir önem taşır.[2] Kader bazen cezayı hemen vermez; mühlet tanır, zaman verir, hatta görünürde başarı bile bahşeder. Fakat zulüm ve adaletsizlikler biriktikçe, mazi küpünde toplanan ahlar gün gelir, siyasetin, toplumun ve kurumların damarlarına sızmaya başlar.
CHP’nin bugünkü çözülmesi, liderlik kavgaları, hizip savaşları ve güven krizi; sadece siyasî başarısızlığın değil, aynı zamanda tarihî ve manevî bir muhasebenin gecikmiş yansımalarıdır.

Tek Parti Dönemi: Toplumu Tepeden İnşa Teşebbüsü

Cumhuriyet’in ilk yıllarında devletin merkezine yerleşen jakoben zihniyet, Anadolu toplumunu kendi tarihî seyri içinde geliştirmek yerine, tepeden inmeci yöntemlerle yeniden biçimlendirmeye kalkıştı.[1]

Bu süreçte uygulanan baskı politikaları oldukça kapsamlı ve köklüydü:

  • Eğitim ve Kültür Alanında: Medreseler tamamen kapatıldı, geleneksel ilim kurumları tasfiye edildi. Harf inkılabıyla (1928) Osmanlı Türkçesi ve Arap alfabesi terk edilerek milletin bin yıllık tarihî hafızasıyla bağı büyük ölçüde koparıldı. Dinî eğitim ciddi şekilde sınırlandırıldı; imam-hatip okulları uzun süre kapalı tutuldu veya fiilen devre dışı bırakıldı
  • Dinî Hayat ve Tarikatlar Üzerinde: Tekke, zaviye ve türbeler 1925’te çıkarılan bir kanunla lağvedildi. Asırlardır Anadolu’nun maneviyat merkezleri olan bu irfan ocakları devlet denetimine alındı veya kapatıldı. Ezan ve kamet 1932’de Türkçeleştirildi ve bu uygulama 18 yıl boyunca devam etti. Dinî semboller ve kıyafetler (fes, sarık, cübbe vb.) yasaklandı; kılık-kıyafet inkılabıyla toplumun görünür kimliği değiştirilmeye çalışıldı.
  • Devlet Kontrolü ve İçtimai Hayat: Dinî hayat bütünüyle devlet vesayeti altına alındı. Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu ancak bu kurum, dinî anlayışı resmî ideoloji doğrultusunda şekillendirme aracı olarak kullanıldı. Kadınların İçtimai rolü Batı tarzı bir modernleşme üzerinden yeniden tanımlanırken, geleneksel aile ve dinî değerler baskı altına alındı.
  • Siyasî ve İçtimai Baskılar: Takrir-i Sükûn Kanunu (1925) ile muhalefet susturuldu, İstiklal Mahkemeleri devreye sokuldu. Basın üzerinde ağır sansür uygulandı, muhalif gazeteler kapatıldı. Toplumun farklı kesimleri (dindar kesimler, muhafazakârlar, yerel liderler) “irtica” suçlamasıyla hedef alındı.

Bu politikalar yalnızca belli bir kesimi değil; Anadolu’nun birbirinden farklı birçok içtimai damarını aynı anda hedef aldı: Muhafazakâr Sünnîler, Kürtler, Alevîler, Karadenizli milliyetçi-muhafazakârlar, eski İttihatçı muhalifler, Millî Mücadele’nin bağımsız karakterli paşaları ve dindar aydınlar… Hepsi, farklı gerekçelerle aynı baskı mekanizmasının hedefi hâline geldi.

İslamî Muhalefetin Tasfiyesi ve İrfan Ocaklarının Susturulması

Cumhuriyet’in kuruluş sürecindeki en derin yaralardan biri, dinî hayat üzerinde açıldı. Asırlardır toplumun ilim, irfan ve maneviyat merkezleri olan medreseler, tekkeler ve zaviyeler kapatıldı; milletin dinî damarları büyük ölçüde devlet vesayetine alındı.[3]
Bu dönemde yalnız kurumlar değil, şahsiyetler de hedef alındı. Birinci Meclis’in cesur muhaliflerinden Ali Şükrü Bey karanlık bir cinayetle ortadan kaldırıldı. İskilipli Atıf Hoca, henüz yürürlüğe girmemiş bir kanunla ilişkilendirilerek idam edildi. Said Nursî sürgünler, mahkemeler ve uzun hapislerle çileli bir ömre mahkûm edildi. Necip Fazıl Kısakürek ise ömrü boyunca mahkemeler ve baskılarla mücadele etmek zorunda kaldı.
Tek parti zihniyeti, siyasî muhalefeti bastırmanın ötesinde; toplumun manevî omurgasını oluşturan dinî ve fikrî damarları da kontrol altına almak, hatta kurutmak istemişti.

