Ahlak, Nezaket ve Zerafetin Zirvesi: Hz. Muhammed (sav)’in Ahlak, Şaka, Sitem ve Serzenişi
Giriş
Yüce Allah, kainatı muazzam bir nizam ve estetik üzere halk etmiştir. Bu ilahi düzenin yeryüzündeki en kamil tecellisi ve insanlığa sunulan en berrak aynası ise şüphesiz Hz. Muhammed Mustafâ (sav)’dir. O, umumen bütün insanlığa, hususen bütün Müslümanlara, kainat nizam ve düzenini, Allah’ın yaratılış hikmetine uygun şekilde anlatıp öğreten, uygulayıp gösteren bir insanlık önderi ve rehberidir.
Peygamber Efendimiz (sav), insanlığa semavi hakikatleri fısıldarken fildişi kulelerden seslenmemiş; hayatı bir beşer (whitespace) olarak bizzat yaşayıp sıkıntı, dert ve zevkleri ile tatmıştır. O, dertli bir yüreğe dokunan bir dost, evinde tebessüm eden bir eş, arkadaşlarıyla latifeleşen bir sırdaş ve idaresi altındakileri incitmeden eğiten bir devlet başkanıdır. Bu makalede, O’nun hayatındaki eşsiz dengenin sancaktarlığını yapan nebevi şakaları, sitem ve serzenişlerindeki zarafet ölçülerini siyerin rehberliğinde inceleyeceğiz.
Güzel Ahlakın Sultanı ve Beşerî Hayatın Ölçüleri
Peygamber Efendimiz (sav), güzel ahlakı, savaşın ve barışın hukukunu, ferdi, içtimai ve idari hayatımızın temel ölçülerini sadece kurallarla tebliğ etmemiş; bizzat yaşayarak ve yaşatarak insanlığın hafızasına kazımıştır. O’nun ahlak anlayışı, hayatın tabii akışından kopuk bir kurallar bütünü değildir. Bilakis, çarşıda, pazarda, mescitte ve evde soluk alan canlı bir ahlaktır[1].
O, ashâbı arasında vakur ama asla asık suratlı olmayan bir liderdi. İnsanlar O’nun yanında kendilerini güvende ve değerli hissederlerdi. Gündelik hayatın getirdiği yorgunlukları gidermek, kalpleri birbirine ısındırmak adına meclisinde şakalara yer verir, fakat bu latifelerin sınırını titizlikle muhafaza ederdi. O’nun hayatında şaka, lakayıtlığa değil, kalbî bir yakınlığa vesile kılınmıştır[2].
Nebevi Latifeler: Düşündüren ve Tebessüm Ettiren Şakalar
Gerek siyer kaynaklarımız gerekse şemâil kitaplarımız incelendiğinde, Allah Resûlü (sav)’nün arkadaşlarıyla yaptığı şakaların en mühim vasfı, içinde asla yalana ve mübalâğaya yer barındırmamasıdır. O, “Ben şaka yaparım ama sadece doğruyu söylerim” buyurarak muazzam bir ölçü vazetmiştir[3]. O’nun en sert şakası bile muhatabını incitmez, bilakis derin bir tefekküre sevk ederdi.
Bunun en zarif misallerinden biri, sabah vaktinin (imsak) tayinini beyan eden ayet-i kerime nazil olduğunda yaşanmıştır. Ayetteki “siyah ve beyaz iplik“[4] ifadesini zahiri manasıyla anlayan ve doğruluktan emin olmak için yastığının altına siyah ve beyaz iki iplik koyarak gece boyu onlara bakan Adî b. Hâtim (ra), durumu Efendimiz’e arz etmiştir. Resûl-i Ekrem (sav), arkadaşının bu safane ve halisane niyetini tebessümle karşılamış ve “Arkadaşınızın yastığı biraz genişmiş“[5] buyurarak hitap etmiştir. Bu nükteli ifadeyle, ayette kastedilenin iplik değil, gecenin karanlığı ile gündüzün aydınlığı olduğunu muhatabını hiç mahcup etmeden, latif bir zarafetle beyan buyurmuştur.
