Din Üzerinden Kurulan Söz ve İtham Dili

Giriş

Son yıllarda Türkiye’de din, siyaset ve toplum ilişkisi etrafında kaleme alınan yazılar, çoğu zaman tenkit sınırını aşarak itham diline yaslanmaktadır. Özellikle dinî kavramların, siyasî iktidarın yanlış uygulamalarıyla özdeş kılınması; hem fikrî berraklığı zedelemekte hem de İslâm’ın kendisini hedef hâline getirmektedir.

Sözcü gazetesinde yayımlanan Yılmaz Özdil imzalı yazı da bu çizginin güncel bir örneğini teşkil etmektedir. Yazı, görünürde iktidar eleştirisi yapıyor olsa da, kullandığı kavramlar ve kurduğu genellemeler itibarıyla İslâm’a, dindarlığa ve din diliyle konuşan herkese yönelen bir yargı üretmektedir.

Bu çalışmanın maksadı;
iktidarın din dili üzerinden yaptığı yanlışları örtmek değil,
bilakis bu yanlışları gerekçe göstererek İslâm’a yöneltilen yüzeysel ve ölçüsüz suçlamaları ilmî bir çerçevede tenkit etmektir.

“Allah ile Aldatma” Sözü ve Kavramın Sınırları

“Allah ile aldatma” ifadesi, ilk defa Yılmaz Özdil tarafından ortaya atılmış bir tabir değildir. Bu söz, merhum Yaşar Nuri Öztürk tarafından, din adına konuşup dini kendi menfaatine alet eden kimseleri tenkit maksadıyla kullanılmıştır.[^1]

Ancak burada hayati bir ayrım vardır:
Öztürk, bu kavramı din adına yapılan yanlışlara karşı kullanırken; Özdil, bu ifadeyi din dilinin kendisini yıpratan bir söyleme dönüştürmektedir.

Bu dönüşüm, kavramın maksadını aşmasına yol açmaktadır. Zira İslâm düşüncesinde:
• din adına yanlış yapan kişi tekit edilir.
• fakat dinin kendisi bu yanlışın sorumlusu ilan edilmez.

Bu ayrım gözetilmediğinde, tenkit ilim olmaktan çıkar; itham hâline gelir.

Samimi Din Tenkidi ile Din Karşıtı Söylem Arasındaki Ayrım

İslâm geleneği, tenkidi bütünüyle reddetmez. Bilakis tarih boyunca:
• zalim yöneticiler,
• din kisvesi altında haksızlık yapanlar,
• gösterişi takvâ yerine koyanlar

en sert biçimde yine Müslüman âlimler tarafından tenkit edilmiştir.

İmam Gazâlî, dinin dünya menfaati için kullanılmasını “en büyük fitnelerden biri” olarak nitelemiş;[^2]
İmam Rabbânî ise dinin iktidar aracı hâline gelmesini iman için büyük bir tehlike olarak görmüştür.[^3]

Bu çerçevede, Abdurrahman Dilipak gibi muhafazakâr çevrelerden gelen bazı tenkitler samimi ve içerden bir uyarı niteliği taşır. Çünkü bu tür tenkitler:
• İslâm’ı ölçü alır,
• hatayı dinin değil, insanın zaafına bağlar,
• düzeltmeyi hedefler.

Oysa Yılmaz Özdil’in dili:
• ayıran değil toplayan,
• açıklayan değil yaralayan,
• ıslah eden değil dışlayan
bir yapı arz etmektedir.

İktidarın Yanlışı ile Dinin Hükmünü Özdeşleştirme Meselesi

Yazının temel kusurlarından biri, iktidarın uygulamaları ile İslâm’ın hükümlerini birbirine karıştırmasıdır. Hâlbuki bu iki alan, mahiyet itibarıyla farklıdır.

İslâm:
• zulmü meşru görmez,
• yalanı mazur saymaz,
• kul hakkını hafife almaz.[^4]

Bu esaslara aykırı davranan bir iktidarı tenkit etmek yerindedir;
ancak bu aykırılığı İslâm’ın kendisine yüklemek, fikrî bir savrulmadır.

