Anası İle Zina Etmeyi Meşrulaştıran Bir Sisteme Boyun Eğerek Yaşamanın Bedeli
Faiz: Küresel Zulüm Düzeninin Omurgası Ve İnsanın Fıtratına Aykırı Bir Tahakküm
Faiz, salt bir iktisat aracı olmanın ötesinde; insan emeğini hiçe sayan, alın terinin bereketini yok eden ve serveti dar bir zümrenin elinde toplayan bir sömürü düzenidir. Bugün yeryüzünde hüküm süren adaletsizliğin ana taşıyıcısı faizdir. Üretenler, risk üstlenenler ve emek sarf edenler yoksulluğa mahkûm edilirken; sermaye sahipleri hiçbir zahmete katlanmaksızın servetlerini katlamaktadır.
Bu düzen, kazancı emekten koparıp paraya bağladığı için zulmü kalıcı hâle getirir; vicdanı köreltir, adalet duygusunu aşındırır.
Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati çarpıcı bir tasvirle beyan eder:
[Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, “Alım satım da ancak faiz gibidir” demeleridir. Hâlbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır].¹
Bu ifade, faizin yalnızca maddî bir yıkım olmadığını; insanın ruhunu, ahlâkını ve ölçüsünü bozan derin bir sapma olduğunu gösterir. Zira faiz, insanın fıtratında yer alan adalet ve merhamet dengesini tahrip eder; zengin ile yoksul arasındaki uçurumu derinleştirir.
Oturarak Kazananlar, Didinerek Kaybedenler
Günümüzde Türkiye’de ve dünyada hâkim olan manzara açıktır:
Ticaret yapanlar, istihdam oluşturanlar ve alın teri dökenler ayakta kalma mücadelesi verirken; sermayesini faizle yahut oynanabilir değerler üzerinden değerlendirenler, risksiz bir konfor içinde kazançlarını artırmaktadır.
Bu tablo tesadüf değildir. Bilinçli şekilde kurulmuş bir düzenin sonucudur. Faiz, emeği geri plana iter; parayı yüceltir. İnsanı değil, sermayeyi merkeze alır.
Nebevî beyan, faizin yol açtığı ahlâkî yıkımı son derece sarsıcı bir teşbihle ortaya koyar. Resûlullah ﷺ, faizi anası ile zina etmekten daha ağır bir günah olarak nitelemiştir². Bu ifade bir abartı değil; faizin aile bağlarını, içtimaî dayanışmayı ve nesiller arası adaleti nasıl zehirlediğini anlatan açık bir ikazdır. Zira faiz, borcu miras hâline getirerek geleceği ipotek altına alır.
Faize Karşı İtiraz Neden Bastırıldı?
Yakın tarihimizde Türkiye’de faize karşı yükselen itirazların neden bastırıldığını anlamak zor değildir. Çünkü faiz, küresel sömürü düzeninin omurgasıdır. Ona dokunmak, bütün çarkı sarsmak demektir.
Bir milletin açıkça “faizsiz bir iktisat mümkündür” demesi, yalnızca bir tercih beyanı değil; itaat zincirinin kırılmasıdır. Bu duruş, başka toplumlara da cesaret verir. İşte asıl korkulan budur.
Bu sebeple itirazlar ya “zamansız” bulunur, ya “gerçekçi değil” denilerek itibarsızlaştırılır ya da mecburiyet söylemiyle etkisizleştirilir. Oysa Kur’ân, faizi kesin bir hükümle yasaklamıştır:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve faizden arta kalanı bırakın…”³
Bu ilâhî emir, şartlara göre eğilip bükülemez. Zira Allah’ın hükmü zamana değil, hakikate dayanır.
Hakikati Herkesin Anlayacağı Dilden Anlatmak
Merhum Necmettin Erbakan Hoca’nın bu konudaki üslubu öğreticidir. O, faizi karmaşık hesaplarla değil; hayatın içinden örneklerle anlatırdı. “Ekmek alırken bile faize pay ödüyoruz” sözü, meselenin özünü herkesin anlayacağı bir açıklıkla ortaya koyardı.
Bu anlatım, Nebevî usule yakındır: sade, doğrudan ve uyandırıcı. Sertlik, incitmek için değil; ikaz etmek içindir. Şefkat, hakikati gizlemek değil; onu bütün açıklığıyla göstermektir.
