Ali Rıza Demircan Hocamızın “Cariyeler Ve Sömürülen Cinsellikleri” İsimli Yazısı Ve Kitabı Üzerine İlmi Bir Tenkid

Bu yazının yazılmasına mesned olan Hocamızın Mirat Haberde yayınlanmış makalesinin linki👇
https://www.mirathaber.com/geleneksel-kolelik-batida-da-bizde-de-vardi/

Giriş

İslam ilim geleneğinde bir mesele hakkında hüküm beyan edilirken esas alınması gereken temel ölçü, usûl çerçevesine sadakattir. Kitap, Sünnet, sahabe tatbikatı ve bunların etrafında teşekkül eden fıkıh mirası, ferdî kanaatlerin ötesinde, asırlar içinde olgunlaşmış köklü bir istinbat sistemine dayanır.

Özellikle fıkıh mirasının teşekkül ettiği ilk üç asırda yetişmiş müctehid fakihlerin ekseriyetle üzerinde birleştiği hükümler, sıradan yorumlar değil; nassların derinlemesine incelenmesi ve sahih tatbikatın dikkatle değerlendirilmesi neticesinde ortaya çıkmış ilmî hükümlerdir.
Nassların derin okunması ve tarihî tatbikatın birlikte değerlendirilmesiyle oluşmuş ilmî neticelerdir. Bu birikime yöneltilecek tenkitlerin de aynı derinlikte usûl bilgisi, rivayet vukufu ve mezheplerin ortak ilmî mirasını kuşatan bir bakışla yapılması gerekir.

Aksi hâlde, usûl zemini zayıf değerlendirmeler, ilmî tenkit olmaktan ziyade, tarihî fıkıh mirasına yönelik eksik okumaların doğurduğu sonuçlar hâline gelebilmektedir. Bu çalışma, Ali Rıza Demircan Hocamızın ilgili yazısı ve eserinde ortaya koyduğu bazı iddiaları, delil ve usûl ekseninde değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

1. Savaş Esirliği Ve Köleleştirme Meselesine Dair İddianın Tenkidi

Hocamız, İslam’ın savaş esirlerinin köleleştirilmesini yasakladığını, klasik fıkhın ise bu hususta hatalı bir yorum geliştirdiğini ileri sürmektedir.

Delil ve Usûl Açısından Değerlendirme

Kur’ân-ı Kerîm’de savaş esirleri hakkında temel yönlendirme şu şekilde yer almaktadır:

“Onları savaşta tamamen etkisiz hâle getirdiğinizde artık ya karşılıksız salıverin ya da fidye karşılığı bırakın.” (Muhammed, 47/4)[1]

Bu ayet, esirler hakkında iki temel tasarrufu açıkça zikretmekte; ancak fakihlerin büyük çoğunluğu, bu iki seçenekle birlikte devlet başkanının maslahat çerçevesinde farklı tasarruf yetkisine sahip olduğu görüşünü de benimsemiştir. Nitekim klasik fıkıh literatüründe esirlerin köleleştirilmesi, öldürülmesi, fidye ile bırakılması veya karşılıksız salıverilmesi gibi seçenekler “siyaset-i şer‘iyye” kapsamında değerlendirilmiştir.[2]

Bu noktada mezhep imamlarının yaklaşımı dikkat çekicidir:

  • Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî fakihlere göre esirler hakkında nihai tasarruf yetkisi devlet başkanına aittir ve maslahat esas alınır.[3]
  • Hanefî fakihler ise Müslümanların güvenliği ve kamu düzeni dikkate alınarak farklı tercihler yapılabileceğini ifade etmişlerdir.[4]

Sünnet ve tarihî tatbikat

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Bedir, Huneyn ve Benî Mustalik gibi olaylardaki uygulamaları; esirlerin bazen fidye karşılığı, bazen karşılıksız, bazen de farklı hukukî statüler içinde değerlendirildiğini göstermektedir.[5]

Bu tarihî çerçeve, meselenin tek bir nass ile sınırlandırılamayacağını; vahyin, dönemin hukukî ve içtimaî şartları içinde tedricî bir sistem kurduğunu ortaya koymaktadır.

