Osmanlı’ya Sadık Kalanlar İle Hıyanet Edenler Arasında Adil Bir Değerlendirme

Hıyanet Edenlerden Pişmanlığı Müseccel Olanların Yazıp Söyledikleri

Bu çalışma, Osmanlı Cihan Devleti’nin Birinci Dünya Harbi yıllarındaki Arap vilayetlerini ve özellikle Hicaz merkezli isyanı konu almaktadır.

Mısır, Cezayir ve benzeri bölgeler çalışmanın kapsamına girmemektedir. Çünkü:

  • Mısır, 1882’den itibaren fiilen İngiliz işgali altındaydı. 1914’te İngiltere Mısır’ı resmen himaye ilan etti. Yani savaş sırasında Mısır, Osmanlı’nın idarî ve askerî kontrolünde olan bir vilayet değildi. Osmanlı’nın Mısır üzerindeki hukuki hâkimiyet iddiası kâğıt üzerinde kalmıştı.
  • Cezayir, 1830’dan beri Fransız sömürgesiydi. Osmanlı hâkimiyeti çok daha önce sona ermişti.
  • Fas, Tunus, Libya gibi diğer Arap coğrafyalarının büyük kısmı da 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında Avrupa sömürge yönetimleri altındaydı.

    Bu sebeple çalışma, Osmanlı Devleti’nin hâlâ doğrudan idare ettiği Arap vilayetlerini (Suriye, Beyrut, Kudüs, Bağdat, Basra, Musul, Hicaz, Yemen vb.) ve bu coğrafyada yaşanan sadakat–isyan meselesini ele almaktadır.

    Şerif Hüseyin isyanı da Osmanlı hâkimiyetindeki topraklarda, Osmanlı’ya karşı çıkmış bir harekettir. Mısır veya Cezayir gibi zaten Osmanlı kontrolü dışında kalan yerlerde “Osmanlı’ya isyan” veya “Osmanlı’ya sadakat” diye bir tartışma yürütmek tarihî olarak anlamsızdır.

Kısaca:
Bu çalışma “bütün Arap coğrafyasını” değil, Osmanlı Cihan Devleti’nin Arap vilayetlerindeki sadakat ve isyan meselesini incelemektedir. Kapsamını aşan yerleri zikretmemesi bir eksiklik değil, konunun sınırlarını doğru çizmesidir.

Giriş

Osmanlı Cihan Devleti’nin son yıllarında Arap vilayetlerinde meydana gelen hadiseler, üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen Türk ve Arap kamuoyunda tartışılmaya devam etmektedir.
Bu tartışmada iki aşırı yaklaşım öne çıkmaktadır. Birincisi, “Araplar Osmanlı’yı arkadan vurdu” diyerek bütün Arapları aynı hüküm altında değerlendiren anlayıştır. İkincisi ise Şerif Hüseyin hareketini, Osmanlı hâkimiyetindeki bütün Arapların müşterek iradesiyle gerçekleştirilmiş bir “Arap millî kurtuluş hareketi” şeklinde takdim eden anlayıştır.
Her iki yaklaşım da tarihî hakikati bütünüyle karşılamamaktadır.
Bu çalışmanın maksadı; Osmanlı arşivleri, İngiliz askerî ve siyasî belgeleri, dönem hatıratları ve çağdaş tarih araştırmaları ışığında, Osmanlı Cihan Devleti’ne sadık kalan Araplarla isyana katılanları birbirinden ayırmak; isyanın gerçek çapını, sebeplerini, İngiliz tesirini, İttihat ve Terakki yönetiminin hatalarını, Cemal Paşa’nın uygulamalarını ve savaş sonrasında ortaya çıkan hayal kırıklıklarını hakkaniyet ölçüsü içinde ortaya koymaktır.
Burada esas alınması gereken ölçü şudur:
Bir kavmin tamamını birkaç kişinin fiiliyle suçlamak ne kadar yanlışsa, birkaç kişinin isyanını bütün bir kavmin müşterek iradesi gibi göstermek de o kadar yanlıştır.

Osmanlı’nın Arap Bölgeleri Ve Coğrafî Çerçevesi

İsyanın gerçek çapını anlayabilmek için önce Osmanlı Cihan Devleti’nin Birinci Dünya Harbi arifesinde Arap nüfusun yoğun olarak yaşadığı bölgelerinin genişliğini ve idarî yapısını doğru tespit etmek gerekir.
Bugünkü devlet sınırlarını doğrudan 1914 haritasına taşımak tarih bakımından yanıltıcıdır. Çünkü o tarihte Suriye, Irak, Ürdün, Lübnan, Filistin ve Suudi Arabistan bugünkü siyasî sınırlarıyla mevcut değildi.

Başlıca Osmanlı idarî birimleri şunlardı:
Halep Vilayeti: Bugünkü Suriye’nin kuzey ve kuzeybatı kesimleri ile daha kuzeydeki bazı sahaları içine alan geniş bir vilayetti.
Suriye Vilayeti: Şam merkezliydi ve bugünkü Suriye’nin merkez ve güney kesimlerinin önemli bir bölümünü içine alıyordu.
Beyrut Vilayeti: Bugünkü Lübnan’ın büyük bölümünü, Suriye’nin sahil kesimlerini ve Filistin’in kuzey taraflarını ihtiva ediyordu.
Kudüs-i Şerif Mutasarrıflığı: Doğrudan İstanbul’daki Dâhiliye Nezareti’ne bağlıydı. Bugünkü Filistin ve İsrail topraklarının önemli bir bölümünü kapsıyordu.
Bağdat Vilayeti: Bugünkü Irak’ın orta kesimlerinin büyük bölümünü içine alıyordu.
Basra Vilayeti: Bugünkü Irak’ın güneyini ve Basra Körfezi’ne açılan sahaları kapsıyordu.
Musul Vilayeti: Bugünkü Irak’ın kuzeyini, Musul havzasını ve çevresini ihtiva ediyordu.
Hicaz Vilayeti: Mekke, Medine, Cidde ve Kızıldeniz kıyısındaki önemli merkezleri içine alıyordu. Bugünkü Suudi Arabistan’ın batı kesimlerinin önemli bir bölümü bu coğrafyaya tekabül etmekteydi.
Yemen Vilayeti: Bugünkü Yemen’in önemli bir kısmını kapsıyordu.

Bunların dışında Asir gibi bölgelerde Osmanlı hâkimiyeti ve idarî bağlılık, döneme ve bölgeye göre farklılık göstermekteydi. Dolayısıyla bugünkü Suudi Arabistan’ın tamamını veya Arap Yarımadası’nın bütününü Osmanlı vilayeti olarak göstermek doğru değildir.

Bu geniş coğrafyada Arapların yanında Türkler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Rumlar ve başka topluluklar da yaşamaktaydı. Bu sebeple “Arap nüfusu” ile “bütün nüfus” aynı şey değildir.
Nüfus sayımlarının özellikle Irak, Hicaz ve Yemen gibi bölgelerde eksik olması sebebiyle kesin bir toplam vermek güçtür. Bununla birlikte savaş öncesinde Osmanlı’nın Arap bölgelerinde milyonlarca Arap yaşamaktaydı ve bu nüfus, Hicaz merkezli isyan kuvvetleriyle mukayese edildiğinde son derece geniş bir insan topluluğunu ifade etmekteydi.
Bu nokta, meselenin anlaşılması bakımından hayatîdir:
Geniş bir coğrafyada yaşayan milyonlarca Arap ile Hicaz merkezli isyana katılan sınırlı sayıdaki kuvvet aynı şey değildir.

İsyanın Başlangıcı Ve Gerçek Mahiyeti

Şerif Hüseyin bin Ali’nin Osmanlı Cihan Devleti’ne karşı yürüttüğü isyan, 1916 yılının Haziran ayında açık bir silahlı harekete dönüştü.
5 Haziran 1916’da Şerif Hüseyin’in oğulları Ali ve Faysal, Medine civarında yaklaşık 1.500 kişilik bir kuvvetle Osmanlı birliklerine karşı harekete geçtiler. 10 Haziran’da ise Mekke’de isyan açık biçimde ilân edildi.¹
Fakat daha ilk günden itibaren dikkat edilmesi gereken husus şudur:
Bu hareket, Osmanlı Cihan Devleti’nin hâkimiyetindeki bütün Arap vilayetlerinin müşterek isyanı değildi.
Hareketin merkezinde Şerif Hüseyin ailesi, Hicaz’daki siyasî çevreler ve çeşitli bedevî kabileleri bulunuyordu. Zaman içerisinde İngiliz askerî yardımıyla daha düzenli bir Şerif kuvveti meydana getirildi.
Kaynaklarda isyancı kuvvetlerin sayısı farklı biçimlerde verilmiştir. Düzenli çekirdek kuvvet için 2.000-5.000 kişi arasında tahminler bulunmaktadır. Bu aralığın ortalaması yaklaşık 3.500 kişidir.²
Ancak bu rakam, bütün isyan süresince isyana iştirak eden herkesin kesin toplamı değildir. Zira bedevî kabilelerin katılımı zaman ve mekâna göre değişmiş; bazı gruplar geçici olarak harekete katılmış, bazıları ise kendi bölgesel menfaatleri doğrultusunda taraf değiştirmiştir.
Nitekim savaşın ilerleyen safhalarında İngilizlerin silah, mühimmat, iaşe, para ve askerî danışmanlık desteğiyle Şerif kuvvetleri büyümüştür. İngiliz ve Fransız subayları da bu kuvvetlerin sevk ve idaresinde rol almıştır.³
Bu sebeple daha sonraki dönemlerde verilen yüksek rakamları, isyanın ilk günlerinde mevcut olan düzenli Arap kuvvetleriyle karıştırmamak gerekir.

İsyancıların Arap Nüfusuna Nispeti

Burada tarihî tartışmanın en mühim noktalarından biri ortaya çıkmaktadır.
İsyanın düzenli çekirdeği için kaynaklarda verilen 2.000-5.000 kişilik tahminlerin ortalaması yaklaşık 3.500 kişidir.
Arap nüfusunun kesin rakamı, dönemin eksik nüfus kayıtları sebebiyle tam olarak tespit edilemese de, Osmanlı’nın Arap bölgelerinde yaşayan nüfus milyonlarla ifade edilmektedir.
Bu sebeple 3.500 kişilik düzenli çekirdeğin toplam Arap nüfusuna oranı binde birin dahi altında kalmaktadır.
Bu hesap, elbette bütün bedevî katılımlarını içine alan kesin bir “isyan edenler nüfus sayımı” değildir. Bu sebeple ilmî bakımdan “Arapların binde birinden azı isyan etti” hükmünü bütün savaş dönemi için mutlak bir istatistik olarak değil, mevcut düzenli kuvvet tahminlerinin geniş Arap nüfusuyla mukayesesinden çıkan yaklaşık bir oran olarak ifade etmek gerekir.
Bununla beraber tarihî hüküm bakımından ortaya çıkan netice açıktır:
Şerif Hüseyin’in hareketini bütün Arapların müşterek iradesi olarak göstermek mümkün değildir.

Osmanlı Ordusundaki Araplar Ve Sadakat
Arap İsyanı” hakkındaki en yaygın yanlış kanaatlerden biri, Osmanlı ordusundaki Arap subayların ve askerlerin topluca isyan ederek Osmanlı ordusunu içeriden çökerttiği düşüncesidir.
Mesut Uyar’ın Osmanlı arşiv kayıtlarına dayanarak yaptığı araştırma bu kanaati önemli ölçüde tashih etmektedir.
Uyar’ın vardığı neticeye göre, Arap subayların çoğunluğu savaşın sonuna kadar Osmanlı Cihan Devleti’ne sadık kalmıştır. Askerî eğitim kurumlarının meydana getirdiği meslekî birlik, Osmanlılık anlayışı ve askerî dayanışma, birçok Arap subayın Osmanlı ordusu içerisinde kalmasında mühim rol oynamıştır.
Bu durum, “Arap subaylar topluca İngilizlerin tarafına geçti” şeklindeki yaygın anlatının tarihî gerçeklikle uyuşmadığını göstermektedir.
Dolayısıyla Arap vilayetlerinden gelen asker ve subayların önemli bir kısmının Osmanlı ordusunda savaşmaya devam etmesi, Arap halkının tamamını isyanla özdeşleştirmenin ne kadar yanlış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

İsyanın Gerekçeleri

Şerif Hüseyin hareketinin sebeplerini tek bir unsura bağlamak doğru değildir.
İsyanın ortaya çıkmasında başlıca şu unsurlar birlikte rol oynamıştır:

  1. Şerif Hüseyin ailesinin siyasî nüfuzunu genişletme arzusu,
  2. Şam merkezli geniş bir Arap devleti kurma düşüncesi,
  3. İttihat ve Terakki’nin merkezileştirme siyasetinden doğan rahatsızlıklar,
  4. Bazı Arap aydınları arasında gelişen milliyetçi fikirler,
  5. Cemal Paşa’nın Suriye’deki sert uygulamaları,
  6. İngiltere’nin bağımsızlık vaatleri,
  7. İngilizlerin para, silah ve askerî desteği.
    Dolayısıyla isyanı sadece “İngilizlerin oyunu” diye açıklamak ne kadar eksikse, onu yalnızca “Arapların haklı bağımsızlık mücadelesi” olarak göstermek de o kadar eksiktir.
    Tarihî gerçek, bu unsurların birbirini beslediği daha karmaşık bir yapı göstermektedir.

