7 Ekim 2023 Aksâ Tufanı: Dünya Dengeleri, Fikrî Kırılmalar ve Üç Yıllık Muhasebe
Giriş ve Mes’elenin Teşhisi
7 Ekim 2023…
Dünya siyaseti, Doğu Akdeniz havzası ve Filistin dâvası bakımından geri dönülemez bir miladın tarihi…
Fakat üç yıl sonra, 7 Ekim 2026’dan geriye dönüp baktığımızda Aksâ Tufanı’nı yalnızca o gün gerçekleşen askerî bir harekât yahut ardından başlayan çatışmaların takvim başı olarak görmek, tarihin akışında meydana gelen o büyük zihnî ve siyasî kırılmayı anlamaya kâfi gelmez.
Çünkü 7 Ekim, yalnız Gazze’nin sınır hatlarını değil; insanlığın adalet anlayışını, uluslararası hukukun sarsılan temellerini ve cihanın vicdan dengelerini de derinden sarstı.
Uzun yıllar boyunca Filistin mes’elesi; içi boşaltılmış diplomatik temasların, bağlayıcılığı bulunmayan bildirilere hapsedilmiş vaatlerin gölgesinde unutulmaya terk edilmişti. Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın sistematik işgali, Gazze’ye uygulanan yıllanmış ablukalar, Filistinlilerin yurtlarından edilmesi ve Batı Şeria’daki ilhak adımları, dünya kamuoyunda ancak konjonktürel haber bültenleri kadar yer bulabiliyordu.
7 Ekim, bu edilgen ve uyuşmuş görüntüyü kökünden değiştirdi.
Aksâ Tufanı’nın meydana geliş şekli, sivillerin hayatını kaybetmesi ve rehin alınması hadiseleri elbette müstakil ve aynı zamanda son derece hassas değerlendirmeleri icap ettirir. Nitekim Birleşmiş Milletler verileri de 7 Ekim’de 1.200’den fazla insanın hayatını kaybettiğini, 251 kişinin rehin alındığını kaydetmiş; sivillerin doğrudan hedef alınmasının meşrulaştırılamayacağını vurgulamıştır[1].
Fakat aynı hukuk ve aynı evrensel vicdan, o günden bu yana Gazze’de işlenen muazzam kıyımı, soykırıma varan yıkımı ve çaresizliğe terk edilen milyonları görmezden gelemez.
Bir suçun varlığı, bir başka suça meşruiyet kalkanı olamaz. Bir sivilin ölümü, binlerce çocuğun katline ruhsat veremez. Bir bebeğin canının kıymeti, doğduğu coğrafyanın koordinatlarına göre değişmez.
İşte bu sebeple, Aksâ Tufanı’nın üç yıllık ağır muhasebesi yapılırken sloganın kışkırtıcılığına değil; hakikatin, hakkaniyetin ve adalet kantarının şaşmaz ölçülerine sığınmak mecburiyettir.
Kur’ân-ı Kerîm’in ilâhî ölçüsü son derece nettir:
“Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adaletli olun; bu, takvâya daha yakındır.” (Mâide, 5/8)
Gayemiz; ne bir tarafın bütün fiillerini peşinen aklamak ne de hakikatin sesini güç odaklarının iddialarına kurban etmektir. Gayemiz; 2023’ten 2026’ya uzanan bu üç meşakkatli yılda insanlığın önüne konulan aynaya bakmak, sarsılan ezberleri ve Gazze’nin enkazı altından yükselen o sessiz haykırışı insaflı bir şekilde kayda geçirmektir.
I. Aksâ Tufanı Öncesi Dünya: Sükûnet Değil, Fırtına Öncesi Sessizlik
7 Ekim 2023 sabahına uyanan dünya, kendi sığ gündemlerinin hesaplarıyla meşguldü. Rusya-Ukrayna hattındaki yıpratma savaşı, ABD-Çin rekabeti, Tayvan gerilimi, yapay zekânın iktisadî etkileri ve enerji krizleri devasa manşetleri kaplıyordu.
Ortadoğu ise cihanın büyük aktörlerinin gözünde “hâlledilmiş” yahut “dondurulmuş” bir mes’eleydi.
Abraham Anlaşmaları’nın genişletilmesi, Arap dünyası ile İsrail arasındaki normalleşme adımları ve Filistin’siz bir Ortadoğu tasarımı masadaydı. Filistin mes’elesi çözülmemişti; fakat güç sahipleri, Filistin dâvasını masadan kaldırarak insanlığın hafızasından da silebileceklerini zannettiler.
Aksâ Tufanı’nın en büyük siyasî ve stratejik tesiri, işte bu büyük vehmi darmadağın etmesi oldu.
Gazze’de tel örgüler arkasına sıkıştırılan milyonların varlığı yok sayıldıkça mes’elenin bittiği sanılıyordu. Oysa tarih bize öğretmiştir ki: Ertelenmiş adalet, yok sayılmış bir hakikat demektir; vakti geldiğinde patlamaya hazır bir volkan gibi en derin fay hatlarını harekete geçirir.
II. Dünya Dengelerinin ve Gündemin Kökten Değişmesi
7 Ekim’in ardından dünya diplomasisinin, sokaklarının ve vicdanının odak noktalarından biri Gazze oldu.
İsrail’in üç yıldır kesintisiz sürdürdüğü askerî harekât; Gazze’yi devasa bir enkaz yığınına, tarihin şahit olduğu en acımasız insanî dram alanlarından birine çevirdi. Üçüncü yılın sonunda dahi BM raporları, Gazze halkının en temel gıda, su ve tıbbî malzemeden mahrum bırakıldığını teyit etmektedir[6-7].
