“Kudüs Kalkanı” Operasyonu: Sonuca Doğru Atılan Tehlikeli Adımlar

Ziyad Ebuheyş

Gazze’de yürütülen yok etme savaşı daha az yıkıcı, fakat kuşatmaya dayalı ve direnişi gayrimeşru göstermeye odaklanan yeni bir safhaya girerken; Siyonist işgalci, 2017’den bu yana kesintisiz biçimde açık tuttuğu Kudüs hattına yeniden ağırlık vermiştir. Aynı zamanda Batı Şeria’da ilhak ve zorla göç ettirme cephesini de derinleştirmiştir. Önümüzdeki dönemde işgalin sonuca ulaşma arayışının ana sahnesi bu iki cephe olacaktır; araya Lübnan, Suriye ya da İran yönlü geçici yönelişler girse bile bu durum değişmeyecektir.

Siyonist İşgalin çözmek istediği başlıca başlıklardan biri, Kudüs’ün nihai sınırlarını belirlemektir. Bu yolla mümkün olan en fazla yerleşimi ve yerleşimciyi şehir bünyesine katmak, en geniş araziyi Kudüs’e dâhil etmek ve buna karşılık olabildiğince çok Kudüslüyü şehir dışına itmeyi hedeflemektedir.

Bu ana amaç doğrultusunda başlatılan ve “Kudüs Kalkanı” adı verilen operasyonlar dizisinin ilki, 23 Aralık 2025’te, İsrail’in inşa ettiği ayrım duvarı sebebiyle Kudüs’ten fiilen koparılan Kefr Akab ile Kalandiya Mülteci Kampı’na yönelik olarak yürütüldü. Ardından 12 Ocak 2026’da, Şuafat Mülteci Kampı’nı hedef alan ikinci aşama başlatıldı ve bu süreç birkaç gün boyunca devam etti. Söz konusu hamle, 20 Ocak 2026’da Şeyh Cerrah Mahallesi’nde UNRWA binasının yıkımından hemen önceki döneme denk getirildi.

Dün, yani 26 Ocak 2026’da siyonist işgalci, “Kudüs Kalkanı” saldırılarının üçüncü halkasını başlattı. Bu kez hedef, ayrım duvarının içindeki Kalandiya Havalimanı Mahallesi ile bu duvarın dışındaki Kefr Akab ve Hizma beldeleri oldu. Yalnızca iki gün içinde Kalandiya Havalimanı çevresinde kırktan fazla yapı, üç bölgenin tamamında ise yetmişten fazla mülk yerle bir edildi. Kudüs Valiliği’nin açıkladığı bu rakamlar, sadece bu iki günde yıkılan yapıların, 2025 yılı boyunca Kudüs genelinde yıkılanların yaklaşık yüzde yirmi sekizine karşılık geldiğini göstermektedir. Oysa 2025 yılı, 1967 işgalinden bu yana yıkımın en yoğun yaşandığı yıl olarak kayda geçmişti.

Kısacası gelişmeler, 2017’de başladığı şekliyle nihai hesaplaşmanın yeniden Kudüs merkezli hâle geldiğini göstermektedir. Şehir, işgal günlerinden bu yana benzeri görülmemiş bir baskı altına sürüklenmektedir. Bu durum, Kudüs’ü savunma iradesinin her imkânla yeniden diriltilmesini zorunlu kılmaktadır. Bunun başında da soykırım sonrasında halkın direncini ayağa kaldırmak gelmektedir. Aksi takdirde sonuç, artan saldırılar ve nihai tasfiyeye yönelmiş Siyonist yayılmanın daha da pervasızlaşması olacaktır.

Kudüs’ün kuzeyine yönelen bu saldırıdan çıkan başlıca sonuçlar şunlardır:

Birincisi:
Kalandiya’daki Kudüs Uluslararası Havalimanı arazisi üzerine yeni bir yerleşim inşa edilmesinin ön hazırlığı yapılmaktadır. Bu havalimanı Ürdün döneminde açılmış, bin iki yüz dönümlük arazisi hâlen Ürdün devlet hazinesi adına kayıtlıdır. Buna rağmen siyonist işgalci, Vadi Araba Antlaşması’nı hiçe sayarak kendisini bu büyük mülkün mirasçısı ilan etmekte ve burada dokuz bin dört yüz meskenlik bir yerleşim kurmayı planlamaktadır. Bu alan, güneyde Atarot sanayi bölgesiyle, kuzeyde Kalandiya geçiş noktasıyla bütünleştirilerek Kefr Akab ile Kalandiya Kampı’nın Kudüs’ten yalnızca duvarla değil; sanayi, nüfus ve güvenlik kuşaklarıyla koparılması hedeflenmektedir.