İngilizlerin McMahon-Hüseyin Yazışmaları Ve Vaatleri

İngiltere’nin Şerif Hüseyin ile yürüttüğü diplomasi, isyanın anlaşılması bakımından merkezî bir öneme sahiptir.
1915-1916 yıllarında Mısır’daki İngiliz Yüksek Komiseri Sir Henry McMahon ile Şerif Hüseyin arasında mektuplaşmalar gerçekleşti. İngiltere, Osmanlı’ya karşı bir Arap hareketini desteklemeye hazır olduğunu bildirdi; savaş sonrasında bağımsız bir Arap siyasî yapısının kurulması konusunda da önemli vaatlerde bulundu. Ancak bu vaatlerin sınırları ve hangi toprakları kapsadığı konusunda tarafların yorumları birbirinden farklıydı.
İngiltere aynı zamanda Fransa ile gizli Sykes–Picot Anlaşmasını yaptı.
Böylece Şerif Hüseyin’e verilen vaatlerle İngiltere’nin Fransa ile yaptığı gizli paylaşım arasında daha sonra büyük bir çelişki ortaya çıktı.
1917’de yayımlanan Balfour Deklarasyonu ise Filistin’de Yahudi halkı için bir “millî yurt” kurulmasına İngiliz hükûmetinin destek vereceğini bildirdi.
Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, İngiliz siyasetinin savaş sırasında aynı anda farklı taraflara birbirleriyle çelişen vaatlerde bulunduğu görülmektedir.
Bu siyaset, Osmanlı Cihan Devleti’nin savaş gücünü zayıflatmak bakımından İngiltere’ye önemli bir imkân sağlamıştır.

İngiliz Altını, Silahı Ve Askerî Desteği

İsyanın yalnızca kabilelerin kendiliğinden harekete geçmesiyle meydana geldiğini söylemek de tarihî gerçeklerle bağdaşmaz.
İngiltere, Şerif Hüseyin kuvvetlerine para ve silah sağladı; ayrıca İngiliz askerî birlikleri, deniz kuvvetleri, hava unsurları ve askerî danışmanları isyanın ilerlemesine yardım etti. İngiliz ve Fransız subayları, özellikle savaşın ilerleyen safhalarında Şerif kuvvetlerinin sevk ve idaresinde etkin rol oynadılar.³
Hicaz Demiryolu’na yapılan saldırılar Osmanlı askerî ulaştırmasını zorlaştırdı. Böylece Osmanlı Cihan Devleti’nin Hicaz’daki kuvvetlerinin önemli bir kısmı uzun müddet bölgede tutuldu.
İngilizlerin asıl stratejik kazancı da burada ortaya çıkıyordu:
Osmanlı’nın insan ve malzeme kaynaklarını başka cephelerden Hicaz’a bağlamak ve Suriye-Filistin cephesindeki İngiliz ilerleyişini kolaylaştırmak.

Cemal Paşa’nın Sert Tedbirleri Ve İngiliz Propagandası

Suriye’de Cemal Paşa’nın uygulamaları ayrıca ve hakkaniyetle değerlendirilmelidir.
Cemal Paşa, savaş yıllarında Suriye’de çok geniş askerî ve idarî yetkilere sahipti. Arap milliyetçisi bazı cemiyetlerin faaliyetleri, Fransa ile irtibat kurulduğuna dair belgeler ve Osmanlı Devleti’ne karşı ayrılıkçı faaliyetler sebebiyle çeşitli soruşturmalar ve askerî mahkemeler yürütüldü.
1915 ve 1916 yıllarında Beyrut ve Şam’da gerçekleştirilen idamlar, Arap kamuoyunda derin yaralar meydana getirdi. Özellikle 6 Mayıs 1916 tarihi, daha sonra Arap milliyetçiliğinin sembol günlerinden biri hâline geldi.
Bu hadiseleri küçümsemek doğru değildir.
Fakat bunun kadar önemli ikinci bir hakikat de şudur:
Cemal Paşa’nın sert uygulamalarını bütün Araplara yönelik sistemli bir imha siyaseti olarak göstermek de tarihî belgelerin müsaade ettiği bir hüküm değildir.
Çağdaş tarih araştırmalarında Cemal Paşa’nın sert idaresinin Şerif Hüseyin’in isyanına katılımı artırmış olabileceği açıkça belirtilmektedir. Aynı kaynaklar, İngiliz sübvansiyonlarının da Şerif Hüseyin’in taraftar kazanmasını kolaylaştırdığını kaydetmektedir.
Dolayısıyla burada iki hakikati birlikte görmek gerekir:

  • Cemal Paşa’nın sert uygulamaları bazı Arap çevrelerinde gerçek bir kırgınlık meydana getirmiştir.
  • İngiliz siyaseti ise bu kırgınlığı kendi askerî ve siyasî maksadı için kullanmıştır.
    Bu sebeple Cemal Paşa’nın hatalarını inkâr etmek de, İngiliz propagandasını tarihî hakikatin kendisi saymak da doğru değildir.

İttihat Ve Terakki’nin Arapları Uzaklaştıran Politikaları

Osmanlı Cihan Devleti’nin son yıllarındaki Arap-Türk ilişkilerini yalnızca İngiliz müdahalesiyle açıklamak da eksik bir değerlendirme olur.
II. Meşrutiyet sonrasında İttihat ve Terakki’nin merkezî idareyi kuvvetlendirme siyaseti, özellikle bazı Arap aydınları ve mahallî ileri gelenler arasında rahatsızlık meydana getirdi.
Hasan Kayalı’nın çalışması, 1908–1918 yılları arasında İttihat ve Terakki’nin merkezileştirme siyasetini, Arap siyasî çevrelerinin taleplerini, Arapçılık hareketini ve Osmanlıcılık anlayışının devam eden tesirini birlikte ele almaktadır. Kayalı’nın çalışmasına göre İttihat ve Terakki’nin merkezîleşme eğilimi ile Arapça konuşan siyasî çevrelerin adem-i merkeziyetçi talepleri arasında ciddi bir siyasî gerilim meydana gelmiştir.
Türkçenin devlet ve eğitim hayatındaki ağırlığının artırılması, merkezden yapılan tayinler, mahallî idarenin yetkilerinin daraltılması ve siyasî kararların İstanbul’da yoğunlaşması bazı Arap çevrelerinde Türkleştirme endişesini güçlendirdi.
Ancak burada da tarihî denge korunmalıdır.
İttihat ve Terakki’nin her uygulamasını Arap düşmanlığı şeklinde nitelemek doğru olmadığı gibi, merkezileştirme siyasetinin meydana getirdiği gerçek rahatsızlıkları inkâr etmek de doğru değildir.
Üstelik Kayalı’nın çalışması, İttihat ve Terakki’nin siyasî çizgisinin yalnızca basit bir “Türk milliyetçiliği” şemasına indirgenemeyeceğini; İslâmcılık ve Osmanlılık düşüncesinin de savaş yıllarında güçlü biçimde varlığını sürdürdüğünü ortaya koymaktadır.

Suriye’deki Rahatsızlık İle Hicaz İsyanını Birbirine Karıştırmamak

Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Suriye’de Cemal Paşa’nın uygulamalarından doğan rahatsızlık ile Hicaz’da Şerif Hüseyin tarafından başlatılan silahlı isyan aynı hadise değildir.
Suriye’deki Arap aydınlarının bir kısmının rahatsızlığı, idarî ve siyasî hak talepleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Hicaz’daki hareket ise Şerif Hüseyin’in siyasî liderliği, hanedan hedefleri ve İngiliz desteğiyle doğrudan Osmanlı hâkimiyetine karşı silahlı isyana dönüşmüştür.
Bu ayrım yapılmadığında, Suriye’deki bütün Arapları Hicaz isyanının destekçisi gibi göstermek gibi tarihî bir hata ortaya çıkar.

Osmanlı’ya Sadık Kalan Araplar
Tarih yazımında çoğu zaman yeterince görünür olmayan kesim, Osmanlı’ya sadık kalan Araplardır.
Mesut Uyar’ın araştırması, Arap subayların çoğunluğunun savaşın sonuna kadar Osmanlı Cihan Devleti’ne bağlı kaldığını göstermektedir.
Bunun yanında Hicaz’ın tamamı da Şerif Hüseyin’in yanında yer almamıştır.
Medine bunun en açık örneğidir.
Fahreddin Paşa kumandasındaki Osmanlı garnizonu, Şerif kuvvetlerinin kuşatmasına rağmen Medine’yi savunmaya devam etmiş ve şehir, savaşın sona ermesinden sonra dahi teslim olmamıştır.¹⁰
Ayrıca isyan sırasında Akabe ve çevresinde Osmanlı tarafında kalan yerel Arapların bulunduğu da kaynaklarda zikredilmektedir.
Bütün bunlar bize şunu göstermektedir:
Arap coğrafyasında Osmanlı’ya sadakat ile Şerif Hüseyin hareketine katılım aynı şey değildi.

İsyanın Osmanlı Cihan Devleti’nin Yıkılışına Tesiri

Arap İsyanı, Osmanlı Cihan Devleti’nin yıkılışının tek veya başlıca sebebi değildir.
Devletin yıkılışında Birinci Dünya Harbi’nin bütün cephelerde meydana getirdiği askerî ve iktisadî yük, Almanya’nın savaşı kaybetmesi, Çanakkale, Kafkasya, Irak ve Filistin cephelerindeki gelişmeler, insan ve malzeme kayıpları, iaşe ve ulaştırma meseleleri gibi birçok unsur birlikte rol oynamıştır.¹¹
Bununla beraber Arap İsyanı’nın tesirini küçümsemek de doğru değildir.
Hicaz Demiryolu’na yönelik saldırılar Osmanlı’nın lojistik imkânlarını zorlaştırdı. Hicaz’daki Osmanlı birliklerinin önemli bir bölümü uzun süre bölgede kaldı. İngilizlerin Filistin ve Suriye yönündeki harekâtı sırasında Şerif kuvvetlerinden de yararlanıldı. Arap ve bedevî kuvvetleri İngilizlerin Filistin ve Suriye harekâtına yardımcı oldu.
Bu sebeple en isabetli hüküm şudur:
Arap İsyanı Osmanlı Cihan Devleti’ni tek başına yıkan bir hareket değildir; fakat savaşın son safhasında İngiltere’nin Osmanlı’ya karşı kullandığı mühim yardımcı unsurlardan biri olmuştur.

Savaş Sonrası Hayal Kırıklığı

Şerif Hüseyin ve oğullarının İngilizlerle yaptıkları iş birliğinin sonucunda bekledikleri geniş ve bağımsız Arap devletinin kurulmadığı tarihî bir vakıadır.
Faysal’ın Şam merkezli Suriye Krallığı 1920’de Fransız askerî müdahalesiyle sona erdi. Daha sonra İngiliz himayesi altındaki Irak’ın kralı yapıldı.
Şerif Hüseyin ise Hicaz’daki hâkimiyetini kaybetti.
Böylece savaş sırasında ortaya konulan büyük bağımsızlık ümitleri, savaş sonrasında İngiliz ve Fransız nüfuz bölgeleri, manda idareleri ve parçalanmış siyasî yapılarla yer değiştirdi.
Bu netice, Şerif Hüseyin hareketinin tarihî değerlendirmesinde son derece önemlidir.
Çünkü isyanın arkasındaki siyasî hesap ile isyandan sonra ortaya çıkan netice arasında büyük bir fark meydana gelmiştir.
Şerif Hüseyin, Abdullah Ve Faysal Meselesi
Şerif Hüseyin ailesinin savaş sonrasındaki tecrübeleri, İngiliz siyasetine duyulan güvenin ne ölçüde karşılık bulduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Kral Abdullah’ın hatıraları, Osmanlı devrinin bütün Araplar tarafından tek taraflı biçimde “zulüm dönemi” olarak görülmediğini göstermesi bakımından dikkate değerdir. Ancak hatıratlardaki her ifade, tarihî bir belge hükmünde kabul edilmemeli; farklı nüshalar ve bağlamlar karşılaştırılmalıdır.¹²
Bu sebeple “Şerif Hüseyin hayatının sonunda kesin biçimde Osmanlı’ya ihanet ettiğini itiraf etti” veya Abdullah’ın belirli bir cümleyi aynen söylediği gibi kaynağı tam doğrulanmamış ifadeler, kesin hüküm şeklinde kullanılmamalıdır.
Tarihî doğruluk bakımından daha sağlam olan husus şudur:
Şerif ailesinin savaş sonrasında karşılaştığı siyasî netice, İngilizlerin savaş sırasında verdiği geniş bağımsızlık ümitleriyle örtüşmemiştir.

Lawrence’ın İtirafları Meselesi

T. E. Lawrence’ın Seven Pillars of Wisdom adlı eseri, Arap İsyanı hakkında en meşhur Batılı kaynaklardan biridir.
Lawrence’ın İngiliz siyasetine ve Araplara verilen sözlerin savaş sonrasında tutulmamasına ilişkin değerlendirmeleri, İngiliz politikasının kendi içindeki çelişkilerini göstermesi bakımından önemlidir.
Ancak Lawrence’a atfedilen “sürekli ve acı bir utanç” gibi meşhur ifadelerin hangi nüshada ve hangi bağlamda bulunduğu ayrıca incelenmelidir.
Bu sebeple kaynakta kesin biçimde doğrulanmayan bir ifadeyi Lawrence’ın ağzından kesin bir “itiraf” olarak aktarmak yerine, onun eserlerindeki genel değerlendirmeleri esas almak daha ilmîdir.¹³

Tarihin Adaleti

Bütün bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablo ne “Arap ihaneti” şeklinde kavmî bir suçlamayı ne de “bütün Arapların Osmanlı’ya karşı millî kurtuluş savaşı verdiği” şeklindeki romantik anlatımı doğrulamaktadır.
Hakikat daha farklıdır.
Osmanlı Cihan Devleti’nin Arap vilayetlerinde yaşayan milyonlarca insanın tamamı isyan etmemiştir.
Şerif Hüseyin’in isyanı, Hicaz merkezli olarak başlamış; Şerif ailesi, bazı Arap siyasî çevreleri ve çeşitli bedevî kabileleri tarafından yürütülmüş; İngiltere’nin para, silah, iaşe ve askerî yardımıyla güç kazanmıştır.
Buna karşılık Arap vilayetlerinde Osmanlı’ya bağlı kalan çok geniş bir kitle bulunmuş, Arap subayların çoğunluğu savaşın sonuna kadar Osmanlı ordusunda görev yapmış ve Medine gibi merkezlerde Osmanlı hâkimiyeti son ana kadar savunulmuştur.
Fakat aynı adalet, İttihat ve Terakki’nin merkezileştirme siyasetinin bazı Arap çevrelerinde meydana getirdiği rahatsızlığı ve Cemal Paşa’nın sert uygulamalarının doğurduğu kırgınlığı da görmeyi gerektirir.
İngiltere ise bu gerçek rahatsızlıkları kendi siyaseti için kullanmış; Şerif Hüseyin’e bağımsızlık ümitleri vermiş, fakat aynı zamanda Fransa ile Sykes–Picot düzenlemesini yürütmüş ve Filistin hakkında Balfour Deklarasyonu’nu yayımlamıştır.

