Hacer Annemizin Hissettiğini Biz de Hissedebiliyor muyuz?

Bazen hayat kadına dar gelir…

Sebepler tükenir.

Kapılar kapanır.

Ve insan, kendisini gücünü aşan imtihanların ortasında yapayalnız hisseder.

İşte böyle zamanlarda Hacer Annemiz gelir akla…

Sanki onun kıssası çok eski bir geçmişte kalmış bir hatıra değildir.

Sanki kıyamete kadar kadınların ruhunda farklı şekillerde yeniden yaşanan bir hakikattir.

Çünkü her kadında Hacer Annemizden bir iz vardır…

Bir parça sabır…

Bir parça fedakârlık…

Bir parça endişe…

Bir parça da tevekkül…

Düşünün…

Issız bir vadi…

Ne bir ev…

Ne bir dost…

Ne bir su…

Ne de bir insan sesi…

Bir anne…

Kucağında süt emen yavrusuyla yapayalnız…

Ve o anda İbrahim Aleyhisselâm arkasını dönüp gitmektedir.

Hangi kalp böyle bir ayrılığa dayanabilir?

Hangi anne böyle bir yalnızlığı taşıyabilir?

Üstelik biraz sonra ne olacağını da bilmiyor…

Nereden yardım geleceğini de…

Fakat bütün bunlara rağmen ilk sorduğu soru şudur:

“Bunu sana Allah mı emretti?”

Ne büyük bir teslimiyet…

Ne derin bir marifet…

Ne sarsılmaz bir güven…

Korkunun ortasında bile kalbi Rabbini bu kadar berrak görebiliyor.

İbrahim Aleyhisselâm:

Evet.” deyince,

Hacer Annemiz şu sözü söyler:

Öyleyse Allah bizi zayi etmeyecektir.”

İşte kıssanın kalbi burada atar.

Bu söz sadece bir annenin sözü değildir.

Allah’a güvenle dolmuş bir kalbin sesidir.

Öyle bir kalp ki…

Korku onu sarsabilir…

Yalnızlık onu yorabilir…

Fakat Rabbine olan güvenini asla elinden alamaz.

Peki…

Biz de Hacer Annemizin hissettiğini hissedebiliyor muyuz?

Evlatları için endişelenirken metanetini koruyan her annede…

Geceleri sessizce ağlayıp sabah sevdiklerine tebessüm eden her insanda…

Ağır sorumluluklar altında yorulsa da yoluna devam eden her yürekte…

Hacer Annemizden bir iz vardır.

Fakat asıl soru şudur:

Hacer Annemizin Allah’a duyduğu mutlak güvenden ne kadar nasibimiz var?

Kapılar kapandığında…

Sebepler tükendiğinde…

Çareler görünmez olduğunda…

Biz de onun gibi diyebiliyor muyuz:

Allah bizi zayi etmeyecektir.”

Yoksa kalplerimiz hemen sarsılıp her vesileye tutunuyor da Allah’a tam dayanmayı mı ihmal ediyoruz?

Hacer Annemizin yanında ne mal vardı…

Ne akraba…

Ne de bir güvence…

Fakat onun sahip olduğu öyle bir sermaye vardı ki…

Bir kalp onunla dolsa, dünyanın bütün yüküne karşı durabilirdi.

O sermaye:

Allah’a duyulan sarsılmaz güven ve imandı.

Sonra sa‘y başladı…

Safa ile Merve arasında koştu…

Bir kez…

Bir kez daha…

Sonra yine…

Yorgun…

Bitkin…

Fakat durmadı.

Sanki Cenâb-ı Hak bu sahneyi kıyamete kadar canlı tutmak istedi.

Ta ki kullar şunu unutmasın:

Samimi emek ve gayret zayi olmaz.

Tevekkülle atılan hiçbir adım karşılıksız kalmaz.

Bu yüzden Zemzem, daha Hacer Annemiz koşmaya başlamadan verilmedi.

Önce sa‘y vardı…

Sonra Zemzem…

Çünkü Rabbimiz bize şunu öğretti:

Güven ve yakîn, kenara çekilip beklemek değildir.

Güven ve yakîn, bütün imkânlarınla gayret ederken kalbini Allah’a bağlayabilmektir.

Bugün nice kadın…

Hacer Annemizin çölde yaşadığı imtihanın benzerini yaşıyor.

Kimi yalnızlık çölünde…

Kimi yorgunluk çölünde…

Kimi ağır sorumlulukların altında…

Kimi uzun bir bekleyiş içinde…

Kimi evlat endişesiyle…

Kimi de kimsenin görmediği sessiz imtihanların içinde…

Fakat her kadının kalbi Hacer Annemizin kalbi değildir.

Çünkü onun kalbi boş ve ümitsiz değildi…

İsyan bilmezdi…

Şikâyet taşımazdı…

O kalp Rabbini tanıyordu.

Rabbini tanıyan için O’ndan başka her şey küçülür.

İşte büyük fark burada başlar.

💚

Ya Rabbi…

İçimizde Hacer Annemizin çektiği sıkıntılardan bir pay varsa…

Bize onun güven ve yakîninden de bir nasip ihsan eyle.

Kalplerimizi her gün bir şeylerin ardında koşturmak yerine Sana yönelt.

Hayatın çöllerine düştüğümüzde bizi kendimize bırakma.

Bizi zayi etme.

Gönüllerimize Hacer Annemizin o sarsılmaz teslimiyetinden bir parça yerleştir.

Ve bize de şu sözü içtenlikle söylemeyi nasip eyle:

Öyleyse Allah bizi zayi etmeyecektir.”

