Bir Çift Ayakkabının Öğrettiği İnsanlık Dersi

Gerçek bir hadiseden ilham alınarak kaleme alınmıştır.

Yemen’in yoksul köylerinden birinde yaşanan bu hâdise, bazen en büyük derslerin kitaplardan değil; tertemiz çocuk yüreklerinden öğrenildiğini gösteren unutulmaz bir ibrettir.

İlkokul öğretmeni Nevâl Hanım, küçük bir köy mektebinde vazife yapıyordu. Talebeleri her sabah mütevazı elbiseler, eski defterler ve küçücük evlerine sığmayacak kadar büyük hayallerle okula geliyorlardı.

O, talebelerini öz evlâtları gibi severdi. Her çocuğun yüzüne baktığında, o gün tok mu uyandığını, yoksa açlığını ailesinden gizleyerek mi geceyi geçirdiğini anlayabilecek kadar onların hâlini bilirdi.

Bir gün çocukların gayretini artırmak istedi ve tebessüm ederek şöyle dedi:

— Kim imtihandan tam not alırsa ona küçük bir hediye vereceğim.

Çocuklardan biri heyecanla sordu:

— Öğretmenim, hediyeniz ne olacak?

Nevâl Hanım gülümseyerek cevap verdi:

— Yeni bir çift ayakkabı.

Bu söz, çocukların gönlünde tarifsiz bir sevinç uyandırdı. Çünkü onlar için yeni bir ayakkabı, sıradan bir eşya değil; iki ayağı üzerinde yürüyen küçük bir hayaldi.

O günden sonra bütün sınıf büyük bir azimle çalışmaya başladı. Her biri, o hediyeye kavuşmayı umut ediyordu.

Sınıfta Vefâ Abdülkerîm adında son derece sessiz bir kız çocuğu vardı. Daima arka sırada oturur, ayaklarını sıra altına gizlemeye çalışırdı. Ayağındaki ayakkabılar eskimiş, yırtılmış, ön kısmı açılmış, defalarca iplikle dikilmişti. Buna rağmen hiçbir zaman hâlinden şikâyet etmezdi.

Nihayet imtihan günü geldi. Çocuklar görülmemiş bir azim ve dikkatle kâğıtlarını doldurdular. Öğretmenleri, sanki sınıftaki bütün küçük yüreklerin aynı hedef için çarptığını hissediyordu.

Kâğıtları okuduğunda ise hayretler içinde kaldı.

Sınıftaki bütün öğrenciler tam not almıştı.

Nevâl Hanım hem sevindi hem de düşünceye daldı.

Ayakkabı yalnızca bir çiftti; fakat onu hak edenlerin sayısı bütün sınıftı.

Çocuklarına dönerek:

— Hepiniz üstün bir başarı gösterdiniz. Fakat hediye yalnız bir tane. Öyle bir çare bulun ki hiçbiriniz incinmesin, dedi.

Çocuklar kısa bir istişareden sonra şöyle teklif ettiler:

— Hepimiz ismimizi küçük bir kâğıda yazalım. Siz de kutudan bir isim çekin.

Öğretmen bu teklifi uygun buldu.

Her çocuk ismini bir kâğıda yazıp katladı ve kutuya attı.

Nevâl Hanım kutudan bir kâğıt çekti.

Sınıf nefesini tutmuştu.

Kâğıdı yavaşça açtı.

Üzerinde şu isim yazılıydı:

Vefâ Abdülkerîm.

Vefâ, mahcup adımlarla yerinden kalktı. Gözyaşları sevincinden önce yanaklarına süzülmüştü. Arkadaşları ise içtenlikle onu alkışlıyorlardı.

Yeni ayakkabıyı, sanki paha biçilmez bir hazineyi taşıyormuş gibi iki eliyle kavradı.

Sonra öğretmeninin elini öptü ve titreyen sesiyle:

— Vallahi buna çok ihtiyacım vardı öğretmenim, dedi.

