Lozan Müzakerelerinde Gizlenen Hususlar Var mı?

Konuşmacı: Dr. Mehmet Sağlam
https://www.facebook.com/reel/1144974887654126/

Lord Curzon’a soruyorlar:
“Niye böyle bir şey yaptınız? Türklerin istiklâlini neden tanıdınız?”

Lord Curzon da diyor ki:
“Siz yanılıyorsunuz. İşte asıl bundan sonra Türkler bittiler. Bir daha eski güçlü günlerine kesinlikle kavuşamayacaklardır. Zira biz onları Lozan Anlaşması’yla ruhen, imanen öldürdük. Türkler İslam’dan uzaklaştırılacaklardır. Bunun için İsmet İnönü bize söz verdi.”

Parlamentoda yaptığı konuşma…

Ne söz vermiş, insan merak ediyor. Hemen akabindeki soru şu: İsmet Paşa ne söz verdi? Bu verdiği sözden Meclis haberdâr mı, kamuoyu haberdâr mı? Gizli bir söz mü?

Şimdi bunu destekler mahiyette, İsmet İnönü’nün yanında giden Yahudi bir haham vardır: Haym Nahum.

Haym Nahum’un yine Lord Curzon’a söylediği bir şey…

Bir Türkiye Yahudisi mi?

Evet, Türk Yahudisi.

Lord Curzon’a diyor ki Haym Nahum -bunu da yalan diyenler çıkabilir- Tarih Ansiklopedisi’nin 3. cildinde, sayfa 62. Orada belgesi var.

Kaynakta verdiniz.

Lord Curzon’a diyor ki:
“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul edin, yani Türkiye’nin istiklâlini kabul edin. Ben onlara İslamiyet’i ve İslam temsilciliğini, yani halifeliği ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.”

Bakın, iki tane cümle birbiriyle uyuşuyor.

Gelelim şimdi Lozan Antlaşması’na.

O zaman, yani Lozan Antlaşması’nda mevzu bahis olan halifelik diye bir pazarlık konusu mu var?

Tabii. Onlardan bir tanesi halifeliktir. “Halifeliği kaldıracaksınız.” diyorlar.

İngilizler istiyor bunu?

İngilizler istiyor.

Peki bunu nereden anlıyoruz?

Lozan Antlaşması’nın imzalanma tarihi 24 Temmuz 1923’tür. Ama bunu ilk biz, Meclisimizden geçirdik. Türkiye kendi Meclisinden geçirdi. Ardından Yunanistan Ağustos ayında geçirdi. Fakat İngiltere bunu tam bir yıl sonra, 16 Temmuz 1924 tarihinde geçirdi. Bir yıl oyaladı. Bir yıl bekledi.

Neden bekledi?

Halifelik için mi, yoksa bazı konular mı vardı? Ardından başka sözler de vardı. Başka şeyler vardı.

Evet. 13 Ekim 1923: İstanbul’un başkentlik statüsü sona erdirildi. Başkent Ankara’ya taşındı.

13 Ekim 1923… Dediler ki: “İstanbul başkent olur mu? Siz hele bir Ankara’ya taşıyın şunu. Hem Ankara güvenlidir, ülkenin merkezidir…” falan.

Biz de böyle biliyoruz. İstanbul’un o günün askerî şartlarında savunulması zor olduğu için deniyor, klasik.

Olabilir. Yok, öyle bir şey. Yok, değil mi? Bakın, bu bir tarihin resetlenme olayıdır.

Sonra ne yapıyorlar? 3 Mart 1924: Halifelik kaldırıldı. Daha İngilizler anlaşmayı onaylamadı, bakın.

Bunları bekliyorlar.

Evet, Bekliyorlar.

Taahhüt mü verildi?

Tabii, tabii, tabii. Taahhüt verildi işte. Ne dedi Haym Nahum?
“Ben İslamiyet’i ve İslam temsilciliğini ayaklar altında çiğnetmeyi size taahhüt ediyorum. Siz yeter ki Türkiye’nin anlaşmasını onaylayın.”

Evet, buna devam edin hocam, çok enteresan gidiyor.

Ardından 12 Haziran 1924… Daha İngiltere anlaşmayı onaylamadı.
12 Haziran 1924’te, Diyanet İşleri Başkanlığı (o zamanki Diyanet İşleri Reisliği) tarafından camilerin kapatılması ve satılması kararı alındı. Ve 4000’e yakın cami maalesef satıldı.