Bu yaklaşım, hakikati açığa çıkarmak yerine öfkeyi besler, cemiyet içindeki ayrışmayı derinleştirir.

İtham Dilinin Toplum Üzerindeki Neticeleri

Din üzerinden kurulan itham dili, yalnızca inanç sahiplerini değil, toplumun tamamını etkileyen bir kırılmaya yol açar. Zira din, bu topraklarda yalnızca bir inanç sistemi değil; aynı zamanda:
• ahlâk anlayışının,
• vicdan ölçüsünün,
• adalet tasavvurunun
temel unsurlarından biridir.

Bu zemini hedef alan her söylem:
• tenkit değil yıkım üretir,
• sorgulama değil tepki doğurur,
• ilim değil polemik meydana getirir.

İbn Haldun’un ifadesiyle, toplumları ayakta tutan şey yalnız güç değil; ortak değerlerdir.[^5]

Sonuç

Netice itibarıyla Yılmaz Özdil’in söz konusu yazısı:
• iktidarı hedef aldığını iddia etse de,
• kullandığı dil ve genellemelerle İslâm’ı ve dindarlığı hedef alan bir metne dönüşmektedir.

Bu yazıya yöneltilen tenkit:
• iktidarı savunmak değildir,
• yapılan yanlışları inkâr etmek değildir.

Bu tenkit, hakikati koruma sorumluluğudur.

Zira İslâm, kendisiyle aldatılan bir inanç değil;
aldatanları ifşa eden bir sistem ve ölçüdür.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
16.12.2025 – Üsküdar

Dipnotlar:
[^1]: Yaşar Nuri Öztürk, Allah ile Aldatmak, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul.
[^2]: İmam Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, c. 2, “Dünya ve Din Bahsi”.
[^3]: İmam Rabbânî, Mektûbât, I. Cilt, 266. Mektup.
[^4]: Kur’ân-ı Kerîm, Nisâ 58; Şûrâ 42.
[^5]: İbn Haldun, Mukaddime, “Asabiyet ve Toplum Düzeni” bölümü.

ترجمة من التركية إلى العربية: 👇

الخطاب القائم على توظيف الدين ولغة الاتهام

مقدمة

تشهد الساحة الفكرية في تركيا خلال السنوات الأخيرة ازدياداً ملحوظاً في الكتابات التي تتناول علاقة الدين بالسلطة والمجتمع، غير أنّ كثيراً من هذه الكتابات لا تقف عند حدود النقد المنضبط، بل تنزلق إلى لغة الاتهام، حيث تُحمَّل المفاهيم الدينية أوزار أخطاء السلطة وممارساتها.

والمقال المنشور في صحيفة سوزجو بقلم يِلماز أوزديل يُعدّ مثالاً واضحاً على هذا المسار؛ إذ يبدو في ظاهره نقداً موجهاً إلى السلطة الحاكمة، غير أنّه في مضمونه يُنتج حكماً عاماً يمسّ الإسلام، والتديّن، واللغة الدينية برمّتها.

ولا تهدف هذه الدراسة إلى تبرئة السلطة من أخطائها، بل إلى نقد الخطاب الذي يتّخذ من تلك الأخطاء ذريعة للطعن في الدين نفسه، وذلك في إطار علمي يلتزم بالميزان والإنصاف.

مصطلح «الخداع باسم الله» وحدوده المفهومية

إنّ عبارة «الخداع باسم الله» ليست من ابتداع كاتب المقال، بل سبق أن استعملها الراحل يشار نوري أوزتورك في سياق نقده لمن يتحدّثون باسم الدين ويجعلونه وسيلة لمصالحهم الخاصة[^1].

غير أنّ الفارق الجوهري يكمن في طبيعة الاستعمال؛ فأوزتورك وجّه هذا المفهوم إلى الانحراف في الممارسة الدينية، بينما جرى في مقال أوزديل توسيع دلالته ليشمل اللغة الدينية ذاتها، بل والدين من حيث هو مرجعية.