Geçen üç yılın bilançosu, dünya siyasetinde şu 10 hayatî başlığı merkezîleştirdi:
- Gazze’deki Yıkımın Mahiyeti: İnsan haklarının ve savaş hukukunun açıkça ayaklar altına alınması.
- Filistin Dâvasının Dönüşü: Unutulmak istenen mes’elenin cihan siyasetinin kalbine yerleşmesi.
- Dokunulmazlık Zırhının Delinmesi: İsrail’in “aşılmaz” güvenlik iddialarının ve askerî mitlerinin çökmesi.
- Uluslararası Mahkemelerin İmtihanı: Adalet Divanı ve Ceza Mahkemesi’nin tarihte görülmemiş bir hukukî sınavla karşı karşıya kalması.
- Batı Kamuoyundaki Derin Ayrışma: ABD ve Avrupa hükümetlerinin İsrail politikasının kendi halkları ve gençliği tarafından sertçe sorgulanması.
- Bölgedeki Çatışmanın Yayılma Riski: Lübnan, Suriye, Irak, Kızıldeniz ve İran hatlarında çatışmanın coğrafî sınırları aşması.
- Vicdanın Sokaklara Taşması: Üniversite amfilerinden şehir meydanlarına kadar geniş katılımlı bir direniş ve adalet dalgasının yayılması.
- Dijital Medyanın Sansür Duvarlarını Sarsması: Sosyal medya aracılığıyla Gazze’deki sivil katliamların dünya halklarının ekranlarına doğrudan ulaşması.
- İsrail’in İç Kırılmaları: İsrail toplumunda, siyasetinde ve ekonomisinde derin çatlakların belirmesi.
- Ahlâkî ve Mânevî Muhasebe: Filistin mes’elesinin artık yalnızca siyasî bir sınır kavgası olmaktan çıkıp insan olmanın ahlâkî ve vicdanî imtihanına dönüşmesi.
Filistin artık sadece Filistinlilerin dâvası değildir; o, adalet ile zulüm, evrensel hukuk ile kaba kuvvet arasındaki çizginin adıdır.
III. Yıkılan Mitoslar: Yenilmezlikten Dokunulmazlığa
7 Ekim’in ürettiği en derin stratejik kırılma, onlarca yıldır milyarlarca dolarlık teknoloji ve istihbarat ağıyla inşa edilen “sarsılmaz İsrail güvenliği” algısının çöküşüdür.
İstihbarat örgütleri, yüksek teknolojili gözetleme kuleleri ve aşılmaz denilen sınır duvarları, tek bir günde hükmünü kaybetti. Bu durum sıradan bir askerî zafiyet değil, psikolojik bir yıkımdır. Çünkü siyasî ve askerî güç, yalnız eldeki silahların tahrip gücüyle değil; muhataplarında uyandırdığı korku ve yenilmezlik inancıyla da ayakta kalır.
Diğer taraftan, ellerinde yeterli askerî güç, sığınak ve savunma mekanizması bulunmayan Gazze halkının; açlığa, susuzluğa, evsizliğe ve havadan yağdırılan tonlarca bombaya rağmen toprağını terk etmeme iradesi, dünyaya başka bir hakikati haykırdı:
Silah üstünlüğü başka şeydir, irade üstünlüğü başka.
Bir şehri taş üstünde taş bırakmayacak şekilde yıkmak başka şeydir, o şehrin ruhunu silmek başka.
Bir insanı evinden çıkarmak başka şeydir, onun vatanına olan aidiyetini söküp atmak başka.
IV. Gazze’de Yaşananların Hukukî Vasfı: Hüküm, Rapor ve İddia
Gazze’de cereyan eden katliamı tanımlarken kullanılan “soykırım”, “savaş suçu” ve “insanlığa karşı suç” kavramları, duygusal hezeyanlar değil, uluslararası hukukun teknik terimleridir.
1948 BM Soykırım Sözleşmesi uyarınca soykırım suçunun teşekkülü için ağır yıkım ve çok sayıda ölümün ötesinde, belli bir grubu “kısmen veya tamamen yok etme kastı” (dolus specialis) aranır. Bu noktada ilmî dürüstlük, üç temel unsuru birbirinden ayırmayı gerektirir:
- Mahkeme Kararları ve Geçici Tedbirler: Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Ocak 2024’te Güney Afrika’nın müracaatıyla geçici tedbir kararı almış ve soykırım riskine dikkat çekerek İsrail’e bağlayıcı yükümlülükler yüklemiştir[2]. Bu karar henüz davanın esası hakkında verilmiş nihai bir hüküm olmasa da hukukî açıdan göz ardı edilemez bir ikazdır.
- Soruşturma ve Raportör Raporları: BM Özel Raportörü Francesca Albanese’nin “Bir Soykırımın Anatomisi” başlıklı raporu[3] ile BM Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun tahlilleri[4], soykırım suçunun işlendiğine dair ciddi hukukî değerlendirmeler ve delil tahlilleri ortaya koymaktadır.
- Siyasî ve Sivil Değerlendirmeler: Vicdan sahibi kamuoyunun yükselttiği haklı feryatlar.
