İran Direncinin Sırrı: Kaba Kuvvet mi, Haksız Müdahale mi?

Yazan: Kasım Dorrânî
Gurbette yaşayan İranlı yazar ve gazeteci

Yıkıcı bir savaşın üzerinden bir aydan fazla zaman geçmişken İran rejimi neden çökmemiştir?

Bu sual ilk bakışta sade görünse de, kimi muhalif zümrelerin siyasi hakikati kavrayışındaki köklü bir aksaklığı açığa çıkarır. Zira bu çevreler, küçük-büyük her meselede İsrail ve Amerika’ya bel bağlamışlardı. Yoğun askerî darbelerin ve önde gelen şahsiyetlerin hedef alınmasının üzerinden bir aydan fazla vakit geçmesine rağmen, bazıları süratli bir çöküş bekledi. Lâkin rejim ayakta kaldı; bu hâl, pek çok gözlemciyi hayrete düşürdü ve şaşkınlığa sevk etti.

Donald Trump’ın rejimin direncine dair hayreti, gelip geçici bir beyan değil; kimi karar çevrelerinde kökleşmiş hatalı takdirlerin bir tezahürüdür. Bu yanılgı, İran muhalefetinin bazı kesimlerine de sirayet etmiş; onlar da hesaplarını süratli bir çöküş ihtimali üzerine bina ederek değişim hayali kuran genç nesilleri aslı bozuk senaryolarla aldatmışlardır. Bu zihniyet, rejimi tek darbeyle yıkılabilecek zayıf bir yapı gibi telakki etmiş; oysa bu düzen, çökmeye karşı koyacak şekilde inşa edilmiştir.

İran’daki siyaset, güvenlik, askerî, dinî, iktisadî, içtimaî ve ilmî müesseseleriyle bu düzeni tetkik eden herkes bilir ki, İran’daki nizam tek bir başa dayanan sade bir piramit değildir. Bilakis, dinî, güvenlik ve askerî unsurlar ile bürokratik yapının iç içe geçtiği girift bir müesseseler ağıdır. Bu çok katmanlı yapı, darbelere karşı yüksek bir tahammül kudreti bahşeder. Üst düzey kadrolar hedef alınsa bile, bu durum bütünüyle felce yol açmaz; zira karar merkezleri dağınık hâlde olup yedek kadrolar hazırdır ve devamlılık imkânı bizzat sistemin bünyesine yerleştirilmiştir. İslâm Cumhuriyeti, doğrudan üst otoriteye bağlı kurumlarla teknik ve idarî unsurların terkibinden oluşur. Bu da geleneksel önderlik zayıflasa dahi devletin idaresini sürdürmesine, dengesiz bir harp yürütmesine ve içerde hayatî işleyişi muhafaza etmesine imkân verir.

Tetkikler ve müşahedeler gösterir ki çöküş, yalnız dış baskıyla değil; seçkin zümrenin çözülmesi yahut bölünmesiyle vuku bulur. İran’da ise güvenlik aygıtında bir başkaldırı ya da Devrim Muhafızları’nda yahut siyasi müesseselerde bir kopuş meydana gelmemiştir. Aksine, İran’a yönelen saldırı karşısında dikkate değer bir nizam ve birlik sergilenmiş; bu da süratli çöküş senaryosunu akim bırakmaya kâfî gelmiştir. Bu durum, istibdatla idare olunan rejimlerde kurumların dayanma kudretiyle tam bir uyum arz eder. Zira bir düzenin en şiddetli baskı zamanlarında dahi temel işleyişini sürdürmesi ve müesseseleri arasındaki irtibatı muhafaza etmesi, onun doğrudan çökmesini neredeyse imkânsız kılar.

Rejim, ayrıca birbirine eklemlenmiş menfaat bağları ve seçkinler ile köklü halk kesimleri arasındaki fikrî bağlılık üzerine yaslanmaktadır. Bu kesimler, buhran zamanlarında sokakta toplanarak ve resmî müesseselere destek vererek mühim bir rol üstlenir. İran’da da saldırının başlangıcından bu yana birçok şehirde halkın yoğun varlığı müşahede edilmektedir. Dün rejime muhalif olanların bile bugün sokaklara çıkarak vatanı, toprağı ve haysiyeti müdafaa ettiği görülmektedir. Bu hakikati göz ardı eden her tahlil eksik ve hakikatten uzaktır.

