Dişi Kalmamış Yaşlı Kibar Canavarla, Güçlü Kaba Canavar Arasında Ezilen İnsanlığın Geleceği

GİRİŞ: GÜCÜN HAKKA ÜSTÜN TUTULDUĞU ÇAĞ

İnsanlık, uzun asırlar boyunca zulmün nice biçimine şahit oldu.
Fakat içinde bulunduğumuz çağ, zulmün yalnızca silahla değil; akılla, düzenle, hukuk kılıfıyla ve kavram perdesiyle icra edildiği bir devirdir.

Bugün yeryüzünde yaşanan buhranlar -savaşlar, göçler, açlıklar ve parçalanmış toplumlar- bir tesadüf değildir. Bunlar ne kaderin cilvesi ne de milletlerin basiretsizliğidir. Bilakis bunlar, küresel hâkimiyet mücadelesinin tabiî neticeleridir.

Bu mücadelenin merkezinde iki farklı güç anlayışı bulunmaktadır:
Biri, kudretinin büyük kısmını yitirmiş olmasına rağmen hâlâ sabırla, kurnazlıkla ve perde gerisinden hareket eden yaşlı fakat kibar bir canavardır.
Diğeri ise gücünün zirvesinde olan; fakat hikmetten, ölçüden ve nezaketten mahrum genç ve kaba bir canavardır.

Birincisi İngiliz aklının temsil ettiği örtülü hâkimiyet düzeni;
ikincisi ise Amerika ve İsrail merkezli açık bir zorbalık nizamıdır.

Bugün insanlık, bu iki canavar arasında sıkışmış; ezilmiş ve yönsüz bırakılmıştır.

I. KİBAR CANAVAR: İNGİLİZ AKLININ GÖRÜNMEYEN HÂKİMİYETİ

İngiliz sömürge düzeni, tarihte eşine az rastlanır bir ustalıkla tesis edilmiştir.

Burada İngiliz aklıyla kastedilen, yalnızca İngiltere değil; Batı dünyasında sömürge usulünü kuran ve diğer Avrupa güçlerine de örnek teşkil eden hâkim zihniyettir.

Bu düzenin esası şudur:

Hükmet; fakat görünme.

İngilizler, hâkim oldukları topraklarda çoğu zaman:
• bayrak dalgalandırmamış,
• doğrudan idare kurmamış,
• askerî varlıklarını geri planda tutmuştur.

Bunun yerine:
• toprakları şirketleştirmiş,
• iktisadî bağımlılığı derinleştirmiş,
• idareyi yerli fakat halka yabancı zümrelere teslim etmiştir.

Afrika’da Hint kökenli yöneticilerin tercih edilmesi bu anlayışın en berrak örneklerinden biridir. Bu yöneticiler:
• ne siyah ne beyaz,
• ne Müslüman ne Hristiyan

oldukları için halka yabancı; İngiliz’e ise bütünüyle mahkûm ve bağlıydılar.

Her ihtilafta İngiliz, zalim olarak değil hakem olarak sahneye çıkmış; zulmü başkasına yaptırmış, merhameti kendisine yazdırmıştır.

Bu usul sayesinde mazlum, kendisine görünürde zulmedene olmasa da, çoğu zaman zulmü yaptırana minnet duyar hâle getirilmiştir.

Bugün İngiltere eski kudretinde değildir; fakat bu akıl, bu hafıza ve bu devlet terbiyesi hâlâ ayaktadır.

II. KABA CANAVAR: AMERİKAN GÜCÜNÜN HAM YÜZÜ

Amerikan hâkimiyeti ise İngiliz yolundan bütünüyle ayrılır.

Amerika:
• sabırsızdır,
• acelecidir,
• neticeyi usulün önüne koyar,
• kudreti ahlakın yerine geçirir.

Bu sebeple Amerikan idaresi:
• ince düzenler kuramaz,
• uzun soluklu aparat yetiştiremez,
• krizleri yönetmek yerine patlatır.

Irak’ın işgali, Afganistan’ın çöküşü ve Suriye’nin dağılması bu anlayışın tabiî neticesidir.

Ortaya çıkan tablo şudur:

İngiliz düzeni yarayı kanatır ama bedeni ayakta tutar.
Amerikan düzeni ise yarayla birlikte bedeni de parçalar.

Bu nedenle Amerikan gücü:
• daha hoyrat,
• daha kaba ve gürültülü,
• daha yıkıcı

bir mahiyet taşımaktadır.