Mahkemelerin hukukî süreçleri yavaş işleyebilir; ancak tarih, delilleri anbean kaydetmektedir. Uydu fotoğrafları, hastane kayıtları, BM raporları ve canlı yayınlanan tanıklıklar, geleceğin mahkemeleri ve insanlık hafızası için devasa bir suç arşivi oluşturmuştur.
V. Gazze’nin İnsanlık Aynası: Kim Yardım Etti, Kim Seyretti?
Gazze’nin üç yıllık bilançosu yalnız atılan bombalardan ibaret değildir; o aynı zamanda dünyadaki bütün kurumların, devletlerin ve fertlerin samimiyet testidir.
Dünyanın dört bir yanından mazlumların yardımına koşmaya çalışanlar; meydanları dolduranlar, insanî yardım konvoylarına göğsünü siper edenler, üniversitelerde kariyerlerini riske atarak ses verenler, bir yetimin boğazından geçecek tek bir lokma için gece gündüz çırpınanlar, tarih sayfalarında yerini almıştır.
Buna karşılık; ellerinde imkân olduğu hâlde siyasî hesaplarla sessiz kalanlar, ambargolara göz yumanlar ve katliamı halı altına sürmeye çalışanlar da aynı tarihin kara sayfalarına kazınmıştır.
Gazze, insanlığın önüne öyle devasa bir ayna koymuştur ki; o aynaya bakan her devlet ve her fert, kendi hakikî çehresini görmek zorunda kalmıştır.
VI. Fikrî, Vicdanî ve İçtimâî Kırılmalar
Geçen üç yılda bilhassa Batı dünyasındaki genç nesil, akademisyenler, sanatçılar ve hukukçular arasında ciddi bir zihnî uyanış yaşanmıştır.
Siyonizm’in sömürgeci söylemleri ile insanî değerler arasındaki uçurum derinleştikçe, Batı şehirlerinde çatlaklar büyümüştür. En dikkat çekici gelişmelerden biri de Yahudi toplumunun içerisinden yükselen vicdanlı seslerdir.
Avi Shlaim, Ilan Pappé, Norman Finkelstein ve Jewish Voice for Peace gibi şahsiyet ve oluşumlar; Siyonizm ile Yahudiliğin aynı şey olmadığını, işgal politikalarının Yahudi inancına da ihanet anlamına geldiğini yüksek sesle dile getirmişlerdir.
Öte yandan, Gazze’deki mazlumların sergilediği metanet ve teslimiyet, Batılı toplumlarda İslâm’a ve Kur’ân-ı Kerîm’e karşı muazzam bir merak uyandırmıştır. Münferit ihtida hadiseleri sevindirici olmakla birlikte, bunu abartılı genellemelere dönüştürmemek; demografik büyüme ile ferdî hidayetler arasındaki ilmî çizgiyi korumak gerekir[5].
İhtiyatlı bir ümitle ifade edebiliriz ki Gazze, kalplere İslâm’ın hakikatini fısıldayan mânevî bir meşale yakmıştır.
VII. Dünya Siyaseti, Değişen İttifaklar ve Bölgedeki Aktörler
Aksâ Tufanı, dünya denkleminde Batı’nın “çifte standart” maskesini düşürmüştür. ABD’nin İsrail’e verdiği sınırsız ve kayıtsız askerî-diplomatik destek, Washington’ın dünya çapındaki ahlâkî liderlik iddiasını ağır biçimde sarsmıştır.
Avrupa yekpare duruşunu kaybetmiş; İspanya gibi ülkeler[8] Filistin Devleti’ni tanıyarak ve İsrail’in savaş yöntemlerini sertçe eleştirerek insanî çizgide ayrışmıştır. Rusya ve Çin ise yaşananları Batı merkezli dünya düzeninin iflası olarak okumuş ve dünya güç dengelerindeki fay hatlarını derinleştirmiştir.
Bölgedeki gelişmeler bakımından ise Lübnan, Suriye, Irak ve İran hattı doğrudan ateş çemberine çekilmiştir. Türkiye; tarihî, askerî, coğrafî ve vicdanî sorumlulukları gereği bu krizin tam merkezindedir. Türkiye’nin önündeki ödev; yalnızca diplomatik kınamalar yayımlamak değil; insanî koridorları açık tutmak, bölge istikrarını korumak ve Gazze’nin hukukunu uluslararası alanda sonuna kadar savunmaktır.
Netice ve Hüküm
7 Ekim 2023’ten 7 Ekim 2026’ya uzanan üç yıllık muhasebe bize gösterdi ki: Gazze’de yalnız binalar yıkılmadı; dünya sisteminin ahlâkî meşruiyeti de o enkazın altında kaldı.
Gazze çok şey kaybetti: Analar evlatlarını, çocuklar çocukluklarını, şehirler hafızalarını kaybetti. Yüz binlerce insan defalarca zorunlu göçe mecbur bırakıldı; milyonlarca insan ise savaşın, yıkımın ve temel ihtiyaçlardan mahrumiyetin ağır şartları altında yaşamak zorunda kaldı. Aileler parçalandı.
Fakat Gazze dünyaya çok şey kazandırdı:
Dünyanın uyuşmuş vicdanını uyandırdı.
Gücün haklılık demek olmadığını gösterdi.
İnsan hakları ambalajına sarılı dünya sisteminin çifte standardını ifşa etti.
Ve en önemlisi, imanın ve vatan sevgisinin, en gelişmiş silahlardan daha üstün olabileceğini bütün insanlığa gösterdi.
Bizler, toprağa düşen şehitlerin ecrini Âlemlerin Rabbine havale ederiz. Geride kalan, enkazların arasında başı dik duran o aziz insanlara selâm olsun.