Kürt Coğrafyasında Bastırılan Kimlik ve İnanç

Tek tipleştirme siyasetinin en acımasız şekilde uygulandığı bölgelerden biri Doğu ve Güneydoğu Anadolu oldu. Aşiret yapısı, medrese geleneği, dinî aidiyetler ve yerel kimlikler, merkezî otorite tarafından “kontrol altındaki tehdit” olarak görüldü.
Şeyh Said Hadisesi, bu bağlamda yalnızca bir isyan değil; aynı zamanda dinî kimliğin, medrese kültürünün ve geleneksel yapının sistematik tasfiyesi olarak hafızalarda yer etti. Takrir-i Sükûn, İstiklal Mahkemeleri, sürgünler ve bölgesel baskılar, Kürt toplumunda derin ve kalıcı travmalar bıraktı. Bugün CHP’nin Kürt seçmen nezdinde yaşadığı güven sorunu, sadece güncel siyasetin değil, bu ağır tarihî hafızanın da sonucudur.

Alevîler, Bektaşîler ve Dersim’in Kanayan Yarası

Tek parti dönemi, yalnızca Sünnî muhafazakârları değil, Alevî ve Bektaşî topluluklarını da derinden sarstı. Bektaşî tekkeleri kapatıldı, ocak sistemi zayıflatıldı. 1937-38 Dersim Hadiseleri ise Cumhuriyet tarihinin en ağır vicdanî yaralarından biri olarak kaldı. Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı, askerî operasyonlar ve sivil kayıplar; Alevî hafızasında hâlâ canlı bir acı olarak durmaktadır.
Burada çarpıcı bir çelişki vardır: Bugün CHP’ye yakın duran birçok Alevî vatandaşın aile hafızasında dahi, tek parti dönemine dair derin kırgınlıklar yaşamaktadır.

Karadeniz’in Harcanan Kahramanları ve Vesayet Geleneği

Millî Mücadele’de Karadeniz’in büyük fedakârlıkları ortadadır. Ancak Topal Osman Ağa’nın trajik tasfiyesi, Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve birçok bağımsız karakterli kumandanın sistem dışına itilmesi, merkezî otoritenin “tahammülsüzlüğünü” ortaya koymuştur.

27 Mayıs 1960 darbesiyle Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamı, bu vesayetçi zihniyetin milletin iradesine karşı en açık meydan okumalarından biri olmuş ve CHP, toplum nezdinde hâlâ bu vesayet geleneğiyle özdeşleştirilmiştir.

CHP’nin Bugünkü Krizi: Kaderin Tecellisi

Bugün CHP’de yaşanan hizipleşmeler, liderlik savaşları, ideolojik savrulmalar ve iç parçalanmalar; yalnızca güncel başarısızlıkların ürünü değildir. Bir dönem toplumu tek kalıba dökmeye, farklı kimlikleri bastırmaya, dinî hayatı kontrol altına almaya ve milletin hafızasını yeniden yazmaya çalışan bir zihniyetin, bugün kendi içinde birlik kuramaması; tarihî bir ironidir.
Kader mühlet verir, ama ihmâl etmez.