Nevâl Hanım gözyaşlarını güçlükle tuttu. Küçük kızın sevincini gölgelememek için gülümsedi.

Akşam evine döndüğünde kura kâğıtlarının bulunduğu kutu hâlâ elindeydi.

Onu bu hâlde gören eşi sordu:

— Güzel bir hatıra anlatırken neden ağlıyorsun?

Nevâl Hanım kutuyu açarak:

— Vefâ kazandığı için ağlamıyorum, dedi.

Eşi şaşkınlıkla:

— Öyleyse niçin? diye sordu.

Öğretmen kutudaki kâğıtları birer birer açmaya başladı.

İlkinde…

İkincisinde…

Üçüncüsünde…

Hepsinde aynı isim yazılıydı:

Vefâ Abdülkerîm.

Adam olduğu yerde donup kaldı.

Nevâl Hanım ise gözyaşlarına hâkim olamayarak şöyle dedi:

— Çocukların hiçbiri kendi adını yazmamış… Hepsi Vefâ’nın adını yazmış…

Sonra hıçkırıklar arasında sözlerini tamamladı:

— Hepsi o ayakkabıya muhtaçtı. Ama Vefâ’nın kendilerinden daha fazla muhtaç olduğunu gördüler.

Ertesi sabah Nevâl Hanım okula, sınıftaki bütün öğrencilerin sayısı kadar yeni ayakkabı ile geldi.

Çünkü eşi, çocukların bu asil davranışından öylesine etkilenmişti ki, sahip olduğu tek kol saatini satarak bütün ayakkabıları satın almıştı.

Sınıfa girdiğinde çocuklarına şöyle seslendi:

— Dün bana, hiçbir ders kitabında yazmayan en büyük dersi siz öğrettiniz.

O gün yalnız Vefâ değil…

Bütün çocuklar ağladı.

Öğretmenleri de ağladı.

Ve o gün, okulun tarihinde “Beyaz Gönüller Günü” adıyla anılmaya başladı.

Fakat hikâye bununla da bitmedi.

Bu hâdiseyi duyan hayır sahibi bir kimse, okulun bütün öğrencilerinin yıl sonuna kadar ayakkabı ve elbise ihtiyaçlarını karşılamayı üstlendi.

Gönderdiği mektubun sonuna ise şu cümleyi yazdı:

Kendi sevincinden vazgeçip başkasını sevindirebilen çocuklar, Allah’ın kendileri için nice hayır kapıları açmasına en çok lâyık olanlardır.

Etrafımızda nice Vefâ’lar vardır.

Komşularımızı, akrabalarımızı ve ihtiyaç sahiplerini ihmal etmeyelim.

Unutmayalım ki bereket, çoğu zaman bir gönlü fark etmekle başlar.

Kimin elinde ihtiyacından fazla bir nimet varsa, onu mahrum olana ulaştırmayı kendisine bir vazife bilsin. Zira paylaşılan nimet eksilmez; bilakis bereketlenir.

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
04.08.2026 – OF

قصة حقيقية وواقعية

حدثت في اليمن 👞 حين وعدت معلمة طلابها بحذاء جديد لمن يحصل على العلامة الكاملة، نجح الجميع بامتياز، لكن ورقة صغيرة داخل الصندوق كشفت سرًا جعل المعلمة تبكي أمام زوجها طوال الليل.
كانت الأستاذة نوال تعمل في مدرسة ابتدائية صغيرة في قرية فقيرة، وكان طلابها يأتون كل صباح بثياب بسيطة ودفاتر قديمة وأحلام أكبر من بيوتهم.
كانت تحبهم كأنهم أولادها، وتعرف من وجه كل طفل هل نام شبعان أم نام وهو يخفي جوعه عن أهله.
وفي يوم أرادت أن ترفع همتهم، فقالت لهم بابتسامة: من يحصل على علامة كاملة في الامتحان سأهديه هدية بسيطة.

