Siyonizmin Somali’ye ilgisi ve Harare Özerk Yahudi Devleti’ni Kurma Girişimi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 26 Aralık 2025’te Somaliland’ı tanıdığını ilan etmesi aslında Siyonizmin yaklaşık bir asırlık projesi ve hülyasının adeta dışa yansımasıdır. ABD’deki Siyonizm yapılanması, Avrupa Yahudilerinin Harrar (Harar) bölgesine yerleştirilmesini teminen Etyopya Hükümetine 26 Ocak 1944’ta resmen başvuruda bulunur.[1] Addis Ababa’daki ABD Temsilciliği’nin ülkesinin Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği “gizli” ibareli 4 Temmuz 1944 tarihli yazıda Harar’a Bölgesine Yahudi Göçmenlerin Yerleştirilmesi talebinin Etyopya hükümetince kabul görmediğini belirterek ekleriyle birlikte toplam 34 sayfalık bir rapor arzeder.
Etyopya (Habeşistan) imparatoru Haile Selassie’ye gönderilen Erwin Kraft, Hermann Fuernberg ve Marie Ginsberg’ten müteşekkil 1939 Ekim’inde New York’ta kurulan Harrar Konseyi, Harrar’daki Özerk Yahudi Bölgesi Konseyi (Harrar Council Council For Autonomous Jewish Province in Harrar) imzalı talepte, Avrupalı bütün Yahudilerin yerleştirilmesini teminen ABD ve İngiltere’nin Etyopya’yla işbirliğinde bulunması umuduyla özetle şu hususlar dile getirilmektedir:
Bu bölgenin, yakın gelecekte Avrupa’dan göç etmek zorunda kalacak çok sayıda Yahudi’yi barındıracak kadar geniş olduğu; iklim koşullarının Avrupa’da yetiştirilen meyve, tahıl ve sebzelerin Harar’da da yetiştirilebilmesini sağladığı, böylece Orta Avrupa’dan gelen insanlar için uygun yaşam koşullarını sunduğu; bölgenin çok seyrek nüfuslu olmasının, başka yerlerde görülen siyasi ve ırksal engellerin ortaya çıkması olasılığını ber taraf ettiği kaydedilmektedir.
Etiyopya İmparatoru’nun kendisinin de Davut Hanedanı’nın torunu olduğundan, Yahudi halkına karşı olumlu bir eğilimi olduğuna inanmak için nedenlerinin bulunduğu ve yaptığı konuşmalardan yola çıkarak, büyük ölçüde işbirliği yapmaya istekli olacağı olasılığının oldukça yüksek göründüğü; “bizim için vazgeçilmez olan özerklik ve kendi kendini yönetme koşulları altında Harar Eyaleti’ni kurmayı başarabilirsek, büyük bir Yahudi nüfusu için, kültürel ve ekonomik gelişmelerinin engellenmeden devam edebileceği kalıcı bir yurt ortaya çıkacağı” ifade edilmektedir.
“Projelerimiz hiçbir şekilde Filistin’e rakip değildir; aslında Filistin’in ruhani çekiciliğinin gücünü hissediyor ve yeni eyaleti kurmak için gerekli olan öncü çalışmalara karşılık, yerleşik bir ülkenin avantajlarını tam olarak takdir ediyoruz. Ancak, mevcut koşullar altında Filistin’in bu kriz döneminde yardıma muhtaç tüm Yahudileri kabul etmesinin mümkün olmadığı gerçeği değişmez. Ayrıca Sohar Kitabı’nda şu kehanet sözlerini buluyoruz: “Yahudiler Kush ülkesine girdiklerinde diasporanın sonu gelecek.” Kush, Harar’ın da bir parçası olduğu Etiyopya’dan başkası değildir. Dilekçemiz, Etiyopya’nın Washington Büyükelçisi aracılığıyla Etiyopya Hükümeti’ne sunulmuş ve kopyaları Dışişleri Bakanlığı ile İngiliz Hükümeti’ne gönderilmiştir. Konsey şu anda, olumlu bir yanıt alınması durumunda, derhal ileri adımlar atılabilmesi ve yerleşimin başlangıçtaki zorluklarının mümkün olan en kısa sürede aşılabilmesi için ayrıntılı planlar üzerinde çalışmaktadır.”
Habeş Hükümdarına gönderilen 24 Ocak 1944 tarihli talepnamede son yıllarda Avrupa’da Naziler eliyle suçsuz Yahudi kadın ve erkeklerine “acımasız zulüm” uygulandığı ibaresinin geçmesi ilginçtir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına yaklaşıldığı ve Mussoli’nin de teslim alındığı dönemde metnin hiçbir yerinde “holokost” kelimesi istimal edilmemiştir. Eski Yunanca da “yakılan kurban” anlamına gelen bu kelime, Ortaçağlarda Kilise zulmünde sıklıkla kullanılmasının ardından 2’nci Dünya Savaşı’nın bitiminden sonra 1940’ların sonunda yeniden tedavüle konulmuştur.
