İki Zıd Görüşün İşaret Ettiği Gerçek ..
Ümmü’l-Kurâ Nazariyesi
Bu nazariye, Muhammed Cevâd Lârîcânî tarafından kaleme alınan “Ulusal Strateji Üzerine Mülâhazalar” adlı eserde ortaya konmuştur.
Özetle; İslâm âleminin liderliği, velâyet-i fakîh esasına dayanır ve İran, “hakiki ve saf İslâm”ın menşei olarak telakki edilir.
İran İslâm Devrimi’nin ardından İran, “Ümmü’l-Kurâ” yani Dârü’l-İslâm konumuna yükselmiş; böylece İslâm dünyasına liderlik etme vazifesi ona yüklenmiş, ümmete de bu liderliğe intisap etme sorumluluğu tevcih edilmiştir.
Bu anlayışa göre İran’ın zaferi yahut mağlubiyeti, bütün İslâm’ın zaferi yahut mağlubiyeti hükmündedir. Dolayısıyla onu muhafaza etmek, diğer bütün önceliklerin önüne geçirilir.
Lârîcânî bu çerçeveyi şu esaslarla hulâsa eder:
• İslâm âlemi tek bir ümmettir.
• Ümmetin birliğinin esası, liderliğidir.
• Bu liderlik velâyet-i fakîh temeline dayanır.
Buna göre Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) ilim ve takvâ bakımından en yakın olan kimse, onun halefi mesabesindedir. Humeynî’nin telakkisine göre İran, İslâm birliğinin tahakkuku için başlangıç noktası ve hareket üssüdür.
Herhangi bir İslâm beldesinde, ümmeti sevk ve idare edebilecek ehliyete sahip bir idare teşekkül ettiğinde, o belde “Ümmü’l-Kurâ” ve Dârü’l-İslâm sayılır.
“Ümmü’l-Kurâ devleti” tesis edildiğinde ise liderliğin vazifesi, bütün ümmetin maslahatını gözetmektir. Bununla birlikte ümmetin tamamını muhafaza etmek, diğer bütün hususların önüne geçen bir vecîbe olarak kabul edilir.
Bu çerçevede, İran İslâm Cumhuriyeti’nin -ister Humeynî döneminde, ister günümüzde Ali Hamaney’in velâyeti altında- “Ümmü’l-Kurâ” olduğu iddia edilmektedir.
Bu anlayışa göre, bu hakikatin idrakiyle İslâm ümmeti daha berrak ve güçlü bir görünüm kazanacaktır. Ayrıca “Ümmü’l-Kurâ”nın konumunu muhafaza etmek, millî hedeflerin merkezine yerleştirilmiş; bu hedefe yönelik çaba da ulusal stratejinin bir parçası sayılmıştır.
Netice itibarıyla bu nazariye, İran’ın küresel İslâm’ın merkezi hâline gelmesini; dinî bağlılık duygusunu harekete geçirerek toplumları millî aidiyetlerin ötesinde bir potada birleştirmeyi ve onları “Ümmü’l-Kurâ İran”ın liderliği altında toplamayı hedefler.
Bu çerçevede velâyet-i fakîh idaresi, “İslâm’ı temsil eden, koruyan ve yönlendiren” merci olarak takdim edilir.
Nazariye, Humeynî’nin “devrimi ihraç” fikrine dayanmakla birlikte, bunu doğrudan rejimleri devirmek veya yalnızca Kum’u merkez kılmak yerine, bütün İran’ı küresel bir merkez hâline getirme; dinî saikleri harekete geçirme ve velâyet-i fakîh idaresini yüceltme üzerinden gerçekleştirmeyi öngörür.
Nazariyenin Temel Hedefleri
1. Dinî meşruiyet zemininde siyasî hâkimiyet tesis etmek; velî-yi fakîhi “Emîrü’l-mü’minîn” konumuna yükselterek, coğrafî sınırları aşan bir otorite ile Ümmü’l-Kurâ’ya bağlı yapılar üzerinde nüfuz kurmak.
2. İran’ı küresel güçlere karşı muhafaza etmek; muhtemel bir çatışmada, ona müzahir yönetim ve toplulukları harekete geçirerek karşı cepheye baskı unsuru oluşturmak ve böylece fiilî bir destek ağı meydana getirmek.
Tenakuz Meselesi
Dikkat çekici olan husus şudur ki, bu nazariye İran Anayasası’nın 154. maddesiyle açık bir tenakuz içindedir. Zira söz konusu madde, İran’ın diğer milletlerin iç işlerine müdahil olmayacağını ifade eder.
