Gücünün Zirvesinde Çöken Devletler
Uyanışı Mecbur Kılan Bir İhtar
Devletler Gülerken Ölür
Derler ki ölüm, hastalık sûretinde gelir. Bu, fertler için doğrudur.
Lâkin devletler, tam sıhhat içindeyken; güler, yer, içer ve askerî geçitler düzenlerken ölür.
Roma’nın barbarların gücü sebebiyle yıkıldığını zannetmeyin.
Roma, Romalıların “Romalı olmaktan” yorulmasıyla çöktü.
Şeref ve itibar buğdaydan daha değersiz, Kolezyum (azametli Roma amfitiyatrosu) mâbedden daha mukaddes hâle geldiğinde… artık yıkılış başlamıştı.
1. Bağdat
Bağdat’a sorun, Hârûnürreşîd’i…
Buluta şöyle seslenirdi: “Nereye yağarsan yağ, haraç bana aittir.”
Verrâklar çarşısında bir genç, bir kitabı iki dinara satar; komşusu onu üçe alır, oğluna hediye ederdi.
Sonra Hülagû geldi.
O, Hârûnürreşîd’den daha güçlü değildi; fakat Bağdat artık içten çözülmüş, direncini kaybetmişti.
Asıl yıkım dış güçten değil, içerideki zayıflıktan doğdu.
Fakihler sultanın hoşuna giden fetvalar vermeye başladı; şairler dünyevî zevkleri övmeye yöneldi; kılıçlar ise duvarda bir süs hâline geldi.
Ve şehir düştü…
Kütüphaneler yanarken, Dicle mürekkep karasına büründü.
2. Kurtuba
Kurtuba’ya sorun…
Bir zamanlar dünyanın kandiliydi: sokaklar aydınlık, sular evlere akar, insanlar huzur içinde yaşardı.
Sonra her tâife meliki “Endülüs benim” demeye başladı.
Birlik bozuldu, şehirler parçalandı; kardeşler birbirine güvenmez oldu.
Birbirleriyle çatışırken dış güçlere kapı açtılar.
Ve sonunda, onları bir araya getiren hiçbir irade kalmadığı için Kurtuba düştü.
Devletleri yıkan işgal değildir; kardeşin kardeşi düşman görmesidir.
3. Ve bugüne bakın…
Amerika, Roma’dan daha kudretli: dolar basar, donanmaları yürütür, sesi dünyanın her gencinin cebinde yankılanır.
Ama içinde: milyonlarca insan hekime ulaşamaz; kaldırımlarda “ev” diye anılan çadırlar vardır; Cumhuriyetçi, Demokrat’ı şeytan görür.
Roma, arenada dövüşler sürerken çöktü; Amerika belki de “Super Bowl” devam ederken çökecek.
Peki ya İsrail?
Nükleere sahip olup bir tünelden korkan bir devletten söz edin bana.
“Demir Kubbe”si var; fakat mazlumun duasından koruyacak bir ahlâk kubbesi yok.
Halkının mühim bir kısmı ikinci bir pasaport arıyor. Bu bir devlet değil; ışıklar sönmeden evvel terk edilmek istenen bir han gibidir.
Ben Gurion şöyle demişti: “Hiçbir Yahudi devleti seksen yıl yaşamaz.” Neden? Çünkü Tevrat’ı da okudu, tarihi de.
Tarih der ki: Yerleşimci her sömürge çöker; her zulmün bir sonu vardır; adaletsiz her güç, kendi ateşine yakıt olur.
Ey efendiler!
Devletler orduları yenildiği gün değil, fikirleri mağlup olduğu gün çöker.
Kadı (Hakim), tüccar; asker, ücretle görev yapan bir zümreye; muallim ise ilim ve irfanın rehberi olmaktan uzaklaşıp yalnızca geçimini bu yoldan temin eden bir görevliye dönüştüğünde… Vatan, bir yurt olmaktan çıkıp adeta bir han gibi görülmeye başladığında…
Zulüm kanun diye kabul edildiğinde, susmak hikmet sayıldığında, bâtıla alkış tutmak aklın zirvesi zannedildiğinde…
İşte o vakit çöküş başlamış demektir.
Güçlü olan, düşmanının gücüyle yıkılmaz.
Yıkılışı çoğu zaman dışarıdan değil içeriden, kendini yenilmez zannetmekle başlar:
Firavun “Ben sizin en yüce rabbinizim” dediği anda azgınlaştı; ama sonunda sulara gömüldü. Nemrud, bir sivrisinek karşısında çaresiz kaldı; saltanatı yerle bir oldu.