Üç yılın sonunda varacağımız hüküm şudur:
Hakikat ertelenebilir ama asla susturulamaz.
Adalet gecikebilir ama ona olan ihtiyaç hiç bitmez.
Şehirler yıkılabilir ama bir halkın ruhu ve özgürlük sevdası asla teslim alınamaz.
Tarih henüz son sözünü söylememiştir; ancak Gazze’nin enkazları arasında yükselen o hakikat meşalesi, insanlığın yolunu aydınlatmaya devam edecektir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
07.10.2026 – OF
S.Arabistan’dan Gazze’ye Döndü
https://youtu.be/QWagM9yTPd4?si=xWluaPI0AqDasLVg
Videoda konuşan kişi: Dr. Sehar Saadi Abdulmuttalib Kehil’dir
(د. سحر سعدي عبد المطلب كحيل)
Konuşmanın Özeti: 👇
Geçmişi ve Eğitim Hayatı: Yaklaşık 20 yıl Suudi Arabistan’da yaşadıktan sonra Gazze’ye dönmüştür [00:13, 00:23]. Çocuklarıyla birlikte üniversitede okuyarak lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini tamamlamıştır [00:23]. Evkaf ve Dini İşler Bakanlığı’nda Kur’an-ı Kerim Tilavet ve Tecvid Bölüm Başkanı olarak görev yapmıştır [00:34].
Aile İçi İnanç ve Eğitim: Çocuklarını büyütürken Kur’an-ı Kerim esaslı bir terbiye verdiğini, bu durumun ve edindiği imanın yaşadığı ağır acılar ve travmalar karşısında direncini artırdığını belirtmektedir [00:44].
Kayıpları ve Yaşadığı Acılar: Savaşın ilk gününden itibaren aile fertlerini birer birer kaybetmiştir [00:55]:
Kızı Yasmin’in ve ailesinin kaldığı evin bombalanması sonucu kızını kaybetmiştir [01:06, 01:26].
Oğlu Ahmet, yanındaki 16 kişiyle birlikte tanklar tarafından katledilmiştir [01:39, 01:49].
Yaşadıkları evin bombalanmasıyla eşini kaybetmiştir [02:01, 02:12].
Görümcesini, yeğenlerini ve kardeşini (ve kardeşinin ailesini) bombalamalarda kaybetmiştir [02:31, 03:29, 04:04].
Diğer oğulları Abdullah ve Bera da farklı zamanlardaki saldırılarda şehit olmuşlardır [02:46, 03:18, 04:12].
Sabır ve İman Mesajı: Yıllarca insanlara sabrı ve ayetleri öğrettiğini, ancak savaşla birlikte bu bilginin pratik imtihanını yaşadığını vurgulamaktadır [02:24, 04:49]. Bütün bu ağır kayıplara rağmen imanının ve sebatının arttığını, hiçbir özgürlüğün bedelsiz elde edilemeyeceğini ve çocuklarının bu yoldaki fedakarlıklarından gurur duyduğunu ifade etmektedir [05:07].
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
07.10.2026 – OF
Dipnotlar
[1] Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği, “7 Ekim 2023 saldırılarının üçüncü yıl dönümü münasebetiyle Genel Sekreter’in mesajı”, 6 Ekim 2026.
[2] Uluslararası Adalet Divanı, “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin Gazze Şeridi’ne Uygulanması (Güney Afrika – İsrail)”, 26 Ocak 2024 tarihli karar.
[3] Francesca Albanese, 1967’den bu yana işgal altında bulunan Filistin topraklarındaki insan haklarının durumu hakkında Birleşmiş Milletler Özel Raportörü, “Bir Soykırımın Anatomisi”, A/HRC/55/73, 2024.
[4] Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, A/HRC/60/CRP.3, 2025.
[5] Pew Araştırma Merkezi, “Dünya Dinî Görünümünün 2010’dan 2020’ye Değişimi”, 2025.
[6] Birleşmiş Milletler İnsânî İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), “İnsânî Durum Raporu”, 5 Haziran 2026.
[7] Birleşmiş Milletler İnsânî İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), “İnsânî Durum Raporu”, 26 Haziran 2026.
[8] Moussa Bourekba, “Süreklilik İçinde Tırmanış: 7 Ekim Sonrası İspanya’nın İsrail ve Filistin’e Yönelik Dış Politikası”, Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI), 5 Mayıs 2026.
ترجمة من التركيةً إلى العربية:👇
طوفان الأقصى في 7 أكتوبر 2023: موازين العالم، والانكسارات الفكرية، ومراجعة ثلاثة أعوام
المقدمة وتشخيص المسألة
7 أكتوبر 2023…
تاريخٌ أصبح فاصلاً لا رجعة فيه بالنسبة إلى السياسة العالمية، وحوض شرق البحر المتوسط، والقضية الفلسطينية.
لكننا حين ننظر، بعد ثلاث سنوات، من 7 أكتوبر 2026 إلى الوراء، ندرك أن النظر إلى طوفان الأقصى على أنه مجرد عملية عسكرية وقعت في ذلك اليوم، أو مجرد بداية زمنية للمواجهات التي اندلعت بعده، لا يكفي لفهم ذلك الانكسار الفكري والسياسي الكبير الذي وقع في مجرى التاريخ.