SONUÇ

Tarihî hakikatler ışığında şu hükümlere ulaşmak mümkündür:
Birincisi: Osmanlı Cihan Devleti’nin Arap vilayetlerinde yaşayan bütün Araplar isyan etmemiştir.
İkincisi: İsyan Hicaz merkezli başlamış ve başlangıçtaki düzenli kuvvetleri kaynaklarda yaklaşık 2.000-5.000 kişi arasında değerlendirilmiştir.
Üçüncüsü: Bu aralığın ortalaması olan yaklaşık 3.500 kişilik düzenli kuvvet, geniş Arap nüfusuyla mukayese edildiğinde binde birin altında kalan bir nispeti ifade etmektedir. Ancak bu oran, savaşın bütün safhalarındaki düzensiz kabile katılımının kesin istatistiği olarak değerlendirilmemelidir.
Dördüncüsü: İngilizlerin para, silah, iaşe, askerî danışmanlık ve diplomatik desteği isyanın gelişmesinde mühim rol oynamıştır.
Beşincisi: McMahon-Hüseyin yazışmaları, Şerif Hüseyin’in İngilizlerle iş birliğinin siyasî zeminini hazırlamış; Sykes–Picot ve Balfour Deklarasyonu ise İngiliz siyasetinin savaş sırasında farklı taraflara verdiği vaatlerin birbiriyle çeliştiğini ortaya koymuştur.
Altıncısı: Cemal Paşa’nın sert uygulamaları bazı Arap çevrelerinde gerçek bir kırgınlık meydana getirmiştir. Bu kırgınlık İngilizler tarafından Osmanlı aleyhinde propaganda malzemesi olarak kullanılmıştır.
Yedincisi: İttihat ve Terakki’nin merkezileştirme siyaseti ve bazı idarî uygulamaları, Arap vilayetlerinde Osmanlı merkezine karşı rahatsızlığı artırmıştır; ancak bu durum bütün Arapların Osmanlı’dan kopuşunu açıklamaz.
Sekizincisi: Arap subayların çoğunluğu savaşın sonuna kadar Osmanlı ordusunda kalmış; Arap halkının önemli bir bölümü de Osmanlı hâkimiyetine bağlılığını sürdürmüştür.
Dokuzuncusu: Arap İsyanı Osmanlı Cihan Devleti’nin yıkılışının tek sebebi değildir; fakat savaşın son safhasında İngiltere’nin Osmanlı’ya karşı kullandığı önemli yardımcı unsurlardan biri olmuştur.
Onuncusu: Savaş sonrasında İngiliz ve Fransız hâkimiyet sahalarının ve manda idarelerinin ortaya çıkması, Şerif Hüseyin’in ve oğullarının beklediği geniş ve bağımsız Arap devletinin gerçekleşmediğini göstermiştir.

Son Söz

Tarih, bir kavmi birkaç kişinin fiiliyle mahkûm etme sanatı değildir.
Osmanlı’ya sadık kalan Arapları yok saymak nasıl haksızlıksa, Şerif Hüseyin’in isyanını bütün Arapların müşterek iradesi gibi göstermek de aynı derecede haksızlıktır.
Osmanlı Cihan Devleti’nin hataları varsa söylenmelidir; Cemal Paşa’nın sertliği varsa kayda geçirilmelidir; İttihat ve Terakki’nin yanlış siyaseti varsa açıkça ortaya konulmalıdır.
Fakat bütün bunlar, milyonlarca Arap’ın sadakatini birkaç bin kişilik bir isyan hareketiyle aynı kefeye koymayı haklı çıkarmaz.
Aynı şekilde İngiltere’nin vaatlerini, maddî desteğini ve savaş sonrasında ortaya çıkan bölünmüş coğrafyayı görmeden Şerif Hüseyin hareketini yalnızca “Arapların hürriyet mücadelesi” diye nitelemek de tarihî hakikati eksik bırakır.
Adaletli tarihçilik; Türkü de Arabı da kendi fiiliyle değerlendirmek, sadakati sahibine, ihaneti failine nispet etmek ve hükmü belgeye bırakmaktır.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
25.08.2026 – OF

Dipnotlar
¹ Alia El Bakri, “Revolutions and Rebellions: Arab Revolt (Ottoman Empire/Middle East)”, Encyclopedia 1914–1918 Online. Kaynak, 5 Haziran 1916’da Medine civarında başlayan hareketi ve 10 Haziran’da Mekke’de açık isyanın başlamasını kaydetmektedir.
² Eliezer Tauber, The Arab Movements in World War I, London: Frank Cass, 1993; David Murphy, The Arab Revolt 1916–18: Lawrence Sets Arabia Ablaze, Osprey Publishing, 2008. İsyancı kuvvetlerin sayısı konusunda kaynaklar arasında farklılık bulunduğundan, 2.000–5.000 kişilik rakam düzenli çekirdek kuvvet bakımından ihtiyatlı bir aralık olarak kullanılmalıdır.
³ Alia El Bakri, “Revolutions and Rebellions: Arab Revolt (Ottoman Empire/Middle East)”. İngiliz askerî yardımı, silah, mühimmat, askerî danışmanlar ve Hicaz Demiryolu’na yönelik saldırılar hakkında bkz.
Mesut Uyar, “Ottoman Arab Officers between Nationalism and Loyalty during the First World War”, War in History, c. 20, sy. 4, 2013, s. 526–544. Uyar’ın Osmanlı arşiv kayıtlarına dayanan araştırması, Arap subayların çoğunluğunun savaşın sonuna kadar Osmanlı’ya bağlı kaldığını ortaya koymaktadır.
The McMahon–Hussein Correspondence, 14 July 1915–10 March 1916. Yazışmaların metni ve İngilizlerin Arap bağımsızlığı konusunda verdiği vaatlerin çerçevesi için bkz.
16 Mayıs 1916 tarihli Sykes–Picot Anlaşması. İngiltere ve Fransa’nın savaş sonrasında Osmanlı Arap toprakları üzerindeki nüfuz ve hâkimiyet sahalarını belirlemeye yönelik gizli düzenlemesi.
Balfour Deklarasyonu, 2 Kasım 1917. İngiliz hükûmeti, Filistin’de Yahudi halkı için bir “millî yurt” kurulmasına destek vereceğini bildirmiştir.
Cemal Paşa’nın Suriye’deki uygulamaları, Arap milliyetçisi cemiyetlere yönelik soruşturmalar ve 1915–1916 idamları için bkz. Hasan Kayalı, Arabs and Young Turks: Ottomanism, Arabism, and Islamism in the Ottoman Empire, 1908–1918, Berkeley: University of California Press, 1997; ayrıca Cemal Paşa, Hatıralar.
Hasan Kayalı, Arabs and Young Turks, özellikle “Turkification”, “Unrest in the Arab Provinces”, “A Case Study in Centralization: The Hijaz under Young Turk Rule, 1908–1914” ve “The War Years, 1914–1918” bölümleri.
¹⁰ Fahreddin Paşa kumandasındaki Medine müdafaası için bkz. Alia El Bakri, “Revolutions and Rebellions: Arab Revolt (Ottoman Empire/Middle East)”. Medine garnizonunun savaş sonrasında dahi teslim olmayarak Ocak 1919’a kadar direndiği belirtilmektedir.
¹¹ Osmanlı Cihan Devleti’nin savaş yıllarındaki askerî durumu için bkz. Encyclopedia 1914–1918 Online, “Warfare 1914–1918 (Ottoman Empire/Middle East)”.
¹² Kral Abdullah bin Hüseyin, Biz Osmanlı’ya Neden İsyan Ettik? Arap Gözüyle Osmanlı, çev. Halit Özkan, İstanbul: Klasik Yayınları, 2015. Hatırat niteliğindeki bu eserde yer alan değerlendirmeler, dönemin diğer kaynaklarıyla karşılaştırılarak kullanılmalıdır.
¹³ T. E. Lawrence, Seven Pillars of Wisdom: A Triumph, London: Jonathan Cape, 1935. Lawrence’ın Arap İsyanı, İngiliz siyaseti ve savaş sonrasındaki gelişmelere dair değerlendirmeleri bakımından başlıca Batılı kaynaklardan biridir. Atfedilen özel ifadeler, farklı nüsha ve baskılar karşılaştırılmadan kesin alıntı olarak kullanılmamalıdır.
¹⁴ Osmanlı’nın son dönem nüfus yapısı için bkz. Stanford J. Shaw, The Ottoman Census System and Population, 1831–1914; ayrıca Osmanlı vilayet salnameleri ve 1914 nüfus istatistikleri. Irak, Hicaz ve Yemen gibi bölgelerde nüfus kayıtlarının eksikliği sebebiyle kesin toplamların ihtiyatla kullanılması gerekir.

ترجمة من التركية إلى العربية:👇

تَقْيِيمٌ مُنْصِفٌ بَيْنَ مَنْ ثَبَتَ عَلَى الْوَلَاءِ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ وَمَنْ خَانَهَا

مَا كَتَبَهُ وَقَالَهُ مَنْ ثَبَتَ نَدَمُهُمْ مِمَّنْ خَانُوا

هَذِهِ الدِّرَاسَةُ تَتَنَاوَلُ الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةَ التَّابِعَةَ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ خِلَالَ سَنَوَاتِ الْحَرْبِ الْعَالَمِيَّةِ الْأُولَى، وَخَاصَّةً التَّمَرُّدَ الَّذِي بَدَأَ مِنَ الْحِجَازِ.

أَمَّا مِصْرُ وَالْجَزَائِرُ وَمَا شَابَهَهُمَا مِنَ الْمَنَاطِقِ فَلَيْسَتْ ضِمْنَ نِطَاقِ الدِّرَاسَةِ. وَذَلِكَ لِلْأَسْبَابِ التَّالِيَةِ:

  • مِصْرُ كَانَتْ تَحْتَ الِاحْتِلَالِ الْبِرِيطَانِيِّ الْفِعْلِيِّ مُنْذُ عَامِ 1882، وَأَعْلَنَتْ بِرِيطَانْيَا عَامَ 1914 وِصَايَتَهَا عَلَيْهَا رَسْمِيًّا. أَيْ أَنَّ مِصْرَ لَمْ تَكُنْ وِلَايَةً تَخْضَعُ لِلْإِدَارَةِ وَالسَّيْطَرَةِ الْعَسْكَرِيَّةِ الْعُثْمَانِيَّةِ أَثْنَاءَ الْحَرْبِ. وَقَدْ بَقِيَ ادِّعَاءُ السِّيَادَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ عَلَيْهَا ادِّعَاءً نَظَرِيًّا فَقَطْ.
  • الْجَزَائِرُ كَانَتْ مُسْتَعْمَرَةً فَرَنْسِيَّةً مُنْذُ عَامِ 1830، وَانْتَهَتِ السَّيْطَرَةُ الْعُثْمَانِيَّةُ عَلَيْهَا قَبْلَ ذَلِكَ بِوَقْتٍ طَوِيلٍ.
  • أَمَّا الْمَغْرِبُ وَتُونُسُ وَلِيبْيَا وَغَيْرُهَا مِنَ الْمَنَاطِقِ الْعَرَبِيَّةِ، فَقَدْ كَانَ مُعْظَمُهَا تَحْتَ الْإِدَارَةِ الِاسْتِعْمَارِيَّةِ الْأُورُوبِّيَّةِ فِي أَوَاخِرِ الْقَرْنِ التَّاسِعَ عَشَرَ وَبِدَايَةِ الْقَرْنِ الْعِشْرِينَ.

وَلِهَذَا السَّبَبِ اقْتَصَرَتِ الدِّرَاسَةُ عَلَى الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ الَّتِي كَانَتْ لَا تَزَالُ تَحْتَ الْإِدَارَةِ الْمُبَاشِرَةِ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ (سُورِيَةَ وَبَيْرُوتَ وَالْقُدْسَ وَبَغْدَادَ وَالْبَصْرَةَ وَالْمَوْصِلَ وَالْحِجَازَ وَالْيَمَنَ وَغَيْرَهَا)، وَعَلَى مَسْأَلَةِ الْوَلَاءِ وَالتَّمَرُّدِ فِي هَذِهِ الْجُغْرَافِيَا.
كَمَا أَنَّ تَمَرُّدَ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ وَقَعَ دَاخِلَ الْأَرَاضِي الْخَاضِعَةِ لِلسِّيَادَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ وَضِدَّهَا. أَمَّا فِي مِصْرَ أَوِ الْجَزَائِرِ -وَهُمَا خَارِجَ السَّيْطَرَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ أَصْلًا- فَلَا مَعْنَى تَارِيخِيًّا لِلْحَدِيثِ عَنْ «التَّمَرُّدِ عَلَى الْعُثْمَانِيِّينَ» أَوْ «الْوَلَاءِ لَهُمْ».