Bu, değişmeyen bir hakikattir:
Gurura kapılan, kendi sonunu kendi elleriyle hazırlar.
Şüphesiz ki ilâhî hakikat açıktır: Allah’ın zalime verdiği mühlet, ancak hüsrana mahkûm olanları aldatır; onları emniyette oldukları vehmine sürükler.
Zulmederken gülen, öldürürken oynayan, ahlâk iddiasında bulunurken çırılçıplak kalan bir devletin hükmü çoktan verilmiştir; geriye sadece defin kalmıştır.
Çöküşün sesi olmaz.
Yazan: Edhem Şarkavî
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
05.05.2026 – Üsküdar
أدهم شرقاوي عن “انهيار الدول في قمة قوتها” كأنه من “حديث الصباح”:
عندما تموت الدول وهي تبتسم
بقلم: أدهم شرقاوي
يقولون إن الموت يأتي على هيئة مرض، وهذا صحيح مع الأفراد.
أما الدول، فتموت وهي بكامل صحتها، تضحك، وتأكل، وتُقيم العروض العسكرية.
لا تصدقوا أن روما سقطت لأن البرابرة كانوا أقوياء.
روما سقطت لأن الرومان تعبوا من أن يكونوا رومانًا.
لأن القمح صار أهم من الشرف، ولأن الكولوسيوم صار أقدس من المعبد.
التاريخ له قاعدة لا تتخلف:
كل دولة تظن أنها الاستثناء… فتصبح العبرة.
1. اسألوا بغداد عن هارون الرشيد.
كان يخاطب السحابة: أمطري حيث شئتِ فخراجك لي.
وكان الغلام في سوق الوراقين يبيع كتابًا بدينارين، فيشتريه جاره بثلاثة ليهديه لابنه.
ثم جاء هولاكو.
هل كان هولاكو أقوى من الرشيد؟ لا.
لكن بغداد كانت قد نسيت لماذا كانت بغداد.
صار الفقيه يفتي للسلطان، والشاعر يمدح الجواري، وصار السيف زينة على الجدار.
فسقطت، والمكتبة تحترق، والنهر يصير أسود من الحبر.
2. اسألوا قرطبة.
كانت منارة الدنيا. الشوارع مضاءة، والماء يجري للبيوت، والنساء يبعن العطور في السوق بلا خوف.
ثم صار كل ملك طائفة يقول: أنا الأندلس.
فتقاتلوا، واستعانوا بالعدو على الأخ، فأكلهم العدو جميعًا.
الدول لا يقتلها الغزو، يقتلها أن يرى الأخ أخاه عدوًا.
3. وانظروا اليوم.
أمريكا أقوى من روما. تطبع الدولار، وتحرك الأساطيل، وتسمع صوتها في جيب كل مراهق في العالم.
لكن في داخلها: 40 مليونًا بلا طبيب، وخيمة على الرصيف اسمها “بيت”، وجمهوري يرى الديمقراطي شيطانًا.
روما سقطت والمصارعون يتقاتلون. أمريكا قد تسقط والسوبر بول شغال.
وإسرائيل؟
حدثوني عن دولة تملك النووي وتخاف من نفق.
تملك القبة الحديدية، ولا تملك قبة أخلاقية تحميها من دعاء مظلوم.
28% من شعبها يبحث عن جواز سفر ثانٍ. هذه ليست دولة، هذا فندق الناس تريد المغادرة منه قبل أن ينقطع النور.
بن غوريون قال: “لا دولة يهودية تعيش 80 سنة”. لماذا؟ لأنه قرأ التوراة، وقرأ التاريخ.
التاريخ يقول: كل استعمار استيطاني يموت، وكل ظلم له نهاية، وكل قوة بلا عدل هي حطب لنارها.
يا سادة:
الدول لا تسقط يوم تنهزم جيوشها.
تسقط يوم تنهزم فكرتها.
يوم يصبح القاضي تاجرًا، والجندي مرتزقًا، والمعلم موظفًا، والوطن فندقًا.
يوم يصبح الظلم قانونًا، والصمت حكمة، والتصفيق للباطل ذكاء.
القوي لا يسقط لأن عدوه قوي.
يسقط لأنه صدّق أنه لن يسقط.
فرعون غرق وهو يقول “أنا ربكم الأعلى”. والنمرود مات ببعوضة.
هذه سنّة الله: {فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ}.
فإذا رأيت الدولة تظلم وهي تضحك، وتقتل وهي ترقص، وتدعي الأخلاق وهي عارية…
فاعلم أن الطبيب الشرعي قد كتب التقرير، وما بقي إلا دفن الجثة.
والسقوط… لا صوت له.