İkincisi:
Siyonist İşgalci uzun süre Kefr Akab’ı Kudüslüler için tek yapılaşma alanı olarak bilerek açık bırakmıştır. Buradaki inşa faaliyetlerine göz yummuş, böylece beldeyi cazibe noktası hâline getirdikten sonra Kudüs’ten koparmayı amaçlamıştır. Bu yolla mümkün olan en fazla sayıda şehir sakini Kudüs dışına itilmiştir. Ortaya çıkan aşırı kalabalık, düzensizlik ve altyapı yoksunluğu halkı sürekli bir huzursuzluk içine sürüklemiş; bu yüzden bölge halk arasında “Kefr Acab” hatta “Kefr Gazap” diye anılmaya başlanmıştır. Siyonist İşgalci ise şimdi bunu seçici baskınlar ve “yeniden şekillendirme” gerekçesiyle yürütülen geniş yıkım hamleleriyle tamamlamaktadır.

Üçüncüsü:
Hizma’nın Kudüs’ten kesin biçimde koparılması ve şehirle bağı olmayan yalıtılmış bir kırsala dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Buna Han el-Ahmer ve çevresindeki Kudüs bozkırlarına, doğu kuzeyde Mihmas ve çevresindeki bedevi topluluklara, ayrıca Ramallah’ın doğusuna yönelik peş peşe baskılar da eklendiğinde, işgalin tasarısı yalnızca tecrit değildir. Görünen o ki Kudüs ile Ramallah’ın doğu uzantısının bütünüyle ortadan kaldırılması, Ürdün Vadisi’nin ve ona açılan geçitlerin Yahudileştirilmesi ve Filistinlilerin şehir merkezlerine sıkıştırılması amaçlanmaktadır. Bu merkezler ise ilerleyen aşamalarda tasfiye hedefinin yeni halkaları olacaktır.

Sonuç olarak:

Kudüs, daima Filistin topraklarındaki Siyonizm karşıtı mücadelenin en berrak aynası olmuş; isyanların, intifadaların ve savaşların çıkış noktası sayılmıştır. Bugün Kudüs’te yaşananlar, soykırım savaşı sonrasında bir durulmaya gidilmediğini açıkça göstermektedir. Savaş yalnızca biçim değiştirmiş, cepheden cepheye taşınmıştır. Yok etme ve silme süreci artık küçük kazanımlarla yetinmemektedir.

Bu gidişat ancak iki ihtimalle sona erebilir:
Ya karşısına onu durduracak denk bir güç çıkar, ya da -Allah korusun- hedeflediği sonuca ulaşır. Buna karşılık eşdeğer bir duruş sergilenmedikçe bu saldırı dalgası yükselmeye devam edecektir.

Siyonist vahşet ve yok etme siyaseti altında, Filistinli, Arap ve İslam dünyasının bir kısmı Aksa Tufanı’nı ve onun faydasını sorgulamaya yönelmiş; hatta yıkımın ve can kaybının yükünü direnişe yükleme yoluna gitmiştir. Oysa asıl soru tufandan önce de sonra da aynıdır: Bu tasfiye girişiminin karşısında nasıl durulacaktır? Amerikan ortaklığı ve bazı resmî Arap-İslam yönetimlerinin uyumuyla yürütülen bu sürecin önü nasıl kesilecektir?

Tasfiye iradesi tufandan önce de vardı, sonra da sürmektedir. Tufan ve ondan önceki altı durak, bu süreci geçici olarak durdurabilmiştir. Bugün asıl mesele, bu mücadelenin nasıl kalıcı biçimde sürdürüleceği ve nihai sonucun nasıl engelleneceğidir. Siyonist proje ile onun Amerikan hamilerinin zihinlerine yenilgi duygusu yerleştirilebildiği gün, siyonist işgal daha önce hiç yaşamadığı bir eşiğe girecektir:
Kendi hayal ettiği ufuklara ulaşamayacağına dair kesin umutsuzluk.