بِاخْتِصَارٍ:
هَذِهِ الدِّرَاسَةُ لَا تَتَنَاوَلُ «كُلَّ الْجُغْرَافِيَا الْعَرَبِيَّةِ»، بَلْ تَبْحَثُ مَسْأَلَةَ الْوَلَاءِ وَالتَّمَرُّدِ فِي الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ التَّابِعَةِ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ. وَعَدَمُ ذِكْرِ الْمَنَاطِقِ الْخَارِجَةِ عَنْ نِطَاقِهَا لَيْسَ نَقْصًا، بَلْ هُوَ رَسْمٌ صَحِيحٌ لِحُدُودِ الْمَوْضُوعِ.

مُقَدِّمَة

ظَلَّتِ الْحَوَادِثُ الَّتِي وَقَعَتْ فِي الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ فِي أَوَاخِرِ عَهْدِ الدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ مَوْضِعَ جَدَلٍ فِي الرَّأْيِ الْعَامِّ التُّرْكِيِّ وَالْعَرَبِيِّ، عَلَى الرَّغْمِ مِنْ مُرُورِ أَكْثَرَ مِنْ قَرْنٍ عَلَيْهَا.
وَيَبْرُزُ فِي هَذَا الْجَدَلِ نَهْجَانِ مُتَطَرِّفَانِ: الْأَوَّلُ يَقُولُ «إِنَّ الْعَرَبَ طَعَنُوا الدَّوْلَةَ الْعُثْمَانِيَّةَ مِنَ الْخَلْفِ» فَيَحْكُمُ عَلَى الْعَرَبِ جَمِيعًا بِحُكْمٍ وَاحِدٍ. وَالثَّانِي يُقَدِّمُ حَرَكَةَ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ عَلَى أَنَّهَا «حَرَكَةُ تَحَرُّرٍ قَوْمِيٍّ عَرَبِيٍّ» نَابِعَةٌ مِنَ الْإِرَادَةِ الْمُشْتَرَكَةِ لِجَمِيعِ الْعَرَبِ تَحْتَ الْحُكْمِ الْعُثْمَانِيِّ.
وَكِلَا النَّهْجَيْنِ لَا يُوَافِقَانِ الْحَقِيقَةَ التَّارِيخِيَّةَ بِكَامِلِهَا.
وَالْغَايَةُ مِنْ هَذِهِ الدِّرَاسَةِ هِيَ التَّمْيِيزُ – فِي ضَوْءِ الْأَرْشِيفَاتِ الْعُثْمَانِيَّةِ وَالْوَثَائِقِ الْعَسْكَرِيَّةِ وَالسِّيَاسِيَّةِ الْبِرِيطَانِيَّةِ وَمُذَكِّرَاتِ الْعَصْرِ وَالْبُحُوثِ التَّارِيخِيَّةِ الْمُعَاصِرَةِ – بَيْنَ الْعَرَبِ الَّذِينَ ظَلُّوا أَوْفِيَاءَ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ وَالَّذِينَ شَارَكُوا فِي التَّمَرُّدِ؛ وَبَيَانُ حَجْمِ التَّمَرُّدِ الْحَقِيقِيِّ وَأَسْبَابِهِ وَالتَّأْثِيرِ الْبِرِيطَانِيِّ وَأَخْطَاءِ إِدَارَةِ الِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي وَإِجْرَاءَاتِ جَمَالْ بَاشَا وَخَيْبَاتِ الْأَمَلِ الَّتِي ظَهَرَتْ بَعْدَ الْحَرْبِ، وَذَلِكَ بِمِيزَانِ الْعَدْلِ.

وَالْمِعْيَارُ الَّذِي يَجِبُ اعْتِمَادُهُ هُوَ:
كَمَا أَنَّ اتِّهَامَ شَعْبٍ بِأَكْمَلِهِ بِفِعْلِ قِلَّةٍ مِنَ الْأَفْرَادِ خَطَأٌ، فَإِنَّ تَصْوِيرَ تَمَرُّدِ قِلَّةٍ عَلَى أَنَّهُ إِرَادَةٌ مُشْتَرَكَةٌ لِشَعْبٍ بِأَكْمَلِهِ خَطَأٌ مُمَاثِلٌ.

الْبِلَادُ الْعَرَبِيَّةُ التَّابِعَةُ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ وَالْإِطَارُ الْجُغْرَافِيُّ

لِفَهْمِ الْحَجْمِ الْحَقِيقِيِّ لِلتَّمَرُّدِ يَجِبُ أَوَّلًا تَحْدِيدُ اتِّسَاعِ الْمَنَاطِقِ الَّتِي كَانَ يَسْكُنُهَا الْعَرَبُ بِكَثَافَةٍ تَحْتَ الدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ عَشِيَّةَ الْحَرْبِ الْعَالَمِيَّةِ الْأُولَى، وَبُنْيَتِهَا الْإِدَارِيَّةِ.
فَنَقْلُ الْحُدُودِ السِّيَاسِيَّةِ الْحَالِيَّةِ مُبَاشَرَةً إِلَى خَرِيطَةِ 1914 مُضَلِّلٌ تَارِيخِيًّا؛ إِذْ لَمْ تَكُنْ سُورِيَةُ وَالْعِرَاقُ وَالْأُرْدُنُّ وَلُبْنَانُ وَفِلَسْطِينُ وَالْمَمْلَكَةُ الْعَرَبِيَّةُ السُّعُودِيَّةُ مَوْجُودَةً بِحُدُودِهَا الْحَالِيَّةِ آنَذَاكَ.
وَمِنْ أَبْرَزِ الْوِحْدَاتِ الْإِدَارِيَّةِ الْعُثْمَانِيَّةِ:
وِلَايَةُ حَلَبَ: شَمَلَتْ شَمَالَ سُورِيَةَ الْحَالِيَّةَ وَشَمَالَهَا الْغَرْبِيَّ وَبَعْضَ الْمَنَاطِقِ أَشَدَّ شَمَالًا.
وِلَايَةُ سُورِيَةَ: كَانَ مَرْكَزُهَا دِمَشْقَ، وَشَمَلَتْ أَجْزَاءً وَاسِعَةً مِنْ وَسَطِ سُورِيَةَ الْحَالِيَّةِ وَجَنُوبِهَا.
وِلَايَةُ بَيْرُوتَ: شَمَلَتْ مُعْظَمَ لُبْنَانَ الْحَالِيِّ وَالسَّاحِلَ السُّورِيَّ وَشَمَالَ فِلَسْطِينَ.
مُتَصَرِّفِيَّةُ الْقُدْسِ الشَّرِيفِ: كَانَتْ تَرْتَبِطُ مُبَاشَرَةً بِنَظَارَةِ الدَّاخِلِيَّةِ فِي إِسْتَانْبُولَ، وَشَمَلَتْ أَجْزَاءً مُهِمَّةً مِنْ فِلَسْطِينَ وَإِسْرَائِيلَ الْحَالِيَّتَيْنِ.
وِلَايَةُ بَغْدَادَ: شَمَلَتْ مُعْظَمَ وَسَطِ الْعِرَاقِ الْحَالِيِّ.
وِلَايَةُ الْبَصْرَةِ: شَمَلَتْ جَنُوبَ الْعِرَاقِ وَالْمَنَاطِقَ الْمُطِلَّةَ عَلَى الْخَلِيجِ.
وِلَايَةُ الْمَوْصِلِ: شَمَلَتْ شَمَالَ الْعِرَاقِ وَحَوْضَ الْمَوْصِلِ وَمَا حَوْلَهُ.
وِلَايَةُ الْحِجَازِ: شَمَلَتْ مَكَّةَ وَالْمَدِينَةَ وَجُدَّةَ وَالْمَرَاكِزَ الْمُهِمَّةَ عَلَى سَاحِلِ الْبَحْرِ الْأَحْمَرِ، وَهِيَ تُوَازِي الْجُزْءَ الْغَرْبِيَّ مِنَ الْمَمْلَكَةِ الْعَرَبِيَّةِ السُّعُودِيَّةِ الْحَالِيَّةِ.
وِلَايَةُ الْيَمَنِ: شَمَلَتْ جُزْءًا كَبِيرًا مِنَ الْيَمَنِ الْحَالِيِّ.
وَخَارِجَ هَذِهِ الْوِلَايَاتِ كَانَتْ مَنَاطِقُ مِثْلُ عَسِيرَ تَخْتَلِفُ فِي دَرَجَةِ الْخُضُوعِ الْعُثْمَانِيِّ بِحَسَبِ الْفَتْرَةِ وَالْمِنْطَقَةِ. وَلِذَا لَا يَصِحُّ اعْتِبَارُ الْمَمْلَكَةِ الْعَرَبِيَّةِ السُّعُودِيَّةِ كُلِّهَا أَوِ الْجَزِيرَةِ الْعَرَبِيَّةِ بِأَكْمَلِهَا وِلَايَةً عُثْمَانِيَّةً.
وَفِي هَذِهِ الرُّقْعَةِ الْوَاسِعَةِ كَانَ يَعِيشُ إِلَى جَانِبِ الْعَرَبِ أَتْرَاكٌ وَأَكْرَادٌ وَأَرْمَنٌ وَسُرْيَانٌ وَيَهُودٌ وَرُومٌ وَغَيْرُهُمْ. وَلِذَا فَإِنَّ «السُّكَّانَ الْعَرَبَ» لَيْسُوا مُرَادِفِينَ لِـ«مَجْمُوعِ السُّكَّانِ».
وَبِسَبَبِ نَقْصِ إِحْصَاءَاتِ السُّكَّانِ خَاصَّةً فِي الْعِرَاقِ وَالْحِجَازِ وَالْيَمَنِ يَصْعُبُ إِعْطَاءُ رَقْمٍ قَطْعِيٍّ. غَيْرَ أَنَّ الْعَرَبَ فِي الْمَنَاطِقِ الْعَرَبِيَّةِ الْعُثْمَانِيَّةِ قُبَيْلَ الْحَرْبِ كَانُوا يُعَدُّونَ بِالْمَلَايِينِ، وَهَذَا الْعَدَدُ وَاسِعٌ جِدًّا إِذَا قُورِنَ بِقُوَّاتِ التَّمَرُّدِ الْمَرْكَزِيَّةِ فِي الْحِجَازِ.
وَهَذِهِ النُّقْطَةُ حَيَوِيَّةٌ لِفَهْمِ الْمَسْأَلَةِ:
إِنَّ الْمَلَايِينَ مِنَ الْعَرَبِ الَّذِينَ كَانُوا يَعِيشُونَ فِي رُقْعَةٍ وَاسِعَةٍ لَيْسُوا هُمْ أَنْفُسَهُمُ الْقُوَّةَ الْمَحْدُودَةَ الَّتِي شَارَكَتْ فِي التَّمَرُّدِ الْحِجَازِيِّ.

بِدَايَةُ التَّمَرُّدِ وَحَقِيقَتُهُ

تَحَوَّلَ تَمَرُّدُ الشَّرِيفِ حُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ عَلَى الدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ إِلَى حَرَكَةٍ مُسَلَّحَةٍ عَلَنِيَّةٍ فِي حُزَيْرَانَ/يُونْيُو 1916.
فِي 5 حُزَيْرَانَ 1916 تَحَرَّكَ ابْنَا الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ عَلِيٌّ وَفَيْصَلُ بِقُوَّةٍ تَقْرُبُ مِنْ 1.500 رَجُلٍ ضِدَّ الْقُوَّاتِ الْعُثْمَانِيَّةِ فِي مِنْطَقَةِ الْمَدِينَةِ. وَفِي 10 حُزَيْرَانَ أُعْلِنَ التَّمَرُّدُ عَلَنًا فِي مَكَّةَ.¹
غَيْرَ أَنَّ الْأَمْرَ الَّذِي يَجِبُ مُلَاحَظَتُهُ مُنْذُ الْيَوْمِ الْأَوَّلِ هُوَ:
أَنَّ هَذِهِ الْحَرَكَةَ لَمْ تَكُنْ تَمَرُّدًا مُشْتَرَكًا لِجَمِيعِ الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ التَّابِعَةِ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ.
فَقَدْ كَانَ مَرْكَزُهَا أُسْرَةَ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ وَالْأَوْسَاطَ السِّيَاسِيَّةَ فِي الْحِجَازِ وَبَعْضَ الْقَبَائِلِ الْبَدَوِيَّةِ. وَمَعَ الْوَقْتِ تَشَكَّلَتْ قُوَّةٌ شَرِيفِيَّةٌ أَكْثَرُ انْتِظَامًا بِفَضْلِ الْمُسَاعَدَةِ الْعَسْكَرِيَّةِ الْبِرِيطَانِيَّةِ.
وَتَخْتَلِفُ الْمَصَادِرُ فِي تَقْدِيرِ عَدَدِ قُوَّاتِ التَّمَرُّدِ. وَتَتَرَاوَحُ تَقْدِيرَاتُ الْقُوَّةِ النِّظَامِيَّةِ الْأَسَاسِيَّةِ بَيْنَ 2.000 وَ 5.000 رَجُلٍ، هَذِهِ الدِّرَاسَةُ تَتَنَاوَلُ الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةَ التَّابِعَةَ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ خِلَالَ سَنَوَاتِ الْحَرْبِ الْعَالَمِيَّةِ الْأُولَى، وَخَاصَّةً التَّمَرُّدَ الَّذِي بَدَأَ مِنَ الْحِجَازِ.

