Çile, Toprağa Gömülen Bir Tohumdur
Mustafa Mahmud’un anlattığına göre, tıp fakültesinde talebe olduğu yıllarda teşrihe (kadavra üzerinde insan bedenini inceleme ilmi) derin bir muhabbet beslerdi. Bu alâka o dereceye varmıştı ki, bir yarım kadavra satın almış, onu formol içinde muhafaza ederek yatağının altına yerleştirmişti.
Formol, keskin kokulu bir koruyucu yani muhafaza maddesidir; uzun müddet teneffüs edildiğinde akciğerlere ağır zarar verebilir. O ise gençliğinin heyecanı içinde bu tehlikenin farkında değildi. Şevki gözünü öylesine bürümüştü ki, aradan üç yılı aşkın bir zaman geçtikten sonra akciğerlerinin bütünüyle harap olduğunu öğreninceye dek durumun vahametini idrak edemedi.
Tedavi maksadıyla küçük bir odaya kapatıldı. Üç tam yıl boyunca ne yerinden kıpırdayabildi ne de üniversiteye gidebildi. Bu müddet zarfında arkadaşları tahsillerini tamamlayıp mezun oldular; o ise odasında hasta hâlde yatıyor, hayatının en çetin devresini yaşadığını ve talihinin kapandığını sanıyordu.
Bu tam tecrit hâlinde yapabildiği tek şey okumaktı. O üç yıl içinde edebiyatın, hikmetin ve cihan tarihinin mühim eserlerini birer birer mütalaa etti.
Nihayet belâ sandığı o devre sona erdi ve tıp tahsilini tamamlamak üzere fakülteye döndü. Lâkin o vakit anladı ki, kendisini “meşhur bir muharrir, pek çok eserin müellifi ve din ilimleri sahasında araştırmacı” kılan asıl hamur, işte o üç senede yoğrulmuştu. Eğer o uzun hastalık olmasaydı, belki de kendisinden evvel gelip geçmiş binlerce hekimden biri olarak kalacaktı.
Bu hâdise münasebetiyle şu hikmetli sözü dile getirir:
“Her kulun nasıl terbiye edileceğini ve onda saklı en güzel cevheri nasıl ortaya çıkaracağını en iyi bilen Allah’tır. Tohumun yeşermesi için toprağa gömülmesi gerekir. Vuku bulan her işin bir hikmeti vardır; onu vakti gelince anlarsın.”
Bu sözler, insanın olgunlaşma ve idrak yolculuğunun hülâsası gibidir:
1. Endişeye kapılma; işini tanzim eden, seni yaratan merhamet sahibidir.
2. Her hâdise, zahirde menfî görünse bile, nihayetinde senin hayrına cereyan eder. Allah kullarını sever; onlardan en güzel neticeyi derin bir hikmetle çıkarır.
3. Hayatta birden ziyade meylin ve vazifen olabilir. Sevinçle gayret et, Allah’a dayan; O, vakaları yerli yerince tertip eder.
4. Elinde bulunan imkânlar ne kadar sade olursa olsun, onları değerlendir.
5. Çeşitli sahalarda oku; ufkunu genişlet.
6. Zaman zaman yalnızlık, tefekkür ve murakabe için bir nimettir.
7. İnsan, yalnız et ve kemikten ibaret değildir; vazife ve uzuvların ötesinde yüce bir mahiyet taşır.
Bu ifadeler, mutlaka büyük bir imtihandan geçmek gerekir demek değildir. Lâkin başına zahiren ağır bir hâl geldiğinde, onun ardında senin için saklı bir hayır bulunabileceğine güven.
Rabbine hüsn-i zan besle; zira bu, kulluğun en latif ve en yüce tezahürlerinden biridir.
Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:
“Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
05.03.2026 – Üsküdar
Not:
Mustafa Mahmud, 1921–2009 yılları arasında yaşamış Mısırlı bir yazar, düşünür ve tıp doktorudur. Hem tıp eğitimi almış hem de edebiyat ve dinî ilimler alanında derin çalışmalar yapmıştır.