Satıldı.

Bunların bazıları bar oldu, bazıları kumarhane oldu, bazıları içkili mekân oldu. Bazıları ahır oldu, bazıları nalbantlara kiraya verildi. Bazıları tütün deposu oldu. Önemli bir kısmı Cumhuriyet Halk Partisi’nin il ve ilçe teşkilatları oldu.

Yani cami, parti il ve ilçe teşkilatı mı oldu?

Tabii, tabii.

Hatta biraz araştırırsanız tuvalete dönüştürülmüş cami bile bulursunuz.

Evet, çok önemli.

Hapishaneye dönüştürülmüş cami bile bulursunuz. Mihrabının içerisine bir varil yerleştirilmiş; o varilin içine insanlar tuvaletlerini yapıyorlar. Onu da görürsünüz.

Bakın, daha anlaşma onaylanmadı. İngiltere onaylamadı. Ne zaman ki bu camilerin satılması ve kapatılması gündeme geldi ve halifelik kaldırıldı, 16 Temmuz 1924’te İngiltere Lozan Antlaşması’nı onayladı.

Tamam.” dedi. Halifelik önemliydi.

Çünkü halifelik, İngiltere açısından olmazsa olmazdı. Onun Hindistan’daki -o zaman henüz bölünmemişti- Hint Müslümanları üzerindeki etkisi vardı. Pakistan, Bangladeş ve o coğrafyalarda Müslümanlar vardı ve onlar Osmanlı halifesine tabiydi. O bağın koparılması gerekiyordu.

Mesela Mısır’daki, Suudi Arabistan’daki veya imparatorluğun diğer topraklarındaki Müslümanlarla Türkler arasındaki bağın koparılması gerekiyordu.

Bunu çok önemsediler ve kaldırdılar.

Sonra daha yetmedi. Şimdi gizli maddeler devam ediyor.

Tekke ve zaviyelerin kapatılması: 13 Aralık 1925.

13 Aralık 1925… Tekke ve zaviyelerin kapatılması zannediliyor ki Sünnilere karşı yapılmış bir şeydir. Hâlbuki bu, Alevi vatandaşlara karşı yapılmış bir şeydir. Bütün cem evleri bu kanunla kapatıldı. Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kanunu, cem evlerinin kapatılması için çıkmıştır. Bunlar da kapatıldı; dergâhlar kapatıldı.

Sonra Osmanlı’nın, Selçuklu’nun bin yıl, iki bin yıl boyunca bu coğrafyada yaşarken oluşturduğu hukuk… Biz kabile devleti miyiz? Bizim kendimize göre bir hukukumuz var, kendimize göre bir ticaretimiz var, medeni kanunumuz var. Bunların hepsi çöpe atıldı.

1926 yılında Medeni Kanun kabul edildi.

Sonra en büyük darbe vuruldu: 1928’de harf devrimi yapıldı. 1 Kasım 1928’de…

Yani bizim o iki bin, üç bin yıllık medeniyetimiz -eğer bir okyanussa- biz o okyanusun içerisinde yüzerken, bizi bir karış suyun içinde paçalarımızı sıvayıp yürür hâle getirdiler. Sığ bir noktaya getirdiler.

O zaman bu Lozan, sadece bir sınır belirleme değil; bildiğiniz, Avrupa’nın -belki de 1815’teki Şark meselesinin- bir kültür sahasına uyarlanmış hâlidir.

Kültürel bir savaştır.

Evet, kültürel bir savaş.
Türklüğün ve Müslümanlığın bu coğrafyadan tamamen silinmesine yönelik bir operasyondur.

Ve bu operasyon hâlen devam ediyor.

Şimdi halifeliği biraz açacağım size. Bakın, enteresan bir şey söyleyeceğim.

Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne 18 Temmuz 1932 yılında üye oldu. Ama ne karşılığı üye oldu, biliyor musunuz?

Onun da mı bir taahhüdü var?

Tabii. Aynı gün, 18 Temmuz 1932 sabahı Türkiye’de ezanlar Türkçe okunmaya başlandı. Akşam da New York’ta Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne kabulü yapıldı.

Hani bizi davet ettiler de biz de…” diyorlar ya…

Olur mu? 1926’dan beri girmek için çabalıyorlardı.

Yoksa gelmeyiz.” falan…

Hayır canım.

Bu da bir ideoloji.” dediler.