فإن 7 أكتوبر لم يهزّ حدود غزة وحدها، بل هزّ كذلك مفهوم العدالة لدى البشرية، وأسس القانون الدولي المتصدعة، وموازين الضمير في العالم هزًّا عميقًا.
فقد ظلت القضية الفلسطينية طوال عقود طويلة متروكة للنسيان، في ظل اتصالات دبلوماسية أُفرغت من مضمونها، ووعود حُبست في بيانات لا تملك قوة الإلزام. وأصبح الاحتلال الممنهج للقدس والمسجد الأقصى، والحصار الممتد على غزة، واقتلاع الفلسطينيين من ديارهم، وخطوات الضم في الضفة الغربية، لا تجد في الرأي العام العالمي إلا مساحة تشبه مساحة الأخبار العابرة التي تفرضها الظروف الآنية.
فجاء 7 أكتوبر ليقتلع هذا المشهد الخامل من جذوره.
ولا شك أن طريقة وقوع طوفان الأقصى، وما رافقها من مقتل مدنيين وأسر آخرين، تستوجب دراسة مستقلة، دقيقة وحساسة في آن واحد. وقد سجّلت بيانات الأمم المتحدة أن أكثر من 1200 شخص قُتلوا في 7 أكتوبر، وأن 251 شخصًا أُسروا، كما أكدت أنه لا يمكن تبرير استهداف المدنيين بصورة مباشرة. [1]
لكن القانون نفسه، والضمير الإنساني العالمي نفسه، لا يستطيعان أن يتجاهلا المذبحة الهائلة التي ارتُكبت في غزة منذ ذلك اليوم، والدمار الذي بلغ حدّ الإبادة الجماعية، والملايين الذين تُركوا في مواجهة العجز واليأس.
ومن هنا، فإن مراجعة السنوات الثلاث الثقيلة التي أعقبت طوفان الأقصى تفرض علينا أن نلجأ، لا إلى استفزاز الشعارات وإثارتها، بل إلى المقاييس التي لا تحيد عن الحقيقة والإنصاف والعدل.
ومعيار القرآن الكريم الإلهي في هذا الباب واضح كل الوضوح؛ فقد أمر الله تعالى بإقامة العدل، ونهى عن أن يحملنا بغضُ قومٍ على ترك العدل، كما جاء في سورة المائدة، الآية الثامنة.
وليس غرضنا أن نبرّئ جميع أفعال أحد الطرفين مسبقًا، ولا أن نضحّي بصوت الحقيقة لحساب ادعاءات أصحاب القوة والنفوذ. وإنما غرضنا أن ننظر في المرآة التي وُضعت أمام البشرية خلال هذه السنوات الثلاث الشاقة، الممتدة من 2023 إلى 2026، وأن نسجّل، بإنصاف، ما اهتزّ من المسلّمات، وما ارتفع من تحت أنقاض غزة من ذلك الصراخ الصامت.
I. العالم قبل طوفان الأقصى: ليس هدوءًا، بل سكون ما قبل العاصفة
في صباح 7 أكتوبر 2023، استيقظ العالم منشغلًا بحسابات أجنداته الضيقة. وكانت حرب الاستنزاف الدائرة على خط روسيا وأوكرانيا، والتنافس الأمريكي الصيني، والتوتر حول تايوان، والآثار الاقتصادية للذكاء الاصطناعي، وأزمات الطاقة، تتصدر العناوين الكبرى.
أما الشرق الأوسط، فكان في نظر كبار الفاعلين في العالم مسألة «محلولة» أو «مجمّدة».
وكانت توسيع اتفاقيات أبراهام، وخطوات التطبيع بين العالم العربي وإسرائيل، وتصميم شرق أوسط من دون فلسطين، مطروحة على الطاولة. ولم تكن القضية الفلسطينية قد حُلّت، لكن أصحاب القوة ظنوا أنهم إذا أخرجوا القضية الفلسطينية من طاولة السياسة استطاعوا أن يمحوها كذلك من ذاكرة البشرية.
وكان من أعظم الآثار السياسية والاستراتيجية لطوفان الأقصى أنه بدّد هذا الوهم الكبير من أساسه.
فكلما جرى تجاهل وجود الملايين المحشورين في غزة خلف الأسلاك الشائكة، ظُنّ أن القضية قد انتهت. غير أن التاريخ علّمنا أن العدالة المؤجَّلة تعني حقيقةً جرى تجاهلها؛ وهي، حين يحين أوانها، تشبه بركانًا مهيّأً للانفجار، فيحرّك أعمق الصدوع وخطوط التصدع.
II. التحول الجذري في موازين العالم وأجندته
بعد 7 أكتوبر، أصبحت غزة إحدى نقاط التركيز الكبرى في دبلوماسية العالم وشوارعه وضميره.
فالحملة العسكرية الإسرائيلية المتواصلة منذ ثلاث سنوات حوّلت غزة إلى ركام هائل، وإلى واحدة من أشد المآسي الإنسانية قسوة مما شهد له التاريخ. وحتى نهاية السنة الثالثة، ما زالت تقارير الأمم المتحدة تؤكد حرمان سكان غزة من أبسط المواد الغذائية والمياه والمستلزمات الطبية[7-6]
وقد جعلت حصيلة السنوات الثلاث الماضية عشرة ملفات حيوية في مركز الاهتمام السياسي العالمي:
- طبيعة الدمار في غزة: انتهاك حقوق الإنسان وقواعد قانون الحرب انتهاكًا صارخًا.
- عودة القضية الفلسطينية: عودة القضية التي أُريد لها أن تُنسى إلى قلب السياسة العالمية.
