Fikrî Tahribâtın Mimârları… Kendi Kimliğine Yabancılaştırılmış Nesiller Nasıl Yetiştirildi?
Mısır’daki bir kardeşimizin bir görsele dair bana gönderdiği, hem güldüren hem de iç burkan bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum. Zira bu satırlar, yıllar boyunca medya ve kültür mahfillerinde İslâmî kimliğe karşı nasıl sinsi bir savaş yürütüldüğünü gösteren ibretli misaller taşımaktadır.
Bu çerçevede anlatılan hazin fakat düşündürücü vak‘alardan birini, yıllarca Mısır televizyonunda dinî programlar sunmuş olan sunucu Kerîme Hamza nakleder. Mübarek rejiminin sona ermesinden sonra kaleme aldığı “Lillâhi Yâ Zemrî” adlı eserinde pek çok utanç verici ve sarsıcı hâdiseyi ifşâ etmiştir.
Anlattığı vak‘alardan birinde şöyle diyor:
“Bir gün Mısır Televizyonu’ndaki Enformasyon Bakanlığı müsteşarı beni makamına çağırdı. Odaya girer girmez yerinden fırladı ve telaşlı bir sesle:
‘Dinle ey Kerîme! Biz İslâm istemiyoruz. Başkan Mübarek, içinde İslâm bulunan hiçbir şeyi istemiyor!’ dedi.
Ben de:
‘Mutedil İslâm’ı da mı?’ diye sordum.
Şiddetle:
‘Mutedil İslâm’ı da istemiyoruz! Bilhassa o asla istenmiyor!’ dedi ve görüşmeyi derhâl sonlandırdı.”
Bir başka hatırasında ise şunları aktarıyor:
“Otuz bölümlük bir program hazırlamıştım. Bunlardan biri de “Cennetle Müjdelenen On Sahâbî” hakkındaydı. Çalışma tamamlanıp sansür kurulundan da geçince televizyon başkanı adeta öfkeye boğuldu ve beni çağırarak şöyle dedi:
‘Niçin on kişi? İki yahut üç yahut beş kişi olamaz mıydı?!
Hem neden hepsi Peygamber döneminden?!
Bugün hayatta olanlardan hiç mi cennetlik yok?!
Meselâ yönetimden birini yazsaydın ya…
Âtıf Sıdkî senin gözüne hiç mi hoş görünmüyor?!
Yahut Safvet eş-Şerîf?!
Sen hiç akıllı değilmişsin!
Geçmişten iki kişi, bugünden de iki kişi seçmeliydin; meselâ falan gazeteci gibi!
Hem şu cennetle müjdelenenlerin hepsi teröristtir!
Allah’a yemin ederim ki bu programlar benim cesedim çiğnenmeden yayımlanamaz!’”
İşte böylesi bozulmuş zihniyetler; fıtratı örselenmiş, idrâki bulanmış, ahlâkî ölçüleri aşınmış nesillerin yetişmesine zemin hazırladı. Ne acıdır ki bugün de aynı çevreler, her türlü ıslah ve ihyâ teşebbüsünün önünde set hâline gelmektedir.
Daha da acısı; “aydın” yahut “kültür adamı” diye takdim edilen nice kimsenin dinin ve hayatın en temel hakikatlerinden habersiz oluşudur. Buna mukabil, fıtratı henüz ifsâd edilmemiş sade bir köylü; onların çoğundan daha berrak bir idrâke, daha sağlam bir ferâsete sahip olabilmektedir.
Hasbünallâhu ve ni‘me’l-vekîl.
Not:
Yukarıdaki şahitlikler ve alıntılar, Mısırlı sunucu Kerîman Hamza’nın «Lillâhi Yâ Zemrî» adlı kitabından alınmıştır. Kitap 1998 yılında yayımlanmıştır.