CHP İçin Gerçek Çözüm Yolu

CHP gerçekten bir çıkış arıyorsa, bunu yalnızca seçim matematikleriyle başaramaz. Asıl mesele zihniyet muhasebesidir.
Bu bağlamda “Of’lu Danışmanın Protokolü” önemli bir çerçeve sunmaktadır.[4] Milletle kavga eden devlet anlayışından vazgeçmek, dinî değerlere karşı üstenci dili terk etmek, tek parti döneminin baskılarıyla samimi şekilde yüzleşmek, Kürtler, Alevîler, muhafazakârlar ve diğer mağdur kesimlerle gerçek bir helalleşme gerçekleştirmek ve Birinci Meclis’in çoğulcu ruhuna dönmek…
Geçmişteki “mutlak butlanlarla” yüzleşmeden yeni bir gelecek inşa etmek mümkün müdür? Şu ana kadarki manzara, bunun henüz başarılamadığını göstermektedir.[5]
CHP zihniyetinin özellikle laiklik anlayışı ve modernleşme projesiyle dinî değerler arasında oluşturduğu mesafe, bazı kesimlerde “CHP Rakıdır, Rakı CHP’dir” gibi sert ifadelerle eleştirilmiştir.[6]

Sonuç

CHP’nin bugünkü iç hesaplaşması, basit bir siyasî kriz değildir. Bu, tarihî ve manevî bir muhasebenin gecikmiş tezahürüdür.
Kapatılan medreselerin, susturulan âlimlerin, sürgüne gönderilen fikir adamlarının, bastırılan kimliklerin, Dersim’de yaşanan acıların, tasfiye edilen Millî Mücadele kahramanlarının ve darağaçlarına gönderilen siyasetçilerin hatırası bu topraklarda hâlâ canlıdır.
Tarih unutmaz. Milletlerin hafızası da kolay kolay silinmez.
Eğer samimi bir yüzleşme gerçekleşmezse, mazi küpünden istikbale sızan ahlar, siyasetin geleceğini sarsmaya devam edecektir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
25.05.2026 – OF

NOT:
CHP’nin Geleneğinde Kavga Yeni Değil, İlk Günden Beri Var:👇
https://youtube.com/watch?v=9d9SAKvnHGk&si=DD7_tE7cVoDCbIdS

Dipnotlar
[1] Ahmet Ziya İbrahimoğlu, “CHP’nin Atası Olan Jön Türkler”, https://www.aynamayansiyanlar.com/misafir-yazarlar/chpnin-atasi-jon-turkler/
[2] Bediüzzaman Said Nursî’nin “adalet-i kaderiye” yaklaşımı ve “Kader adalet eder, beşer zulmeder” çerçevesi.
[3] Ahmet Ziya İbrahimoğlu, “CHP ve Zihniyetinin Mutlak Butlanları”, https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/chp-ve-zihniyetinin-mutlak-butlanlari/
[4] Ahmet Ziya İbrahimoğlu, “CHP’ye Seçim Kazanmayı Garanti Eden ve İktidara Yürüyüşünün Önünü Açan Of’lu Danışmanın Hazırladığı Sihirli Protokol”, https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/chpye-secim-kazanmayi-garanti-eden-ve-iktidara-yuruyusun-onunu-acan-protokol/
[5] Ahmet Ziya İbrahimoğlu, “CHP Zihniyeti Zindeliğini Koruyabiliyor mu?”, https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/chp-zihniyeti-zindeligini-koruyabiliyor-mu/
[6] Ömer Faruk Uysal, “CHP Rakıdır, Rakı CHP’dir”, http://www.aynamayansiyanlar.com/misafir-yazarlar/chp-rakidir-raki-chpdir/

ترجمة من التركية إلى العربية: 👇

من جرّة الماضي إلى المستقبل: آهات تتسرّب – الحساب الداخلي لحزب الشعب الجمهوري وعدالة القدر