Kur’ân’ı Kerim’in Sertliği Şefkattendir
Kur’ân-ı Kerîm faizi sıradan bir hata olarak değil; toplumun temelini sarsan bir ifsat olarak ele alır. Faiz yiyenlerin hâlinin, kabirlerinden şaşkınlıkla kalkan kimselere benzetilmesi¹, bu manevî çöküşü anlatır.
Resûlullah ﷺ’ın faize dair ikazları da aynı çizgidedir. Faizi alanı, vereni, yazanı ve şahitlik edeni aynı vebalin içinde zikretmesi⁴; bu düzenin ancak topluca kabulle ayakta durduğunu gösterir. Sessizlik, masumiyet değildir; rıza, ortaklıktır.
Sonuç: Bedel Ödenmeden Boyun Eğiş Olmaz
Bugün yaşadığımız sıkıntılar ve buhranlar, geçici dalgalanmaların neticesi değildir. Bunlar; anası ile zina etmeyi bile meşru görecek kadar sınır tanımaz bir düzeni, “başka çare yok” diyerek kabullenmenin doğal sonucudur.
Faiz merkezli düzen;
emeği ezer,
borcu kaderleştirir,
merhameti hesap tablolarına feda eder.
Kur’ân ve Sünnet’in sertliği merhametsizlikten değil; insanı, toplumu ve ahireti koruma iradesinden kaynaklanır. Zulme rıza, zulmü kalıcı kılar. Boyun eğiş ise ağır bir bedel doğurur.
Kurtuluş, bu düzene akıl yürütmekte değil; Allah’ın hükmüne teslim olmakta gizlidir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
31.01.2026 – Üsküdar
Dipnotlar:
1. Bakara Sûresi, 275
2. Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr
3. Bakara Sûresi, 278–279
4. Müslim, Müsâkāt, 1598
ترجمة من التركية إلى العربية 👇
ثمنُ العيشِ خاضعينَ لنظامٍ يُشرعنُ الزنا بالأم
الربا: عمودُ منظومةِ الظلمِ العالمية وتسلّطٌ مناقضٌ لفطرةِ الإنسان
الربا ليس مجرّد أداةٍ اقتصادية، بل هو منظومةُ استغلالٍ تحتقر جهدَ الإنسان، وتذهب ببركةِ العَرَق، وتُكدّسُ الثروة في أيدي فئةٍ ضيّقة. إنّ الظلمَ السائدَ اليوم في أرجاء المعمورة يقوم في جوهره على الربا؛ فبينما يُدفع المنتجون، والمغامرون، وأهلُ الكدّ إلى الفقر، يُراكم أصحابُ رؤوس الأموال ثرواتهم من غير عناءٍ ولا مخاطرة.
هذا النظام، إذ يفصلُ الكسبَ عن العمل ويربطه بالمال، يُخلّدُ الظلم، ويُبلّدُ الضمير، ويقوّضُ الإحساسَ بالعدل.
وقد عبّر القرآن الكريم عن هذه الحقيقة بتصويرٍ بالغ القوّة:
﴿الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ﴾¹
وهذا البيان يدلّ على أنّ الربا ليس دمارًا مادّيًا فحسب، بل انحرافٌ عميق يفسد روحَ الإنسان وأخلاقَه وميزانَه. فالربا يدمّرُ التوازنَ الفطري بين العدل والرحمة، ويُوسّعُ الهوّة بين الغني والفقير، ويُهدّدُ سكينةَ المجتمع.
رابحون وهم قعود… وخاسرون وهم كادحون
المشهدُ السائدُ اليوم في تركيا وفي العالم كلّه واضح لا لبس فيه:
فبينما يصارعُ التجّارُ وأربابُ الأعمال وأصحابُ العَرَق من أجل البقاء، ينعمُ من يُنمّي رأسَ مالِه بالربا أو عبر أدواتٍ قابلةٍ للتلاعب بنموٍّ آمنٍ خالٍ من المخاطر.
ليس هذا خللًا عارضًا، بل نتيجةُ نظامٍ مُحكمِ البناء. فالربا يُقصي العمل، ويُؤلّه المال، ويجعلُ رأسَ المال محورًا، لا الإنسان.