وهذا التوسّع يُخرج المصطلح عن مقصده الأصلي، إذ إنّ التراث الإسلامي يفرّق بوضوح بين:
• خطأ المتديّن،
• وحقيقة الدين.

وحين يُغفل هذا التفريق، يتحوّل النقد إلى اتهامٍ جائر.

بين النقد الصادق للدين والخطاب المناهض له

لم يكن النقد غريباً عن الفكر الإسلامي؛ بل إنّ كبار العلماء وجّهوا عبر التاريخ أشدّ التنبيهات إلى:
• الظلم باسم الدين،
• واستعمال الإيمان ستاراً للهوى،
• وتحويل العبادة إلى وسيلة وجاهة.

فالإمام الغزالي عدّ توظيف الدين لأغراض الدنيا من أعظم الفتن[^2]،
بينما رأى الإمام الرباني أنّ ربط الدين بالسلطان ربطاً يطمس الحق يُفسد الإيمان[^3].

وفي هذا السياق، فإنّ بعض الانتقادات الصادرة من داخل الوسط المحافظ تُعدّ نصحاً من داخل الدائرة، لأنها:
• تنطلق من مرجعية الإسلام،
• وتحمّل الإنسان لا الدين مسؤولية الانحراف،
• وتهدف إلى الإصلاح لا الإقصاء.

أمّا الخطاب الذي يتّبعه أوزديل، فهو:
• لا يميّز بين الأصل والانحراف،
• ولا يسعى إلى التقويم،
• بل يكتفي بلغة التعميم والتجريح.

إشكالية الخلط بين أخطاء السلطة وأحكام الدين

من أبرز مواطن الخلل في المقال، الخلط بين ممارسات السلطة السياسية وأحكام الإسلام. والحال أنّ الإسلام:
• لا يشرعن الظلم،
• ولا يبرّر الكذب،
• ولا يتسامح مع انتهاك حقوق الناس[^4].

فانتقاد سلطة تخالف هذه الأصول أمر مشروع،
لكن تحميل الإسلام نفسه تبعات هذه المخالفات انزلاق فكري لا يخدم الحقيقة.

إنّ هذا النهج لا يكشف الخلل، بل يعمّق الاستقطاب ويغذّي الخصومة.

آثار لغة الاتهام على النسيج المجتمعي

إنّ الخطاب القائم على اتهام الدين لا يقتصر أثره على المتديّنين وحدهم، بل يطال المجتمع بأسره. فالدين في هذه البلاد ليس مجرّد عقيدة فردية، بل هو:
• أحد منابع الضمير،
• وأسس الخلق،
• ومقياس العدل.

وأي خطاب يستهدف هذا الأساس:
• لا ينتج وعياً،
• بل يولّد قطيعة،
• ولا يثمر معرفة، بل سجالاً.

وقد نبّه ابن خلدون إلى أنّ المجتمعات لا تقوم بالقوة وحدها، بل بالقيم المشتركة[^5].

خاتمة

خلاصة القول، إنّ المقال المذكور:
• وإن بدا موجّهاً إلى السلطة،
• فإنّه في لغته ونتائجه يطعن في الإسلام والتديّن.

والردّ على هذا الخطاب:
• ليس دفاعاً عن السلطة،
• ولا إنكاراً للأخطاء الواقعة،

بل هو دفاع عن الحق والميزان.

فالإسلام، ليس إيمانًا يُخدع به، بل نظامٌ ومقياسٌ يكشف المخادعين.

أعده: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
١٦ / ١٢ / ٢٠٢٥ م في مدينة أوسكودار

الهوامش

[^1]: يشار نوري أوزتورك، الله ile Aldatmak، دار يني بويوت، إسطنبول.
[^2]: الإمام الغزالي، إحياء علوم الدين، ج 2، باب ذمّ الدنيا.
[^3]: الإمام الرباني، المكتوبات، الجزء الأول، الرسالة 266.
[^4]: القرآن الكريم: النساء 58؛ الشورى 42.
[^5]: ابن خلدون، المقدمة، فصل العصبية وأثرها في العمران.