Talepnamede devamla şöyle denilmektedir: “Bu zulüm, özellikle Yahudi halkı üzerinde çok şiddetli bir şekilde hissedilmiştir; çektikleri acılar ruhlarına kadar işlemiştir. Kendileri ve çocukları için bu acıların tekrarlanmasından duydukları korku, bu insanları Avrupa kıtasını terk edip özgürce gelişebilecekleri ve huzurlu bir yaşam sürebilecekleri bir ülkeye kalıcı olarak yerleşmeyi şiddetle arzu etmeye yöneltmektedir.”
Zulüm gören Avrupa Yahudileri için yeni bir vatan arayışında oldukları, Haşmetmeaplarının Yahudi halkına yönelik duygudaşlığı ve yakınlığının bilindiği, bu girişimin tasvip görmesi halinde maddi yardımların yapılacağı ve meyvelerinin kısa sürede alınacağı (Siyonizmin daha önce Sultan Abdülhamid’e sunduğu teklifi çağrıştırmaktadır), kültürel bakımdan gelişmiş insanlardan müteşekkil gelecek yerleşimcilerin İmparatorluğu kalkındıracağı ve ürettikleriyle “yurdunuzun ürünleri için pazarlar bulacağı” açıklaması refakatinde önerilerinin şu dört ana esasa mebni olduğu yazılmaktadır:
Haşmetmeaplarının egemenliği altında Harar Eyaleti Avrupa Yahudilerinin göçü için ayrılacaktır. İngiliz Somaliland’inde, Barbera ve Zeila limanları aracılığıyla denize serbest erişime izin verecek bölgesel düzenlemeler için İngiliz Hükümetine başvurular yapılacaktır.
Göç, önceden dikkatlice belirlenmiş ve kendilerine tahsis edilmiş bir bölgeye gidecek büyük, organize gruplar halinde gerçekleşecektir. Harar Eyaleti’ne yerleşmek isteyen tüm göçmenlerin Majestelerine bağlılık yemini etmeleri gerekecektir. Göçmenlik işlemlerinin tamamlanmasının ardından, Harar Eyaleti içinde tam vatandaşlık hak ve yükümlülüklerini alacaklardır. Bu vatandaşlık, onlara Etiyopya İmparatorluğu’nun diğer bölgelerinde vatandaşlık hakkı vermeyecektir.
Eyaletin özerkliği yalnızca kendi sınırları içinde geçerli olacaktır. Tüm içişleri eyalet halkı tarafından seçilen bir yönetim organı tarafından yürütülecektir. Majestelerinin temsilcisi olarak bir Kraliyet Valisi veya Vekil atanacaktır; hak ve yükümlülükleri, eyalet için sağlanacak demokratik bir anayasada belirlenecektir.
İngilizce resmi dil olacak ve tüm eğitim bu dilde verilecektir.
Majesteleri, eyalette tahsil edilecek bazı vergilerden kararlaştırılan adil bir payı hak kazanacaktır; bu gelir, eyaletin sanayi ve kültür yaşamının gelişmesiyle birlikte artacaktır. Harar Eyaleti tarafından yapılan kredilerden doğacak sorumluluk, o eyaletin vatandaşlarıyla sınırlı olacak ve Etiyopya Hükümeti üzerinde herhangi bir yük veya yükümlülük oluşturmayacaktır.
Görüldüğü üzere Kanada ve Avustralya benzeri bağımsız bir yapının kurulması amaçlanmaktadır. Harar Konseyi, bu projenin zorluklarının farkında olduklarını, ama Avrupa Yahudilerinin sorunlarının acil biçimde çözüme kavuşturulmasının ortaya çıkaracağı fayda ve zenginlikten bütün Etyopya’nın istifade edeceğini; (Necaşi kastedilerek) bölgenin Kral Süleyman’ın varisleri ve Kral Davud’un nesli tarafından yönetildiğinin farkında olduklarını savunmuştur.
B. Mezkur Konsey bu defa ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısına gönderdiği 6 Mart 1944 sayılı mektupta “planlarının ancak olgunlaştığı, özellikle Avrupa Yahudi sorununun genel durumunun Filistin dışında Yahudi kolonizasyonunun zorunlu göründüğü bir aşamaya ulaştığı göz önüne alındığında, konuyu doğrudan görüşmenin karşılıklı çıkarların yararına olacağına” işaretle görüşme talep edilmiştir. Siyonizm henüz ABD’de bu denli güçlü olmasa gerek ki alınan cevabi yazıda, Konsey’le görüşmekten imtina edilmiş ve bu konunun Savaş Mülteciler Kurulu’nun uhdesine girdiği izah edilmiştir.