Yine bir defasında kendisinden binek hayvanı isteyen bir sahabiye, “Seni bir devenin yavrusuna bindireceğim” demiş, sahabinin şaşkınlıkla “Ya Resûlallah, ben devenin yavrusunu ne yapayım, o beni taşımaz” demesi üzerine, “Her deve, bir devenin yavrusu değil midir?“[6] buyurarak meclistekileri tebessüm ettirmiş ve zihinlerdeki dar kalıpları esnetmiştir.
İnce Bir Sanat Olarak Nebevi Sitem ve Serzeniş
İnsanın olduğu her yerde hata ve noksanlık kaçınılmazdır. Ancak mühim olan, bu hatalar karşısında takınılan tavırdır. Hz. Peygamber (sav), yanlışlar karşısında öfkeye kapılmayan, muhatabının şahsiyetini ezmeyen, sitem ve serzenişinde dahi terbiye ve zarafet ölçüsünü elden bırakmayan bir muallimdir. O’nun sitemleri yıkıcı değil, daima yapıcı ve inşa edicidir[7].
Uyarılması gereken bir durum olduğunda, hatayı yapan kimseyi topluluk içinde deşifre edip küçük düşürmek yerine, minbere çıkıp “Bazı kimselere ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyorlar…”[8] buyurarak umumi bir dille mesajı iletirdi. Böylece hatayı yapan kişi kendi kusurunu anlar, izzet-i nefsi kırılmadığı için de hatasından süratle vazgeçerdi. O’nun serzenişi, soğuk bir cezalandırma değil, şefkat dolu bir uyandırma metodudur.
Aile İçi Adalet ve Zarafet Örneği: “Kırık Tabak” Hadisesi
Nebevi ahlakın, sitem ve serzenişteki o muazzam dengesinin en zirve tezahürlerinden biri de hane-i saadette, Hz.Aişe annemizin evinde yaşanmıştır. Müminlerin anneleri arasında insani bir duygu olan kıskançlığın tabii bir neticesi olarak vuku bulan bu hadise, siyer kaynaklarında nezaket dersi olarak aktarılır.
Hz. Aişe annemizin odasında bulunulduğu bir sırada, diğer eşlerinden biri, Allah Resûlü (sav)’ne olan muhabbet ve hürmetinin bir nişanesi olarak güzel bir yemek hazırlatıp bir hizmetçi ile ikram olarak göndermiştir. Ev sahibi olan Hz. Aişe annemiz, kadınlık fıtratı ve kıskançlık hissiyle hiddetlenmiş, hizmetçinin elindeki tabağa vurarak onu yere düşürmüş ve tabak kırılmıştır[9].
Böyle bir durumda alelade bir insanın, hele ki bir devlet başkanının hiddetlenmesi, evinde misafirleri varken yaşanan bu hadise karşısında sesini yükseltmesi beklenir. Fakat Ahlakın Zirvesi (sav), büyük bir sükunetle eğilmiş, yerdeki tabak kırıklarını ve dökülen yemeği bizzat kendi elleriyle toplamaya başlamıştır. Bu esnada etraftakilerin şaşkınlığını ve gerginliğini dağıtmak adına, “Anneniz kıskandı“[10] buyurarak hadiseyi fıtri ve insani bir zemine çekmiş, eşini misafirlerin önünde mahcup etmekten korumuştur.
Ancak ortada kul hakkı ve kırılan bir eşya vardır; zarafet, hatanın üzerini örtmek değil, onu incitmeden düzeltmektir. Efendimiz (sav), Hz. Aişe annemizin daha sonra kendisine bir hediye veya ikram getirdiği o tatlı anda, zarafet dolu bir kararlılık sergilemiştir. Tabağı alan eşinin elinden tabağı sükunetle almış, boş tabağın içerisine daha önce kırılan tabağın parçalarını koyarak sahibine iade edilmesini istemiştir. Bu tavır, hata karşısında sessiz kalmadığını, adaletin ve hakkın ikame edilmesi gerektiğini gösteren sarsıcı ama bir o kadar da nazik bir serzeniş eğitimidir. Ne hiddet vardır ne hakaret; sadece adaletin zarafetle tecellisi vardır[11].