Buna rağmen nazariyenin muhtevası, devletler üzerinde nüfuz tesis etmeyi hedefleyen bir çerçeve arz etmektedir.
Netice olarak hem “devrimi ihraç” hem de “Ümmü’l-Kurâ” anlayışı, dinî söylem üzerinden şekillendirilen siyasî ve genişleme odaklı hedeflerle irtibatlı görünmektedir.
Kaynak: er-Râsıd dergisinden naklen.
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
24.03.2026 – Üsküdar
Yukarıdaki yazıda ifade edilen görüşten farklı bir görüşü de okuyup yorumu siz yaparsınız:👇
İran Ekseni’nin Çözülüşü ve Sağlam Şiî Bloku’nun Sonu: Bölgenin Siyasî Coğrafyasında Derin Dönüşüm
İran Ekseni’nin Çözülüşü ve Sağlam Şiî Bloku’nun Sonu
İran ekseni çözülmekte; bu, bölgenin siyasî coğrafyasında en mühim değişken olup derin yansımalar doğuracaktır.
Değişim, başta siyasî olmak üzere çeşitli boyutları kapsar; ardından yeni bir güvenlik gerçekliği gelir ki, bunun ilk hatları Suriye Devrimi’nin zaferinden beri şekillenmektedir.
Fakat vurgulamak istediğim husus, İran ekseninin toplumsal yapısına dair mühim bir veçhedir: Birkaç ay yahut parmakla sayılacak yıllar içinde, İran’ın on yıllardır mali harcamalar, psikolojik etkiler ve siyasî neticelerle inşa ettiği sağlam Şiî bloku erimeye yüz tutacaktır.
Kısa süre sonra Lübnan’daki parti, mecliste birkaç vekille yetinen sıradan bir siyasî oluşuma dönüşecek; hatta maddî varlığı tamamen silinecek – zira silâhı neredeyse tamamen toplanacaktır.
Irak’ta ise Halk Seferberlik Güçleri dağılacaktır; bunlar tam da Kur’ân-ı Kerîm’in “örümcek yuvasından daha zayıf” vasfına layıktır. Bu milisler, bölge evlâdının kanına boğulmuş; Şam’da ve Irak’ta dökülen kanlarla dolup taşmıştır. İran nizamının –en azından mali, siyasî, askerî ve güvenlik bakımından– zayıflaması, Irak’taki Şiî milisleri tecrit edecektir. Nitekim Şiî muhitte bile mühim bir kesim bunlardan nefret etmektedir; zira bu milisler, Yeşil Bölge hükümetine paralel bir otorite kurmuş, iki güç arasında menfaatçi bir yardımlaşma mantığına dayanmıştır.
Bu eksenin çözülüşü, bölgedeki güvenlik ve siyasî mayınları ortadan kaldıracak; Irak’ın Arap ve İslâmî kucağa dönüşünü daha mümkün kılacaktır. Irak Şiîleri arasında Araplık fikri yeniden yükselecek; genel kimlik çerçevesi olarak Araplık, Irak millî unsuruna daha geniş alan açacak, Şiî dinî söylem ise geniş ölçüde gerileyecektir. Zira bu söylem, zaten medenî olan Irak toplumunda, insan onurunu zedeleyen, aklını ve haysiyetini yaralayan dinî tezahürler üretmiştir; her gün fıtratın çağrısıyla çatışmaktadır.
Bu durum, Şiî dinî metnin varoluşsal meydan okumalarla karşılaşması anlamına gelebilir; zira Irak’taki pratik tecrübe ve genel Şiîlere verilen gaybî vaatler, bunu zorunlu kılmaktadır. Özellikle Şiî dinî entelektüeller içinde beliren öz-eleştiri hareketi, Şiîliğin ileri dönemlerde teşekkül eden sabitelerini sorgulamakta; bu akılcı bakış, Şiîliği putperestliğe dönüşmeden kurtarmaya yöneliktir.
Bu seyir, resmî Arap nizamına bölgenin siyasî coğrafya ve güvenlik yapısını yeni menfaatler doğrultusunda yeniden şekillendirme imkânı verecektir – ki bunlar Amerikan iradesinden uzak değildir.
