Kilis’te Bir Düğün: Ebedi Huzuru Anlık Hazza Tercih Ettiler
Bir düğün düşünün…
Ne gürültü vardı o gece, ne ihtişam.
Ne göz alan sahneler, ne kulak dolduran nağmeler.
Yükselen yalnızca çocuk sesleriydi.
Semaya varan ise içten kopan dualar…
Bu hikâye, Suriye sınırındaki Kilis’te yaşandı.
Damat Fethullah ile gelin Esra, “ömür gecesi”ni başka türlü anlamışlardı.
Onlar için düğün; gösteriş değil, paylaşmaktı.
Süs değil, şükürdü.
Eğlence değil, iyilikti.
Birçok çift o geceyi konuşurken sofranın zenginliğini, gelin tahtının görkemini, elbisenin inceliğini düşünür.
Onlar ise bir lokmanın kıymetini düşündü.
Bir çocuğun mahcup bakışını…
Bir muhacirin yüreğinde saklı sızıyı…
Her şey damadın babasının söylediği bir sözle başladı:
“Evladım, biz bugün seviniyoruz. Ama birkaç adım ötede binlerce insan aç. Gelin, sevinciniz bereket olsun.”
Bu söz yalnızca bir nasihat değildi; bir yön tayiniydi.
Ve o gece…
Beyaz gelinlik bir tahtın üzerinde değil, bir kazan başında durdu.
Şık takım elbise alkışlar arasında değil, yemek dağıtılan kamyonların önünde görüldü.
4.000 Suriyeli sığınmacı…
4.000 sıcak yemek…
Ve belki de 4.000 defa göğe yükselen “Allah razı olsun” duası…
Esra, gelinliğiyle kepçe tutuyordu.
Fethullah, uzanan ellere yalnızca yemek değil, tebessüm de veriyordu.
O an ne sahne vardı ne spot ışıkları.
Ama şahit olan gök vardı.
Müzik yoktu; fakat “âmin” sesleri vardı.
Alkış yoktu; fakat kalpten yükselen rıza vardı.
Fethullah sonradan şöyle dedi:
“Hayatımın en güzel anı buydu.”
Çünkü o gece, gerçek sevincin çocuk gözlerinde parladığını gördü.
Çünkü o gece, unutulmuş hisseden yaşlıların yüzünde yeniden umut doğduğunu gördü.
Çünkü o gece, bir düğünün iki kişilik olmadığını anladı.
Onlar bir tercih yaptı.
Anlık hazzı değil, ebedi huzuru seçtiler.
Pastanın tadı unutulur.
Müzik susar.
Işıklar söner.
Ama doyurulan bir açın duası kalır.
Gülen bir yetimin yüzü kalır.
Ve insanın vicdanında yankılanan o huzur kalır.
İşte Fethullah ile Esra’nın düğünü…
Bir gece sürdü.
Fakat bıraktığı iz, bir ömre bedel oldu.
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
26.02.2026 – Üsküdar

حفل زفاف في كيليس: اختاروا السكينة الأبدية بدل اللذة العابرة
تخيّلوا حفل زفاف…
لم يكن في تلك الليلة صخبٌ ولا مظاهر فخامة.
لا مشاهد تخطف الأبصار، ولا ألحان تملأ الآذان.
كان الذي يرتفع فقط أصوات الأطفال.
وكان الذي يبلغ السماء دعواتٍ صادقةً خرجت من القلوب…
وقعت هذه الحكاية في مدينة كيليس التركية على الحدود السورية.
العريس فتح الله وعروسه إسراء فهما “ليلة العمر” على نحو مختلف.
لم تكن عندهما مناسبةً للعرض، بل بابًا للعطاء.
لم تكن زينةً، بل شكرًا.
لم تكن لهوًا، بل خيرًا يُتقرب به إلى الله.
بينما ينشغل كثير من الناس في مثل هذه الليلة بأصناف الطعام، وهيئة المنصة، وتفاصيل الثوب؛
كانا يفكران في قيمة لقمة.
في نظرة طفلٍ يملؤها الحياء…
وفي وجع لاجئٍ أثقلته الغربة.
بدأ كل شيء بكلمة قالها والد العريس:
“يا بني، نحن اليوم نفرح، لكن على بُعد خطوات منا أناسٌ لا يجدون ما يسدّ جوعهم. فلنجعل فرحكم بركة.”
لم تكن نصيحة عابرة، بل كانت تحديدًا للوجهة.
وفي تلك الليلة…
لم يقف الفستان الأبيض على منصة مزينة، بل عند قدور الطعام.
ولم يكن العريس بين المصفقين، بل أمام شاحنات توزيع الوجبات.
أربعة آلاف لاجئ سوري…
أربعة آلاف وجبة ساخنة…
وربما أربعة آلاف دعوة صادقة ارتفعت إلى السماء: “جزاكم الله خيرًا”.
كانت إسراء، بثوبها الأبيض، تمسك بالمغرفة وتملأ الصحون بيديها.
وكان فتح الله يقدّم الطعام وابتسامته لا تفارق وجهه.
لم تكن هناك أضواء مسرح،
لكن السماء كانت شاهدة.
لم تكن هناك موسيقى،
لكن “آمين” كانت تُسمع من القلوب.
قال فتح الله بعد ذلك:
“كانت أجمل لحظة في حياتي.”
لأنه رأى الفرح الحقيقي في عيون الأطفال.
ولأنه رأى الأمل يعود إلى وجوه الشيوخ الذين كادوا يُنسَون.
ولأنه أدرك أن الزفاف ليس شأنًا بين اثنين فحسب.
لقد اتخذوا قرارًا.
اختاروا السكينة الأبدية بدل اللذة العابرة.
طعم الكعكة يزول.
وصوت الموسيقى يخفت.
والأنوار تنطفئ.
أما دعوة الجائع إذا شبع فتبقى.
وابتسامة اليتيم تبقى.
ويبقى في القلب أثرُ سكينةٍ لا تزول.
كانت ليلةً واحدة…
لكن أثرها امتدّ لعمرٍ كامل.