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
19.05.2026 – OF
Mütercimin Notu:👇
Mübarek dönemi 1981-2011 yılları arasını kapsıyordu. O dönemde Türkiye’de de benzer şekilde laik-İslâmî gerilim, medya ve kültür üzerinden yürütülen kimlik tartışmaları, “ılımlı İslâm” modelleri ve eğitimdeki sekülerleştirme çabaları yoğun biçimde yaşanıyordu. Okuyucuya, iki ülkede aynı dönemlerde benzer projelerin nasıl paralel ilerlediğini ve arkasındaki zihniyetleri mukayese etmelerini tavsiye ederim. (Ahmet Ziya)
صِنَاعَةُ التَّجْرِيفِ الْفِكْرِيِّ… كَيْفَ صُنِعَتْ أَجْيَالٌ مُغْتَرِبَةٌ عَنْ هُوِيَّتِهَا؟
رِسَالَةٌ سَاخِرَةٌ مُبْكِيَةٌ بَعَثَ بِهَا إِلَيَّ أَحَدُ الْإِخْوَةِ مِنْ مِصْرَ تَعْلِيقًا عَلَى هَذِهِ الصُّورَةِ، فَرَأَيْتُ أَنْ أُشْرِكَكُمْ إِيَّاهَا؛ لِمَا تَحْمِلُهُ مِنْ دَلَالَاتٍ خَطِيرَةٍ تَكْشِفُ بَعْضَ مَا جَرَى طَوِيلًا فِي دَهَالِيزِ الْإِعْلَامِ وَالثَّقَافَةِ مِنْ حَرْبٍ خَفِيَّةٍ عَلَى الْهُوِيَّةِ الْإِسْلَامِيَّةِ.
وَمِنَ الطَّرَائِفِ الْمُبْكِيَةِ الَّتِي ذُكِرَتْ فِي هَذَا السِّيَاقِ مَا رَوَتْهُ الْإِعْلَامِيَّةُ كَرِيمَانُ حَمْزَةَ، الَّتِي عَمِلَتْ سِنِينَ طَوِيلَةً مُقَدِّمَةً لِلْبَرَامِجِ الدِّينِيَّةِ فِي التِّلْفَازِ الْمِصْرِيِّ، ثُمَّ أَصْدَرَتْ بَعْدَ سُقُوطِ نِظَامِ مُبَارَكَ كِتَابًا بِعُنْوَانِ: «لِلَّهِ يَا زَمْرِي»، كَشَفَتْ فِيهِ كَثِيرًا مِنَ الْوَقَائِعِ الصَّادِمَةِ وَالْمُخْزِيَةِ.
وَمِنْ بَيْنِ مَا ذَكَرَتْهُ تَقُولُ:
«فِي أَحَدِ الْأَيَّامِ اسْتَدْعَانِي وَكِيلُ وَزَارَةِ الْإِعْلَامِ فِي التِّلْفَازِ الْمِصْرِيِّ، فَلَمَّا دَخَلْتُ مَكْتَبَهُ انْتَفَضَ وَاقِفًا وَقَالَ بِلَهْفَةٍ:
“اسْمَعِي يَا كَرِيمَانُ، نَحْنُ لَا نُرِيدُ إِسْلَامًا، وَالرَّئِيسُ مُبَارَكُ لَا يُرِيدُ شَيْئًا فِيهِ إِسْلَامٌ!”
فَقُلْتُ لَهُ: حَتَّى الْإِسْلَامُ الْوَسَطِيُّ؟
فَقَالَ: “وَلَا الْإِسْلَامُ الْوَسَطِيُّ! بَلْ هَذَا بِالذَّاتِ غَيْرُ مَطْلُوبٍ!”
ثُمَّ أَنْهَى الْمُقَابَلَةَ.»