2. “Cariyelerle Nikâhsız İlişki Haramdır” Görüşünün Değerlendirilmesi

Hocamız, “mülk-i yemin” kavramını nikâh dışı ilişkiyi yasallaştıran bir alan olarak görmenin yanlış olduğunu ifade etmektedir.

Kur’ânî çerçeve

Kur’ân-ı Kerîm’de müminlerin iffetini korumaları emredilirken şu istisna açıkça zikredilir:

“Onlar ki iffetlerini korurlar; eşleri ve sahip oldukları (mülk-i yemin) hariç.” (Mü’minûn, 23/5-6; Meâric, 70/29-30)[6]

Bu ayetlerde “ezvâc” ile “mülk-i yemin” ayrı kategoriler olarak zikredilmiş, her iki ilişki türü de meşru çerçevede değerlendirilmiştir.

Sünnetten örnek

Hz. Peygamber’in Mısır hükümdarı Mukavkıs tarafından hediye edilen Mâriye validemiz ile olan ilişkisi, nikâh akdi olmaksızın “mülk-i yemin” statüsünde gerçekleşmiş ve bu birliktelikten İbrahim doğmuştur.[7]

Bu tarihî vakıa, fıkhın kendi içinde geliştirdiği “ümmehâtü’l-evlâd” hukukunu da doğurmuş; cariyeden çocuk sahibi olan kadınların özgürlüğe geçişini sağlayan bir mekanizmaya dönüşmüştür.

3. Köle Ve Cariyelerin Hukukî Statüsü Meselesi

Hocamız, köle ve cariyelerin alınıp satılamayacağını, yalnızca fidye devri yapılabileceğini ileri sürmektedir.

Fıkhî çerçeve

Klasik fıkıhta köle, hem insan olması bakımından hak ve sorumluluklara sahip, hem de hukukî tasarrufa konu olabilen bir statüye sahiptir. Bu sebeple köleler, belirli hukukî şartlar çerçevesinde alım-satıma, hibe ve mirasa konu olmuştur.[8]

Bu durum, insanın “eşya” görülmesi değil; dönemin hukuk sisteminde ekonomik ve sosyal statülerin farklı kategorilerle tanımlanmasının bir sonucudur.

Hadisî Şerif Delilleri

Sahih kaynaklarda köle ticaretine dair birçok rivayet bulunmaktadır. Hz. Cabir’den nakledilen bir rivayette Resûlullah’ın (s.a.v.) köle satışıyla ilgili uygulaması açıkça yer almaktadır.[9]

Ayrıca köle azad etmenin teşvik edilmesi, sistemin ortadan kaldırılmasına yönelik tedricî bir yönelişin göstergesidir.

Sonuç

Fıkıh tarihi, İslam toplumlarının uzun asırlar boyunca karşılaştığı sosyal ve hukukî meseleleri vahyin rehberliğinde düzenleme çabasının bir ürünüdür. Kölelik ve esirlik meselesi de bu tarihî bağlam içinde değerlendirilmiştir.

Bu çerçevede klasik fıkıh birikimini “yanılgı” veya “tarihî hata” olarak nitelemek yerine, onun dayandığı usûl, delil hiyerarşisi ve tarihî şartları birlikte okumak daha sahih bir yaklaşım olacaktır.

Batı tarihindeki sömürgecilik uygulamaları ile İslam fıkhının esir hukukunu aynı düzlemde değerlendirmek de metodolojik açıdan isabetli değildir. Zira İslam hukukunda esirler için azat etme yolları genişletilmiş, kölelik kurumu ise tedricî bir şekilde daraltılmıştır.