(Cihad Adle)
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
24.03.2026 – Üsküdar
نَظَرِيَّةُ أُمِّ الْقُرَى
نَظَرِيَّةٌ صِيغَتْ عَلَى يَدِ مُحَمَّدِ جَوَاد لَارِيجَانِي فِي كِتَابِهِ الْمُعَنْوَنِ «مَقُولَاتٌ فِي الِاسْتِرَاتِيجِيَّةِ الْوَطَنِيَّةِ». وَمُلَخَّصُهَا أَنَّ قِيَادَةَ الْعَالَمِ الْإِسْلَامِيِّ تَقُومُ عَلَى أَسَاسِ وَلَايَةِ الْفَقِيهِ، وَأَنَّ إِيرَانَ هِيَ مَهْدُ الْإِسْلَامِ الْحَقِّ وَالْخَالِصِ. وَبَعْدَ انْتِصَارِ الثَّوْرَةِ الْإِيرَانِيَّةِ أَصْبَحَتْ إِيرَانُ «أُمَّ الْقُرَى» دَارَ الْإِسْلَامِ، فَصَارَ عَلَيْهَا وَاجِبُ قِيَادَةِ الْعَالَمِ الْإِسْلَامِيِّ، وَعَلَى الْأُمَّةِ وَاجِبُ وَلَايَتِهَا، أَيْ أَنَّ إِيرَانَ قَدْ نَالَتْ سُلْطَانَ الْقِيَادَةِ عَلَى سَائِرِ الْأُمَّةِ. وَهَزِيمَتُهَا أَوْ انْتِصَارُهَا هُمَا هَزِيمَةٌ أَوْ انْتِصَارٌ لِلْإِسْلَامِ كُلِّهِ، فَحِفْظُهَا يَأْخُذُ أَوْلَوِيَّةً عَلَى كُلِّ أَمْرٍ آخَرَ.
وَقَدْ لَخَّصَ ذَلِكَ بِقَوْلِهِ:
- الْعَالَمُ الْإِسْلَامِيُّ أُمَّةٌ وَاحِدَةٌ.
- أَسَاسُ وَحْدَةِ الْأُمَّةِ (قِيَادَتُهَا).
- قِيَادَةُ الْعَالَمِ الْإِسْلَامِيِّ تَقُومُ عَلَى أَسَاسِ وَلَايَةِ الْفَقِيهِ: أَيْ أَنَّ الْأَقْرَبَ إِلَى نَبِيِّ الْإِسْلَامِ الْأَكْرَمِ هُوَ الْأَقْرَبُ فِي الْعِلْمِ وَالتَّقْوَى، وَهُوَ يَكُونُ خَلِيفَةَ زَمَانِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. وَقَدِ اعْتَبَرَتْ إِيرَانُ نَفْسَهَا -حَسَبَ رَأْيِ الْخُمَيْنِيِّ- نُقْطَةَ الْبِدَايَةِ وَقَاعِدَةَ الانْطِلَاقِ نَحْوَ تَحْقِيقِ الْوَحْدَةِ الْإِسْلَامِيَّةِ.
إِذَا قَامَتْ حُكُومَةٌ فِي إِحْدَى بِلَادِ الْإِسْلَامِ وَكَانَ لِقِيَادَتِهَا الْأَهْلِيَّةُ لِقِيَادَةِ الْأُمَّةِ -فِي هَذِهِ الْحَالِ- تَصِيرُ «أُمَّ الْقُرَى» دَارَ الْإِسْلَامِ.
وَإِذَا قَامَتْ دَوْلَةُ أُمِّ الْقُرَى فَإِنَّ مِنْ وَاجِبِ الْقِيَادَةِ أَنْ تُرَاعِيَ مَصَالِحَ كُلِّ الْأُمَّةِ، وَمِنْ جِهَةٍ أُخْرَى فَإِنَّ الْمُحَافَظَةَ عَلَى الْأُمَّةِ كُلِّهَا فَرِيضَةٌ لَهَا أَوْلَوِيَّةٌ عَلَى أَيِّ أَمْرٍ آخَرَ.