التاريخ ليس مجرد كومة من الأحداث الزمنية المتتالية. إن ذاكرة الأمم، وشخصية الدول، ومصير المؤسسات السياسية؛ غالبًا ما تتشكل بنتائج متأخرة للأخطاء الكبرى والظلم والاختيارات الخاطئة التي ارتُكبت في الماضي. إن تفسير الأزمات السياسية المعاصرة بمجرد المنافسات اليومية والطموحات الشخصية أو الصراعات الحزبية الداخلية؛ يعني النظر إلى الوجه الظاهر للأحداث فقط. بينما جذور بعض العواصف تمتد إلى سنوات، بل إلى قرون خلت.
يجب أن تُقرأ المواجهات الحادة والانقسامات الحزبية والانحرافات الأيديولوجية التي يعيشها حزب الشعب الجمهوري اليوم من هذه الزاوية العميقة. ذلك أن حزب الشعب الجمهوري، عندما يُدرس مساره التاريخي، ليس مجرد حزب سياسي فحسب؛ بل كان مركزًا لمشروع هندسة أيديولوجية جذري سعى إلى تحويل النسيج الديني والتاريخي والثقافي لأناضول.[1]
لقد قدم هذا الذهنية -تحت شعارات «المعاصرة» و«الثورة» و«التحديث» و«مكافحة الرجعية»- مشروعًا يُضعف صلة الأمة بجذورها على أنه تقدم. غير أن التاريخ أثبت أنَّه لا مجتمع يستطيع أن يجد الطمأنينة بحربِه على جذور روحه.
إن حقيقة «القدر يعدل» التي أشار إليها بديع الزمان سعيد النورسي رحمه الله؛ تحمل هنا أهمية حيوية.[2] فالقدر لا يعطي العقاب فورًا أحيانًا؛ بل يمهل ويُعطي وقتًا، بل وقد يمنح النجاح الظاهري أيضًا. لكن حين تتراكم الظلم والجور، فإن الآهات المجموعة في كأس الماضي ستتسرب يومًا ما إلى شرايين السياسة والمجتمع والمؤسسات.
إن تفكك حزب الشعب الجمهوري اليوم، ومعارك القيادة، وحروب الجماعات، وأزمة الثقة؛ ليست مجرد نتيجة للفشل السياسي، بل هي أيضًا انعكاسات متأخرة لمحاسبة تاريخية وروحية.

عهد الحزب الواحد: محاولة إعادة بناء المجتمع من فوق

في السنوات الأولى للجمهورية، استقر الذهنية اليعقوبية في مركز الدولة، فسعت إلى إعادة تشكيل المجتمع الأناضولي بأساليب من أعلى إلى أسفل، بدلاً من تطويره ضمن سياقه التاريخي الطبيعي.[1]

لقد كانت سياسات القمع المطبقة في هذه الفترة شاملة وجذرية:

  • في مجال التعليم والثقافة: أُغلقت المدارس الدينية (المدارس) تمامًا، وفُككت المؤسسات العلمية التقليدية. وبثورة الحروف (1928) تم التخلي عن التركية العثمانية والأبجدية العربية، مما قطع صلة الأمة إلى حد كبير بذاكرتها التاريخية التي تمتد لألف عام. وتم تقييد التعليم الديني تقييدًا شديدًا؛ وظلت مدارس الأئمة والخطباء مغلقة أو معطلة لفترة طويلة.
  • في الحياة الدينية والطرق الصوفية: أُلغيت التكايا والزوايا والأضرحة بموجب قانون صدر عام 1925. فهذه المراكز الروحية التي كانت منارات للإيمان في أناضول منذ قرون؛ أُخضعت لسيطرة الدولة أو أُغلقت. وفي عام 1932 تم تحويل الأذان والإقامة إلى التركية، واستمر هذا التطبيق 18 عامًا. كما حُظرت الرموز والزي الديني (الطربوش، العمامة، الجبة، إلخ)؛ وسُعي من خلال ثورة الملابس إلى تغيير الهوية الظاهرة للمجتمع.
  • السيطرة الدولتية والحياة الاجتماعية: أُخضعت الحياة الدينية بكاملها للوصاية الدولتية. أُنشئ رئاسة الشؤون الدينية، لكنها استخدمت كأداة لتشكيل الفهم الديني وفق الإيديولوجيا الرسمية. وأُعيد تعريف دور المرأة في المجتمع وفق نموذج تحديث غربي، بينما وُضعت القيم العائلية التقليدية والدينية تحت الضغط.
  • الضغوط السياسية والاجتماعية: أُسكتت المعارضة بقانون «السكون» (1925)، وأُدخلت محاكم الاستقلال. وفُرض رقابة شديدة على الصحافة، وأُغلقت الصحف المعارضة. واستهدفت فئات مختلفة من المجتمع (المتدينين، والمحافظين، والزعماء المحليين) باتهام «الرجعية».
    لم تستهدف هذه السياسات فئة واحدة فقط؛ بل استهدفت في الوقت نفسه العديد من الشرايين الاجتماعية المتنوعة في أناضول: المحافظين السنة، والأكراد، والعلويين، والدوائر القومية-المحافظة في منطقة البحر الأسود، ومعارضي الاتحاد والترقي السابقين، وقادة الكفاح الوطني ذوي الشخصية المستقلة، والمفكرين المتدينين… جميعهم أصبحوا هدفًا للآلية القمعية نفسها لأسباب مختلفة.
    تصفية المعارضة الإسلامية وإسكات مراكز الإيمان
    كان من أعمق الجراح التي فتحت في مرحلة تأسيس الجمهورية؛ الجرح الذي أُحدث في الحياة الدينية. أُغلقت المدارس والتكايا والزوايا التي كانت مراكز العلم والمعرفة والروحانية للمجتمع منذ قرون؛ وأُخضعت شرايين الأمة الدينية إلى حد كبير للوصاية الدولتية.[3]
    وفي هذه الفترة لم تُستهدف المؤسسات فقط، بل الشخصيات أيضًا. اغتيل علي شكري بك، أحد أبرز المعارضين الشجعان في الجمعية الوطنية الأولى، في جريمة مظلمة. أُرسل الإسكيليبي آتف خوجا إلى الإعدام مرتبطًا بقانون لم يدخل حيز التنفيذ بعد. وحُكم على سعيد النورسي بحياة مليئة بالمنافي والمحاكم والسجون الطويلة. أما نجيب فضل كساكورك فقد اضطر إلى مواجهة المحاكم والضغوط طوال عمره.
    لقد أراد ذهنية الحزب الواحد أن يسيطر -بل ويجفف- على الشرايين الدينية والفكرية التي تشكل العمود الفقري الروحي للمجتمع، متجاوزًا مجرد قمع المعارضة السياسية.