Zeka ve ilim abidesi olan Hz. Aişe annemiz, kırık parçalarla dolu bu tabağı gördüğünde, Allah Resûlü (sav)’nün ne kadar derin ve asil bir mesaj verdiğini anında kavramıştır. Yapılan hatanın, kırılan kalplerin ve ihlal edilen hakkın farkına vararak büyük bir mahcubiyet hissetmiş, gözyaşları dökerek Efendimiz (sav)’den özür dilemiştir. O, derin bir pişmanlıkla, “Ya Resûlallah! Bu hatamın keffareti nedir?” diye sormuş, Allah Resûlü (sav) de adaleti kemale erdirmek adına, “Kırılan tabağa karşılık sağlam bir tabak, dökülen yemeğe karşılık da aynen öyle bir yemek“[12] buyurarak hem gönülleri tamir etmiş hem de hakkaniyet ölçüsünü zihinlere kazımıştır.
Sonuç
Hz. Muhammed (sav), hayatın her sahasında olduğu gibi şakalarında, sitemlerinde ve en hassas serzenişlerinde de insanlığa ufuk çizen erişilmez bir mefkûre olmuştur. O’nun hayatı bütünüyle incelendiğinde berrak bir surette görülmektedir ki; nebevi şaka, zihni ve kalbi hafifleten sıradan bir eğlence değil, hakikati tebessümün sıcaklığıyla sevdiren bir irşad köprüsüdür. Nebevi sitem ve serzeniş ise, muhatabı dışlayan, gururunu inciten yıkıcı bir ceza metodu değil; bilakis onu şefkatle sarmalayan, izzetini muhafaza ederek kalbini uyandıran bir ıslah ve inşa sanatıdır.
Bugün insanlık, bilhassa Müslümanlar, modern çağın getirdiği kabalık, hırçınlık ve tahammülsüzlük girdabında savrulmaktadır. Beşerî münasebetlerde nezaket, aile hayatında adalet ve dostluklarda zarafet neredeyse unutulmaya yüz tutmuştur. Hak ararken haddi aşan, uyarırken yıkan, şaka yaparken kıran günümüz insanının, kaybettiği o asil ve köklü ruhu yeniden kuşanması hayati bir mecburiyettir. Bu ruha yeniden kavuşmanın, kırılan potaları ve dökülen değerleri tamir etmenin yegane çaresi; Allah Resûlü (sav)’nün bu muazzam dengesini, inceliklerini ve hayat ölçülerini evlerimizin, meclislerimizin ve kalplerimizin tam merkezine yerleştirmekten geçmektedir. O’nun zarafeti kuşanılmadan, insanlığak aranan huzur ve içtimai nizam asla tesis edilemeyecektir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
08.06.2026 – OF
Kaynakça ve Dipnotlar
[1] Kādî İyâz, eş-Şifâ bî-Tarîfi Hukûki’l-Mustafâ, c. I, s. 125.
[2] Tirmizî, Şemâil-i Şerîfe, Şaka ve Latife Babı, Hadis No: 225.
[3] Tirmizî, Sünen, Birr ve Sıla, 57 (Hadis No: 1990).
[4] Bakara Suresi, 2/187.
[5] Buhârî, Sahîh, Tefsîru’l-Kur’ân, 28; Müslim, Sahîh, Sıyâm, 34.
[6] Ebû Dâvûd, Sünen, Edeb, 92 (Hadis No: 4998); Tirmizî, Sünen, Birr ve Sıla, 57.
[7] Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, c. III, “Hüsnü’l-Huluk” Bölümü.
[8] Buhârî, Sahîh, Menâkıb, 25; Müslim, Sahîh, Fezâil, 33.
[9] Buhârî, Sahîh, Nikâh, 107; Nesâî, Sünen, Işretu’n-Nisâ, 4.
[10] Müslim, Sahîh, Fezâilü’s-Sahâbe, 93; Ebû Dâvûd, Sünen, Büyû‘, 18.
[11] İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, ilgili hadisin şerhi.
[12] Ebû Dâvûd, Sünen, Büyû‘, 18 (Hadis No: 3567); Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. VI, s. 148.