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
28.01.2026 – Üsküdar

عملية “درع أورشليم”: خطوات متتالية بحثاً عن الحسم

زياد ابحيص

مع تحول حرب الإبادة في غزة إلى طورٍ جديد أقل عنفاً وتدميراً، وأكثر تركيزاً على الحصار وعلى محاولة نزع الشرعية عن المقاومة والدفع نحو الصدام الداخلي، عاد الاحتلال ليتفرغ أكثر لجبهة الحسم المفتوحة في القدس دون توقف منذ 2017، وللتفرغ أيضاً لجبهة الضم والتهجير في الضفة الغربية، وهما الجبهتان اللذان ستتصدران حرب الاحتلال المستمرة للحسم على المدى المنظور، حتى وإن قاطعهما توجه مؤقت نحو لبنان أو سوريا أو إيران.

أحد أبرز العناوين التي يحاول الاحتلال حسمها هو الوصول إلى حدود نهائية للقدس، يضيف من خلالها أكبر عدد من المستوطناتٍ ومن المستوطنين الصهاينة، ويضم إلى القدس أكبر مساحة ممكنة من الأرض، ويقصي عن المدينة أكبر عدد ممكن من المقدسيين .

هذا الهدف العام الذي أطلق الاحتلال من أجله سلسلة عملياتٍ أسماها “درع أورشليم“، بدأت أولاها في 23-12-2025 ضد كفر عقب ومخيم قلنديا اللذان عزلهما الجدار عن مدينة القدس، ثم عاد ليطلق جزءاً ثانياً من العملية في 12-1-2026 ضد مخيم شعفاط واستمرت لعدة أيام، وجاءت لتستبق هدم مقر الأونروا في حي الشيخ جراح في 20-1-2026.

يوم أمس 26-1-2026 بدأ الاحتلال الحلقة الثالثة من حملات “درع أورشليم”، ووجَّهها ضد حي مطار قلنديا داخل الجدار وإلى بلدتي كفر عقب وحزما خارجه، وهدم خلالها على مدى يومين فقط حتى الآن أكثر من 40 عقاراً في محيط مطار قلنديا، وأكثر من 70 عقاراً بالمجموع في المناطق الثلاث شمال القدس بحسب ما أعلنته محافظة القدس، ما يعني أن الهدم خلال هذين اليومين فقط يساوي تقريباً 28% من المنشآت المهدومة في القدس طوال عام 2025، علماً أنه كان أكثر عام هُدمت فيه المنشآت في القدس من بعد سنة احتلالها في 1967.

باختصار، الأمور ماضية إلى عودة مركز معركة الحسم إلى القدس كما بدأت منها في 2017، وإلى حدٍّ لم تشهده المدينة منذ احتلالها، وهذا يفرض استعادة إرادة الدفاع عنها بكل الطرق الممكنة، وعلى رأسها استعادة الإرادة الشعبية في مرحلة ما بعد الإبادة، وإلا فالنتيجة ستكون مزيداً من العدوان والتغول الصهيوني المتطلع إلى التصفية النهائية.

أما هذا العدوان في شمال القدس تحديداً فيُقرأ منه التالي:

أولاً: أنه تمهيد لبناء مستوطنة جديدة في مكان مطار القدس الدولي في قلنديا والذي يعود افتتاحه للعهد الأردني في القدس، وما تزال أراضيه-وتبلغ مساحتها 1,200 دونماً- مسجلة باسم خزينة الدولة الأردنية، وها هو الاحتلال اليوم رغم اتفاقية وادي عربة يعتبر نفسه وريث تلك الملكية الضخمة ويتصرف بها كيف شاء، ويقرر بناء 9,400 وحدة استيطانية فيها تستكمل مع منطقة قلنديا الصناعية “عطروت” الواقعة إلى جنوبه، ومع حاجز قلنديا الواقع إلى شماله، فصل كفر عقب ومخيم قلنديا عن القدس بطبقاتٍ صناعية وسكانية وأمنية، وليس بالجدار فقط.