- اختراق درع الحصانة: انهيار ادعاءات إسرائيل بشأن أمنها «المستعصي على الاختراق» وسقوط أساطيرها العسكرية.
- امتحان المحاكم الدولية: دخول محكمة العدل الدولية والمحكمة الجنائية الدولية في اختبار قانوني لم يسبق له مثيل.
- الانقسام العميق في الرأي العام الغربي: تصاعد التشكيك الشعبي والشبابي في سياسات الحكومات الأمريكية والأوروبية تجاه إسرائيل.
- خطر اتساع دائرة الصراع: تجاوز المواجهة حدودها الجغرافية إلى لبنان وسورية والعراق والبحر الأحمر وإيران.
- انتقال الضمير إلى الشوارع: انتشار موجة واسعة من الاحتجاج والمطالبة بالعدالة، من قاعات الجامعات إلى ميادين المدن.
- اهتزاز جدران الرقابة الإعلامية الرقمية: وصول صور قتل المدنيين في غزة مباشرة إلى شاشات شعوب العالم عبر وسائل التواصل الاجتماعي.
- الانقسامات الداخلية في إسرائيل: ظهور تصدعات عميقة في المجتمع والسياسة والاقتصاد الإسرائيلي.
- المراجعة الأخلاقية والروحية: تحوّل القضية الفلسطينية من مجرد نزاع سياسي على الحدود إلى امتحان أخلاقي ووجداني لمعنى أن يكون الإنسان إنسانًا.
ولم تعد فلسطين قضية الفلسطينيين وحدهم؛ بل أصبحت عنوانًا للخط الفاصل بين العدل والظلم، وبين القانون الدولي والقوة الغاشمة.
III. تحطّم الأساطير: من عدم الهزيمة إلى الحصانة
كان أعمق انكسار استراتيجي أحدثه 7 أكتوبر هو انهيار صورة «الأمن الإسرائيلي الراسخ» التي بُنيت طوال عقود بشبكات هائلة من التكنولوجيا والاستخبارات، وبمليارات الدولارات.
فقدت أجهزة الاستخبارات، وأبراج المراقبة عالية التقنية، والجدران الحدودية التي وُصفت بأنها منيعة، سلطانها في يوم واحد. ولم يكن ذلك مجرد إخفاق عسكري عابر، بل كان انهيارًا نفسيًا أيضًا؛ لأن القوة السياسية والعسكرية لا تقوم فقط على القدرة التدميرية للأسلحة الموجودة، بل تقوم كذلك على الخوف الذي تزرعه في نفوس خصومها، وعلى الإيمان بأنها قوة لا تُهزم.
وفي المقابل، فإن أهل غزة، الذين لا يملكون قوة عسكرية كافية، ولا ملاجئ آمنة، ولا منظومة دفاع تحميهم، أظهروا، رغم الجوع والعطش وفقدان المساكن، ورغم أطنان القنابل التي أمطرتهم بها الطائرات، إرادةً في عدم ترك أرضهم، وصرخوا للعالم بحقيقة أخرى:
فالتفوّق في السلاح شيء، والتفوّق في الإرادة شيء آخر.
وهدم مدينة حتى لا يبقى فيها حجر على حجر شيء، ومحو روح تلك المدينة شيء آخر.
وإخراج الإنسان من بيته شيء، واقتلاع انتمائه إلى وطنه شيء آخر.
IV. الوصف القانوني لما جرى في غزة: الحكم والتقرير والادعاء
إن المصطلحات المستخدمة في وصف المجازر التي تجري في غزة، مثل «الإبادة الجماعية» و«جرائم الحرب» و«الجرائم ضد الإنسانية»، ليست انفعالات عاطفية، وإنما هي مصطلحات فنية في القانون الدولي.
وبموجب اتفاقية الأمم المتحدة لمنع جريمة الإبادة الجماعية والمعاقبة عليها لعام 1948، لا يكفي لقيام جريمة الإبادة الجماعية وقوع دمار واسع وعدد كبير من القتلى، بل لا بد من توافر قصد خاص (dolus specialis) يتمثل في نية تدمير جماعة معينة، كليًا أو جزئيًا. ومن هنا تقتضي الأمانة العلمية التمييز بين ثلاثة أمور أساسية:
- الأحكام القضائية والتدابير المؤقتة: أصدرت محكمة العدل الدولية (ICJ)، في يناير 2024، تدابير مؤقتة بناءً على دعوى جنوب أفريقيا، ونبّهت إلى خطر الإبادة الجماعية، وفرضت على إسرائيل التزامات ملزمة. [2] ومع أن هذا القرار ليس حكمًا نهائيًا في موضوع الدعوى، فإنه لا يمكن تجاهله من الناحية القانونية، بل يمثل إنذارًا قانونيًا بالغ الأهمية.
- تقارير التحقيق وتقارير المقررين: قدّم تقرير المقررة الخاصة للأمم المتحدة فرانشيسكا ألبانيزي، المعنون «تشريح إبادة جماعية» [3]، إلى جانب تحليلات لجنة التحقيق الدولية المستقلة التابعة للأمم المتحدة [4]، تقييمات قانونية وأدلة وتحليلات جدية تتعلق بوقوع جريمة الإبادة الجماعية.
- التقييمات السياسية والمدنية: وهي الصرخات المحقة التي يرفعها الرأي العام الذي ما زال يحتفظ بحس الضمير.