قمع الهوية والإيمان في الجغرافيا الكردية

كانت منطقة شرق وجنوب شرق أناضول من أبرز المناطق التي طُبقت فيها سياسة التجانُس بأقسى صورها. رأت السلطة المركزية في بنية العشائر، وثقافة المدارس، والانتماءات الدينية، والهوية المحلية؛ «مناطق تهديد يجب السيطرة عليها».
لم تكن حادثة الشيخ سعيد مجرد تمرد أو مشكلة أمنية؛ بل كانت -في ذاكرة أهل المنطقة- تصفية منهجية للهوية الدينية وثقافة المدارس والتركيب التقليدي. وقد تركت قوانين السكون، ومحاكم الاستقلال، وسياسات النفي، والضغوط الإقليمية؛ جروحًا عميقة ودائمة في المجتمع الكردي. إن أزمة الثقة التي يعاني منها حزب الشعب الجمهوري اليوم تجاه الناخبين الأكراد ليست نتيجة السياسة الحالية فقط، بل نتيجة هذه الذاكرة التاريخية الثقيلة أيضًا.

العلويون والبكتاشيون وجرح درسم النزيف

لم يؤثر عهد الحزب الواحد على المحافظين السنة فحسب، بل هز العلويين والبكتاشيين بعمق أيضًا. أُغلقت التكايا البكتاشية، وضُعف نظام الاجاقات. أما أحداث درسم (19371938) فبقيت من أثقل الجروح الضميرية في تاريخ الجمهورية. إعدام سيد رضا ورفاقه، والعمليات العسكرية، والخسائر المدنية؛ لا تزال ألمًا حيًا في الذاكرة العلوية.
وهناك تناقض صارخ: حتى في ذاكرة عائلات كثير من المواطنين العلويين المقربين من حزب الشعب الجمهوري اليوم، توجد انكسارات عميقة تجاه عهد الحزب الواحد.