Netice itibarıyla, meseleye dair sağlıklı bir değerlendirme; ne geçmişi bütünüyle mahkûm eden bir reddiyecilikle, ne de bugünün kavramlarını geçmişe aynen taşıyan tarihî bağlamı zorlayan okuma (anakronik okuma) ile mümkündür. Gerekli olan; metin, tarih ve usûl bütünlüğü içinde dengeli bir bakış geliştirmektir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
06.06.2026 – OF

Dipnotlar ve Kaynakça
[1] Muhammed Suresi, 47/4.
[2] İbn Kudâme, el-Muğnî, esirler bahsi.
[3] Şâfiî, el-Ümm; Mâlik, el-Muvatta’; İbn Kudâme, el-Muğnî.
[4] Serahsî, el-Mebsût.
[5] Buhârî, Megâzî; Müslim, Cihad.
[6] Mü’minûn, 23/5-6; Meâric, 70/29-30.
[7] İbn Sa‘d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ; İbn Hişâm, es-Sîre.
[8] Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘.
[9] Buhârî, Büyû‘, 110.

ترجمة من التركية إلى العربية: 👇

تعليق علمي على مقالة وكتاب الأستاذ علي رضا ديميرجان بعنوان: “الجواري والاستغلال الجنسي”

الرابط الخاص بالمقال الذي نُشر في “ميرات خبر” والذي يُعدّ مستنداً لهذا البحث الذي كُتب على ضوئه👇

المقدمة

في التراث العلمي الإسلامي، عند تناول أي مسألة شرعية، فإن الأصل الذي لا بد من مراعاته هو الالتزام بمنهج الاستدلال الأصولي. فالقرآن الكريم والسنة النبوية وإجماع الصحابة وما تفرع عنه من اجتهادات المذاهب الفقهية، تمثل منظومة علمية متكاملة تراكمت عبر القرون، وليست مجرد آراء فردية.

وقد استقر عند العلماء أن الأحكام التي اتفق عليها فقهاء القرون الثلاثة الأولى، أو جمهورهم، ليست اجتهادات عابرة، بل هي ثمرة فهم عميق للنصوص مع مراعاة التطبيق التاريخي والواقع التشريعي في عصر النبوة والخلافة الراشدة.

وعليه، فإن نقد هذا التراث الفقهي لا بد أن يستند إلى أدوات علمية راسخة، وإلا تحول إلى قراءات ناقصة لا تستوفي شروط النظر الأصولي. تهدف هذه الدراسة إلى مناقشة بعض ما ورد في كتاب الأستاذ علي رضا ديميرجان، من خلال ميزان الدليل والمنهج العلمي.

1. مسألة أسرى الحرب والاسترقاق

يرى الكاتب أن الإسلام قد حرّم استرقاق أسرى الحرب، وأن الفقه التقليدي قد أخطأ في هذا الباب.

المناقشة الأصولية والدليلية

قال تعالى:

﴿فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً﴾ (محمد: 4)[1]

وقد ذهب جمهور الفقهاء إلى أن هذه الآية تبين أصول التعامل مع الأسرى، غير أنها لا تحصر تصرف الإمام في خيارين فقط، بل تدخل ضمن باب “السياسة الشرعية”، التي يراعي فيها ولي الأمر المصلحة العامة، بما في ذلك القتل أو الاسترقاق أو الفداء أو الإطلاق.[2]

وقد قرر أئمة المذاهب:

  • عند الشافعية والمالكية والحنابلة: أن للإمام اختيار الأصلح في شأن الأسرى.[3]
  • وعند الحنفية: يُنظر إلى المصلحة العامة وأمن المسلمين في اتخاذ القرار المناسب.[4]

من السنة والتطبيق التاريخي

ثبت في السيرة أن النبي ﷺ تعامل مع الأسرى في بدر وخيبر وبني المصطلق بوجوه متعددة: الفداء، والمنّ، وأحياناً الإبقاء في الرق ضمن النظام الاجتماعي القائم آنذاك.[5]

وهذا يدل على أن الحكم لم يكن محصوراً في صورة واحدة جامدة، بل كان متدرجاً وفق مقاصد الشريعة والواقع التاريخي.