وَخَلَصَ إِلَى الْقَوْلِ بِأَنَّ الْجُمْهُورِيَّةَ الْإِسْلَامِيَّةَ الْإِيرَانِيَّةَ بَعْدَ الثَّوْرَةِ -سَوَاءٌ فِي زَمَنِ قِيَادَةِ الْإِمَامِ الْخُمَيْنِيِّ الَّذِي كَانَ شَمْسَ الْبَشَرِيَّةِ، أَوْ فِي الْوَقْتِ الْحَاضِرِ الَّذِي هِيَ تَحْتَ وَلَايَةِ وَلِيِّ الْأَمْرِ سَمَاحَةِ آيَةِ اللَّهِ الْخَامِنَئِيِّ- هِيَ بِلَا رَيْبٍ «أُمُّ الْقُرَى» دَارُ الْإِسْلَامِ. وَمَعَ الِانْتِبَاهِ الدَّقِيقِ إِلَى هَذَا الْمَعْنَى سَتَكُونُ الْأُمَّةُ الْإِسْلَامِيَّةُ أَظْهَرَ مِنَ الشَّمْسِ. وَالْآنَ نَقُولُ: إِنَّ الْمُحَافَظَةَ عَلَى مَكَانَةِ أُمِّ الْقُرَى مِنْ (الْأَهْدَافِ الْوَطَنِيَّةِ)، وَالسَّعْيُ مِنْ أَجْلِ هَذَا الْهَدَفِ سَيَكُونُ أَيْضًا جُزْءًا مِنْ اسْتِرَاتِيجِيَّتِنَا الْوَطَنِيَّةِ.
فَهِيَ إِذًا نَظَرِيَّةٌ تَنْصُ عَلَى تَحَوُّلِ إِيرَانَ إِلَى مَرْكَزِ الْإِسْلَامِ الْعَالَمِيِّ، وَتَشْكِيلِ أُمَّةٍ إِسْلَامِيَّةٍ وَاحِدَةٍ بِاسْتِثَارَةِ الْوَلَاءِ الدِّينِيِّ لِلشُّعُوبِ لِصَهْرِهَا وَتَوْحِيدِهَا خَارِجَ إِطَارِ الْوَلَاءِ الْوَطَنِيِّ، وَجَمْعِهَا تَحْتَ قِيَادَةِ دَوْلَةِ «أُمِّ الْقُرَى إِيرَانَ» وَحُكُومَةِ وَلِيِّ الْفَقِيهِ الَّتِي تُقَدِّمُ الْإِسْلَامَ الصَّحِيحَ وَتَحْفَظُهُ لِتَقُودَهَا وَتَدْفَعَ عَنْهَا. وَتَعْتَمِدُ نَظَرِيَّةُ أُمِّ الْقُرَى عَلَى نَظَرِيَّةِ الْخُمَيْنِيِّ «تَصْدِيرِ الثَّوْرَةِ»، لَكِنْ لَيْسَ بِدَعْمِ الْجَمَاعَاتِ وَإِسْقَاطِ الْأَنْظِمَةِ وَتَحْوِيلِ مَدِينَةِ قُمَّ إِلَى مَرْكَزٍ إِسْلَامِيٍّ، بَلْ بِتَحْوِيلِ كُلِّ إِيرَانَ إِلَى مَرْكَزِ الْإِسْلَامِ الْعَالَمِيِّ مَعَ إِثَارَةِ النَّزْعَةِ الدِّينِيَّةِ لِلشُّعُوبِ وَتَقْدِيسِ حُكُومَةِ وَلِيِّ الْفَقِيهِ.
تَحْمِلُ نَظَرِيَّةُ أُمِّ الْقُرَى هَدَفَيْنِ رَئِيسَيْنِ:
الْأَوَّلُ: السَّيْطَرَةُ السِّيَاسِيَّةُ عَنْ طَرِيقِ الِاحْتِلَالِ الدِّينِيِّ، وَجَعْلُ وَلِيِّ الْفَقِيهِ «أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ» الَّذِي يَحْكُمُ بِسُلْطَتِهِ الدِّينِيَّةِ كُلَّ الدُّوَلِ الْمُتَابِعَةِ لِأُمِّ الْقُرَى، مُتَجَاوِزًا كُلَّ الْحُدُودِ الْجُغْرَافِيَّةِ.
الثَّانِي: حِمَايَةُ إِيرَانَ مِنَ الْقُوَى الدَّوْلِيَّةِ، فَفِي حَالِ نُشُوبِ أَيِّ نِزَاعٍ تَثُورُ الْحُكُومَاتُ وَالشُّعُوبُ الْمُوَالِيَةُ عَلَى مَصَالِحِ الدُّوَلِ الْمُعَادِيَةِ لِإِيرَانَ، وَتَقِفُ ضِدَّ أَيِّ تَدَخُّلٍ عَسْكَرِيٍّ أَوْ سِيَاسِيٍّ، فَتَكُونُ بِذَلِكَ جُيُوشًا إِضَافِيَّةً مُسْتَعِدَّةً لِلْقِتَالِ لِحِمَايَةِ الْمَصَالِحِ الْإِيرَانِيَّةِ.