Siyonistler günümüzde Filistini inkar etmelerine karşın, geçen asrın ortalarına kadar bu kelimeyi kullanmışlardır.
C. Belgelerde Avrupa’dan Harar’a Yahudi intikalinde en kolay yolun Türkiye ve Filistin olduğunun vurgulanması keza nazarı dikkati celbetmektedir.
D. Hermann Fuernberg imzalı New York Nisan 1943 tarihli “Avrupa Yahudilerinin Durumu” başlıklı 17 sayfalık notlarda ise şu hususlar tebarüz etmektedir:
- Nazi idaresi ve savaştan Avrupa’daki altı yedi milyon Yahudiden kaç kişinin kurtulacağını kimse öngöremez.
- ABD’de yedi Yahudi organizayonu (Amerikan Yahudi Komitesi, Amerikan Yahudi Kongresi, B’nai B’rith, Yahudi İşçi Komitesi, Amerika Sinegoglar Konseyi, Agudath İsrail, Ortodoks Yahudi Hahamları Kurulu ve Siyonist İşleri Amerikan Acil Komitesi) el ele vererek Avrupa Yahudileri Müşterek Acil Komitesi’ni kurmuştur. “Onlara -ve tüm Yahudilere- yardım ancak demokratik ilkeler temelinde, Avrupa dışında ve Filistin dışında sağlanabilir. Bu temel gerçeklerin hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar arasında gerçeklik kazanmasıyla, Avrupa Yahudilerinin şüphesiz sorunlarına çözüm bulunmaya çalışılabilir. Eğer bu gerçekleşmezse, Avrupa Yahudileri, insanlığın (ve sadece Yahudilerin değil) kalıcı utancı olarak, Hitler iktidara gelmeden önceki kültür ve medeniyet seviyesine tekrar ulaşana kadar Avrupa’da hor görülen ve nefret edilen bir halde kalacaklardır. Ve bu çözüm olmayacaktır!”
- Yerlerinden edilen Yahudiler asli ülkelerine dönmelidir. Demokrasinin zaferi, Hitler öncesi duruma Yahudileri Avrupa’da getirecektir.
- Siyonist hareket 40 yıllık maddi yardım ve bağış toplama uğraşısının sonunda özellikle Almanya ve Polonya’da yaşayan Yahudiler için “Filistin’de bir Yahudi devleti” kurmayı hedeflemektedir. ABD bunun için maddi yardımlarda bulunmaktadır. Amerikan Yahudileri “Filistin’de yaşamak veya Filistin’de bir Yahud Devleti’nin varlığından ziyade dindaşlarıyla dayanışma babında bağışlarda bulunmaktadır.” ABD’de Siyonistler 1941’de Yahudi nüfusunun %5’ne tekabül eden 200.000 üyeye sahipken, basının %80’nine egemendiler. Hitler’in iktidara gelmesiyle Siyonistlerin güç kazandığı söylemi doğru değildir. Filistin’e artan göç, buna sadece Arap ülkelerinden değil dünya genelinde yükselen direniş, Filistin’in ülkesini terk eden her Yahudiyi alabilecek kapasitede olmaması bunun nişanesidir.
- Filistin dışında bir Yahudi devletinin kurulmasının Hıristiyan, Yahudi, Müslüman, Budist veya Amerikalı, İngiliz veyahutta başka bir milletin ferdi tarafından karşı çıkılacak bir husus olmadığı aşikardır.
- Yahudiler arasında dayanışmanın olmadığı serzenişinde bulunan ve son beş yılda sadece 150.000 Yahudi göçmenin ABD’ye geldiğini belirten (yazar, zamanın koşullarından ve Balfour Deklerasyonun’nun henüz uygulamaya sokulamamış olmasından mebni) Filistin dışında kurulacak bir Yahudi devletinin İngiltere ve Amerika’nın her iki kıtasındaki Yahudileri rahatlatacağını; Filistin dışında Yahudi devleti kurulması fikrinin yeni olmadığını, Uganda, Kenya, Angola, Kuzey Kimberly vb. ağırlıklı olarak gündeme geldiğini vurgulanır.