Çünkü Rabbini Hacer Annemizin tanıdığı gibi tanıyan bir insan…

Yorulabilir…

Ağlayabilir…

Hayatın yükleri altında ezilebilir…

Fakat asla yıkılmaz.

Ve Allah’ın izniyle asla kaybolmaz.

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
03.06.2026 – OF

هل نستطيع أن نشعر بما شعرت به هاجر؟

أحيانًا…

تضيق الدنيا بالمرأة…

وتُغلق في وجهها الأسباب…

وتجد نفسها وحيدةً أمام ابتلاءاتٍ تفوق طاقتها.

وهنا…

تعود هاجر إلى القلب…

لا كقصةٍ من زمنٍ بعيدٍ انقضى…

بل كحقيقةٍ تتجدد في أرواح النساء إلى يوم القيامة.

ففي كل امرأةٍ شيءٌ من هاجر…

شيءٌ من الصبر…

شيءٌ من التضحية…

شيءٌ من القلق…

وشيءٌ من التوكل…

تأملي المشهد…

وادٍ موحش…

لا بيت…

لا أنيس…

لا ماء…

ولا صوت إنسان…

امرأة…

تحمل رضيعها بين يديها…

وحيدةً في أرضٍ لا تظهر فيها أسباب الحياة.

وفي تلك اللحظة…

كان إبراهيم عليه السلام يُدير ظهره ويمضي.

أيُّ قلبٍ يثبت أمام هذا الفراق؟

وأيُّ أمٍّ تحتمل هذا القدر من الوحدة؟

وهي لا تدري ماذا سيأتي بعد ساعة…

ولا من أين يأتي الفرج…

ومع ذلك كله…

كان أول ما خرج من قلبها سؤالٌ عظيم:

«أأمرَكَ اللهُ بهذا؟»

يا الله…

أيُّ معرفةٍ هذه بالله…

وأيُّ يقينٍ هذا الذي جعل القلب يرى ربه بوضوحٍ وسط هذا الخوف كله؟

فلما قال إبراهيم عليه السلام: نعم…

قالت الكلمة التي ما زالت تُنبت في القلوب حياةً إلى اليوم:

«إذن لن يُضيّعنا الله»

وهنا تتجلى حقيقة القصة…

فليس الحديث عن امرأةٍ صابرةٍ فحسب…

بل عن قلبٍ امتلأ ثقةً بالله حتى فاض.

قلبٍ قد يهتز أمام الخوف…

وقد يرهقه طول الوحدة…

لكن لا ينقطع عن ربه أبدًا.

فهل نستطيع أن نشعر بما شعرت به هاجر؟

كل أمٍّ يقلق قلبها على أبنائها لكنها تُخفي اضطرابها خلف السكينة…

وكل إنسانٍ تفيض عيناه بالدمع في خلوته ثم يبتسم لأحبته في صباحه…

وكل صاحبِ مسؤولياتٍ ثقيلةٍ يمضي رغم التعب…

فيهم شيءٌ من هاجر.

لكن السؤال الأعمق:

كم نصيبنا من يقين هاجر؟

إذا أُغلقت الأبواب…

وانقطعت الأسباب…

وغابت الحلول…

هل نقول كما قالت:

«لن يُضيّعنا الله»؟

أم أن القلوب ترتجف سريعًا…

وتتعلق بكل شيءٍ إلا بالله؟

لم يكن معها مال…

ولا أهل…

ولا سند…

لكن كان معها كنزٌ لو امتلأ به قلب إنسانٍ لكفاه الدنيا كلها:

اليقين بالله والإيمان به.

ثم بدأ السعي…

بين الصفا والمروة…

تذهب وتعود…

مرة…

ثم مرة…

ثم مرة أخرى…

متعبةً…

منهكةً…

لكنها لا تتوقف.

كأن الله أراد أن يُبقي هذا المشهد حيًّا إلى يوم القيامة…

ليُعلّمنا أن السعي الصادق لا يضيع…

وأن التوكل الصادق لا يُهدر أبدًا.

ولهذا لم يأتِ زمزم قبل السعي…

بل جاء بعده.

ليُعلّمنا ربنا:

أن اليقين ليس انتظارًا بلا عمل…

بل بذلٌ كاملٌ للأسباب…

وقلبٌ معلقٌ بالله وحده.

واليوم…

كم من امرأةٍ تعيش شيئًا من صحراء هاجر…

صحراء الوحدة…

وصحراء التعب…

وصحراء المسؤوليات الثقيلة…

وصحراء الانتظار الطويل…

وصحراء القلق على الأبناء…

وصحراء الابتلاءات الصامتة التي لا يراها أحد…

لكن ليست كل القلوب كقلب هاجر…

فهو قلبٌ لا يعرف اليأس…

ولا يسكنه الاعتراض…

ولا تثقله الشكوى…

بل قلبٌ عرف ربَّه حق المعرفة…

ومن عرف ربَّه صغر في عينه كل ما سواه.

وهنا يكمن الفرق العظيم.

💚

اللهم…

إن كان فينا من تعب هاجر شيءٌ…

فاجعل لنا من يقينها نصيبًا.

واجعل قلوبنا لا تركض إلا إليك قبل كل شيء.

وإذا أوقعتنا في صحارى الحياة…

فلا تكلنا إلى أنفسنا طرفة عين.

ولا تُضيعنا.

وازرع في قلوبنا ذلك اليقين العظيم:

«لن يُضيّعنا الله»

فإن من عرف الله كما عرفته هاجر…

قد يتعب…

وقد يبكي…

وقد يضعف…

لكنّه لا ينكسر…

ولا يضيع…

ولا يسقط أبدًا.