قد تسير الإجراءات القضائية ببطء؛ لكن التاريخ يسجل الأدلة لحظة بلحظة. فالصور الملتقطة بالأقمار الصناعية، وسجلات المستشفيات، وتقارير الأمم المتحدة، والشهادات التي بُثّت مباشرة، قد شكّلت أرشيفًا ضخمًا للجرائم، سيبقى حاضرًا أمام محاكم المستقبل وفي ذاكرة البشرية.
V. غزة مرآة الإنسانية: من ساعد؟ ومن اكتفى بالمشاهدة؟
إن حصيلة السنوات الثلاث في غزة ليست مجرد حصيلة القنابل التي أُلقيت عليها؛ بل هي أيضًا اختبار لصدق جميع المؤسسات والدول والأفراد في العالم.
وقد سجّل التاريخ أسماء الذين حاولوا من مختلف أنحاء العالم أن يسارعوا إلى نجدة المظلومين؛ والذين ملؤوا الميادين، والذين وقفوا بأجسادهم في وجه قوافل المساعدات الإنسانية، والذين خاطروا بمستقبلهم المهني في الجامعات ليعلنوا أصواتهم، والذين ظلوا ليلًا ونهارًا يكافحون من أجل أن تصل لقمة واحدة إلى جوف يتيم.
وفي المقابل، ستُسجَّل في الصفحات السوداء من التاريخ أسماء الذين كانت لديهم القدرة على الفعل، لكنهم آثروا الصمت لحسابات سياسية، وغضوا الطرف عن الحصار، وحاولوا التستر على المجازر ودفنها تحت بساط الصمت.
لقد وضعت غزة أمام الإنسانية مرآة هائلة، حتى إن كل دولة وكل فرد نظر إليها أُجبر على أن يرى وجهه الحقيقي.
VI. الانكسارات الفكرية والوجدانية والاجتماعية
شهدت السنوات الثلاث الماضية، ولا سيما في أوساط الجيل الشاب والأكاديميين والفنانين والقانونيين في العالم الغربي، يقظة فكرية واضحة.
ومع اتساع الهوة بين الخطاب الاستعماري للصهيونية والقيم الإنسانية، أخذت التصدعات تتسع في المدن الغربية. ومن أبرز التطورات كذلك الأصوات التي ارتفعت من داخل المجتمع اليهودي نفسه، حاملةً خطابًا وجدانيًا ناقدًا.
وقد رفع أمثال آفي شلايم، وإيلان بابيه، ونورمان فنكلشتاين، إلى جانب منظمات مثل «الصوت اليهودي من أجل السلام» (Jewish Voice for Peace)، أصواتهم للتأكيد على أن الصهيونية واليهودية ليستا شيئًا واحدًا، وأن سياسات الاحتلال يمكن أن تعني، في نظرهم، خيانةً حتى للقيم الدينية اليهودية.
ومن جهة أخرى، أثارت المثابرة التي أظهرها مظلومو غزة، وتوكلهم وصبرهم، فضولًا كبيرًا تجاه الإسلام والقرآن الكريم في المجتمعات الغربية. ومع أن حالات الاهتداء الفردية تبعث على السرور، فإن من الضروري ألا نحوّلها إلى تعميمات مبالغ فيها، وأن نحافظ على الفاصل العلمي بين النمو الديموغرافي وحالات الهداية الفردية. [5]
ويمكننا، مع شيء من الأمل الحذر، أن نقول إن غزة قد أشعلت في القلوب مشعلًا روحيًا يهمس بحقيقة الإسلام.
VII. السياسة العالمية، والتحالفات المتغيرة، والفاعلون في المنطقة
أسقط طوفان الأقصى قناع «المعايير المزدوجة» عن الغرب في المعادلة العالمية. وقد أدى الدعم العسكري والدبلوماسي الأمريكي اللامحدود وغير المشروط لإسرائيل إلى زعزعة ادعاء واشنطن بالقيادة الأخلاقية على مستوى العالم زعزعة عميقة.
وفقدت أوروبا موقفها الموحد؛ فدول مثل إسبانيا [8] اعترفت بدولة فلسطين، وانتقدت بشدة أساليب الحرب الإسرائيلية، واتخذت موقفًا أكثر تمايزًا في الجانب الإنساني. أما روسيا والصين فقد قرأتا ما جرى بوصفه إفلاسًا للنظام العالمي المتمحور حول الغرب، الأمر الذي زاد من عمق خطوط التصدع في موازين القوى العالمية.
وعلى صعيد التطورات في المنطقة، دخل لبنان وسورية والعراق وإيران في دائرة النار بصورة مباشرة. أما تركيا، بحكم مسؤولياتها التاريخية والعسكرية والجغرافية والوجدانية، فهي في قلب هذه الأزمة. وليس الواجب الملقى على عاتق تركيا مجرد إصدار بيانات الإدانة الدبلوماسية، بل إبقاء الممرات الإنسانية مفتوحة، والحفاظ على استقرار المنطقة، والدفاع عن الحقوق القانونية لغزة إلى أقصى مدى في المحافل الدولية.
الخاتمة والحكم
إن المراجعة الممتدة ثلاث سنوات، من 7 أكتوبر 2023 إلى 7 أكتوبر 2026، أظهرت لنا أن غزة لم تهدم فيها الأبنية وحدها؛ بل دُفنت تحت أنقاضها أيضًا المشروعية الأخلاقية للنظام العالمي.