- Fuernberg raporunun sonunda şunları serdeder: Bahsettiğim dört avantajın hepsini bir arada barındıran tek bir bölge olduğuna inanıyorum. Önerim, Etiyopya’nın Harar bölgesini İngiliz Somaliland’inin bir kısmıyla birleştirmek ve orada Avrupa Yahudileri için bir devlet kurmaktır. Bu bölge yeterince büyük; bu amaç için 60.000 ila 70.000 mil karelik bir alanı ayırmak kolay olurdu. Bu bölge, büyük zorluklar çıkarması muhtemel olmayan tarımla uğraşan az bir nüfusu ihtiva etmektedir. Bununla birlikte, Filistin deneyiminden çıkarılan dersleri hatırlamak gerekecektir; yani, bölgenin Etiyopya’nın diğer kısımlarından gelen insanlar tarafından istila edilmesini önlemek ve yabancı kışkırtıcıları uzak tutmak elzemdir. Platodaki iklim, Avrupalılar için kesinlikle sağlıklı ve uygundur. Somali kıyılarının kötü iklimin cari olduğu bölgeleri, sulama ile ölçülebilir bir sürede iyileştirilebilir. Harar bölgesi özellikle tarım için ve dolayısıyla kitlesel göç için uygundur. Afrika’nın iç kesimlerinde, Arap ülkelerinde ve Hindistan’ın bazı bölgelerinde tarımsal ve daha sonra sanayi ürünleri için hazır pazarlar bulacaktır (Yani buradan Afrika, Hint alt kıtası ve Arap ülkelerinin işlerine müdahale edilecek). Siyasi olarak bu topraklar, daha önce belirtildiği gibi, İngiltere ve Etiyopya İmparatorluğu’na aittir. Temmuz 1935‘te İngiliz Hükümeti, Etiyopya İmparatoru’na, İtalya’ya bazı tavizler vermeye hazır olması durumunda Zeila limanı ve İngiliz Somali topraklarının bazı diğer kısımlarının kendisine devredilmesini teklif etti. Bu nedenle, İngiliz Hükümeti’nin bugün, aklımızdaki Avrupa Yahudi devletine Berbera limanıyla birlikte Somali topraklarının daha büyük bir bölümünü devretmeye hazır olması imkansız değildir. Etiyopya İmparatorluk Hanedanı, Yahudi Kral Davud’dan geldiğini iddia eder ve İmparator “Yahuda Aslanı” unvanını taşır. Bu durum, Avrupa’daki bu yarı kardeşlere çok ihtiyaç duyulan yardımı sunma ve onları 20. yüzyıla yakışır şartlarda kabul etme yükümlülüğünü de beraberinde getirmez mi?”
Bu raporda Hitler’in zulmüne, Alman ve Leh halkının “Yahudilere karşı tarihsel antisemitik” yaklaşımlarına değinilmiş, ancak “holokost” gibi ağır bir suçlama yapılmamıştır.
Günümüzde Somaliland mıntıkasında kalan Harare’nin dahil olduğu Somali hakkında bilgilerimizin tazelenmesi yerinde olacaktır. Afrika boynuzunda yer alan Somaliland 3.333 km’lik kıyı şeridiyle kıtanın en uzun sahiline sahiptir. Ülkenin ismi Somali dilindeki “su” ve “mal” kelimesinden mürekkep olup “misafirlere ikram etmek için git hayvanları sağıp getir” veya “hayvancılıkta zengin bir halk” anlamına gelir. 100‘e yakın camisi ve çevresindeki 100‘den fazla evliya türbesiyle “İslam’ın dördüncü kutsal şehri” ya da “evliyalar şehri” olarak anılan Harar, hem bölge hem de İslam tarihi açısından büyük öneme sahiptir. 10. yüzyılın sonlarına doğru Yemen’in Aden kıyılarından gelen tüccar ve emirler sayesinde İslamiyetle tanışan bölgede 13. yüzyılda kurulan ilk İslam devleti Evfat Emirliğidir. Evfat Emirliği’nin yıkılmasından sonra kurulan ve Adel Emirliği adıyla da anılan Zeyla Emirliği, Hristiyan Habeş melikleriyle yüzyıllar boyunca mücadele etti. Zeyla Emirliği’nin başkentinin 1520’de Harar’a taşınması sonrasında Harar devleti adını aldı.
Somali halkının milletimizle ilişkisi Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferiyle başlar ve 1916 yılına kadar devam eder. Portekizlilerin Habeş Krallığıyla ittifaka girip bölgeye musallat olmasıyla halk, Osmanlı Devleti’nden yardım istemiştir. Osmanlı sınırlarında dört yüz yıl yaşayan bu bölge Yemen Eyaleti, Osmanlının 1555’de kurduğu Kızıldeniz’deki Habeş Eyaleti ve 19’ncu asırda Mısır Hidivliği marifetiyle idare edilmiştir. 1887‘de Habeşler tarafından işgal edilinceye kadar varlığını bağımsız olarak sürdüren Harar, bu tarihten sonra Etiyopya’ya bağlı bir bölge haline geldi.