III. TERÖR MESELESİ: APARATIN ASIL VAZİFESİ

İŞİD benzeri yapılar bu çerçevede ele alınmalıdır.

Bu örgütler:
• bağımsız iradeler değil,
• kendiliğinden doğmuş hareketler değildir.

Bunlar, devletin dağıtıldığı boşluklarda büyütülmüş yapılardır.

Irak’ta ordu tasfiye edilmiş, kurumlar yıkılmış, milyonlarca silah sahipsiz bırakılmış; ardından bu boşluk bir canavarla doldurulmuştur¹.

Bu tür yapıların temel vazifesi şudur:
• İsrail’e yönelmemek,
• Batı merkezlerine dokunmamak,
• kaosu Müslüman coğrafyada tutmak.

Bu sebeple örgüt mensupları kendi ülkelerine değil; Irak ve Suriye gibi kırılgan alanlara sevk edilmektedir.

Amaç yok etmek değil, coğrafyada tutmaktır.

IV. İRAN MESELESİ: DÜŞMAN GİBİ GÖSTERİLEN DENGE UNSURU

İran, bu düzenin en karmaşık parçasıdır.

ABD için İran:
• ne tamamen yıkılması gereken bir düşman,
• ne de güçlenmesine izin verilecek bir müttefiktir.

İran tehdidi:
• Körfez ülkelerini ABD’ye bağlar,
• İsrail’i vazgeçilmez kılar,
• Irak’ı daima kırılgan tutar².

Bu sebeple İran’la kavga görüntüsü altında denge korunur; savaş değil, gerginlik sürdürülür.

V. TÜRKİYE NEDEN HEDEFTE?

Türkiye sıradan bir devlet değildir.
• Bin yıllık idare hafızasına sahiptir.
• Üç kıtanın tecrübesini taşır.
• Doğu ile Batı arasında tercümanlık yapabilir.
• Müslüman dünyada meşruiyet zemini bulunan tek merkezdir.

Bu sebeple Türkiye:
• kontrol edilirse büyük kazanç,
• kontrol edilemezse büyük tehdit olarak görülür³.

Trump’ın Türkiye’yi yanında tutma arzusu bir muhabbet değil, mecburiyettir.

Avrupa’nın Ankara ile bağları koparmak istememesi ABD’ye duyulan güvensizlikten;
Rusya ve Çin’in bu yakınlıktan hoşnutsuzluğu ise Türkiye’nin denge bozucu vasfından kaynaklanmaktadır.

VI. TÜRKİYE’NİN MECBURİ YOLU: DENGE YÜRÜYÜŞÜ

Türkiye için fazla tercih yoktur:
• Tam Batı’ya yaslanmak bağımlılıktır.
• Tam Doğu’ya yönelmek kuşatılmaktır.
• Yalnız kalmak ise parçalanmadır.

Bu sebeple Türkiye’nin yolu:

taraf olmak değil, terazi olmaktır.

Bu yürüyüş zor, zahmetli ve yıpratıcıdır; fakat başka bir ihtimal de yoktur.

SONUÇ: İNSANLIĞIN UMUDU NEREDE?

Bugün insanlık;
• kibar fakat sömürücü bir düzen ile,
• güçlü fakat merhametsiz bir tahakküm arasında sıkışmıştır.

Biri geçmişin tilkiliğini,
diğeri bugünün hoyratlığını temsil etmektedir.

Bu iki canavar arasında insanlığın kurtuluşu ne Doğu’dadır ne Batı’da.

Umut;
• adaleti kudretin üstünde tutan,
• merhameti menfaatten önde gören,
• devleti insanın hizmetine veren,

kadim idare geleneğindedir.

İşte bu sebeple Türkiye yalnızca bir ülke değil;

bir ihtimal, bir umut, bir terazi ve bir imtihandır.

Bu yüzden en çok hedef alınan ülke de Türkiyedir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
23.01.2026 – Üsküdar

DİPNOTLAR:
1. Donald J. Trump – 2016
ABD başkanlık seçim sürecinde yaptığı konuşmalarda, “DEAŞ Obama döneminde ortaya çıktı” ifadesi.
2. Zbigniew Brzezinski – 1997
The Grand Chessboard, Avrasya hâkimiyet teorisi.
3. Henry Kissinger – 2014
World Order, Türkiye’nin denge bozucu konumuna dair değerlendirmeler.