سأل أحد الأطفال بحماس: ما الهدية يا أبلة؟

قالت: حذاء جديد.
لم يكن الحذاء بالنسبة لهم شيئًا عاديًا، بل كان حلمًا صغيرًا يمشي على قدمين.
فرح الأطفال، وبدأوا يذاكرون بجد، وكل واحد منهم يتمنى أن تكون الهدية من نصيبه.

كان بينهم طفلة اسمها وفاء عبد الكريم، تجلس في آخر الصف، هادئة جدًا، تخفي قدميها دائمًا تحت المقعد.
كانت ترتدي حذاءً قديمًا ممزقًا، طرفه مفتوح، وخيطه مربوط أكثر من مرة، لكنها لم تكن تشكو أبدًا.
جاء يوم الامتحان، وكتب الأطفال بإصرار غريب، حتى شعرت المعلمة أن القلوب الصغيرة كلها تريد الفوز.
بعد التصحيح، كانت المفاجأة أن جميع الطلاب حصلوا على العلامة الكاملة.
فرحت الأستاذة نوال، لكنها احتارت، فلمن تعطي الحذاء والجميع يستحقه؟
قالت لهم: أنتم جميعًا ممتازون، لكن الهدية واحدة، فاقترحوا عليّ حلًا يرضي الجميع.

تشاور الأطفال قليلًا، ثم قالوا: نكتب أسماءنا في أوراق صغيرة، ونضعها في صندوق، وأنتِ تسحبين ورقة.
وافقت المعلمة، وبدأ كل طفل يكتب اسمه في ورقة ويطويها، ثم يضعها في الصندوق.
سحبت الأستاذة نوال ورقة أمامهم، وفتحتها ببطء، ثم قرأت: وفاء عبد الكريم.

تقدمت وفاء بخطوات مرتبكة، ودموعها تسبق فرحتها، بينما كان الطلاب يصفقون لها بصدق.
أخذت الحذاء الجديد كأنها تحمل كنزًا، وقبلت يد معلمتها وهي تقول: والله كنت محتاجاه يا أبلة.
لم تستطع نوال منع دموعها، لكنها ابتسمت حتى لا تفسد فرحة الطفلة.
عادت إلى بيتها في المساء وهي تحمل الصندوق الصغير الذي وضعت فيه الأوراق.

سألها زوجها: لماذا تبكين وأنتِ تحكين قصة جميلة؟

قالت له وهي تفتح الصندوق: أنا لم أبكِ لأن وفاء فازت.
استغرب وقال: إذن لماذا؟
أخرجت الأوراق واحدة تلو الأخرى، وبدأت تفتحها أمامه.
كانت كل ورقة مكتوبًا فيها نفس الاسم: وفاء عبد الكريم.

تجمد الزوج، أما نوال فبكت أكثر وقالت: كل الأطفال كتبوا اسمها، ولا طفل فيهم كتب اسمه.
قالت وهي ترتجف: كلهم كانوا يريدون الحذاء، لكنهم رأوا حاجتها أكبر من حاجتهم.

في اليوم التالي ذهبت نوال إلى المدرسة ومعها أحذية جديدة بعدد طلاب الصف كله، فقد باع زوجها ساعته الوحيدة ليشتريها.
وعندما دخلت الفصل، قالت للأطفال: أمس أنتم علمتموني درسًا لا يوجد في الكتب.

بكت وفاء، وبكى الأطفال، وصار ذلك اليوم معروفًا في المدرسة باسم يوم القلوب البيضاء.
لكن الصدمة الأجمل جاءت عندما وصلت رسالة من فاعل خير سمع بالقصة، تكفل فيها بملابس وأحذية كل طلاب المدرسة حتى نهاية العام.
وفي آخر الرسالة كتب: الطفل الذي يتنازل عن فرحته لأجل غيره يستحق أن تفتح له الدنيا بابًا …

تفقدوا جيرانكم والبركات بالخواطر ومن كان له فضل زاد فليعد به على من لا زاد له