Somali, topraklarının sahip olduğu stratejik önem dolayısıyla tarih boyunca yabancı güçlerin ilgi ve dikkatini celbetmiştir. Bu bakımdan da ülke halkı kendi kaderlerinin çizilmesinde, çok defa, dışarıdan müdahalelerle karşılaşmıştır. Avrupalı sömürgeciler, Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde, çok çeşitli yol ve yöntemler yanında özellikle de yerli idarecilere maddî imkânlar sağlayarak önemli iskelelerin kullanma hakkını satın almışlar ve bu sayede ülke için hiçbir faydası olmayan emperyalist siyasetlerini uygulamışlardır. Kızıldeniz’in batısında yer alan Cibuti’ye yerleşen Fransızlar ve buranın hemen kuzeydeki Assab’ı işgal eden İtalyanlar, bunlara ilaveten önemli ölçüde İngilizler, bu iskelelere silah ve diğer askerî mühimmat depolayarak zaman içerisinde Osmanlı Devleti’ni yıllarca meşgul etmişlerdir. Osmanlı yönetimi Afrika’daki topraklarını Avrupa, Asya ve Afrika üzerinde önemli bir güç olarak, tüm dünyadaki Müslümanların temsilcisi, koruyucu ve kurtarıcısı sıfatıyla Avrupa sömürgeciliğine karşı savunmuştur. Osmanlı Devleti’nin Somali’deki reform politikalarını özellikle Harar bölgesinde güvenliği yaymaya, Somaliler ile Gala kabileleri arasındaki savaşları sona erdirmekle başladı. Sonra medreseler kurarak doğru İslâm öğretilerinin bölgede yayılmasını hedefledi. Bu nedenle ilave olarak Osmanlı yönetimi, çabalarını imara ve kalkınmaya yönlendirdi. Osmanlılar, Somali’de ilmi çalışmaları da destekledi ve hastane inşa etti. Osmanlı Devleti, halkın daha iyi ve verimli tarım yöntemlerini öğrenmeleri için Hindistan’dan kahve ve tarım uzmanları getirmiştir. Osmanlı yönetimi bütün bu başarıları kısa bir süre içerisinde tamamlarken daha sonra gelen Avrupalı sömürgeci yönetimler Somali’de bulduklarının üzere hemen hiçbir şey ilave etmemişlerdir.[2]
Aden Körfezi’nin karşı kıyısında Cibuti, Etyopya ve Somali arasında yer alan Somaliland 176.120 km2 toprak alanına ve 2024 verilerine göre 6,2 milyon nüfusa sahiptir. İngilizler burayı 1884’te işgal ettiklerinde Somaliland adını verirler. Burası ve İtalyan Somaliland’i 1960’ta bağımsızlıklarını ilan edip Somali Cumhuriyeti adı altında birleşir. Somali’nin 3’ncü Cumhurbaşkanı Muhammed Siyad Berre (1969-1991) dönemindeki siyasetinden memnun kalmayan Somaliland bölgesi 1981’de giriştiği iç savaşla 1991’de ana ülkeden ayrıldığını ilan eder ve başkent olarak Hargesey’i kabul eder. Başkonsolosluğumzun da bulunduğu Hargesey’deki Somaliland yönetimini İsrail’in kararına kadar hiç bir ülke resmen tanımamıştır.
Sonuç: İnsan, toplum ve devlet, ancak amaç, ülkü ve hedefleriyle canlılığını sürdürebilir ve tesirini idame ettirebilir. Siyonizm ideolojisini itici güç olarak gören İsrail Başbakanı Netanyahu, “Büyük İsrail” düşüncesini takiple Gazze katliamında sıkıştığı alan ve çıkmazdan kurtulabilmek maksadıyla Siyonist yapının ve aklın 80 yıl önce ortaya koyduğu önerinin izini sürmekten geri durmuyor. İsrail burada elde edeceği hareket kabiliyetiyle Afrika ve Hint alt kıtasına müdahil olma yeteneğini kazanmanın yanısıra, Türkiye’nin Somali ile gerçekleştirmekte olduğu stratejik ilişkileri yakından takip etme imkanına da kavuşmuş olacaktır. Somaliland’ın halihazırdaki bayrağında Kelime-i Tevhid bulunması, Müslümanların kutsallarına ihanet eden ve soykırım işleyen, kendisi dışındakileri insan görmeyen bir ideolojiyle yanyana gelebilme garabetine işaret olsa gerek.