أَمَّا مِصْرُ وَالْجَزَائِرُ وَمَا شَابَهَهُمَا مِنَ الْمَنَاطِقِ فَلَيْسَتْ ضِمْنَ نِطَاقِ الدِّرَاسَةِ. وَذَلِكَ لِلْأَسْبَابِ التَّالِيَةِ:

  • مِصْرُ كَانَتْ تَحْتَ الِاحْتِلَالِ الْبِرِيطَانِيِّ الْفِعْلِيِّ مُنْذُ عَامِ 1882، وَأَعْلَنَتْ بِرِيطَانْيَا عَامَ 1914 وِصَايَتَهَا عَلَيْهَا رَسْمِيًّا. أَيْ أَنَّ مِصْرَ لَمْ تَكُنْ وِلَايَةً تَخْضَعُ لِلْإِدَارَةِ وَالسَّيْطَرَةِ الْعَسْكَرِيَّةِ الْعُثْمَانِيَّةِ أَثْنَاءَ الْحَرْبِ. وَقَدْ بَقِيَ ادِّعَاءُ السِّيَادَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ عَلَيْهَا ادِّعَاءً نَظَرِيًّا فَقَطْ.
  • الْجَزَائِرُ كَانَتْ مُسْتَعْمَرَةً فَرَنْسِيَّةً مُنْذُ عَامِ 1830، وَانْتَهَتِ السَّيْطَرَةُ الْعُثْمَانِيَّةُ عَلَيْهَا قَبْلَ ذَلِكَ بِوَقْتٍ طَوِيلٍ.
  • أَمَّا الْمَغْرِبُ وَتُونُسُ وَلِيبْيَا وَغَيْرُهَا مِنَ الْمَنَاطِقِ الْعَرَبِيَّةِ، فَقَدْ كَانَ مُعْظَمُهَا تَحْتَ الْإِدَارَةِ الِاسْتِعْمَارِيَّةِ الْأُورُوبِّيَّةِ فِي أَوَاخِرِ الْقَرْنِ التَّاسِعَ عَشَرَ وَبِدَايَةِ الْقَرْنِ الْعِشْرِينَ.

وَلِهَذَا السَّبَبِ اقْتَصَرَتِ الدِّرَاسَةُ عَلَى الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ الَّتِي كَانَتْ لَا تَزَالُ تَحْتَ الْإِدَارَةِ الْمُبَاشِرَةِ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ (سُورِيَةَ وَبَيْرُوتَ وَالْقُدْسَ وَبَغْدَادَ وَالْبَصْرَةَ وَالْمَوْصِلَ وَالْحِجَازَ وَالْيَمَنَ وَغَيْرَهَا)، وَعَلَى مَسْأَلَةِ الْوَلَاءِ وَالتَّمَرُّدِ فِي هَذِهِ الْجُغْرَافِيَا.
كَمَا أَنَّ تَمَرُّدَ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ وَقَعَ دَاخِلَ الْأَرَاضِي الْخَاضِعَةِ لِلسِّيَادَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ وَضِدَّهَا. أَمَّا فِي مِصْرَ أَوِ الْجَزَائِرِ -وَهُمَا خَارِجَ السَّيْطَرَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ أَصْلًا- فَلَا مَعْنَى تَارِيخِيًّا لِلْحَدِيثِ عَنْ «التَّمَرُّدِ عَلَى الْعُثْمَانِيِّينَ» أَوْ «الْوَلَاءِ لَهُمْ».

بِاخْتِصَارٍ:
هَذِهِ الدِّرَاسَةُ لَا تَتَنَاوَلُ «كُلَّ الْجُغْرَافِيَا الْعَرَبِيَّةِ»، بَلْ تَبْحَثُ مَسْأَلَةَ الْوَلَاءِ وَالتَّمَرُّدِ فِي الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ التَّابِعَةِ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ. وَعَدَمُ ذِكْرِ الْمَنَاطِقِ الْخَارِجَةِ عَنْ نِطَاقِهَا لَيْسَ نَقْصًا، بَلْ هُوَ رَسْمٌ صَحِيحٌ لِحُدُودِ الْمَوْضُوعِ.وَمُتَوَسِّطُهَا حَوَالَيْ 3.500.²
غَيْرَ أَنَّ هَذَا الرَّقْمَ لَيْسَ مَجْمُوعًا قَطْعِيًّا لِكُلِّ مَنْ شَارَكَ فِي التَّمَرُّدِ طَوَالَ فَتْرَتِهِ؛ فَقَدْ تَغَيَّرَتْ مُشَارَكَةُ الْقَبَائِلِ الْبَدَوِيَّةِ بِحَسَبِ الزَّمَانِ وَالْمَكَانِ، وَانْضَمَّ بَعْضُ الْجَمَاعَاتِ مُؤَقَّتًا ثُمَّ غَيَّرَ آخَرُونَ جَانِبَهُمْ وَفْقَ مَصَالِحِهِمُ الْمَحَلِّيَّةِ.
وَفِي الْمَرَاحِلِ اللَّاحِقَةِ مِنَ الْحَرْبِ نَمَتْ قُوَّاتُ الشَّرِيفِ بِفَضْلِ دَعْمِ بِرِيطَانْيَا بِالسِّلَاحِ وَالذَّخِيرَةِ وَالْإِمْدَادَاتِ وَالْمَالِ وَالْمُسْتَشَارِينَ الْعَسْكَرِيِّينَ. كَمَا شَارَكَ ضُبَّاطٌ بِرِيطَانِيُّونَ وَفَرَنْسِيُّونَ فِي قِيَادَةِ هَذِهِ الْقُوَّاتِ.³
وَلِذَا يَجِبُ عَدَمُ الْخَلْطِ بَيْنَ الْأَرْقَامِ الْمُرْتَفِعَةِ الَّتِي تَرِدُ فِي فَتَرَاتٍ لَاحِقَةٍ وَبَيْنَ الْقُوَّةِ الْعَرَبِيَّةِ النِّظَامِيَّةِ الْمَوْجُودَةِ فِي الْأَيَّامِ الْأُولَى لِلتَّمَرُّدِ.

نِسْبَةُ الْمُتَمَرِّدِينَ إِلَى السُّكَّانِ الْعَرَبِ

هُنَا يَبْرُزُ أَحَدُ أَهَمِّ نِقَاطِ الْجَدَلِ التَّارِيخِيِّ.
فَمُتَوَسِّطُ تَقْدِيرَاتِ الْقُوَّةِ النِّظَامِيَّةِ الْأَسَاسِيَّةِ (2.000–5.000) يَبْلُغُ حَوَالَيْ 3.500 رَجُلٍ.
وَعَلَى الرَّغْمِ مِنْ عَدَمِ إِمْكَانِيَّةِ تَحْدِيدِ عَدَدِ السُّكَّانِ الْعَرَبِ بِدِقَّةٍ بِسَبَبِ نَقْصِ السِّجِلَّاتِ، فَإِنَّ السُّكَّانَ فِي الْمَنَاطِقِ الْعَرَبِيَّةِ الْعُثْمَانِيَّةِ كَانُوا يُعَدُّونَ بِالْمَلَايِينِ.
وَلِذَا فَإِنَّ نِسْبَةَ الْقُوَّةِ النِّظَامِيَّةِ الْبَالِغَةِ 3.500 إِلَى مَجْمُوعِ السُّكَّانِ الْعَرَبِ تَقِلُّ عَنْ وَاحِدٍ فِي الْأَلْفِ.
وَهَذَا الْحِسَابُ لَيْسَ إِحْصَاءً قَطْعِيًّا لِكُلِّ مَنْ شَارَكَ فِي التَّمَرُّدِ بِمَا فِيهِمُ الْبَدْوُ. وَلِذَا يَجِبُ أَنْ نَفْهَمَ قَوْلَ «إِنَّ أَقَلَّ مِنْ وَاحِدٍ فِي الْأَلْفِ مِنَ الْعَرَبِ تَمَرَّدَ» عَلَى أَنَّهُ نِسْبَةٌ تَقْرِيبِيَّةٌ نَاتِجَةٌ عَنْ مُقَارَنَةِ تَقْدِيرَاتِ الْقُوَّةِ النِّظَامِيَّةِ بِالسُّكَّانِ الْوَاسِعِينَ، لَا إِحْصَاءً مُطْلَقًا لِكُلِّ فَتْرَةِ الْحَرْبِ.
وَمَعَ ذَلِكَ فَإِنَّ النَّتِيجَةَ التَّارِيخِيَّةَ وَاضِحَةٌ:
لَا يُمْكِنُ تَصْوِيرُ حَرَكَةِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ عَلَى أَنَّهَا إِرَادَةٌ مُشْتَرَكَةٌ لِجَمِيعِ الْعَرَبِ.

الْعَرَبُ فِي الْجَيْشِ الْعُثْمَانِيِّ وَالْوَلَاءُ

مِنْ أَشْيَعِ الْأَوْهَامِ حَوْلَ «الثَّوْرَةِ الْعَرَبِيَّةِ» الِاعْتِقَادُ بِأَنَّ الضُّبَّاطَ وَالْجُنُودَ الْعَرَبَ فِي الْجَيْشِ الْعُثْمَانِيِّ تَمَرَّدُوا جَمَاعِيًّا فَأَسْقَطُوا الْجَيْشَ مِنْ دَاخِلِهِ.
وَقَدْ صَحَّحَ بَحْثُ مَسْعُودْ أُويَارْ -الْمُعْتَمِدُ عَلَى السِّجِلَّاتِ الْعُثْمَانِيَّةِ- هَذَا الِاعْتِقَادَ بِشَكْلٍ كَبِيرٍ.
فَقَدْ خَلَصَ أُويَارْ إِلَى أَنَّ أَغْلَبِيَّةَ الضُّبَّاطِ الْعَرَبِ ظَلُّوا أَوْفِيَاءَ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ حَتَّى نِهَايَةِ الْحَرْبِ. وَقَدْ أَدَّى التَّمَاسُكُ الْمِهْنِيُّ الَّذِي غَرَسَتْهُ الْمُؤَسَّسَاتُ الْعَسْكَرِيَّةُ وَفِكْرَةُ الْعُثْمَانِيَّةِ وَالتَّضَامُنُ الْعَسْكَرِيُّ دَوْرًا مُهِمًّا فِي بَقَاءِ كَثِيرٍ مِنَ الضُّبَّاطِ الْعَرَبِ دَاخِلَ الْجَيْشِ الْعُثْمَانِيِّ.
وَهَذَا يُبَيِّنُ أَنَّ الرِّوَايَةَ الشَّائِعَةَ الَّتِي تَقُولُ «إِنَّ الضُّبَّاطَ الْعَرَبَ انْتَقَلُوا جَمَاعِيًّا إِلَى الْجَانِبِ الْبِرِيطَانِيِّ» لَا تَتَّفِقُ مَعَ الْوَاقِعِ التَّارِيخِيِّ.
وَبِالتَّالِي فَإِنَّ اسْتِمْرَارَ جُزْءٍ كَبِيرٍ مِنَ الْجُنُودِ وَالضُّبَّاطِ الْقَادِمِينَ مِنَ الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ فِي الْقِتَالِ ضِمْنَ الْجَيْشِ الْعُثْمَانِيِّ يُظْهِرُ بِوُضُوحٍ خَطَأَ تَطَابُقِ الشَّعْبِ الْعَرَبِيِّ كُلِّهِ مَعَ التَّمَرُّدِ.

أَسْبَابُ التَّمَرُّدِ

لَا يَصِحُّ رَبْطُ أَسْبَابِ حَرَكَةِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ بِعَامِلٍ وَاحِدٍ فَقَطْ.
فَقَدِ اجْتَمَعَتْ فِي ظُهُورِ التَّمَرُّدِ الْعَنَاصِرُ التَّالِيَةُ:

  1. رَغْبَةُ أُسْرَةِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ فِي تَوْسِيعِ نُفُوذِهَا السِّيَاسِيِّ،
  2. فِكْرَةُ إِقَامَةِ دَوْلَةٍ عَرَبِيَّةٍ وَاسِعَةٍ مَرْكَزُهَا دِمَشْقُ،
  3. الِاسْتِيَاءُ النَّاتِجُ عَنْ سِيَاسَةِ الْمَرْكَزِيَّةِ الَّتِي اتَّبَعَتْهَا جَمْعِيَّةُ الِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي،
  4. الْأَفْكَارُ الْقَوْمِيَّةُ الَّتِي نَمَتْ بَيْنَ بَعْضِ الْمُثَقَّفِينَ الْعَرَبِ،
  5. الْإِجْرَاءَاتُ الشَّدِيدَةُ الَّتِي اتَّخَذَهَا جَمَالْ بَاشَا فِي سُورِيَةَ،
  6. وُعُودُ بِرِيطَانْيَا بِالِاسْتِقْلَالِ،
  7. دَعْمُ بِرِيطَانْيَا بِالْمَالِ وَالسِّلَاحِ وَالْعَسْكَرِ.
    وَلِذَا فَكَمَا أَنَّ تَفْسِيرَ التَّمَرُّدِ بِـ«لُعْبَةٍ بِرِيطَانِيَّةٍ» فَقَطْ نَاقِصٌ، فَإِنَّ تَصْوِيرَهُ عَلَى أَنَّهُ «نِضَالُ اسْتِقْلَالٍ عَرَبِيٌّ عَادِلٌ» فَقَطْ نَاقِصٌ أَيْضًا.
    وَالْحَقِيقَةُ التَّارِيخِيَّةُ تُظْهِرُ بُنْيَةً أَكْثَرَ تَعْقِيدًا تَغَذَّى فِيهَا كُلُّ عُنْصُرٍ الْآخَرَ.
    مُرَاسَلَاتُ مَكْمَاهُونَ–حُسَيْنٍ وَالْوُعُودُ الْبِرِيطَانِيَّةُ
    تَحْتَلُّ الدِّبْلُومَاسِيَّةُ الَّتِي أَجْرَتْهَا بِرِيطَانْيَا مَعَ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ مَكَانَةً مَرْكَزِيَّةً فِي فَهْمِ التَّمَرُّدِ.
    بَيْنَ 1915 وَ 1916 جَرَتْ مُرَاسَلَاتٌ بَيْنَ السِّيرِ هِنْرِي مَكْمَاهُونَ، الْمَنْدُوبِ السَّامِي الْبِرِيطَانِيِّ فِي مِصْرَ، وَالشَّرِيفِ حُسَيْنٍ. وَأَعْلَنَتْ بِرِيطَانْيَا اسْتِعْدَادَهَا لِدَعْمِ حَرَكَةٍ عَرَبِيَّةٍ ضِدَّ الْعُثْمَانِيِّينَ، وَقَدَّمَتْ وُعُودًا مُهِمَّةً بِإِقَامَةِ كِيَانٍ سِيَاسِيٍّ عَرَبِيٍّ مُسْتَقِلٍّ بَعْدَ الْحَرْبِ. غَيْرَ أَنَّ حُدُودَ هَذِهِ الْوُعُودِ وَالْأَرَاضِيَ الَّتِي تَشْمَلُهَا اخْتَلَفَ تَفْسِيرُ الطَّرَفَيْنِ بِشَأْنِهَا.
    وَفِي الْوَقْتِ نَفْسِهِ أَبْرَمَتْ بِرِيطَانْيَا مَعَ فَرَنْسَا اتِّفَاقِيَّةَ سَايْكْسْ–بِيكُو السِّرِّيَّةَ.
    فَظَهَرَ بَعْدَ ذَلِكَ تَنَاقُضٌ كَبِيرٌ بَيْنَ الْوُعُودِ الْمُقَدَّمَةِ لِلشَّرِيفِ حُسَيْنٍ وَالتَّقْسِيمِ السِّرِّيِّ مَعَ فَرَنْسَا.
    ثُمَّ صَدَرَ وَعْدُ بَلْفُورَ عَامَ 1917 الَّذِي أَعْلَنَتْ فِيهِ الْحُكُومَةُ الْبِرِيطَانِيَّةُ دَعْمَهَا لِإِقَامَةِ «وَطَنٍ قَوْمِيٍّ» لِلْيَهُودِ فِي فِلَسْطِينَ.
    وَعِنْدَ النَّظَرِ إِلَى هَذِهِ الْعَنَاصِرِ مَعًا يَتَّضِحُ أَنَّ السِّيَاسَةَ الْبِرِيطَانِيَّةَ قَدَّمَتْ فِي آنٍ وَاحِدٍ وُعُودًا مُتَنَاقِضَةً لِأَطْرَافٍ مُخْتَلِفَةٍ.
    وَقَدْ أَتَاحَتْ هَذِهِ السِّيَاسَةُ لِبِرِيطَانْيَا فُرْصَةً مُهِمَّةً لِإِضْعَافِ قُوَّةِ الدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ فِي الْحَرْبِ.

الذَّهَبُ وَالسِّلَاحُ وَالدَّعْمُ الْعَسْكَرِيُّ الْبِرِيطَانِيُّ

لَا يَتَّفِقُ مَعَ الْحَقَائِقِ التَّارِيخِيَّةِ الْقَوْلُ بِأَنَّ التَّمَرُّدَ نَشَأَ فَقَطْ مِنْ تَحَرُّكٍ عَفْوِيٍّ لِلْقَبَائِلِ.
فَقَدْ زَوَّدَتْ بِرِيطَانْيَا قُوَّاتِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ بِالْمَالِ وَالسِّلَاحِ، وَسَاهَمَتْ وَحَدَاتُهَا الْعَسْكَرِيَّةُ وَقُوَّاتُهَا الْبَحْرِيَّةُ وَالْجَوِّيَّةُ وَمُسْتَشَارُوهَا فِي تَقَدُّمِ التَّمَرُّدِ. وَأَدَّى الضُّبَّاطُ الْبِرِيطَانِيُّونَ وَالْفَرَنْسِيُّونَ دَوْرًا فَعَّالًا فِي قِيَادَةِ قُوَّاتِ الشَّرِيفِ خَاصَّةً فِي الْمَرَاحِلِ الْمُتَأَخِّرَةِ.³
وَأَدَّتِ الْهَجَمَاتُ عَلَى سِكَّةِ حَدِيدِ الْحِجَازِ إِلَى تَعْسِيرِ النَّقْلِ الْعَسْكَرِيِّ الْعُثْمَانِيِّ، فَبَقِيَ جُزْءٌ كَبِيرٌ مِنَ الْقُوَّاتِ الْعُثْمَانِيَّةِ فِي الْحِجَازِ فَتْرَةً طَوِيلَةً.
وَهُنَا تَجَلَّى الْكَسْبُ الِاسْتِرَاتِيجِيُّ الرَّئِيسِيُّ لِبِرِيطَانْيَا:
رَبْطُ مَوَارِدِ الدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ الْبَشَرِيَّةِ وَالْمَادِّيَّةِ بِجَبْهَةِ الْحِجَازِ وَتَسْهِيلُ تَقَدُّمِهَا فِي جَبْهَةِ سُورِيَةَ–فِلَسْطِينَ.

إِجْرَاءَاتُ جَمَالْ بَاشَا الشَّدِيدَةُ وَالدِّعَايَةُ الْبِرِيطَانِيَّةُ

يَجِبُ تَقْيِيمُ إِجْرَاءَاتِ جَمَالْ بَاشَا فِي سُورِيَةَ عَلَى حِدَةٍ وَبِعَدْلٍ.
فَقَدْ تَمَتَّعَ جَمَالْ بَاشَا بِصَلَاحِيَّاتٍ عَسْكَرِيَّةٍ وَإِدَارِيَّةٍ وَاسِعَةٍ فِي سُورِيَةَ أَثْنَاءَ الْحَرْبِ. وَبِسَبَبِ نَشَاطِ بَعْضِ الْجَمْعِيَّاتِ الْقَوْمِيَّةِ الْعَرَبِيَّةِ وَوُجُودِ وَثَائِقَ تُشِيرُ إِلَى اتِّصَالٍ مَعَ فَرَنْسَا وَنَشَاطَاتٍ انْفِصَالِيَّةٍ، أُجْرِيَتْ تَحْقِيقَاتٌ وَمُحَاكَمَاتٌ عَسْكَرِيَّةٌ.
وَأَحْدَثَتِ الْإِعْدَامَاتُ الَّتِي نُفِّذَتْ فِي بَيْرُوتَ وَدِمَشْقَ عَامَيْ 1915 وَ 1916 جِرَاحًا عَمِيقَةً فِي الرَّأْيِ الْعَامِّ الْعَرَبِيِّ. وَأَصْبَحَ يَوْمُ 6 أَيَّارَ/مَايُو 1916 رَمْزًا مِنْ رُمُوزِ الْقَوْمِيَّةِ الْعَرَبِيَّةِ لَاحِقًا.
وَلَا يَصِحُّ التَّقْلِيلُ مِنْ شَأْنِ هَذِهِ الْحَوَادِثِ.
غَيْرَ أَنَّ حَقِيقَةً ثَانِيَةً لَا تَقِلُّ أَهَمِّيَّةً هِيَ:
أَنَّ تَصْوِيرَ إِجْرَاءَاتِ جَمَالْ بَاشَا عَلَى أَنَّهَا سِيَاسَةُ إِبَادَةٍ مَنْهَجِيَّةٍ ضِدَّ الْعَرَبِ جَمِيعًا لَا تُؤَيِّدُهُ الْوَثَائِقُ التَّارِيخِيَّةُ.
وَتُشِيرُ الْبُحُوثُ الْمُعَاصِرَةُ إِلَى أَنَّ شِدَّةَ إِدَارَةِ جَمَالْ بَاشَا قَدْ زَادَتْ مِنَ الْمُشَارَكَةِ فِي تَمَرُّدِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ، كَمَا سَهَّلَتِ الْإِعَانَاتُ الْبِرِيطَانِيَّةُ كَسْبَهُ لِلْأَنْصَارِ.
وَلِذَا يَجِبُ رُؤْيَةُ الْحَقِيقَتَيْنِ مَعًا:

  • أَحْدَثَتْ إِجْرَاءَاتُ جَمَالْ بَاشَا الشَّدِيدَةُ كَرَاهِيَةً حَقِيقِيَّةً لَدَى بَعْضِ الْأَوْسَاطِ الْعَرَبِيَّةِ.
  • وَاسْتَخْدَمَتِ السِّيَاسَةُ الْبِرِيطَانِيَّةُ هَذِهِ الْكَرَاهِيَةَ لِمَصَالِحِهَا الْعَسْكَرِيَّةِ وَالسِّيَاسِيَّةِ.
    فَلَا يَصِحُّ إِنْكَارُ أَخْطَاءِ جَمَالْ بَاشَا، وَلَا اعْتِبَارُ الدِّعَايَةِ الْبِرِيطَانِيَّةِ هِيَ الْحَقِيقَةَ التَّارِيخِيَّةَ ذَاتَهَا.

سِيَاسَاتُ الِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي الَّتِي أَبْعَدَتِ الْعَرَبَ

لَا يَكْتَمِلُ التَّقْيِيمُ إِذَا اقْتَصَرَ تَفْسِيرُ الْعَلَاقَاتِ الْعَرَبِيَّةِ–التُّرْكِيَّةِ فِي أَوَاخِرِ الْعَهْدِ الْعُثْمَانِيِّ عَلَى التَّدَخُّلِ الْبِرِيطَانِيِّ وَحْدَهُ.
فَبَعْدَ الْمَشْرُوطِيَّةِ الثَّانِيَةِ أَثَارَتْ سِيَاسَةُ تَقْوِيَةِ الْإِدَارَةِ الْمَرْكَزِيَّةِ الَّتِي اتَّبَعَتْهَا جَمْعِيَّةُ الِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي اسْتِيَاءً لَدَى بَعْضِ الْمُثَقَّفِينَ وَالْأَعْيَانِ الْعَرَبِ.
وَيَتَنَاوَلُ عَمَلُ حَسَنْ قَايَالِي سِيَاسَةَ الْمَرْكَزِيَّةِ (1908–1918) وَمَطَالِبَ الْأَوْسَاطِ السِّيَاسِيَّةِ الْعَرَبِيَّةِ وَحَرَكَةَ الْعُرُوبَةِ وَاسْتِمْرَارَ تَأْثِيرِ الْعُثْمَانِيَّةِ مَعًا. وَيُبَيِّنُ أَنَّ نَزْعَةَ الْمَرْكَزِيَّةِ عِنْدَ الِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي وَمَطَالِبَ الْلَّامَرْكَزِيَّةِ لَدَى الْأَوْسَاطِ النَّاطِقَةِ بِالْعَرَبِيَّةِ أَدَّتْ إِلَى تَوَتُّرٍ سِيَاسِيٍّ جِدِّيٍّ.
وَقَدْ عَزَّزَ زِيَادَةُ وَزْنِ اللُّغَةِ التُّرْكِيَّةِ فِي الدَّوْلَةِ وَالتَّعْلِيمِ، وَالتَّعْيِينَاتُ مِنَ الْمَرْكَزِ، وَتَضْيِيقُ صَلَاحِيَّاتِ الْإِدَارَةِ الْمَحَلِّيَّةِ، وَتَرْكِيزُ الْقَرَارَاتِ فِي إِسْتَانْبُولَ، مَخَاوِفَ «التَّتْرِيكِ» لَدَى بَعْضِ الْأَوْسَاطِ الْعَرَبِيَّةِ.
غَيْرَ أَنَّ التَّوَازُنَ التَّارِيخِيَّ يَجِبُ أَنْ يُحْفَظَ هُنَا أَيْضًا.
فَلَا يَصِحُّ وَصْفُ كُلِّ إِجْرَاءٍ لِلِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي بِأَنَّهُ عَدَاءٌ لِلْعَرَبِ، كَمَا لَا يَصِحُّ إِنْكَارُ الِاسْتِيَاءِ الْحَقِيقِيِّ الَّذِي أَحْدَثَتْهُ سِيَاسَةُ الْمَرْكَزِيَّةِ.
بَلْ يُظْهِرُ عَمَلُ قَايَالِي أَنَّ خَطَّ الِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي لَا يُمْكِنُ اخْتِزَالُهُ فِي «قَوْمِيَّةٍ تُرْكِيَّةٍ» بَسِيطَةٍ؛ فَقَدْ بَقِيَتِ الْإِسْلَامِيَّةُ وَالْعُثْمَانِيَّةُ قَوِيَّتَيْنِ أَثْنَاءَ سَنَوَاتِ الْحَرْبِ.