ترجمة من التركية إلى العربية: 👇

بين الوحش العجوز المهذّب الذي سقطت أنيابه والوحش القويّ الفظّ مستقبل الإنسانيّة المقهورة

المقدمة: عصرُ تقديم القوّة على الحق

شهدت الإنسانيّة عبر تاريخها الطويل صورًا متعدّدة من الظلم.
غير أنّ عصرنا الحاضر يتميّز بنمطٍ جديد من الطغيان؛ طغيان لا يُمارَس بالسلاح وحده، بل يُدار بالعقل، ويُغلَّف بالنُّظم، ويُسوَّغ بالقانون، ويُخفى خلف ستار المفاهيم.

إنّ ما يشهده العالم اليوم من حروب، ونزوح جماعي، ومجاعات، وتفكّكٍ اجتماعيّ، ليس وليد المصادفة، ولا نتيجة عجز الشعوب.
بل هو ثمرة طبيعيّة لصراعٍ عالميّ على الهيمنة والسيطرة.

وفي قلب هذا الصراع تتقابل رؤيتان مختلفتان للقوّة:
• الأولى: قوّة فقدت جانبًا كبيرًا من بطشها، لكنها ما زالت تحكم بالصبر والدهاء والعمل من وراء الستار؛ وحشٌ عجوز ولكن مهذّب.
• الثانية: قوّة في ذروة سلطانها، غير أنّها مجرّدة من الحكمة والاتزان؛ وحشٌ شابّ فظّ وصاخب.

الأولى تمثّل العقل الاستعماري البريطاني،
والثانية تجسّد الهيمنة الأميركيّة-الإسرائيليّة المعاصرة.

وبين هذين القطبين، تقف الإنسانيّة اليوم منهكةً، مقهورةً، بلا بوصلة ولا ملاذ.

أولًا: الوحش المهذّب – الهيمنة الخفيّة للعقل البريطاني

أُقيم النظام الاستعماري البريطاني بمهارةٍ نادرة في تاريخ الإمبراطوريات.

والمقصود بالعقل البريطاني هنا ليس دولة بريطانيا وحدها،
بل العقلية الغربية الحاكمة التي وضعت أسس النظام الاستعماري الحديث، وكانت نموذجًا احتذت به سائر القوى الأوروبيّة.

وجوهر هذا النظام يقوم على قاعدة واحدة:

احكم… ولكن لا تظهر.

ففي معظم المناطق التي خضعت لنفوذه، لم ترفع بريطانيا رايتها.
ولم تُنشئ حكمًا مباشرًا.
ولم تُكثِر من الوجود العسكري الظاهر.

بل اعتمدت على:
• تحويل الأرض إلى شركات،
• وربط الاقتصاد بمراكزها الكبرى،
• وتسليم الإدارة إلى نخبٍ محلّية غريبة عن شعوبها، مرتبطة بها وجودًا ومصيرًا.

وكان اختيار إداريين من أصول هنديّة في إفريقيا مثالًا بالغ الدلالة؛
فهم لا ينتمون إلى البيض ولا إلى السود، ولا إلى المسلمين ولا إلى المسيحيين.

فبقوا غرباء عن المجتمع، خاضعين بالكامل للمستعمِر.

وعند كل أزمة، لم تظهر بريطانيا في صورة الجلّاد،
بل في صورة الحَكَم.

جعلت غيرها يمارس الظلم،
ونسبت الرحمة إلى نفسها.

وبهذا الأسلوب أُعيد تشكيل وعي المظلوم.
فلم يعد -في كثير من الأحيان- يرى العدوّ الحقيقي،
بل بات يشعر بالامتنان لمن يدير الظلم من خلف الستار.

ثانيًا: الوحش الفظّ — الوجه الخام للقوّة الأميركيّة

تختلف الهيمنة الأميركيّة جذريًا عن المدرسة البريطانيّة.

فالولايات المتحدة قوّة:
• مندفعـة،
• قصيرة النَّفَس،
• تقدّم النتائج على الوسائل،
• وتجعل القوّة بديلًا عن الأخلاق.

لهذا تعجز عن بناء أنظمة طويلة الأمد،
أو صناعة أدوات مستقرّة،
أو إدارة الأزمات بهدوء وحكمة.

وكان احتلال العراق، وانهيار أفغانستان، وتفكّك سوريا،
نتائج طبيعيّة لهذا النمط من التفكير.