Lakin bu yakınlaşmaya karşı çıkan Somaliler ve alimler de bulunmaktadır. Ahiren iki gün önceki Cuma vaazında bunu eleştiren Muhammed Abduraşid adındaki alim, “bunun yapılmaması ve İbrahim anlaşma ve uyuşmalarına eklenmemesi için Başkan Irro’ya çağrıda bulunduklarını, ancak bugün Tel Aviv yolunda olduğunu; BAE İbrahim Anlaşmaları’na katıldığında İsrail’e karşı çıkan her kesi kuşatmayı amaçladığını, şimdi biz de bu yöne girmiş oldıklarını” irat etmesinin akşamında göz altına alınmıştır. İsrail’le yakınlaşmaya mukavemet eden ve tutuklanan Hargeisa’daki başka bir alim de “bundan şeref duyduğunu” söylemiştir. Gelen haberlerde kuzeydeki Borama ve güneydeki Lascaanood kentlerinde toplanan halk bu sürece itirazla Filistin’e desteklerini izhar etmiştir. Öteyandan TikTok’ta Hargeisa’da İsrail bayrağını dalgalandıranların videoları çıkmıştır. Bilindiği üzere Gazze’de 7 Ekim sonrası vuku bulan soy kırım nedeniyle sosyal medyada gençler arasında Siyonizme karşı yükselen duyguları ber taraf etmek maksadıyla Oracle şirketinin de sahibi olan İsrail ordusuna çok yakın Amerikalı Yahudi milyarder Larry Ellison tarafından TikTok satın alınmıştır. Netanyahu’nun tanıma açıklamasının hemen akabinde iki İsralli “gazeteci” Etiyopya sınırındaki Wajaale sınır kapısından hemen Somaliland’a giriş yapıp İsrail bayrağıyla Hargeisa’da poz vermişlerdir. Hargeisa’daki yönetim bir milyona yakın Filistinlinin Somaliland’e yerleştirileceğine ilişkin bir anlaşmayı ve Berbera’da askeri varlık bulunduracağını inkar etse de bunun aksi durumu ise bu tanımanın “Netanyahu’nun iyi kalpliliğinden” kaynaklandığı savıdır.[3]
Ancak burada da hiç şaşkınlık duyulmayan başka bir hakikatle karşı karşıyayız. Son yıllarda tamamen Siyonizmin girdabına kapılan BAE’nin, Somaliland’de de İsrail’in önünü açan bir aparata dönüştüğüne şahit olunmaktadır. Nitekim dünya deniz ticaretinin kalbi mesabesindeki Babulmendeb Boğazı’nın karşı kıyısında kain Berbera Havaalanı’nı işleten BAE, buradaki deniz limanına da DP W”Borldwide Investment olarak 400 milyon dolarlık yatırım yapmıştır.

05 Ocak 2026
Yazının Aslı İçin: 👇
https://www.sde.org.tr/analizler/siyonizmin-somali-ye-ilgisi-ve-harare-ozerk-yahudi-devleti-ni-kurma-girisimi-analizi-62311
Dipnotlar:
[1]https://x.com/tseday/status/2005807849373364575?s=12&t=ItiCC1DkAJksT-vUxwMjRQ (30.12.2025)
[2] Ahmet Turan Yüksel ve Yusuf İbrahim Hashi (2021), “Somali’de Osmanlı Hakimiyeti (1559-1916)”, Karatay Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı:6, s.201-236; Hashi, Yusuf İbrahim Hashi, Somali’de Osmanlı Hakimiyeti (1850-1916), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü yayınlanmamış master tezi 2015.
[3]https://x.com/jodymcintyre_/status/2007398967911559337?s=12&t=ItiCC1DkAJksT-vUxwMjRQ (3.1.2025).
ترجمة من التركية إلى العربية: 👇
اهتمام الصهيونية بالصومال ومحاولة إنشاء دولة يهودية ذاتية الحكم في هرر
بقلم الأستاذ سنان إلهان
إن إعلان رئيس وزراء إسرائيل بنيامين نتنياهو في السادس والعشرين من كانون الأول / ديسمبر 2025 اعترافه بإقليم «صوماليلاند» يُعد في حقيقته انعكاساً خارجياً لمشروعٍ وحلمٍ صهيونيٍّ يعود إلى ما يقرب من قرنٍ من الزمان. فقد تقدّمت البنية الصهيونية في الولايات المتحدة الأمريكية بطلبٍ رسمي إلى الحكومة الإثيوبية بتاريخ السادس والعشرين من كانون الثاني / يناير 1944، بهدف توطين يهود أوروبا في منطقة هرر (حرار).