عَدَمُ الْخَلْطِ بَيْنَ الِاسْتِيَاءِ فِي سُورِيَةَ وَتَمَرُّدِ الْحِجَازِ

يَجِبُ هُنَا إِجْرَاءُ تَمْيِيزٍ مُهِمٍّ جِدًّا.
فَالِاسْتِيَاءُ النَّاتِجُ عَنْ إِجْرَاءَاتِ جَمَالْ بَاشَا فِي سُورِيَةَ لَيْسَ هُوَ نَفْسَ التَّمَرُّدِ الْمُسَلَّحِ الَّذِي بَدَأَهُ الشَّرِيفُ حُسَيْنٌ فِي الْحِجَازِ.
فَاسْتِيَاءُ بَعْضِ الْمُثَقَّفِينَ الْعَرَبِ فِي سُورِيَةَ يَجِبُ أَنْ يُفْهَمَ فِي إِطَارِ الْمَطَالِبِ الْإِدَارِيَّةِ وَالسِّيَاسِيَّةِ.
أَمَّا حَرَكَةُ الْحِجَازِ فَقَدْ تَحَوَّلَتْ -بِقِيَادَةِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ وَأَهْدَافِ أُسْرَتِهِ وَالدَّعْمِ الْبِرِيطَانِيِّ- إِلَى تَمَرُّدٍ مُسَلَّحٍ مُبَاشِرٍ ضِدَّ السِّيَادَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ.
وَعِنْدَ عَدَمِ هَذَا التَّمْيِيزِ يَقَعُ الْخَطَأُ التَّارِيخِيُّ الْمُتَمَثِّلُ فِي تَصْوِيرِ جَمِيعِ عَرَبِ سُورِيَةَ عَلَى أَنَّهُمْ أَنْصَارٌ لِتَمَرُّدِ الْحِجَازِ.

الْعَرَبُ الَّذِينَ ظَلُّوا أَوْفِيَاءَ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ

مِنَ الْفِئَاتِ الَّتِي لَا تَظْهَرُ كَافِيًا فِي كِتَابَةِ التَّارِيخِ: الْعَرَبُ الَّذِينَ ظَلُّوا أَوْفِيَاءَ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ.
فَيُبَيِّنُ بَحْثُ مَسْعُودْ أُويَارْ أَنَّ أَغْلَبِيَّةَ الضُّبَّاطِ الْعَرَبِ بَقُوا مُرْتَبِطِينَ بِالدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ حَتَّى نِهَايَةِ الْحَرْبِ.
كَمَا أَنَّ الْحِجَازَ كُلَّهُ لَمْ يَقِفْ إِلَى جَانِبِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ.
وَالْمَدِينَةُ الْمُنَوَّرَةُ أَوْضَحُ مِثَالٍ عَلَى ذَلِكَ.
فَقَدِ اسْتَمَرَّتِ الْحَامِيَةُ الْعُثْمَانِيَّةُ بِقِيَادَةِ فَخْرِ الدِّينِ بَاشَا فِي الدِّفَاعِ عَنِ الْمَدِينَةِ رَغْمَ الْحِصَارِ، وَلَمْ تُسَلِّمْهَا حَتَّى بَعْدَ انْتِهَاءِ الْحَرْبِ.¹⁰
كَمَا تَذْكُرُ الْمَصَادِرُ وُجُودَ عَرَبٍ مَحَلِّيِّينَ ظَلُّوا إِلَى جَانِبِ الْعُثْمَانِيِّينَ فِي مِنْطَقَةِ الْعَقَبَةِ وَمَا حَوْلَهَا.
وَكُلُّ هَذَا يُبَيِّنُ:
أَنَّ الْوَلَاءَ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ وَالْمُشَارَكَةَ فِي حَرَكَةِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ لَمْ يَكُونَا شَيْئًا وَاحِدًا فِي الْجُغْرَافِيَا الْعَرَبِيَّةِ.

أَثَرُ التَّمَرُّدِ فِي سُقُوطِ الدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ

لَمْ يَكُنِ التَّمَرُّدُ الْعَرَبِيُّ السَّبَبَ الْوَحِيدَ أَوِ الرَّئِيسِيَّ لِسُقُوطِ الدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ.
فَقَدِ اشْتَرَكَ فِي السُّقُوطِ الْعِبْءُ الْعَسْكَرِيُّ وَالِاقْتِصَادِيُّ لِلْحَرْبِ عَلَى كُلِّ الْجَبَهَاتِ، وَهَزِيمَةُ أَلْمَانْيَا، وَتَطَوُّرَاتُ جَبَهَاتِ جَنَقْقَلَعَةَ وَالْقَوْقَازِ وَالْعِرَاقِ وَفِلَسْطِينَ، وَالْخَسَائِرُ الْبَشَرِيَّةُ وَالْمَادِّيَّةُ، وَمَشَاكِلُ التَّمْوِينِ وَالنَّقْلِ.¹¹
غَيْرَ أَنَّ التَّقْلِيلَ مِنْ أَثَرِ التَّمَرُّدِ الْعَرَبِيِّ أَيْضًا غَيْرُ صَحِيحٍ.
فَقَدْ صَعَّبَتِ الْهَجَمَاتُ عَلَى سِكَّةِ حَدِيدِ الْحِجَازِ اللُّوجِسْتِيَّاتِ الْعُثْمَانِيَّةَ، وَبَقِيَ جُزْءٌ كَبِيرٌ مِنَ الْقُوَّاتِ فِي الْحِجَازِ فَتْرَةً طَوِيلَةً، وَاسْتُفِيدَ مِنْ قُوَّاتِ الشَّرِيفِ فِي عَمَلِيَّاتِ فِلَسْطِينَ وَسُورِيَةَ.
وَلِذَا فَأَعْدَلُ حُكْمٍ هُوَ:
أَنَّ التَّمَرُّدَ الْعَرَبِيَّ لَمْ يُسْقِطِ الدَّوْلَةَ الْعُثْمَانِيَّةَ وَحْدَهُ، لَكِنَّهُ كَانَ أَحَدَ الْعَنَاصِرِ الْمُسَاعِدَةِ الْمُهِمَّةِ الَّتِي اسْتَخْدَمَتْهَا بِرِيطَانْيَا ضِدَّهَا فِي الْمَرْحَلَةِ الْأَخِيرَةِ مِنَ الْحَرْبِ.

خَيْبَةُ الْأَمَلِ بَعْدَ الْحَرْبِ

مِنَ الْوَقَائِعِ التَّارِيخِيَّةِ أَنَّ الدَّوْلَةَ الْعَرَبِيَّةَ الْوَاسِعَةَ الْمُسْتَقِلَّةَ الَّتِي كَانَ الشَّرِيفُ حُسَيْنٌ وَأَبْنَاؤُهُ يَأْمُلُونَهَا مِنْ تَعَاوُنِهِمْ مَعَ بِرِيطَانْيَا لَمْ تَقُمْ.
فَانْتَهَتْ مَمْلَكَةُ سُورِيَةَ الَّتِي أَقَامَهَا فَيْصَلُ فِي دِمَشْقَ عَامَ 1920 بِالتَّدَخُّلِ الْعَسْكَرِيِّ الْفَرَنْسِيِّ، ثُمَّ جُعِلَ مَلِكًا عَلَى الْعِرَاقِ تَحْتَ الْحِمَايَةِ الْبِرِيطَانِيَّةِ.
أَمَّا الشَّرِيفُ حُسَيْنٌ فَقَدْ فَقَدَ سَيْطَرَتَهُ عَلَى الْحِجَازِ.
وَهَكَذَا حَلَّتْ مَنَاطِقُ النُّفُوذِ الْبِرِيطَانِيَّةُ وَالْفَرَنْسِيَّةُ وَالِانْتِدَابَاتُ وَالْكِيَانَاتُ الْمُجَزَّأَةُ مَحَلَّ الْآمَالِ الْكَبِيرَةِ فِي الِاسْتِقْلَالِ.
وَهَذِهِ النَّتِيجَةُ ذَاتُ أَهَمِّيَّةٍ كَبِيرَةٍ فِي تَقْيِيمِ حَرَكَةِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ تَارِيخِيًّا؛ لِأَنَّ الْفَارِقَ كَبِيرٌ بَيْنَ الْحِسَابِ السِّيَاسِيِّ الَّذِي قَامَ عَلَيْهِ التَّمَرُّدُ وَبَيْنَ النَّتِيجَةِ الَّتِي ظَهَرَتْ بَعْدَهُ.

مَسْأَلَةُ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ وَعَبْدِ اللَّهِ وَفَيْصَلَ

تُظْهِرُ تَجَارِبُ أُسْرَةِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ بَعْدَ الْحَرْبِ مَدَى مَا حَقَّقَتْهُ الثِّقَةُ بِالسِّيَاسَةِ الْبِرِيطَانِيَّةِ.
وَتَسْتَحِقُّ مُذَكِّرَاتُ الْمَلِكِ عَبْدِ اللَّهِ الِاهْتِمَامَ لِأَنَّهَا تُبَيِّنُ أَنَّ الْعَهْدَ الْعُثْمَانِيَّ لَمْ يَكُنْ يُرَى مِنْ قِبَلِ جَمِيعِ الْعَرَبِ عَلَى أَنَّهُ «عَهْدُ ظُلْمٍ» بِشَكْلٍ أُحَادِيٍّ. غَيْرَ أَنَّ كُلَّ عِبَارَةٍ فِي الْمُذَكِّرَاتِ لَا تُعْتَبَرُ وَثِيقَةً تَارِيخِيَّةً قَطْعِيَّةً، بَلْ يَجِبُ مُقَارَنَتُهَا بِنُسَخٍ وَسِيَاقَاتٍ مُخْتَلِفَةٍ.¹²
وَلِذَا لَا يَنْبَغِي اسْتِخْدَامُ عِبَارَاتٍ غَيْرِ مُوَثَّقَةٍ تَمَامًا – مِثْلَ «اعْتَرَفَ الشَّرِيفُ حُسَيْنٌ فِي آخِرِ حَيَاتِهِ بِخِيَانَتِهِ لِلْعُثْمَانِيِّينَ» أَوْ نِسْبَةِ جُمْلَةٍ مُعَيَّنَةٍ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ – عَلَى أَنَّهَا أَحْكَامٌ قَطْعِيَّةٌ.
وَالْأَمْرُ الْأَكْثَرُ ثَبَاتًا تَارِيخِيًّا هُوَ:
أَنَّ النَّتِيجَةَ السِّيَاسِيَّةَ الَّتِي وَاجَهَتْهَا الْأُسْرَةُ الشَّرِيفِيَّةُ بَعْدَ الْحَرْبِ لَمْ تَتَطَابَقْ مَعَ الْوُعُودِ الْوَاسِعَةِ بِالِاسْتِقْلَالِ الَّتِي قُدِّمَتْ أَثْنَاءَهَا.

مَسْأَلَةُ «اعْتِرَافَاتِ» لُورَنْسْ

يُعَدُّ كِتَابُ ت. إ. لُورَنْسْ أَعْمِدَةُ الْحِكْمَةِ السَّبْعَةِ مِنْ أَشْهَرِ الْمَصَادِرِ الْغَرْبِيَّةِ عَنِ التَّمَرُّدِ الْعَرَبِيِّ.
وَتُظْهِرُ تَقْيِيمَاتُهُ لِلسِّيَاسَةِ الْبِرِيطَانِيَّةِ وَلِعَدَمِ الْوَفَاءِ بِالْوُعُودِ الْمُقَدَّمَةِ لِلْعَرَبِ بَعْدَ الْحَرْبِ التَّنَاقُضَاتِ الدَّاخِلِيَّةَ فِي تِلْكَ السِّيَاسَةِ.
غَيْرَ أَنَّ الْعِبَارَاتِ الشَّهِيرَةَ الْمَنْسُوبَةَ إِلَيْهِ مِثْلَ «الْخَجَلِ الْمُسْتَمِرِّ وَالْمُؤْلِمِ» يَجِبُ الْبَحْثُ عَنْ وُجُودِهَا فِي أَيِّ نُسْخَةٍ وَفِي أَيِّ سِيَاقٍ.
وَلِذَا فَالْأَسْلَمُ عِلْمِيًّا هُوَ الِاعْتِمَادُ عَلَى تَقْيِيمَاتِهِ الْعَامَّةِ فِي كُتُبِهِ، لَا نِسْبَةُ عِبَارَةٍ غَيْرِ مُؤَكَّدَةٍ إِلَيْهِ عَلَى أَنَّهَا «اعْتِرَافٌ» قَطْعِيٌّ.¹³

عَدْلُ التَّارِيخِ

عِنْدَ جَمْعِ هَذِهِ الْمُعْطَيَاتِ يَظْهَرُ جَدْوَلٌ لَا يُؤَيِّدُ لَا تُهْمَةَ «الْخِيَانَةِ الْعَرَبِيَّةِ» الْقَوْمِيَّةَ وَلَا الرِّوَايَةَ الرُّومَانْسِيَّةَ عَنْ «حَرْبِ تَحَرُّرٍ قَوْمِيٍّ خَاضَهَا جَمِيعُ الْعَرَبِ ضِدَّ الْعُثْمَانِيِّينَ».
فَالْحَقِيقَةُ مُخْتَلِفَةٌ.
لَمْ يَتَمَرَّدْ جَمِيعُ الْمَلَايِينِ مِنَ الْعَرَبِ فِي الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ الْعُثْمَانِيَّةِ.
بَدَأَ تَمَرُّدُ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ مِنَ الْحِجَازِ، وَقَادَتْهُ أُسْرَتُهُ وَبَعْضُ الْأَوْسَاطِ السِّيَاسِيَّةِ الْعَرَبِيَّةِ وَقَبَائِلُ بَدَوِيَّةٌ مُتَعَدِّدَةٌ، وَقَوِيَ بِفَضْلِ مَالِ بِرِيطَانْيَا وَسِلَاحِهَا وَإِمْدَادَاتِهَا وَدَعْمِهَا الْعَسْكَرِيِّ.
وَفِي الْمُقَابِلِ بَقِيَتْ كَتَلَةٌ وَاسِعَةٌ مِنَ الْعَرَبِ مُرْتَبِطَةً بِالدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ، وَظَلَّ أَغْلَبُ الضُّبَّاطِ الْعَرَبِ فِي الْجَيْشِ الْعُثْمَانِيِّ حَتَّى النِّهَايَةِ، وَدُوفِعَ عَنْ مَرَاكِزَ مِثْلِ الْمَدِينَةِ حَتَّى آخِرِ لَحْظَةٍ.
غَيْرَ أَنَّ الْعَدْلَ نَفْسَهُ يَقْتَضِي رُؤْيَةَ الِاسْتِيَاءِ الَّذِي أَحْدَثَتْهُ سِيَاسَةُ الْمَرْكَزِيَّةِ لِلِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي لَدَى بَعْضِ الْأَوْسَاطِ الْعَرَبِيَّةِ، وَالْكَرَاهِيَةِ الَّتِي وَلَّدَتْهَا إِجْرَاءَاتُ جَمَالْ بَاشَا الشَّدِيدَةُ.
وَقَدِ اسْتَخْدَمَتْ بِرِيطَانْيَا هَذِهِ الِاسْتِيَاءَاتِ الْحَقِيقِيَّةَ لِمَصْلَحَتِهَا، فَقَدَّمَتْ لِلشَّرِيفِ حُسَيْنٍ آمَالَ الِاسْتِقْلَالِ، وَفِي الْوَقْتِ نَفْسِهِ أَجْرَتْ اتِّفَاقِيَّةَ سَايْكْسْ–بِيكُو مَعَ فَرَنْسَا وَأَصْدَرَتْ وَعْدَ بَلْفُورَ بِشَأْنِ فِلَسْطِينَ.