“Şu taahhütleri bir yapın bakalım, şu Medeni Kanun’u bir değiştirin, tekke ve zaviyeleri bir kapatın…”

Ben bunu ilk kez duyuyorum. Yani sizin bu tarih… Ezanın Türkçe okunmasıyla bizim Milletler Cemiyeti’ne kabul günümüzün aynı olması…

Aynı gün. Biri sabah, biri akşam.

Devam ediyor, daha bitmedi.

Kılık kıyafet kanunu var, 1934’te…

En büyük darbe: 1 Şubat 1935 – Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesi.

Çok önemli bir sembol.

Ve Lozan’ın gizli maddeleri bitti.

Hani şöyle başlayalım hocam: En son taahhütlerin sonuncusu, gelinen nokta Ayasofya’nın da kapatılması… Bu o zaman…

Bu nedir biliyor musun?

Nedir hocam?

Bu, Ankara’nın başkent olması ve Ayasofya’nın camilikten çıkarılması şudur: Türklere dediler ki, “Kardeşim, 27 Mayıs 1453’te Fatih İstanbul’u fethetmişti ya; şimdi 26 Mayıs 1453’e döndünüz işte.”

Yani İstanbul o zaman da başkent değildi.

Evet.

Ayasofya o zaman da cami değildi.

O zaman ben bu anlattıklarınıza şöyle bir önerme kuruyorum: Sizin söylediğinize göre Lozan, İstanbul’un fethinin rövanşı mı oldu?

Aynen öyle. Aynen öyledir.

Bu anları arka arkaya dizdikten sonra sizin söylediklerinizde böyle bir tablo çıkıyor ortaya.

Halifelik meselesine gelelim.

Evet.

Halifelik kaldırıldığında, 1924 yılında, şu Osmanlı coğrafyasının -yani sadece Türkiye’yi kastetmiyoruz- bizim idaremiz altında bulunmuş yaklaşık 24 milyon km²’lik bir coğrafya vardı. Bunun 12 milyon km²’si Abdülhamid dönemine kadar, 1909’a kadar elimizdeydi.

Bu coğrafyada yaşayan Müslümanların beş mezhebi vardı. Dördü bizim kendi asli mezheplerimiz: Hanefilik, Şafilik… (Sünni mezhepler). Bir tanesi de İngilizlerin Osmanlı’yı parçalamak için 1780’lerde uydurdukları Vehhabilik.

Halifelik kaldırıldıktan sonra, bugün İslam dünyasında bu coğrafyada kaç mezhep var, biliyor musunuz?

Ne kadar?

300’den fazla. 300’den fazla.

Bu, yeni dinî akımlar anlamında…

Önüne gelen cemaat olmuş… Fethullah Gülen…

O da projeydi zaten.

Şimdi Lord Curzon’a tekrar dönelim. Ne demişti?

“Siz yanılıyorsunuz. İşte asıl bundan sonra Türkler bittiler. Bir daha eski güçlü günlerine kesinlikle kavuşamayacaklar. Zira biz onları Lozan Anlaşması’yla ruhen, imanen öldürdük. Türkler İslam’dan uzaklaştırılacaklar. Bunun için İsmet İnönü bize söz verdi.”

İsmet İnönü bütün sözlerini yerine getirmiştir.

Bunları söz verdi.” diyorsunuz. Taahhütlerin, Ayasofya’nın dönüştürülmesine kadar olan süreci kapsadığını söylüyorsunuz.

Tabii, tabii.

Şimdi Lozan Anlaşması’na giriyorsunuz… Mesele toprak verilmesi değil mi?

Evet.

Şimdi iki kişi boşanmaya kalksa, mahkemeye gitse iki sene sürüyor. Bir şirket kurun; sonra tasfiye etmeye kalkın, iki-üç sene sürüyor. Siz koca bir imparatorluğu tasfiye ediyorsunuz; Lozan’da üç ay içerisinde…

Bu, Kemal Tahir’in bir sözünü hatırlattı:
“Bakkal dükkânını tasfiye etseniz bile seneler sürer; beş ayda imparatorluk nasıl tasfiye edilir?”

Not-1: Bu metin, bir televizyon programında Dr. Mehmet Sağlam tarafından dile getirilen iddiaların düzenlenmiş hâlidir.

Yazıya Dönüştürüp Tetkik Eden: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

Not-2: Benzer hususlar, Cevat Rıfat Atilhan, Necip Fazıl Kısakürek ve Kadir Mısıroğlu tarafından da yazılı ve sözlü olarak dile getirilmiştir.