Birçok kimse gibi ben de şunu kabul ederim: Şiddet, rejimin bekasında mühim bir unsurdur; lâkin tek başına kâfi değildir. Zira baskı, inançlı, yekpare, mâlî bakımdan desteklenmiş ve verilen emirleri tatbik etmeye hazır bir aygıt gerektirir ki bu İran’da mevcuttur. Bunun yanı sıra, bilhassa petrol olmak üzere iktisadî imkânlar, maaşların ödenmesini, güvenlik teşkilatının finanse edilmesini ve asgarî istikrarın korunmasını sağlar. Bu imkânlar yalnızca iktisadî kudret sunmaz; aynı zamanda çöküşü son derece müşkil hâle getiren menfaat bağları doğurur.

Kanaatimce İran muhalefetinin bir kısmının işlediği en ağır hatalardan biri -ki İran halkı bunu kolay kolay affetmeyecektir- dış müdahaleye bel bağlamalarıdır. Zira göz ardı ettikleri temel hakikat şudur: Devletler ahlâka göre değil, menfaatlerine göre hareket eder. Ben daima şunu ifade ettim: İran’a yönelik her dış müdahale, rejimi zayıflatmaz; bilakis kuvvetlendirir. Zira dışarıdan yapılan her müdahale teşebbüsü, İran halkını -muhalif olanları dahi- rejimin arkasında saf tutmaya sevk eder. Bu, rejime sevgi sebebiyle değil; haricî saldırıya uğrayan vatanı müdafaa içindir.

Yıllar evvel, bilhassa Trump’ın ilk başkanlık devrinde şunu yazmıştım: İran rejiminin dış darbelerle çökeceğini sanan kimse, İran milletinin vakarını, tarihine bağlılığını ve köklü şuurunu bilmez. Bu millet, vatanını müdafaa uğruna her türlü fedakârlığı göze alır. Ne bir düşmanın sınırlarını aşmasına izin verir ne de içeriden bir unsurun ülkesinin yıkımına alet olmasına rıza gösterir. Bu halk bilir ki rejime muhalefet, vatandan vazgeçmek demek değildir. Vatanı hedef alan her dış tehdit, dengeyi rejim lehine çevirir. Halkın uzun tarihinden ve istilalara karşı direnişinden doğan şuur, onu iç muhalefet ile dış tehdit arasındaki farkı ayırt etmeye muktedir kılar. Bu derin millî idrak, dış müdahalelerin çoğu zaman ters neticeler doğurmasına ve rejimin kök salmasını daha da kuvvetlendirmesine yol açar. Zira toprağı müdafaa etmek, asla aşılmayan bir huduttur.

Bu itibarla, yıkıcı bir harbin ardından İran rejiminin ayakta kalması bir muamma değil; bekayı temin eden şartların mevcudiyeti ve değişimi doğuracak şartların yokluğu ile izah olunur. İstibdatla idare edilen düzenler temenni ile yahut yalnız dış darbelerle yıkılmaz; ancak iç ve dış âmillerin nadir bir anda birleşmesiyle çöker. Bugüne dek böyle bir an vuku bulmamıştır. Hatta İran’a yönelen saldırı, yıllar boyunca hür kimselerin inşa ettiği köprüleri yıkmış; en seçkin ve cesur vatan evlatlarının fedakârlıklarıyla yetişen umutları da yakıp kül etmiştir. Bu da, tüm sıkıntılara, buhranlara ve ağır kuşatmaya rağmen rejimin devamını izah eder.

Hakiki sual şudur: Rejim neden yıkılmadı değil; onun yıkılmasını mümkün kılacak düşünce ve amel tarzında nelerin değişmesi gerektiğidir. Bu suale verilecek cevap, tartışmayı kuru temennilerden fiil sahasına taşır; dış müdahaleye bel bağlama vehmini ve yakın bir çöküşe dair sathî anlatımları bertaraf eder.

Netice itibarıyla İran’daki hakikat, beklenti ve sloganların fevkinde, girift bir mahiyet taşır. Rejim sarsılabilir; lâkin yıkılmaz. Muhalefet ise, yolunu ve planını halkı, nizamı ve hakikati derinlemesine idrak etmeden tayin ederse, vaatte bulunur fakat menzile varamaz. Sahih bir idrak, isabetli malumat ve içeriden doğan samimi, ciddi ve vatanperver bir gayret, hakiki tahavvülün kapısını aralayabilir. Buna mukabil, haricî müdahale hülyaları ve mucize beklentisi bu yolu kapatır.