وَالْغَرِيبُ أَنَّ نَظَرِيَّةَ أُمِّ الْقُرَى تَتَنَاقَضُ مَعَ الْمَادَّةِ 154 مِنَ الدُّسْتُورِ الْإِيرَانِيِّ الَّتِي تَنْصُ عَلَى أَنَّ «جُمْهُورِيَّةَ إِيرَانَ لَا تَتَدَخَّلُ فِي الشُّؤُونِ الدَّاخِلِيَّةِ لِلشُّعُوبِ الْأُخْرَى»، لَكِنَّهَا تَتَّفِقُ مَعَ أَهْدَافِ السَّيْطَرَةِ عَلَى الدُّوَلِ. وَفِي النِّهَايَةِ نَجِدُ أَنَّ النَّظَرِيَّتَيْنِ —تَصْدِيرُ الثَّوْرَةِ وَأُمُّ الْقُرَى— تَسْتَخْدِمَانِ الْإِسْلَامَ لِتَغْطِيَةِ أَهْدَافٍ إِيرَانِيَّةٍ سِيَاسِيَّةٍ تَوَسُّعِيَّةٍ[1].
[1] نقلاً عن مجلة الراصد.
يمكنكم أيضاً قراءة رأيٍ مغايرٍ لما ورد في المقال أعلاه، وتركُ الحكم لكم: 👇
“تفكك محور إيران، ونهاية الكتلة الشيعية الصلبة”
محور إيران يتفكك، وهذا أهم متغير ستكون له انعكاسات عميقة على الجغرافيا السياسية للمنطقة.
سيشمل التغيير جوانب عدة، في مقدمها سياسية، ويلحقها واقع أمني جديد تتشكل أول ملامحه منذ انتصار الثورة السورية.
لكن ما أريد التركيز عليه، هو جانب مهم متعلق بالبنية المجتمعية لمحور إيران، إذ سنرى بعد أشهر قليلة، أو سنين تعد على أصابع اليد، اضمحلالا للكتلة الشيعية الصلبة التي بنتها إيران على مدى عقود من الإنفاق المالي، وتبعاته النفسية، وتأثيراته السياسية.
بعد حين، سيتحول الحزب في لبنان إلى مجرد حزب سياسي يكتفي ببضعة نواب في المجلس النيابي، إن لم يزل من وجوده المادي كليا، وذلك بعد نزع سلاحه بشكل شبه كامل.
وفي العراق ستتفكك مليشيات الحشد الشعبي، التي ينطبق عليها تماما الوصف القرآني “أوهن من بيت العنكبوت”، فهذه الميليشيات والغة، حتى شحمة أذنيها، في دماء أبناء المنطقة، في الشام والعراق، وإضعاف النظام الإيراني، في أقل تقدير، ماليا وسياسيا وعسكريا، ومن ثم أمنيا، سيعزل المليشيات الشيعية في العراق، وفي البيئة الشيعية نفسها التي ينفر قطاع مهم منها، من هذه المليشيات التي شكلت سلطة موازية لحكومة المنطقة الخضراء، قامت على منطق التخادم المصلحي بين القوتين.
تفكك هذا المحور، سيزيل الألغام الأمنية والسياسية في المنطقة، وسيجعل عودة العراق إلى الحضن العربي والإسلامي، أكثر قابلية للتحقق، وستنهض فكرة العروبة من جديد بين الشيعة العراقيين، كإطار عام للهوية، مع مساحة أكبر للعامل الوطني العراقي، وتراجع واسع للخطاب الديني الشيعي الذي أنتج في المجتمع العراقي، المتمدن أصلا، مظاهر تدين تهين الإنسان، وتنال من كرامته، وعقله، وتتصارع كل يوم مع نداءات فطرته، وهذا قد يعني، بشكل أو بآخر، أن النص الديني الشيعي، قد يواجه تحديات وجودية، بناء على التجربة العملية التي أفرزها في العراق، والوعود الغيبية التي أطمع عامة الشيعة بها، خصوصا في ضوء توضح ملامح حركة نقدية ذاتية، داخل صفوف المثقفين الدينيين الشيعة، تركز على التشكيك في الثوابت التي قامت عليها ظاهرة التشيع في مراحل زمانية متقدمة من نشوء هذا التيار، وما ذلك إلا نظرة عاقلة من هؤلاء تريد إنقاذ التشيع قبل تحوله إلى وثنية مكتملة المعالم والأركان.
هذا المسار، سيتيح للنظام الرسمي العربي، إعادة تشكيل المنطقة، من حيث الجغرافيا السياسية والأمنية، وفق مصالح جديدة، ليست بعيدة عما يقرره الأمريكي.
(جهاد عدلة).