Din Adına Çözülmenin Kapısı: Ruhsatları Takip Etmek

Ruhsatlar, nefsin hevasına sığınak olsun diye değil; zaruret anında bir çıkış yolu olsun diye meşru kılınmıştır. Ne var ki bugün şahit olduğumuz şey, şeriati anlamak değil; onunla oynamaktır. İnsanlar, sofra tabakları arasında gezer gibi fetvalar arasında dolaşıyor; daima en kolayını, en hafifini alıyor, gerisini terk ediyor. Böylece din, onların nazarında nefislerine göre biçilmiş bir elbise hâline geliyor.

Bu, kolaylaştırma değildir… Bu, apaçık bir tahriftir.

Ruhsatları takip etmek; Rabbini razı edecek olanı aramak değil, nefsini hoşnut edecek olanın peşine düşmektir. Yükümlülükleri “ihtilaf var” bahanesiyle bertaraf etmek, hevaya fıkıh kisvesi giydirmektir. Bu sebeple Selef-i Sâlihîn bu tavra asla müsamaha göstermemiş, açık ve keskin bir ifade ile şöyle demiştir:

Kim ruhsatların peşine düşerse, o zındıktır.”

Zira mesele artık münferit bir hata değil; başlı başına bir çözülme yoludur.

Hangi dindir bu ki, kolaylıkları biriktirmek üzerine bina edilsin?
Hangi bağlılıktır ki, hüküm kişinin keyfine göre değişir hâle gelsin?!

Bu, tehlikeli bir sürecin başlangıcıdır:
Önce en kolay olan tercih edilir…
Sonra en hafif olan…
Nihayetinde dinden geriye sadece adı kalır.

Mümin, hevasına kulluk etmez; Allah’ın emirleri üzerinde pazarlığa girişmez. Mümin bilir ki ruhsat, ihtiyaç anında alınır; arzuya göre değil. Asıl olan, seçip ayıklamak değil; teslim olmaktır.

Dinini bir tercih ve ayıklama sahasına çeviren kimse şunu iyi bilsin: O, kolaylığa değil; dinin içini boşaltmaya doğru yürümektedir. Öyle ki sonunda ondan hiçbir eser kalmayacaktır.

Sakın!
Eğer hevanı şeriatın üzerine hâkim kılarsan, şeriatın kalbinde hiçbir hükmü kalmaz.

Yazan: Velid Kaddu

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
05.05.2026 – Üsküdar

تتبّع الرخص: بوابة الانحلال باسم الدين

لم تُشرع الرخص لتكون ملجأً للهوى، بل مخرجاً للضرورة. لكن ما نراه اليوم ليس فهماً للشريعة، بل عبثٌ بها؛ أناس يتنقّلون بين الأقوال كما يتنقّلون بين الأطباق، يلتقطون الألين دائماً، ويتركون ما سواه، حتى صار الدين عندهم مفصّلاً على المقاس.
هذا ليس تيسيراً… هذا تزييف.
تتبّع الرخص يعني أن تبحث عمّا يُرضي شهواتك لا عمّا يُرضي ربك، أن تُسقط التكاليف باسم “الخلاف”، وأن تُلبس الهوى لباس الفقه. ولهذا لم يجامل السلف في وصفه، بل قالوا بوضوح:
من تتبّع الرخص فهو زنديق
لأن القضية لم تعد زلّة عابرة، بل منهج كامل في التفلّت.
أي دينٍ هذا الذي يُبنى على جمع التسهيلات؟!
وأي التزامٍ يبقى إذا صار الحكم يتغيّر بتغيّر المزاج؟!
إنها بداية خطيرة:
تبدأ بـ“الأيسر”…
ثم “الأخف”…
ثم لا يبقى من الدين إلا اسمه.
المؤمن لا يعبد هواه، ولا يفاوض على أوامر الله.
المؤمن يعرف أن الرخصة تُؤخذ عند الحاجة، لا عند الرغبة، وأن الأصل هو الانقياد لا الانتقاء.
أما من جعل دينه ساحة انتقاء، فليعلم أنه لا يسير نحو اليسر، بل نحو تفريغ الدين من مضمونه حتى لا يبقى منه شيء.
فاحذر…
فإنك إن جعلت هواك حكماً على الشرع، فلن يبقى من الشرع في قلبك حكم.
بقلم: وليد قدو