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
07.04.2026 – Üsküdar

لماذا لم يسقط النظام الإيراني بعد أکثر من شهر من الحرب المدمرة؟

بقلم: قاسم دراني – كاتب وإعلامي إیرانی فی المهجر

يبدو السؤال بسيطا، لكنه يكشف عن خلل جوهري في قراءة الواقع السياسي لدى بعض من أطياف المعارضة الذين كانوا يراهنون في کل صغيرة وكبيرة على إسرائيل وأمريكا . فبعد أکثثر من شهر من الضربات العسكرية المكثفة واستهداف قيادات بارزة، توقع البعض إنهيارا سريعا، إلا أن النظام بقي قائما، مفاجئا ومربكا للعديد من المراقبين.
ودهشة دونالد ترامب من صمود النظام لم تكن مجرد تصريح عابر، بل تعبير عن تقديرات خاطئة سادت في بعض دوائر القرار، وامتدت إلى أطياف من المعارضة الإيرانية التي بنت حساباتها على سيناريو سقوط سريع وأغروا جيل الشباب الحالمين بالتغيير بهذه السيناريوهات الخاطئة أساسا. هذه الذهنية تعاملت مع النظام ككيان هش يمكن إسقاطه بضربة واحدة، متجاهلة أن النظام صمم لمقاومة الانهيار.

يعرف كل دارس للنظام الايراني بجميع مؤسساته السياسية والأمنية والعسكرية والدينية والاقتصادية والإجتماعية والعلمية وهلم جرا… أن النظام في ايران ليس هرما بسيطا يقوم على رأس واحد، بل شبكة معقدة من المؤسسات المتداخلة دينية وأمنية وعسكرية وبيروقراطية. هذه البنية متعددة الطبقات تمنحه قدرة عالية على امتصاص الصدمات، فحتى لو تم استهداف قيادات عليا، لا يؤدي ذلك بالضرورة إلى شلل كامل، لأن مراكز القرار موزعة والبدائل جاهزة، وامكانيات الاستمرارية مدمجة في بنية النظام نفسه. نظام الجمهورية الإسلامية يقوم على مزيج من المؤسسات الخاضعة مباشرة للقيادة العليا، وأخرى مزيجة بين السلطات البيروقراطية والتقنية، ما يضمن استمرار الدولة حتى في غياب قيادتها التقليدية، ويتيح لها إدارة حرب غير متكافئة والحفاظ على استمرار الأمور الحيوية في الداخل.

تشير الدراسات والملاحظات إلى أن الانهيار لا يحدث تحت الضغط الخارجي وحده، بل عند انفصال النخبة أو انقسامها. في إيران، لم يحدث تمرد في الأجهزة الأمنية أو انشقاقات في الحرس الثوري أو المؤسسات السياسية. على العكس، أظهرت الحرب العدوانية على إيران درجة ملحوظة من الانضباط والتماسك، وهو ما يكفي لإجهاض سيناريو الانهيار السريع. وهذا يتوافق تماما مع مفهوم “المرونة المؤسساتية” في الأنظمة السلطوية، إذ أن قدرة النظام على الحفاظ على استمرارية الوظائف الأساسية والربط بين مؤسساته المختلفة، حتى في أوقات الضغوط القصوى، تجعل من سقوطه المباشر أمرا شبه مستحيل.

والنظام أيضا يستند إلى شبكة من المصالح المتقاطعة والتزام إيديولوجي لدى النخبة وشرائح من القاعدة الشعبية العريقة، التي تلعب دورا مهما في الأزمات عبر الحشد في الشارع ودعم المؤسسات الرسمية وهذا ما نشاهده في إيران من حضور شعبي مكثف في شوارع غالبية المدن الإيرانية من بداية العدوان، حتى الذين كانوا بالأمس في مواجهة للنظام تجدهم اليوم في الشوارع دفاعا عن عن البلاد، دفاعا عن الأرض والعرض أمام العدوان الخارجي. وأرى أن تجاهل هذه الحقيقة يجعل أي تحليل ناقصا وغير واقعي.

وأتفق مع الكثيرين أن العنف عنصر مركزي في بقاء النظام، لكنه وحده لا يكفي. لأن القمع يحتاج إلى جهاز مؤمن بمبادىء النظام، متماسك، ممول، ومستعد للتنفيذ الأوامر وهو موجود في إيران. إضافة إلى ذلك، الموارد الاقتصادية، خصوصا النفط، تمنح النظام القدرة على دفع الرواتب وتمويل الأجهزة الأمنية، والحفاظ على الحد الأدنى من الاستقرار. هذه الموارد، لا توفر القوة الاقتصادية فقط، بل تخلق أيضا شبكة مصالح تجعل من انهيار النظام أمرا بالغ التعقيد.