الْخَاتِمَةُ

فِي ضَوْءِ الْحَقَائِقِ التَّارِيخِيَّةِ يُمْكِنُ الْوُصُولُ إِلَى الْأَحْكَامِ التَّالِيَةِ:
أَوَّلًا: لَمْ يَتَمَرَّدْ جَمِيعُ الْعَرَبِ فِي الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ التَّابِعَةِ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ.
ثَانِيًا: بَدَأَ التَّمَرُّدُ مِنَ الْحِجَازِ، وَقُدِّرَتْ قُوَّاتُهُ النِّظَامِيَّةُ الْأَسَاسِيَّةُ فِي الْمَصَادِرِ بِحَوَالَيْ 2.000–5.000 رَجُلٍ.
ثَالِثًا: يُمَثِّلُ مُتَوَسِّطُ هَذَا الْمَدَى (حَوَالَيْ 3.500) نِسْبَةً تَقِلُّ عَنْ وَاحِدٍ فِي الْأَلْفِ عِنْدَ مُقَارَنَتِهِ بِالسُّكَّانِ الْعَرَبِ الْوَاسِعِينَ. غَيْرَ أَنَّ هَذِهِ النِّسْبَةَ لَيْسَتْ إِحْصَاءً قَطْعِيًّا لِكُلِّ الْمُشَارَكَاتِ الْقَبَلِيَّةِ غَيْرِ النِّظَامِيَّةِ طَوَالَ الْحَرْبِ.
رَابِعًا: أَدَّى دَعْمُ بِرِيطَانْيَا بِالْمَالِ وَالسِّلَاحِ وَالْإِمْدَادَاتِ وَالْمُسْتَشَارِينَ الْعَسْكَرِيِّينَ وَالدِّبْلُومَاسِيَّةِ دَوْرًا مُهِمًّا فِي نُمُوِّ التَّمَرُّدِ.
خَامِسًا: هَيَّأَتْ مُرَاسَلَاتُ مَكْمَاهُونَ–حُسَيْنٍ الْأَرْضِيَّةَ السِّيَاسِيَّةَ لِتَعَاوُنِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ مَعَ بِرِيطَانْيَا، بَيْنَمَا أَظْهَرَتْ سَايْكْسْ–بِيكُو وَوَعْدُ بَلْفُورَ تَنَاقُضَ الْوُعُودِ الْبِرِيطَانِيَّةِ لِأَطْرَافٍ مُخْتَلِفَةٍ.
سَادِسًا: أَحْدَثَتْ إِجْرَاءَاتُ جَمَالْ بَاشَا الشَّدِيدَةُ كَرَاهِيَةً حَقِيقِيَّةً لَدَى بَعْضِ الْأَوْسَاطِ الْعَرَبِيَّةِ، وَاسْتُخْدِمَتْ هَذِهِ الْكَرَاهِيَةُ مَادَّةً دِعَائِيَّةً ضِدَّ الْعُثْمَانِيِّينَ.
سَابِعًا: زَادَتْ سِيَاسَةُ الْمَرْكَزِيَّةِ وَبَعْضُ الْإِجْرَاءَاتِ الْإِدَارِيَّةِ لِلِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي مِنَ الِاسْتِيَاءِ تُجَاهَ الْمَرْكَزِ الْعُثْمَانِيِّ فِي الْوِلَايَاتِ الْعَرَبِيَّةِ، لَكِنَّ هَذَا لَا يُفَسِّرُ انْفِصَالَ جَمِيعِ الْعَرَبِ عَنِ الدَّوْلَةِ.
ثَامِنًا: ظَلَّ أَغْلَبُ الضُّبَّاطِ الْعَرَبِ فِي الْجَيْشِ الْعُثْمَانِيِّ حَتَّى نِهَايَةِ الْحَرْبِ، وَاسْتَمَرَّ جُزْءٌ كَبِيرٌ مِنَ الشَّعْبِ الْعَرَبِيِّ فِي الْوَلَاءِ لِلسِّيَادَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ.
تَاسِعًا: لَمْ يَكُنِ التَّمَرُّدُ الْعَرَبِيُّ السَّبَبَ الْوَحِيدَ لِسُقُوطِ الدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ، لَكِنَّهُ كَانَ أَحَدَ الْعَنَاصِرِ الْمُسَاعِدَةِ الْمُهِمَّةِ الَّتِي اسْتَخْدَمَتْهَا بِرِيطَانْيَا فِي الْمَرْحَلَةِ الْأَخِيرَةِ مِنَ الْحَرْبِ.
عَاشِرًا: أَظْهَرَ ظُهُورُ مَنَاطِقِ النُّفُوذِ الْبِرِيطَانِيَّةِ وَالْفَرَنْسِيَّةِ وَالِانْتِدَابَاتِ بَعْدَ الْحَرْبِ أَنَّ الدَّوْلَةَ الْعَرَبِيَّةَ الْوَاسِعَةَ الْمُسْتَقِلَّةَ الَّتِي كَانَ الشَّرِيفُ حُسَيْنٌ وَأَبْنَاؤُهُ يَأْمُلُونَهَا لَمْ تَتَحَقَّقْ.

الْكَلِمَةُ الْأَخِيرَةُ
التَّارِيخُ لَيْسَ فَنَّ إِدَانَةِ شَعْبٍ بِفِعْلِ قِلَّةٍ مِنَ الْأَفْرَادِ.
كَمَا أَنَّ تَجَاهُلَ الْعَرَبِ الَّذِينَ ظَلُّوا أَوْفِيَاءَ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ ظُلْمٌ، فَإِنَّ تَصْوِيرَ تَمَرُّدِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ عَلَى أَنَّهُ إِرَادَةٌ مُشْتَرَكَةٌ لِجَمِيعِ الْعَرَبِ ظُلْمٌ مُمَاثِلٌ.
إِنْ كَانَتْ لِلدَّوْلَةِ الْعُثْمَانِيَّةِ أَخْطَاءٌ فَلْتُذْكَرْ؛ وَإِنْ كَانَ لِجَمَالْ بَاشَا شِدَّةٌ فَلْتُسَجَّلْ؛ وَإِنْ كَانَتْ لِلِاتِّحَادِ وَالتَّرَقِّي سِيَاسَةٌ خَاطِئَةٌ فَلْتُبَيَّنْ بِوُضُوحٍ.
غَيْرَ أَنَّ كُلَّ ذَلِكَ لَا يُبَرِّرُ وَضْعَ وَلَاءِ الْمَلَايِينِ مِنَ الْعَرَبِ فِي كِفَّةٍ وَاحِدَةٍ مَعَ تَمَرُّدِ بِضْعَةِ آلَافٍ.
وَكَذَلِكَ فَإِنَّ تَصْوِيرَ حَرَكَةِ الشَّرِيفِ حُسَيْنٍ عَلَى أَنَّهَا «نِضَالُ حُرِّيَّةٍ عَرَبِيٌّ» فَقَطْ دُونَ رُؤْيَةِ وُعُودِ بِرِيطَانْيَا وَدَعْمِهَا الْمَادِّيِّ وَالْجُغْرَافِيَا الْمُجَزَّأَةِ الَّتِي ظَهَرَتْ بَعْدَ الْحَرْبِ يَتْرُكُ الْحَقِيقَةَ التَّارِيخِيَّةَ نَاقِصَةً.
إِنَّ الْكِتَابَةَ التَّارِيخِيَّةَ الْعَادِلَةَ هِيَ أَنْ نُقَيِّمَ التُّرْكِيَّ وَالْعَرَبِيَّ بِفِعْلِهِمَا، وَأَنْ نَنْسِبَ الْوَلَاءَ إِلَى صَاحِبِهِ وَالْخِيَانَةَ إِلَى فَاعِلِهَا، وَأَنْ نَتْرُكَ الْحُكْمَ لِلْوَثِيقَةِ.

إِعْدَادُ: أَحْمَدْ ضِيَاءَ إِبْرَاهِيمْ أُوغْلُو
25.08.2026 – أُوفْ

الْهَوَامِشُ
¹ علياء البكري، «الثورات والتمردات: الثورة العربية (الدولة العثمانية/الشرق الأوسط)»، موسوعة 1914–1918 الإلكترونية. تسجّل المصدر بدء الحركة في محيط المدينة في 5 حزيران/يونيو 1916، وإعلان التمرد العلني في مكة في 10 حزيران/يونيو.
² إليعازر تاوبر، الحركات العربية في الحرب العالمية الأولى، لندن: فرانك كاس، 1993؛ وديفيد ميرفي، الثورة العربية 1916–1918: لورنس يشعل الجزيرة العربية، أوسبري للنشر، 2008. ونظرًا لاختلاف المصادر في تقدير عدد قوات المتمردين، يُستخدم رقم 2.000–5.000 بوصفه نطاقًا احترازيًا للقوة النظامية الأساسية.
³ علياء البكري، «الثورات والتمردات: الثورة العربية (الدولة العثمانية/الشرق الأوسط)». يُنظر فيه حول المساعدة العسكرية البريطانية، والسلاح، والذخيرة، والمستشارين العسكريين، والهجمات على سكة حديد الحجاز.
مسعود أويار، «الضباط العرب العثمانيون بين القومية والولاء خلال الحرب العالمية الأولى»، الحرب في التاريخ، المجلد 20، العدد 4، 2013، ص 526–544. يُظهر بحث أويار المعتمد على السجلات العثمانية أن أغلبية الضباط العرب ظلوا موالين للدولة العثمانية حتى نهاية الحرب.
مراسلات مكماهون–حسين، 14 تموز/يوليو 1915–10 آذار/مارس 1916. يُنظر في نص المراسلات وإطار الوعود البريطانية بشأن الاستقلال العربي.
اتفاقية سايكس–بيكو المؤرخة في 16 أيار/مايو 1916. الترتيب السري بين بريطانيا وفرنسا لتحديد مناطق النفوذ والسيطرة على الأراضي العربية العثمانية بعد الحرب.
وعد بلفور، 2 تشرين الثاني/نوفمبر 1917. أعلنت فيه الحكومة البريطانية دعمها لإقامة «وطن قومي» للشعب اليهودي في فلسطين.
حول إجراءات جمال باشا في سورية، والتحقيقات ضد الجمعيات القومية العربية، والإعدامات في 1915–1916، يُنظر: حسن قايالي، العرب والأتراك الشباب: العثمانية والعروبة والإسلامية في الدولة العثمانية، 1908–1918، بيركلي: مطبعة جامعة كاليفورنيا، 1997؛ وكذلك جمال باشا، المذكرات.
حسن قايالي، العرب والأتراك الشباب، خاصة فصول «التتريك»، و«الاضطراب في الولايات العربية»، و«دراسة حالة في المركزية: الحجاز تحت حكم الأتراك الشباب، 1908–1914»، و«سنوات الحرب، 1914–1918».
¹⁰ حول دفاع المدينة المنورة تحت قيادة فخر الدين باشا، يُنظر: علياء البكري، «الثورات والتمردات: الثورة العربية (الدولة العثمانية/الشرق الأوسط)». ويُذكر أن حامية المدينة واصلت المقاومة حتى بعد انتهاء الحرب، ولم تستسلم حتى كانون الثاني/يناير 1919.
¹¹ حول الوضع العسكري للدولة العثمانية خلال سنوات الحرب، يُنظر: موسوعة 1914–1918 الإلكترونية، «الحرب 1914–1918 (الدولة العثمانية/الشرق الأوسط)».
¹² الملك عبد الله بن الحسين، لماذا تمردنا على العثمانيين؟ العثمانيون بعين عربية، ترجمة حليت أوزكان، إسطنبول: منشورات كلاسيك، 2015. ويجب مقارنة التقييمات الواردة في هذا العمل ذي الطابع المذكراتي بمصادر العصر الأخرى.
¹³ ت. إ. لورنس، أعمدة الحكمة السبعة: انتصار، لندن: جوناثان كيب، 1935. يُعد من أبرز المصادر الغربية عن الثورة العربية والسياسة البريطانية والتطورات بعد الحرب. ولا ينبغي اعتماد العبارات الخاصة المنسوبة إليه كاقتباس قطعي دون مقارنة النسخ والطباعات المختلفة.
¹⁴ حول بنية السكان في أواخر العهد العثماني، يُنظر: ستانفورد ج. شو، نظام الإحصاء السكاني العثماني والسكان، 1831–1914؛ وكذلك سالنامات الولايات العثمانية وإحصاءات السكان لعام 1914. ويجب استخدام المجاميع القطعية بحذر بسبب نقص سجلات السكان في مناطق مثل العراق والحجاز واليمن.