ترجمة من التركية إلى العربية: 👇
ذروة الأخلاق والرفق والرشاقة: مزاح النبي محمد (صلى الله عليه وسلم) وعتابه وتأنيبه الأخلاقي
المقدمة
لقد خلق الله تعالى الكون على نظام بليغ وسنن جمالية متقنة. وإن أبهى تجليات هذا النظام الإلهي على وجه الأرض وأصفى مرآة قُدِّمت للبشرية لَهو بلا شك ذات النبي محمد المصطفى (صلى الله عليه وسلم). فهو القائد والمرشد الإنساني الذي علم البشرية جمعاء، والمسلمين على وجه الخصوص، نظام الكون وأحكامه بما يوافق حكمة الخلق الربانية، وطبق ذلك وأظهره بنفسه عيانًا.
ولم يكن الرسول الأكرم (صلى الله عليه وسلم) حين يهمس بالحقائق السماوية للبشرية يناديها من أبراج عاجية؛ بل عاش الحياة بوصفه بشرًا، فذاق لَأْواءَها وهمومها وملاذَّها. لقد كان الصديق الذي يواسي القلوب المكلومة، والزوج المتبسم في بيته، والأنيس الذي يمازح أصحابه، ورئيس الدولة الذي يربي رعيته من غير تجريح ولا إيذاء. وسنناقش في هذا المقال، مستهدين بالسيرة النبوية المطهرة، مزاحه النبوي وعتابه وتأنيبه الذي يمثل راية هذا التوازن الفريد في حياته الشريفة.
سلطان الخلق الحسن وموازين الحياة البشرية
إن النبي (صلى الله عليه وسلم) لم يبلغ الأخلاق الفاضلة، وأحكام الحرب والسلم، والمقاييس الأساسية لحياتنا الفردية والاجتماعية والإدارية بمجرد القول والوعظ؛ بل نقشها في ذاكرة البشرية بعيشها وتمثيلها في واقع الحياة. ولم يكن مفهومه للأخلاق مجموعة من القواعد الجامدة المنفصلة عن مجرى الحياة الطبيعي، بل كان خلقًا حيًّا يتنفس في السوق، والمسجد، والبيت[1].
لقد كان (صلى الله عليه وسلم) قائدًا وقورًا بين أصحابه دون أن يكون عبوسًا قط. وكان الناس يجدون في قربه الأمان ويشعرون بكرامتهم وعزتهم. وكان يفسح في مجلسه مكانًا للمزاح واللطائف ترويحًا عن النفوس من وعثاء الحياة اليومية، وتأليفًا للقلوب، بيد أنه كان يحفظ حدود هذه اللطائف بدقة بالغة. فلم يكن المزاح في حياته ذريعة للاستهتار والابتذال، بل كان وسيلة للقرب القلبي والوداد[2].
اللطائف النبوية: مزاح يبعث على التفكير والتبسم
حين تُستقرأ مصادر السيرة وكتب الشمائل المحمدية، يتجلى لنا أن أهم ميزة في مزاح رسول الله (صلى الله عليه وسلم) مع أصحابه هي خلوه التام من الكذب والمبالغة. فقد وضع ميزانًا عظيمًا بقوله: “إني لأمزح، ولا أقول إلا حقًّا“[3]. ولم يكن أشد مزاحه يؤذي المخاطب، بل كان يسوقه إلى تفكر عميق.
ومن ألطف الأمثلة على ذلك ما حدث عند نزول الآية الكريمة التي تبين وقت الإمساك وصلاة الفجر. فحين فهم عدي بن حاتم (رضي الله عنه) عبارة “الخيط الأبيض من الخيط الأسود” [4] على ظاهرها المادي، وعمد إلى وضع خيطين أبيض وأسود تحت وسادته يرقبهما طوال الليل ليتيقن من الفجر، قصّ الأمر على النبي (صلى الله عليه وسلم). فاستقبل الرسول الأكرم (صلى الله عليه وسلم) نية صاحبه الصافية الخالصة بابتسامة وقال له: “إن وسادك لَعريض“[5]. وبهذه العبارة الفكاهية الأنيقة، بَيَّن للمخاطب دون أدنى إحراج أن المقصود بالخيطين هو سواد الليل وبياض النهار، مصلحًا خطأه برفق ورشاقة.
وفي مرّة أخرى، أتاه رجل يطلب منه دابة يحمل عليها، فقال له النبي: “إنا حاملوك على ولد الناقة“، فقال الرجل متعجبًا: يا رسول الله، ما أصنع بولد الناقة؟ إنه لا يطيق حملي! فقال (صلى الله عليه وسلم): “وهل تلد الإبل إلا النوق؟“[6]. فتبسم الحاضرون في المجلس، ووسع بذلك من ضيق الأفهام وقوالبها.