الفرق الجوهري واضح:

الاستعمار البريطاني يُبقي الجسد حيًّا وينزف،
أمّا الاستعمار الأميركي فيمزّق الجسد والنزف معًا.

ثالثًا: التنظيمات المسلّحة – وظيفة الأداة لا حقيقتها

في هذا السياق ينبغي فهم تنظيمات مثل «داعش».

فهذه الكيانات ليست حركات مستقلّة،
ولا ظواهر نشأت بشكل عفوي.

بل نشأت في الفراغ الذي خلّفه تفكيك الدولة.

في العراق جرى حلّ الجيش، وتدمير المؤسّسات،
وترك ملايين قطع السلاح بلا صاحب.
ثم مُلئ هذا الفراغ بوحشٍ جديد¹.

والوظيفة الحقيقيّة لهذه التنظيمات واضحة:
• ألّا تتّجه نحو إسرائيل،
• وألّا تمسّ المراكز الغربيّة،
• وأن تبقى الفوضى محصورة داخل الجغرافيا الإسلاميّة.

ولهذا لا يُعاد عناصرها إلى أوطانهم،
بل يُعاد توظيفهم في العراق وسوريا وسائر مناطق الهشاشة.

فالغاية ليست القضاء عليهم،
بل الإبقاء عليهم داخل الميدان.

رابعًا: إيران — العدوّ المُعلَن والوظيفة الخفيّة

تمثّل إيران أعقد حلقات هذا المشهد.

فهي بالنسبة للولايات المتحدة ليست عدوًا يجب إسقاطه،
ولا حليفًا يُسمح له بالقوّة.

بل عنصر توازن مُدار بعناية.

فوجودها:
• يربط دول الخليج بالمظلّة الأميركيّة،
• ويمنح إسرائيل شرعيّة أمنيّة دائمة،
• ويُبقي العراق ساحة هشّة مفتوحة².

ولهذا تُدار العلاقة معها على قاعدة التوتّر لا الحسم،
والصراع لا الحرب.

خامسًا: لماذا تُستهدَف تركيا؟

تركيا ليست دولة عاديّة.

تمتلك ذاكرة حكم تمتدّ ألف عام،
وتحمل تجربة ثلاث قارّات،
وتستطيع مخاطبة الشرق والغرب معًا.

ولها شرعيّة حقيقيّة في العالم الإسلامي.

لهذا تُعَدّ:
• مكسبًا استراتيجيًا إن أُخضعت،
• وخطرًا كبيرًا إن استقلّت³.

سادسًا: طريق تركيا الإجباري — مسار الميزان

أمام تركيا خيارات محدودة:
• الانحياز الكامل للغرب يعني التبعيّة،
• والانخراط الكامل في الشرق يعني الحصار،
• والعزلة تعني التفكيك.

ولهذا لم يبقَ أمامها إلا طريق واحد:

ألّا تكون طرفًا… بل ميزانًا.

الخاتمة: أين أمل الإنسانيّة؟

تقف الإنسانيّة اليوم بين:
• نظامٍ مهذّبٍ في شكله، مفترسٍ في جوهره،
• وسلطةٍ قويّةٍ في ظاهرها، عاريةٍ من الرحمة.

أحدهما يمثّل دهاء الماضي،
والآخر يجسّد فوضى الحاضر.

وليس خلاص البشر في الشرق ولا في الغرب.

بل في النماذج التي تجعل العدل فوق القوّة،
وتقدّم الرحمة على المنفعة،
وتضع الدولة في خدمة الإنسان.

ولهذا فإنّ تركيا ليست مجرّد دولة،

بل احتمال…
وميزان…
وأمل…
وامتحان.

ولهذا أيضًا تُستهدَف أكثر من غيرها.

إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
23 كانون الثاني / يناير 2026 – أوسكودار

الهوامش:
1. دونالد ج. ترامب – 2016
تصريحات أدلى بها خلال الحملة الانتخابية للرئاسة الأميركية، ذكر فيها أنّ تنظيم «داعش» ظهر وتشكّل في عهد إدارة باراك أوباما.
2. زبغنيو بريجنسكي – 1997
رقعة الشطرنج الكبرى — نظرية الهيمنة على أوراسيا وأسس التفوّق الجيوسياسي الأميركي.
3. هنري كيسنجر – 2014
النظام العالمي — تقييم موقع تركيا ودورها بوصفها دولة موازِنة في النظام الدولي.