وأرى من أكبر الأخطاء الجسيمة التي أرتكبها بعض المعارضة الإيرانية ولا أظن أن يغفر لهم الشعب الإيراني بجميع أطيافيه هو الرهان على التدخل الخارجي لأنهم تجاهلوا حقيقة أساسية، وهي أن الدول تتحرك وفق مصالحها لا وفق أخلاقها، وهذا ما كنت أؤكد عليه دائما أن أي تدخل خارجي ضد النظام الإيراني لا يضعفه بل يقويه. كل محاولة لإسقاطه من الخارج تدفع الشارع الإيراني، حتى من كان معارضا للوقوف خلف النظام، ليس حبا في النظام نفسه بل دفاعا عن الوطن الذي يتعرض لعدوان خارجي. قبل سنوات بالتخديد في الدورة الأولى لرئاسة ترمب، كتبت: من يظن أن النظام الإيراني يسقط بضربات خارجية يجهل طبيعة الشعب الإيراني الغيور والفخور بتراثه وتاريخه، شعب يفدي كل الرخيص والغالي دفاعا عن أرضه ووجوده المتجذر في تراب هذا البلد، عذا الشعب لا يسمح للعدو أن يتجاوز حدوده، ولا لأي طرف داخلي أن يتحول أداة لدمار بلده.
هذا الشعب يعرف أن معارضته للنظام لا تعني التخلي عن الوطن، وأن أي تهديد خارجي للوطن سيقلب الموازين لصالح النظام نفسه، مهما كانت الضغوط والهجمات. كل محاولة خارجية لتقسيم الشعب أو استغلال أي انقسام داخلي تتحول إلى قوة مضادة تعزز صمود النظام وتزيده قوة، بدل أن تضعفه، لأن وعي الشعب بتاريخ إيران الطويل وصمودها أمام الغزوات يجعل المواطنين قادرين على التمييز بين معارضة داخلية حقيقية وتهديد خارجي يسعى لاستغلال أي ضعف مؤقت. هذه الذهنية الوطنية العميقة تعني أن أي تدخل خارجي قد يؤدي إلى نتائج عكسية، ويزيد من تجذر النظام بدل أن يضعفه، لأن الدفاع عن الأرض يعتبر خطا أحمر لا يمكن تجاوزه.

فبقاء النظام الإيراني بعد حرب مدمرة ليس لغزا بل نتيجة حتمية لتوافر شروط البقاء مقابل غياب شروط التغيير. الأنظمة السلطوية لا تسقط بالتمني، ولا بالضربات الخارجية وحدها، بل عندما تتلاقى عوامل داخلية وخارجية في لحظة نادرة . وحتى الآن ليس فقط لم تتحقق تلك اللحظة بلد العدوان الخارجي على إيران دمرت جميع جسور التي بناها الأحرار في إيران طوال العقود الماضية للعبور من إستبداد ولاية الفقية وأحرقت ثمار أشجار سيقت بدماء أنبل وأشجع وأعلم الشخصيات الوطنية في إيران…وهذا ما يفسر استمرار النظام رغم كل الصعوبات والأزمات والحصار الخانق ورغم الحرب المدمرة.

السؤال الحقيقي إذا ليس لماذا لم يسقط النظام، بل ماذا يجب أن يتغير في طريقة التفكير والعمل حتى يصبح سقوطه ممكنا؟ لإجابة على هذا السؤال هي وحدها التي تنقل النقاش من دائرة التمني إلى دائرة الفعل، وتمنع الوقوع في وهم الاعتماد على التدخل الخارجي أو السرديات الساذجة حول انهيار قريب.

وفي النهاية، سيظل الواقع الإيراني أكثر تعقيدا من كل التوقعات والشعارات، وسيستمر النظام يترنح لكنه لا يسقط، بينما المعارضة الواهمة اإذا لم تبنِ استراتيجياتها على فهم عميق للشعب والنظام والواقع، ستبقى تعد لكنها لا تنجز. القراءة الواقعية والمعرفة الدقيقة لطبيعة الشعب والبلد مع العمل الداخلي المدروس الجاد الحقيقي والوطني المخلص يمكن أن تفتح الطريق لأي تغيير حقيقي، بعيدا عن أوهام التدخل الخارجي وانتظار المعجزات.

قاسم درانی- كاتب وإعلامي إیرانی فی المهجر.
06/04/2026
London

Email: [email protected]

https://t.me/Kdorrani