ترجمة من التركية إلى العربية:👇

هل توجد أمور خفيّة في مفاوضات لوزان؟

المتحدث: د. محمد صاغلام
https://www.facebook.com/reel/1144974887654126/

يسألون اللورد كورزون:
«لماذا فعلتم شيئًا كهذا؟ لماذا اعترفتم باستقلال الأتراك؟»

فيجيب اللورد كورزون:
«أنتم مخطئون. إنما ابتداءً من الآن انتهى الأتراك. ولن يتمكنوا أبدًا من العودة إلى أيام قوتهم السابقة. لأننا قتلناهم روحيًا وإيمانيًا باتفاقية لوزان. وسيُبعَد الأتراك عن الإسلام. وقد وعدنا إسmet إينونو بذلك.»

خطاب ألقاه في البرلمان…

ما هو هذا الوعد؟ يتساءل الإنسان. والسؤال الذي يليه مباشرة هو: ما الذي وعد به إسmet باشا؟ هل كان المجلس على علم بهذا الوعد؟ هل كان الرأي العام على علم به؟ أم هو وعد سرّي؟

والآن، مما يدعم ذلك، كان هناك حاخام يهودي رافق إينونو:

حاييم ناهوم.

وهناك أمر آخر قاله حاييم ناهوم للورد كورزون…

هل هو يهودي من تركيا؟

نعم، يهودي تركي.

قال حاييم ناهوم للورد كورزون -وقد يقول البعض إن هذا غير صحيح- إن ذلك مذكور في «موسوعة التاريخ»، المجلد الثالث، الصفحة 62، وهناك وثيقة تثبت ذلك.

لقد ذكرتم المصدر.

يقول للورد كورزون:
«اعترفوا بوحدة الأراضي التركية، أي اعترفوا باستقلال تركيا، وأنا أتعهد لكم بأن أجعلهم يدوسون الإسلام وتمثيله، أي الخلافة، تحت أقدامهم.»

انظروا، الجملتان متوافقتان.

والآن ننتقل إلى معاهدة لوزان.

هل كانت مسألة الخلافة موضوع تفاوض في معاهدة لوزان؟

نعم، كانت من بين الأمور. كانوا يقولون: «ستقومون بإلغاء الخلافة.»

هل كان الإنجليز يريدون ذلك؟

نعم، الإنجليز هم الذين أرادوا ذلك.

ومن أين نفهم هذا؟

إن تاريخ توقيع معاهدة لوزان هو 24 يوليو/تموز 1923. لكننا نحن أولًا مررناها في مجلسنا. فقد أقرّتها تركيا في مجلسها. ثم أقرّتها اليونان في شهر أغسطس/آب. أما إنجلترا فقد أقرّتها بعد عام كامل، في 16 يوليو/تموز 1924. لقد ماطلت عامًا كاملًا، وانتظرت عامًا.

لماذا انتظرت؟

هل من أجل الخلافة، أم كانت هناك أمور أخرى؟ كانت هناك التزامات أخرى، وأمور أخرى.

نعم. في 13 أكتوبر/تشرين الأول 1923: أُلغيت صفة إسطنبول كعاصمة، ونُقلت العاصمة إلى أنقرة.

في 13 أكتوبر 1923… قالوا: «هل تكون إسطنبول عاصمة؟ انقلوها إلى أنقرة. فأنقرة أكثر أمانًا، وهي في مركز البلاد…» إلى آخره.

وهذا ما نعرفه نحن؛ إذ يُقال إن الدفاع عن إسطنبول كان صعبًا في الظروف العسكرية آنذاك، وهو التفسير الشائع.

قد يكون. لكن لا، ليس الأمر كذلك. أليس كذلك؟ انظروا، إن هذا هو حدث إعادة ضبط للتاريخ.

ثم ماذا فعلوا؟ في 3 مارس/آذار 1924: أُلغيت الخلافة، ولم تكن إنجلترا قد صادقت بعد على المعاهدة.

كانوا ينتظرون هذه الأمور.

ينتظرون.

هل قُدِّم تعهّد؟

طبعًا، طبعًا، طبعًا. لقد قُدِّم تعهّد. ماذا قال حاييم ناحوم؟
«أتعهد لكم بأن أجعل الإسلام وتمثيله يُداس تحت الأقدام. فقط صادقوا على الاتفاقية مع تركيا.»