وجاء البيانُ النبوي ليكشف حجمَ الانهيار الأخلاقي الذي يُحدثه الربا بأقسى تشبيهٍ وأبلغه؛ إذ وصف رسولُ الله ﷺ الربا بأنّه أشدّ من الزنا بالأم². وليس في هذا مبالغة، بل تحذيرٌ صريح من سُمٍّ يفتكُ بالأسرة، ويقوّضُ التضامنَ الاجتماعي، ويهدمُ العدلَ بين الأجيال؛ لأنّ الربا يُحوّلُ الدَّينَ إلى إرث، ويُرهنُ المستقبل.
لماذا أُخمدَ الاعتراضُ على الربا؟
ليس من العسير فهمُ سبب إسكات الأصوات التي ارتفعت في تاريخنا القريب معترضةً على الربا. فالربا هو العمودُ الفقري لمنظومةِ الاستغلال العالمية، ومَسُّهُ يعني اهتزازَ الآلة كلّها.
إنّ إعلانَ أُمّةٍ أنّ «اقتصادًا بلا ربا ممكن» ليس مجرّد خيارٍ اقتصادي، بل هو كسرٌ لسلاسل الطاعة. وهذا الموقفُ يُلهِمُ غيرَه من الشعوب؛ وهنا يكمنُ الخوفُ الحقيقي.
لذلك تُميَّعُ الاعتراضات، أو تُوصَفُ بأنّها «غيرُ واقعية»، أو تُحاصَرُ بخطابِ الاضطرار. غير أنّ القرآنَ حسمَ الأمر بحكمٍ قاطع:
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا﴾³
فهذا الأمرُ الإلهي لا يخضعُ لاعتباراتِ الزمان، لأنّ حكمَ الله مؤسَّسٌ على الحقّ لا على المتغيّرات.
تبليغُ الحقيقة بلغةٍ يفهمها الجميع
كان أسلوبُ المرحوم نجمِ الدين أربكان مثالًا يُحتذى في هذا الباب. فقد كان يشرحُ الربا لا بالأرقام المعقّدة، بل بأمثلةٍ من صميم الحياة. وقولُه: «نحن ندفع نصيبًا من الربا حتى عند شراء الخبز» كشف جوهرَ القضية بوضوحٍ يدركه الجميع.
وهذا المنهج قريبٌ من الطريقة النبوية: بساطةٌ، ووضوحٌ، وإيقاظٌ للقلوب. فالشدّة ليست للإيذاء، بل للإنذار؛ والشفقة ليست كتمانَ الحقيقة، بل إظهارَها جليّة.
شدّةُ القرآن نابعةٌ من الشفقة
لا يتعاملُ القرآنُ الكريم مع الربا بوصفه خطأً عابرًا، بل باعتباره إفسادًا يهدّدُ أركانَ المجتمع. وتشبيهُ حالِ آكلي الربا بمن يُبعثون مضطربين كالمصروعين¹ تصويرٌ بليغ للموت المعنوي الذي يجرّ إليه الربا.
وكذلك جاءت تحذيراتُ النبي ﷺ على النهج ذاته؛ إذ جمعَ آكلَ الربا، ومُوكِلَه، وكاتبَه، وشاهدَيْه في إثمٍ واحد⁴. وهذا يدلّ على أنّ هذا النظام لا يقوم إلا بقبولٍ جماعي. فالصمتُ ليس براءة، والرضا شراكة.
الخاتمة: لا خضوعَ بلا ثمن
إنّ ما نعيشه اليوم من ضيقٍ واضطرابٍ ليس ثمرةَ تقلّباتٍ عابرة، بل نتيجةٌ طبيعية لقبولِ نظامٍ لا يقفُ عند حدّ، حتى ليُشرعنَ الزنا بالأم، بدعوى «الضرورة».
فالنظامُ القائمُ على الربا:
• يسحقُ العمل،
• ويُحوّلُ الدَّينَ إلى قدر،
• ويُضحّي بالرحمة على موائد الحساب.
إنّ شدّةَ القرآن والسنة ليست قسوةً، بل إرادةُ حمايةٍ للإنسان، وللمجتمع، وللآخرة. فالرضا بالظلم يُخلّدُه، والخضوعُ له يُورِثُ ثمنًا باهظًا.
والخلاصُ ليس في تبرير هذا النظام، بل في التسليم لحكم الله.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
31.01.2026 – أوسكودار
الهوامش
1. سورة البقرة، الآية 275
2. الطبراني، المعجم الكبير
3. سورة البقرة، الآيتان 278–279
4. مسلم، المساقاة، 1598