2. حكم العلاقة مع “ملك اليمين”

يرى الكاتب أن العلاقة مع الجواري لا تجوز إلا بعقد النكاح، وأن مفهوم “ملك اليمين” لا يبيح ذلك.

الدليل القرآني

قال تعالى:

﴿وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ * إِلَّا عَلَىٰ أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ﴾ (المؤمنون: 5-6، المعارج: 29-30)[6]

فالآية الكريمة فرقت بوضوح بين “الأزواج” و“ملك اليمين”، وجعلت لكل منهما حكماً مستقلاً.

من السنة

ثبت أن مارية القبطية رضي الله عنها كانت من “ملك اليمين”، وقد عاش معها النبي ﷺ بغير عقد نكاح، وولدت له إبراهيم.[7]

وهذا أصل في ثبوت هذا الحكم في التطبيق النبوي، مع ما ترتب عليه من أحكام “أم الولد” التي تقود إلى الحرية.

3. الوضع الفقهي للرق والجواري

يرى الكاتب أن الرق لا يجيز البيع والشراء، وإنما يقتصر على نقل الفدية فقط.

التحليل الفقهي

قرر الفقهاء أن العبد من جهة إنسانيته مكلف ومخاطب، ومن جهة أخرى يدخل في دائرة المال المتقوم في المعاملات، ولذلك جاز بيعه وهبته وإرثه وفق ضوابط الشرع.[8]

وهذا لا يعني تحويل الإنسان إلى سلعة، بل هو توصيف قانوني لنظام اجتماعي كان قائماً في ذلك العصر.

الأدلة الحديثية

ورد في صحيح البخاري أن النبي أقر معاملات تتعلق ببيع العبيد، كما وردت نصوص كثيرة في باب “العتق” وفضله، مما يدل على أن التشريع اتجه إلى تقليل الرق لا إنكاره دفعة واحدة.[9]

الخاتمة

إن الفقه الإسلامي في باب الأسر والرق جاء في سياق تاريخي معقد، ووجّه هذا الواقع عبر منظومة تدريجية تهدف إلى تقليل الرق وتوسيع أبواب العتق، من خلال الزكاة والكفارات والكتابة وغيرها من الوسائل.

وعليه، فإن توصيف التراث الفقهي بأنه “خطأ تاريخي” أو “انحراف في الفهم” لا ينسجم مع المنهج العلمي في دراسة الفقه المقارن، لأن هذا التراث مبني على استقراء النصوص ومراعاة الواقع ومقاصد الشريعة.

إن المقارنة بين نظام الاسترقاق في الحضارة الغربية الاستعمارية، وبين التنظيم الفقهي الإسلامي، مقارنة غير منضبطة منهجياً؛ إذ إن الشريعة الإسلامية سعت إلى تقنين الظاهرة وتقييدها تمهيداً لتقليصها، لا إلى إطلاقها أو تكريسها.

وخلاصة القول: إن دراسة هذه القضايا لا بد أن تكون من خلال جمع النصوص، وفهم الواقع التاريخي، ومراعاة مناهج الاستدلال عند الأئمة، بعيداً عن الإسقاطات الفكرية المعاصرة.

إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
OF 06.06.2026 –

الحواشي والمراجع
[1] سورة محمد: 4.
[2] ابن قدامة، المغني، باب الأسرى.
[3] الشافعي، الأم؛ مالك، الموطأ؛ ابن قدامة، المغني.
[4] السرخسي، المبسوط.
[5] البخاري، المغازي؛ مسلم، الجهاد.
[6] سورة المؤمنون: 5-6؛ سورة المعارج: 29-30.
[7] ابن سعد، الطبقات الكبرى؛ ابن هشام، السيرة النبوية.
[8] الكاساني، بدائع الصنائع.
[9] البخاري، البيوع، باب بيع العبيد.