نعم، تفضلوا بالاستمرار، يا أستاذ، الحديث مثير جدًا.

بعد ذلك، في 12 يونيو/حزيران 1924… ولم تكن إنجلترا قد صادقت بعد على المعاهدة… في ذلك التاريخ، صدر قرار من رئاسة الشؤون الدينية (المعروفة آنذاك باسم رئاسة الشؤون الدينية) بإغلاق المساجد وبيعها. وقد بيع ما يقارب 4000 مسجد، مع الأسف.

تم بيعها.

تحوّل بعضها إلى حانات، وبعضها إلى دور قمار، وبعضها إلى أماكن تُقدَّم فيها المشروبات الكحولية. وتحول بعضها إلى إسطبلات، وبعضها أُجِّر للحدادين، وبعضها أصبح مخازن للتبغ. وجزء مهم منها أصبح مقرات لحزب الشعب الجمهوري في الولايات والأقضية.

أي أصبحت المساجد مقرات حزبية؟

نعم، نعم.

بل إنك إن بحثت قليلًا ستجد مساجد حُوّلت إلى مراحيض.

نعم، هذا مهم جدًا.

بل ستجد مساجد حُوّلت إلى سجون. وُضِع داخل محرابها برميل، وكان الناس يقضون حاجتهم فيه. سترى ذلك أيضًا.

انظروا، لم تكن المعاهدة قد صودق عليها بعد. لم تصادق عليها إنجلترا. لكن عندما طُرحت مسألة إغلاق المساجد وبيعها، وأُلغيت الخلافة، صادقت إنجلترا على معاهدة لوزان في 16 يوليو/تموز 1924.

قالت: «حسنًا.» لأن الخلافة كانت مهمة.

فقد كانت الخلافة بالنسبة لإنجلترا مسألة لا غنى عنها. كان لها تأثير على مسلمي الهند -التي لم تكن قد انقسمت بعد- وكذلك في باكستان وبنغلادش وسائر تلك المناطق، حيث كان المسلمون يتبعون الخليفة العثماني. وكان لا بد من قطع هذا الارتباط.

كان لا بد من قطع الصلة بين المسلمين في مصر، والسعودية، وسائر أراضي الإمبراطورية من جهة، وبين الأتراك من جهة أخرى.

وقد أولوا هذا الأمر أهمية كبيرة، فألغوه.

ثم لم يكتفوا بذلك. فالمواد الخفية استمرت.

إغلاق التكايا والزوايا: 13 ديسمبر/كانون الأول 1925.

يُظن أن هذا الإجراء كان موجهًا ضد السنة، لكنه في الحقيقة كان موجّهًا ضد المواطنين العلويين. فقد أُغلقت جميع بيوت الجمع (الجَمْ إيفي) بهذا القانون. إن قانون إغلاق التكايا والزوايا والأضرحة قد صدر لإغلاق بيوت الجمع. فأُغلقت، وأُغلقت الطرق والتكايا.

ثم إن الدولة العثمانية، وكذلك السلاجقة، عاشوا في هذه الجغرافيا ألف سنة أو ألفي سنة، وكان لهم نظام قانوني خاص، ونظام تجاري خاص، وقانون مدني خاص. فهل كنا دولة قبائل؟ كل ذلك أُلقي في سلة المهملات.

وفي عام 1926، تم اعتماد القانون المدني.

ثم جاءت الضربة الكبرى: في عام 1928 تم تنفيذ إصلاح الحروف، في 1 نوفمبر/تشرين الثاني 1928. أي إن حضارتنا الممتدة لآلاف السنين -إن كانت كالمحيط- كنا نسبح فيها، ثم جُعلنا نمشي في ماء ضحل لا يتجاوز ارتفاعه بضع سنتيمترات. إذن فمعاهدة لوزان ليست مجرد ترسيم للحدود، بل هي -في الحقيقة- تكييف ثقافي لما يُعرف بالمسألة الشرقية منذ عام 1815.

إنها حرب ثقافية.

نعم، حرب ثقافية، تهدف إلى محو الهوية التركية والإسلامية من هذه الجغرافيا.

ولا تزال هذه العملية مستمرة حتى اليوم.

والآن سأشرح لكم مسألة الخلافة قليلًا. اسمعوا هذا الأمر المثير:

انضمت تركيا إلى عصبة الأمم في 18 يوليو/تموز 1932. ولكن هل تعلمون مقابل ماذا؟

هل كان هناك تعهّد أيضًا؟

نعم. في صباح يوم 18 يوليو 1932، بدأ رفع الأذان باللغة التركية في تركيا. وفي المساء، تم قبول تركيا في عصبة الأمم في نيويورك.