العتاب والتأنيب النبوي بوصفه فنًّا رفيعًا
حيثما وجد الإنسان، كان الخطأ والنقص أمرًا حتميًّا. ولكن الشأن كل الشأن في الموقف الذي يُتخذ تجاه هذه الأخطاء. لقد كان النبي (صلى الله عليه وسلم) معلمًا لا يستبد به الغضب أمام الزلات، ولا يسحق شخصية المخطئ، بل يحافظ على ميزان التربية والرشاقة حتى في عتابه وتأنيبه. فلم يكن عتابه هدمًا للذات قط، بل كان بناءً وتقويمًا دائمًا [7].
وإذا كان ثمة أمر يستوجب التنبيه والتحذير، لم يكن يشهر بالمخطئ بين الناس ليصغره، بل كان يصعد المنبر ويقول بلغة عامة جامعة: “ما بال أقوام يقولون كذا وكذا…” [8]. وبذلك يدرك المخطئ زلته بنفسه، ويسرع إلى الإقلاع عنها لأن عزته لم تكسر. إن تأنيبه (صلى الله عليه وسلم) لم يكن عقابًا باردًا، بل كان منهجًا تربويًّا مفعمًا بالشفقة واليقظة.
نموذج العدالة والرشاقة في بيت النبوة: حادثة “الإناء المكسور”
إن ذروة تجليات هذا التوازن النبوي المعجز في العتاب والتأنيب قد وقعت في بيت النبوة، في حُجْرة أم المؤمنين عائشة (رضي الله عنها). وتُروى هذه الحادثة في كتب السيرة بوصفها درسًا بليغًا في الرفق، بالرغم من أنها كانت نتاجًا طبيعيًّا لعاطفة الغيرة الإنسانية بين أمهات المؤمنين.
فبينما كان رسول الله (صلى الله عليه وسلم) في بيت عائشة ومعه بعض أصحابه، أرسلت إحدى أمهات المؤمنين (صفية أو زينب) طعامًا صنعتْه في إناء مع خادم لها، تعبيرًا عن محبتها وتوقيرها لرسول الله (صلى الله عليه وسلم). فثارت ثائرة عائشة (رضي الله عنها) بدافع الغيرة وفطرة النساء، فضربت يد الخادم فسقط الإناء من يده وانكسر [9].
وفي مثل هذا الموقف، يُتوقع من الإنسان العادي -فضلاً عن رئيس دولة- أن يحتد ويغضب ويرفع صوته لما حدث أمام ضيوفه في بيته. ولكن قمة الأخلاق (صلى الله عليه وسلم) انحنى بكل سكون وطمأنينة، وجعل يجمع بيديه الشريفتين قطع الإناء المكسور ويلم الطعام من الأرض. ولكي يبدد دهشة الحاضرين ويزيل حرج الموقف، قال مهدئًا: “غارت أمكم” [10]، فصرف الأمر إلى طبيعته البشرية الفطرية، وحمى زوجته من الحرج والمهانة أمام الأضياف.
ولكن، لـمّا كان في الأمر حق للغير وإناء مكسور، فإن الرشاقة والأدب لا يعنيان طمس الخطأ وتجاهله، بل إصلاحه من غير تجريح. لذا، أظهر النبي (صلى الله عليه وسلم) حزمًا مفعمًا بالرفق في لحظة لاحقة لطيفة قدمت فيها عائشة له هدية أو طعامًا؛ إذ أخذ الإناء من يدها بسكون، ووضع في الإناء السليم قطع ذلك الإناء المكسور، وأمر برده إلى صاحبته. وكان هذا الموقف تأنيبًا تربويًّا بليغًا يُظهر أنه لا يسكت على الخطأ، وأن العدل والحق يجب أن يُقاما. فلم يكن في موقفه غلظة ولا إهانة، بل كان تجليًا خالصًا للعدالة في إطار من الرشاقة والرفق [11].