المعاناةُ بذرةٌ تُدفن في التُّراب
يروي مصطفى محمود أنه في سنوات دراسته بكلية الطب كان مولعًا بعلم التشريح (وهو علم دراسة جسم الإنسان على الجثث). وقد بلغ به هذا الشغف مبلغًا عظيمًا حتى اشترى نصف جثة، ووضعها في مادة الفورمالين، وحفظها تحت سريره.
والفورمالين مادةٌ حافظةٌ ذات رائحةٍ نفّاذة، قد تُلحق ضررًا بالغًا بالرئتين إذا استُنشقَت زمنًا طويلًا. غير أنه في حماسة الشباب لم يكن مدركًا لخطرها. لقد استغرقه شغفه إلى حدٍّ لم ينتبه معه إلى العاقبة، إلا بعد أكثر من ثلاث سنوات، حين تبيّن أن رئتَيه قد تضررتا تضررًا شديدًا.
فُرضت عليه العزلة في غرفةٍ صغيرة للعلاج، ومكث ثلاث سنواتٍ كاملة لا يستطيع حركةً ولا ذهابًا إلى الجامعة. وفي تلك المدة تخرّج أصدقاؤه وأتمّوا دراستهم، وهو طريح فراشه يظن أنه يعيش أقسى أعوام عمره، وأن الحظ قد أعرض عنه.
وفي تلك العزلة التامة لم يكن له أنيسٌ سوى القراءة. فخلال ثلاث سنوات أقبل على كتب الأدب والحكمة وتاريخ الأمم، يقرؤها ويستوعبها قراءة تدبرٍ وتأمل.
ثم انقضت المحنة التي كان يراها بلاءً صرفًا، وعاد إلى كليته ليُتمّ دراسة الطب. وهناك أدرك أن تلك السنوات الثلاث كانت هي التي صاغت شخصيته، وجعلت منه كاتبًا معروفًا، ومؤلفًا لكتبٍ كثيرة، وباحثًا في علوم الأديان. ولولا مرضه الطويل لربما كان واحدًا من آلاف الأطباء الذين مضوا قبله دون أن يُعرف لهم أثرٌ في ميادين الفكر والقلم.
وقد لخّص تجربته في كلماتٍ حكيمة فقال:
إن الله أعلمُ بكيفية تربية كل إنسان، وإظهار أفضل ما أودع فيه من طاقات. فالبذرة لا تنبت إلا إذا دُفنت في التراب، وكل ما يقع في حياة المرء إنما يقع لحكمة، سيكشفها الله له في حينها.
وهذه الكلمات كأنها خلاصة طريق النضج والوعي:
1. لا تقلق؛ فمدبر أمرك هو خالقك الرحيم.
2. كل ما يجري لك — وإن بدا في ظاهره شرًا — قد يكون عين الخير لك، فالله يُخرج من الشدة منحة، ومن العسر يسرًا.
3. قد يكون لك في الحياة أكثر من ميلٍ ورسالة؛ فامضِ في طريقك مطمئنًا، متوكلاً على الله، وهو يرتب لك الأقدار بحكمة.
4. خذ بالأسباب المتاحة لك، وإن بدت يسيرة.
5. اقرأ في ميادين شتى، ووسّع آفاقك.
6. قد نحتاج أحيانًا إلى العزلة من أجل التفكر والتأمل.
7. الإنسان ليس جسدًا فحسب، بل هو أسمى قدرًا وأوسع معنى من مجرد أعضاءٍ ووظائف.
ولا يعني ذلك أن على الإنسان أن يمر بمحنةٍ عظيمة حتى يتعلم، ولكن إذا وقع لك أمرٌ تراه ثقيلًا، فثق أن وراءه خيرًا قد لا تدركه الآن.
أحسن الظن بربك؛ فإن حُسن الظن من أرقى مراتب العبادة وأصفاها.
قال الله تعالى:
﴿وَعَسَىٰ أَن تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ ۖ وَعَسَىٰ أَن تُحِبُّوا شَيْـًٔا وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ ۗ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ﴾ (البقرة: 216)
ملاحظة:
مصطفى محمود (1921–2009) كان كاتبًا ومفكرًا وطبيبًا مصريًا. لقد تلقى التعليم الطبي، كما أجرى دراسات معمقة في مجالي الأدب والعلوم الدينية