وَتَقُولُ أَيْضًا:
«كُنْتُ قَدْ أَعْدَدْتُ ثَلَاثِينَ حَلْقَةً، مِنْ بَيْنِهَا بَرْنَامَجٌ عَنِ الْعَشَرَةِ الْمُبَشَّرِينَ بِالْجَنَّةِ، وَبَعْدَ إِنْجَازِ الْعَمَلِ وَإِجَازَتِهِ مِنَ الرِّقَابَةِ ثَارَ رَئِيسُ التِّلْفَازِ غَضَبًا، وَاسْتَدْعَانِي قَائِلًا:
“لِمَاذَا عَشَرَةٌ؟ لِمَاذَا لَا يَكُونُونَ اثْنَيْنِ أَوْ ثَلَاثَةً أَوْ خَمْسَةً؟! ثُمَّ لِمَاذَا كُلُّهُمْ مِنْ زَمَنِ الرَّسُولِ؟! أَلَيْسَ فِي زَمَانِنَا أَحَدٌ مُبَشَّرٌ بِالْجَنَّةِ؟! وَاحِدٌ مَثَلًا مِنْ أَهْلِ السُّلْطَةِ… أَلَا يَمْلَأُ عَيْنَيْكِ عَاطِفٌ صِدْقِيٌّ؟! أَوْ صَفْوَتُ الشَّرِيفِ؟! أَنْتِ لَسْتِ ذَكِيَّةً إِطْلَاقًا! كَانَ يَنْبَغِي أَنْ تَخْتَارِي اثْنَيْنِ مِنَ الْمَاضِي وَاثْنَيْنِ مِنَ الْحَاضِرِ، وَرُبَّمَا الصَّحَفِيُّ فُلَانٌ! ثُمَّ إِنَّ الْعَشَرَةَ الْمُبَشَّرِينَ بِالْجَنَّةِ كُلُّهُمْ إِرْهَابِيُّونَ! وَأُقْسِمُ بِاللَّهِ لَنْ تُذَاعَ هَذِهِ الْحَلَقَاتُ وَلَوْ عَلَى جُثَّتِي!”»
إِنَّ هَذِهِ الْعَقْلِيَّاتِ الْمَمْسُوخَةَ هِيَ الَّتِي أَسْهَمَتْ فِي صِنَاعَةِ أَجْيَالٍ مَشْوَّهَةِ الْفِطْرَةِ، مُضْطَرِبَةِ الْوَعْيِ، ضَائِعَةِ الْمَعَايِيرِ وَالْأَخْلَاقِ، ثُمَّ هِيَ نَفْسُهَا الَّتِي تَقِفُ الْيَوْمَ سَدًّا فِي وَجْهِ كُلِّ مُحَاوَلَةٍ لِلْإِصْلَاحِ وَإِحْيَاءِ الْقِيَمِ.
وَالْمُؤْلِمُ حَقًّا أَنْ تَرَى بَعْضَ مَنْ يُوصَفُونَ بِالنُّخْبَةِ الثَّقَافِيَّةِ يَجْهَلُونَ أَبْسَطَ حَقَائِقِ الدِّينِ وَالْحَيَاةِ، بَيْنَمَا يَبْقَى الْفَلَّاحُ الْبَسِيطُ الَّذِي لَمْ تُفْسِدْهُ هَذِهِ الْآلَاتُ الْإِعْلَامِيَّةُ أَصْفَى فِطْرَةً، وَأَقْوَمَ فَهْمًا، وَأَبْصَرَ بِحَقَائِقِ الْأُمُورِ.
حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ.
ملاحظة:
الشهادات الواردة منقولة عن كتاب «لله يا زمري» لكريمان حمزة، الذي صدر عام 1998.
ملاحظة المترجم:👇
كانت فترة مبارك تمتد من عام 1981 إلى عام 2011. في تلك الفترة، شهدت تركيا أيضًا توترًا مماثلًا بين العلمانية والهوية الإسلامية، ونقاشات حادة حول الهوية عبر الإعلام والثقافة، ومحاولات لترسيخ نماذج «الإسلام المعتدل»، وجهود مكثفة لتغريب التعليم وتغيير معالمه. أوصي القارئ بمقارنة ما حدث في البلدين خلال الفترة نفسها، وملاحظة كيف تقدمت المشاريع المتشابهة بشكل متوازٍ، ودراسة الزَّمِنيَّات والعقليَّات التي تقف خلفها. (أحمد ضياء)