وقد كانت أم المؤمنين عائشة (رضي الله عنها) -وهي آية في الذكاء والعلم- حين رأت هذا الإناء الملآن بالقطع المكسورة، لَتدرك فورًا مدى عمق هذه الرسالة النبوية ونبلها. فاستشعرت حياءً وندمًا عظيمين لما فرط منها من خطأ في حق غيرها، فذرفت دموعها واعتذرت إلى النبي (صلى الله عليه وسلم) نادمة مستغفرة، وقالت: يا رسول الله، ما كفارة ذلك؟ فأراد الرسول (صلى الله عليه وسلم) أن يكمل ميزان العدالة فقال: “إناء كإناء، وطعام كطعام” [12]. فداوى بذلك القلوب، ورسخ مقاييس الحق والإنصاف في النفوس.
الخاتمة
لقد كان غدو ورواح النبي محمد (صلى الله عليه وسلم) في كل ميادين الحياة، وكذا في مزاحه وعتابه وأدق تفاصيل تأنيبه، أفقًا هاديًا ومثلاً أعلى للبشرية لا يُدانى. وحين تُستقصى حياته الشريفة برمتها، يتضح لنا بجلاء أن المزاح النبوي لم يكن لهوًا عابثًا يبتذل العقول والقلوب، بل كان جسرًا إرشاديًّا يحبب الحق إلى النفوس بدفء الابتسامة. ولم يكن عتابه وتأنيبه منهج عقاب مدمر يقصي المخاطب ويجرح كبرياءه؛ بل كان فنًّا من فنون الإصلاح والبناء، يغمر المخطئ بالشفقة، ويحفظ كرامته ويوقظ قلبه وعقله.
واليوم، تعيش البشرية، والمسلمون على وجه الخصوص، في دوامة من الجفاء والغلظة والنزق وضيق الصدر التي جلبتها المدنية الحديثة. فكادت تندثر الرقة في المعاملات البشرية، والعدالة في الحياة الأسرية، والرشاقة والرفق في الصداقات. وإن الإنسان المعاصر الذي يجاوز الحد في طلب حقه، ويهدم حين ينصح، ويجرح حين يمازح، لَفي حاجة ماسة تبلغ حد الضرورة الحيوية ليعيد ارتداء هذا الروح الأصيل السامي. وليس ثمة سبيل لاستعادة هذا الروح وإصلاح القيم المتهاوية إلا بجعل هذا التوازن النبوي المعجز ودقائقه وموازينه الحياتية في قلب بيوتنا، ومجالسنا، وحنايا قلوبنا. فما لم تُتخذ الرشاقة والرفق النبوي ديدنًا، فلن تنعم البشرية أبدًا بالسكينة المنشودة والنظام الاجتماعي المستقر.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
08.06.2026 – أوف (OF)
المصادر والهوامش
[1] القاضي عياض، الشفا بتعريف حقوق المصطفى، ج 1، ص 125.
[2] الترمذي، الشمائل الشريفة، باب ما جاء في صفة مزاح رسول الله صلى الله عليه وسلم، حديث رقم: 225.
[3] الترمذي، السنن، كتاب البر والصلة، 57 (حديث رقم: 1990).
[4] سورة البقرة، 2/187.
[5] البخاري، الصحيح، كتاب تفسير القرآن، 28؛ مسلم، الصحيح، كتاب الصيام، 34.
[6] أبو داود، السنن، كتاب الأدب، 92 (حديث رقم: 4998)؛ الترمذي، السنن، كتاب البر والصلة، 57.
[7] الغزالي، إحياء علوم الدين، ج 3، كتاب “حسن الخلق”.
[8] البخاري، الصحيح، كتاب المناقب، 25؛ مسلم، الصحيح، كتاب الفضائل، 33.
[9] البخاري، الصحيح، كتاب النكاح، 107؛ النسائي، السنن، كتاب عشرة النساء، 4.
[10] مسلم، الصحيح، كتاب فضائل الصحابة، 93؛ أبو داود، السنن، كتاب البيوع، 18.
[11] ابن حجر العسقلاني، فتح الباري شرح صحيح البخاري، شرح الحديث المتعلق بالقصة.
[12] أبو داود، السنن، كتاب البيوع والاجارات، 18 (حديث رقم: 3567)؛ أحمد بن حنبل، المسند، ج 6، ص 148. (حيث تفصل الروايات بكاء عائشة وحياءها وسؤالها عن الكفارة).