وفي رسالةٍ موسومة بعبارة «سري» مؤرخة في الرابع من تموز / يوليو 1944، بعثت بها الممثلية الأمريكية [1] في أديس أبابا إلى وزارة خارجية بلادها، ذُكر أن الحكومة الإثيوبية لم تُبدِ قبولاً لطلب توطين مهاجرين يهود في إقليم هرر، وقد عُرض تقرير مرفق مع ملحقاته بلغ مجموعه أربعاً وثلاثين صفحة.
وقد قام «مجلس هرر»، الذي تأسس في نيويورك في تشرين الأول / أكتوبر 1939، والمؤلف من إرفين كرافت، وهيرمان فوِرنبرغ، وماري غينسبرغ، بتوجيه طلب إلى إمبراطور إثيوبيا هيلا سيلاسي، موقّع باسم «مجلس الإقليم اليهودي الذاتي في هرر»
(Harrar Council For Autonomous Jewish Province in Harrar)،
أُعرب فيه -أملاً في تعاون الولايات المتحدة وبريطانيا مع إثيوبيا من أجل توطين جميع يهود أوروبا- عن جملة من النقاط، يمكن تلخيصها على النحو الآتي:
إن هذه المنطقة واسعة بما يكفي لاستيعاب أعداد كبيرة من اليهود الذين سيُضطرون للهجرة من أوروبا في المستقبل القريب؛ وإن الظروف المناخية تتيح زراعة الفواكه والحبوب والخضروات المزروعة في أوروبا داخل هرر أيضاً، وبذلك توفر ظروف معيشة ملائمة للوافدين من وسط أوروبا؛ كما أن كون المنطقة قليلة الكثافة السكانية من شأنه أن يدرأ احتمال ظهور العوائق السياسية والعرقية التي تُشاهد في أماكن أخرى.
ويُذكر أن ثمة أسباباً تدعو إلى الاعتقاد بأن إمبراطور إثيوبيا نفسه، بوصفه من أحفاد سلالة داود، يحمل ميلاً إيجابياً تجاه الشعب اليهودي، وأنه استناداً إلى خطاباته يبدو أن احتمالية استعداده للتعاون على نطاق واسع مرتفعة جداً؛ وأنه «إذا ما تمكّنا، في ظل شروط الحكم الذاتي والإدارة الذاتية التي نعدّها ضرورية لا غنى عنها، من تأسيس إقليم هرر، فإن وطناً دائماً سيظهر لعدد كبير من اليهود، يمكنهم فيه مواصلة تطورهم الثقافي والاقتصادي دون عوائق».
ويُتابع النص:
«إن مشاريعنا ليست بأي وجه من الوجوه منافسة لفلسطين؛ بل إننا نشعر بقوة الجاذبية الروحية لفلسطين، ونقدّر تماماً مزايا بلدٍ قائم مقابل الأعمال التمهيدية اللازمة لتأسيس إقليم جديد. غير أن الحقيقة التي لا تتغير هي أن فلسطين، في ظل الظروف الراهنة، لا يمكنها في هذه المرحلة الحرجة أن تستوعب جميع اليهود المحتاجين إلى المساعدة. كما أننا نجد في كتاب الزوهار النبوي الكلمات التالية:
عندما يدخل اليهود أرض كوش تنتهي الشتات.
وكوش ليست سوى إثيوبيا التي تُعد هرر جزءاً منها.
وقد قُدّم التماسنا إلى الحكومة الإثيوبية عبر سفير إثيوبيا في واشنطن، وأُرسلت نسخ منه إلى وزارة الخارجية الأمريكية وإلى الحكومة البريطانية. ويعمل المجلس حالياً على إعداد خطط تفصيلية تتيح اتخاذ خطوات متقدمة فور تلقي رد إيجابي، وتجاوز الصعوبات الأولية للاستيطان في أقصر وقت ممكن.»
الحريّ بالانتباه أن العريضة المؤرخة في الرابع والعشرين من كانون الثاني / يناير 1944، والمرفوعة إلى الحاكم الحبشي، تضمنت عبارة «الاضطهاد القاسي» الذي تعرّض له رجال ونساء يهود أبرياء في أوروبا على أيدي النازيين خلال السنوات الأخيرة. ومن اللافت أنه، على الرغم من الاقتراب من نهاية الحرب العالمية الثانية واستسلام موسوليني، لم يُستعمل في أي موضع من النص لفظ «الهولوكوست». وهذه الكلمة، التي تعني في أصلها اليوناني القديم «القربان المحروق»، وبعد استعمالها المتكرر في عصور الاضطهاد الكنسي في العصور الوسطى، لم يُعاد إدخالها إلى التداول إلا في أواخر أربعينيات القرن العشرين عقب انتهاء الحرب العالمية الثانية.