ثانياً: لقد ترك الاحتلال كفر عقب لفترة طويلة لتكون متنفس البناء الوحيد للمقدسيين، إذ غض الطرف عن البناء فيها متقصداً تحويلها إلى نقطة جذب للمقدسيين قبل إكمال فصلها عن بقية القدس، بحيث يفصل مع كفر عقب أكبر عدد ممكن من أهل المدينة، ويحول هذه البلدة إلى منطقة شديدة الاكتظاظ منعدمة التخطيط محدودة البنى التحتية ما يجعلها في دوامة احتكاكٍ ونكد دائم بين أهلها، وهو ما دفع المقدسيين اليوم لتسميتها بـ”كفر عجب” أو حتى “كفر غضب“، ويأتي الاحتلال ليكمل ذلك بحملات أمنية انتقائية، وعمليات هدمٍ واسعة في بعض النقاط التي يرى الحاجة لـ”إعادة هندستها”.

ثالثاً: تكريس الفصل النهائي لحزما عن القدس، ودفعها نحو التحول إلى ريف معزول لا يتصل بمركز مدني، وإذا ما وضعت إلى جانب ذلك الحملات المتتالية على برية القدس في الخان الأحمر وما حوله، وعلى شمالها الشرقي في مخماس والتجمعات البدوية من حولها، وعلى شرق رام الله كذلك، فإن تصور الاحتلال ربما لا يقتصر على “العزل” فقط، بل لعله يتجاوز ذلك عملياً إلى رؤية إفناء شامل لكل الامتداد الشرقي للقدس ورام الله، وتكريس تهويد غور الأردن والمناطق “الشفا غورية” المؤدية إليه، وعزل الفلسطينيين عنه نحو المراكز المدنية، التي لن تلبث أن توضع تحت منظار الإلغاء هي الأخرى.

في المحصلة، لطالما كانت القدس مرآةً مركزةً لوقائع الصراع مع الصهيونية على أرض فلسطين، ورمزاً لانطلاق الثورات والانتفاضات والحروب، وما تقوله وقائع القدس اليوم أن الوضع العام ليس ذاهباً إلى تهدئةٍ بعد حرب الإبادة، وأن تلك الحرب تحولت من شكلٍ لآخر ومن جبهة لأخرى، وأن حرب التصفية والإلغاء لم تعد تكتفي بالتقدم بالنقاط، وهي لن تتوقف إلا بإحدى نهايتين: إما أن تُقابَل بقوة مكافئة تُنهيها وتُنهي تعويل الاحتلال على مواصلتها، أو بوصولها لتحقيق غايتها لا سمح الله؛ وما دامت لم تجد الرد المكافئ فستبقى تتصاعد.

تحت وطأة الإجرام والإبادة الصهيونية، ارتد جزء من الوعي الفلسطيني والعربي والإسلامي إلى السؤال حول طوفان الأقصى وجدواه، بل انطلق جزء منه لتحميل المقاومة وِزر الدمار والقتل والجريمة، لكن السؤال الذي كان ماثلاً قبل طوفان الأقصى وبعده هو كيف سنقف في وجه محاولة التصفية والإلغاء؟ وكيف يمكن إفشال التصفية ومنعها من الوصول إلى نهايتها وهي التي تجري بشراكة أمريكية وبتساوقٍ من بعض النظام الرسمي العربي والإسلامي؟ إرادة التصفية والإلغاء هذه كانت قائمة قبل الطوفان وبعده، حاول الطوفان والمحطات الست التي سبقته منع الحسم والتصفية، وقد تمكنت كل منها من منع التصفية مؤقتاً، والسؤال اليوم كيف يمكن مواصلة الصراع حتى منع الحسم بشكلٍ نهائي، وإدخال اليأس في وعي المشروع الصهيوني وداعميه الأمريكان من إمكانية هذه التصفية، لأن هذه العتبة إن تمكنا من تجاوزها ستعني الدخول في مرحلة لم يسبق للاحتلال أن عايشها، مرحلة اليأس من إمكانية أن يحقق هذا المشروع سقوفه الأيديولوجية التي يحلم بها.