أبطال البحر الأسود الذين ضُحي بهم وتقليد الوصاية

لقد قدم أهل منطقة البحر الأسود تضحيات جسيمة في الكفاح الوطني. لكن تصفية توبال عثمان آغا بشكل مأساوي، وإبعاد قاسم قره بكر ورؤوف أورباي وكثير من القادة ذوي الشخصية المستقلة؛ أظهر عدم التسامح لدى السلطة المركزية.
وكان انقلاب 27 مايو 1960 وإعدام عدنان مندريس ورفاقه؛ أوضح تحدٍّ من هذا الذهنية الوصائية لإرادة الأمة. ولذلك لا يزال حزب الشعب الجمهوري مرتبطًا في نظر قطاع كبير من المجتمع بتقليد الوصاية والانقلابات.
أزمة حزب الشعب الجمهوري الحالية: تجلِّي القدر
إن الانقسامات والصراعات على القيادة والانحرافات الأيديولوجية والتفكك الداخلي الذي يعيشه حزب الشعب الجمهوري اليوم؛ ليست نتيجة الفشل الحالي فقط. إنه من المفارقات التاريخية أن ذهنيةً سعَت يومًا إلى وضع المجتمع في قالب واحد، وقمع الهويات المختلفة، والسيطرة على الحياة الدينية، وإعادة كتابة ذاكرة الأمة؛ لا تستطيع اليوم أن تجد الوحدة داخل نفسها.

القدر يُمهل، ولكنه لا يُهمل.
الطريق الحقيقي للحل أمام حزب الشعب الجمهوري

إذا كان حزب الشعب الجمهوري يبحث عن مخرج حقيقي، فلن يستطيع تحقيقه بحسابات انتخابية فقط. المسألة الأساسية هي محاسبة الذهنية.
وفي هذا السياق يقدم «بروتوكول المستشار الأوفي» إطارًا مهمًا.[4] وهو يقوم على: التخلي عن مفهوم الدولة التي تعادي الأمة، وترك اللغة المتعالية تجاه القيم الدينية، والمواجهة الصادقة مع ضغوط عهد الحزب الواحد، والمصالحة الحقيقية مع الأكراد والعلويين والمحافظين وسائر الفئات المظلومة، والعودة إلى الروح الجمعية الأكثر تعددية في الجمعية الوطنية الأولى.
هل يمكن بناء مستقبل جديد دون مواجهة «البطلان المطلق» في الماضي؟ المشهد حتى الآن يشير إلى أن ذلك لم يتحقق بعد.[5]

إن المسافة التي أحدثها ذهن حزب الشعب الجمهوري، خاصة بين فهمه للعلمانية ومشروعه التحديثي من جهة، والقيم الدينية من جهة أخرى، قد تعرضت لانتقادات شديدة في بعض الأوساط بعبارات قاسية مثل: «حزب الشعب الجمهوري هو الراقي، والراقي هو حزب الشعب الجمهوري».[6]

الخاتمة

إن المواجهة الداخلية التي يعيشها حزب الشعب الجمهوري اليوم ليست أزمة سياسية بسيطة. إنها تجلٍّ متأخر لمحاسبة تاريخية وروحية.
لا تزال ذكرى المدارس المغلقة، والعلماء المسكوتين، والمفكرين المنفيين، والهويات المقموعة، والآلام التي عاشتها درسم، والأبطال المصفَّين من الكفاح الوطني، والسياسيين المرسلين إلى المشانق؛ حية في هذه الأرض.
التاريخ لا ينسى. وذاكرة الأمم لا تمحى بسهولة.
وإذا لم تحدث مواجهة صادقة، فإن الآهات المتسربة من كأس الماضي إلى المستقبل ستظل تهز مستقبل السياسة.

معد المقال: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
25.05.2026 – أوف

الهوامش
[1] أحمد ضياء إبراهيم أوغلو، «أسلاف حزب الشعب الجمهوري: الترك الشباب»،
[2] إطار بديع الزمان سعيد النورسي في «عدالة القدر» و«القدر يعدل والإنسان يظلم».
[3] أحمد ضياء إبراهيم أوغلو، «حزب الشعب الجمهوري ومطلقات ذهنيته».
[4] أحمد ضياء إبراهيم أوغلو، «البروتوكول السحري الذي أعده المستشار الأوفي…».
[5] أحمد ضياء إبراهيم أوغلو، «هل يستطيع ذهن حزب الشعب الجمهوري الحفاظ على حيويته؟».
[6] عمر فاروق أويصال، «حزب الشعب الجمهوري هو الراقي، والراقي هو حزب الشعب الجمهوري».