لقد خسرت غزة الكثير: فقدت الأمهات أبناءهن، وفقد الأطفال طفولتهم، وفقدت المدن ذاكرتها. وأُجبر مئات الآلاف على النزوح القسري مرارًا؛ في حين اضطر الملايين إلى العيش في ظل الظروف القاسية للحرب والدمار والحرمان من الاحتياجات الأساسية. وتفككت الأسر.
لكن غزة منحت العالم أشياء كثيرة:
أيقظت الضمير الذي أصابه الخدر.
وأثبتت أن القوة لا تعني الحق.
وفضحت المعايير المزدوجة للنظام العالمي الذي يتدثر بشعارات حقوق الإنسان.
والأهم من ذلك أنها أظهرت للبشرية جمعاء أن الإيمان وحب الوطن قد يكونان أقوى من أكثر الأسلحة تطورًا.
ونحن نفوّض أجر الشهداء الذين سقطوا على أرض غزة إلى رب العالمين. وسلامٌ على أولئك الأعزاء الذين بقوا واقفين مرفوعي الرؤوس بين الأنقاض.
وحكمنا بعد ثلاث سنوات هو:
قد تؤجَّل الحقيقة، لكنها لا يمكن أن تُخرس أبدًا.
وقد يتأخر العدل، لكن الحاجة إليه لا تنتهي أبدًا.
وقد تُهدَم المدن، لكن روح شعبٍ وحبَّه للحرية لا يمكن أن يُنتزعا منه أبدًا.
لم يقل التاريخ كلمته الأخيرة بعد؛ غير أن مشعل الحقيقة الذي ارتفع بين أنقاض غزة سيواصل إضاءة الطريق أمام البشرية.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
07.10.2026 – OF
عادت من السعودية إلى غزة
https://youtu.be/QWagM9yTPd4?si=xWluaPI0AqDasLVg
المتحدثة في الفيديو: هي د. سحر سعدي عبد المطلب كحيل.
ملخص الكلمة
خلفيتها وحياتها التعليمية: عادت إلى غزة بعد أن عاشت في السعودية قرابة 20 عامًا. درست في الجامعة مع أبنائها وحصلت على درجات البكالوريوس والماجستير والدكتوراه. عملت في وزارة الأوقاف والشؤون الدينية رئيسة لقسم التلاوة والتجويد.
التربية والإيمان في الأسرة: أوضحت أن نهجها في تربية أطفالها كان قائمًا على القرآن الكريم، مشيرة إلى أن هذا النهج والإيمان اللذين اكتسبتهما زادا من ثباتها وقدرتها على الصمود أمام الصدمات والمآسي المتلاحقة.
فقدان الأحبة والآلام التي عاشتها: فقدت أفراد عائلتها واحدًا تلو الآخر منذ اليوم الأول للحرب:
فقدت ابنتها ياسمين إثر قصف المنزل الذي كانت تقيم فيه مع عائلتها.
قُتل ابنها أحمد مع 16 شخصًا آخرين بدم بارد على يد قوات الدبابات.
فقدت زوجها إثر قصف منزلهم.
فقدت أخت زوجها، وأولاد وبنات إخوتها، وأختها (وعائلتها) في القصف المتواصل.
استشهد ابناها الآخران، عبد الله وبراء، في هجمات وغارات في أوقات مختلفة.
رسالة الصبر والإيمان: أكدت أنها ظلت سنوات تعلّم الناس الصبر وتفسر لهم الآيات، لكنها مع الحرب عاشت الاختبار العملي والواقعي لهذه المعاني. وشددت على أنه رغم كل هذه الخسائر الفادحة، لم يزدها ذلك إلا إيمانًا وتثبيتًا، مؤكدة أنه لا يوجد تحرير بالمجان، وأأنها فخورة جدًا بتقديم أبنائها تضحيةً في طريق النصر المرتقب.
أعده: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو / أوف
الهوامش
[1] الأمانة العامة للأمم المتحدة، «رسالة الأمين العام بمناسبة مرور ثلاث سنوات على هجمات 7 أكتوبر 2023»، 6 أكتوبر 2026.
[2] محكمة العدل الدولية، «تطبيق اتفاقية منع جريمة الإبادة الجماعية والمعاقبة عليها في قطاع غزة (جنوب أفريقيا ضد إسرائيل)»، الأمر الصادر في 26 يناير 2024.
[3] فرانشيسكا ألبانيزي، المقررة الخاصة للأمم المتحدة المعنية بحالة حقوق الإنسان في الأراضي الفلسطينية المحتلة منذ عام 1967، «تشريح إبادة جماعية»، الوثيقة A/HRC/55/73، 2024.
[4] لجنة التحقيق الدولية المستقلة التابعة للأمم المتحدة، الوثيقة A/HRC/60/CRP.3، 2025.
[5] مركز بيو للأبحاث، «كيف تغيّر المشهد الديني العالمي من عام 2010 إلى عام 2020»، 2025.
[6] مكتب الأمم المتحدة لتنسيق الشؤون الإنسانية (OCHA)، «تقرير الوضع الإنساني»، 5 يونيو 2026.
[7] مكتب الأمم المتحدة لتنسيق الشؤون الإنسانية (OCHA)، «تقرير الوضع الإنساني»، 26 يونيو 2026.
[8] موسى بوريكبا، «التصعيد في إطار الاستمرارية: السياسة الخارجية الإسبانية تجاه إسرائيل وفلسطين بعد 7 أكتوبر»، المعهد الفرنسي للعلاقات الدولية (IFRI)، 5 مايو 2026.