يقولون: «لقد دعونا ونحن…»

هل يُعقل ذلك؟ كانوا يسعون للانضمام منذ عام 1926.

«وإلا فلن نأتي…»

كلا.

قالوا: «هذا أيضًا أيديولوجيا.»

«نفّذوا هذه الالتزامات أولًا، غيّروا القانون المدني، وأغلقوا التكايا والزوايا…»

هذه أول مرة أسمع هذا. أن يكون يوم بدء الأذان التركي هو نفسه يوم قبولنا في عصبة الأمم…

نعم، في اليوم نفسه. صباحًا ومساءً.

ولم ينتهِ الأمر بعد.

قانون اللباس في عام 1934

وأكبر ضربة: في 1 فبراير/شباط 1935، تحويل آيا صوفيا إلى متحف.

وهو رمز بالغ الأهمية.

وهنا انتهت المواد السرية للوزان.

لنبدأ من هنا: آخر التعهدات كانت إغلاق آيا صوفيا… فما معنى ذلك؟

هل تعلم ماذا يعني هذا؟

ماذا يعني؟

يعني أن نقل العاصمة إلى أنقرة، وإخراج آيا صوفيا من كونها مسجدًا، هو بمثابة قولهم للأتراك:
«لقد فتح محمد الفاتح إسطنبول في 27 مايو 1453، وأنتم الآن عدتم إلى 26 مايو 1453

أي أن إسطنبول لم تكن عاصمة آنذاك.

نعم.

وآيا صوفيا لم تكن مسجدًا آنذاك.

إذن، أستنتج من كلامكم أن لوزان كانت بمثابة ردّ اعتبار لفتح إسطنبول؟

نعم، بالضبط.

وعند ترتيب هذه الأحداث، يظهر هذا التصور بوضوح.

لنعد إلى مسألة الخلافة.

نعم.

عندما أُلغيت الخلافة عام 1924، كانت هناك جغرافيا عثمانية تبلغ مساحتها نحو 24 مليون كيلومتر مربع -لا نقصد تركيا فقط- وكان نحو 12 مليون كيلومتر مربع منها تحت سيطرة الدولة حتى عام 1909 في عهد عبد الحميد.

وكان للمسلمين في تلك الجغرافيا خمسة مذاهب. أربعة منها مذاهب سنية أصيلة، مثل الحنفية والشافعية… والخامس هو الوهابية التي اخترعها الإنجليز في القرن الثامن عشر لتفكيك الدولة العثمانية.

بعد إلغاء الخلافة، كم عدد المذاهب اليوم في العالم الإسلامي؟

كم؟

أكثر من 300.

وهذا من حيث الحركات الدينية الجديدة…

كل من شاء أصبح جماعة… فتح الله غولن…

وكان ذلك أيضًا مشروعًا.

فلنعد إلى اللورد كورزون. ماذا قال؟

«أنتم مخطئون… لقد انتهى الأتراك… قتلناهم روحيًا… سيُبعَدون عن الإسلام… وقد وعدنا إسmet إينونو بذلك.»

وقد نفّذ إسmet إينونو جميع وعوده.

تقولون إن هذه التعهدات شملت حتى تحويل آيا صوفيا.

نعم، نعم.

عندما تدخلون في معاهدة لوزان… أليست المسألة مسألة أراضٍ؟

نعم.

إذا أراد زوجان الطلاق، تستغرق القضية سنتين. وإذا أردتم تصفية شركة، تستغرق سنتين أو ثلاثًا. وأنتم تصفّون إمبراطورية كاملة خلال ثلاثة أشهر!

هذا يذكرني بقول كمال طاهر:
«حتى لو صفّيتم دكان بقالة، يستغرق ذلك سنوات، فكيف تُصفّى إمبراطورية في خمسة أشهر؟»

ملاحظة 1: هذا النص هو صياغة منظّمة لادعاءات طُرحت في برنامج تلفزيوني من قبل الدكتور محمد صاغلام.

قام بصياغته وتدقيقه و ترجمته: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو

ملاحظة 2: وقد طُرحت أفكار مشابهة من قبل جودت رفعت أتيـلهان، ونجيب فاضل كِسَكُرَك، وقدير ميسير أوغلو، كتابةً وشفاهةً.