ويتابع نص العريضة قائلاً:
«لقد كان هذا الاضطهاد محسوساً بصورة شديدة للغاية، ولا سيما لدى الشعب اليهودي؛ إذ نفذت المعاناة إلى أعماق أرواحهم. إن الخوف من تكرار هذه الآلام عليهم وعلى أبنائهم يدفع هؤلاء الناس بقوة إلى مغادرة القارة الأوروبية والاستقرار الدائم في بلدٍ يمكنهم فيه أن ينموا بحرية وأن يعيشوا حياة يسودها السلم والطمأنينة».
ويُذكر في العريضة أنهم يبحثون عن وطنٍ جديد ليهود أوروبا المضطهدين، وأن تعاطف جلالته وقربه الوجداني من الشعب اليهودي أمرٌ معلوم، وأن هذه المبادرة، إذا ما حظيت بالموافقة، ستُقابل بتقديم مساعدات مادية وستؤتي ثمارها في وقتٍ قصير (وهو ما يذكّر بالعرض الذي سبق للصهيونية أن قدّمته للسلطان عبد الحميد)، وأن المستوطنين القادمين، المؤلفين من أناس متقدّمين ثقافياً، سيُسهمون في إعمار الإمبراطورية، وسيجدون بأسواقهم «منافذ لمنتجات بلادكم». ويُبيَّن أن مقترحاتهم تقوم على أربعة أسس رئيسة:
1. سيُخصَّص إقليم هرر، الواقع تحت سيادة جلالته، لهجرة يهود أوروبا. وستُقدَّم طلبات إلى الحكومة البريطانية لإجراء ترتيبات إقليمية تتيح منفذاً حراً إلى البحر عبر موانئ بربرة وزيلع في صوماليلاند البريطاني.
2. ستتم الهجرة على شكل مجموعات كبيرة ومنظمة، تتجه إلى منطقة محددة سلفاً ومخصصة لهم. وسيتوجب على جميع المهاجرين الراغبين في الاستقرار في إقليم هرر أداء قسم الولاء لجلالته. وبعد استكمال إجراءات الهجرة، سيحصلون داخل إقليم هرر على كامل حقوق وواجبات المواطنة. غير أن هذه المواطنة لن تمنحهم حق المواطنة في سائر أقاليم الإمبراطورية الإثيوبية.
3. سيكون الحكم الذاتي للإقليم سارياً فقط داخل حدوده. وستُدار جميع الشؤون الداخلية من قبل هيئة إدارية يُنتخب أعضاؤها من سكان الإقليم. وسيُعيَّن حاكم ملكي أو نائب ممثلاً لجلالته، وتُحدَّد حقوقه وواجباته في دستور ديمقراطي خاص يُعدّ للإقليم.
4. ستكون اللغة الإنجليزية هي اللغة الرسمية، وسيُقدَّم التعليم كله بهذه اللغة.
كما سيستحق جلالته حصة عادلة متفقاً عليها من بعض الضرائب التي تُحصَّل في الإقليم؛ وستزداد هذه الإيرادات مع تطور الحياة الصناعية والثقافية في الإقليم. وستبقى المسؤولية الناشئة عن القروض التي يعقدها إقليم هرر محصورة بمواطني ذلك الإقليم، ولن تُرتّب على الحكومة الإثيوبية أي عبء أو التزام.
وكما يتضح، فإن المقصود هو إنشاء بنية مستقلة على غرار كندا وأستراليا. وقد أعلن مجلس هرر أنه على دراية بصعوبات هذا المشروع، غير أنه يرى أن الفوائد والثروات التي ستنشأ عن الحل العاجل لمشكلات يهود أوروبا ستعود بالنفع على إثيوبيا بأسرها؛ كما أشار -في تلميحٍ إلى النجاشي- إلى إدراكه أن المنطقة تُدار من قبل ورثة الملك سليمان ونسل الملك داود.
ب. في هذه المرة، وجّه المجلس المذكور رسالة مؤرخة في السادس من آذار / مارس 1944 إلى نائب مساعد وزير الخارجية الأمريكي، أشار فيها إلى أن «خططه لم تنضج إلا الآن»، وأن الوضع العام للمسألة اليهودية الأوروبية بلغ مرحلةً تجعل من الضروري، بالنظر إلى مجمل الظروف، البحث في الاستيطان اليهودي خارج فلسطين، وطلب عقد لقاء مباشر «لما فيه مصلحة متبادلة للطرفين». غير أن الرد الوارد أفاد بالامتناع عن الاجتماع مع المجلس، مع توضيح أن هذا الموضوع يدخل ضمن اختصاص «هيئة لاجئي الحرب». ويُستفاد من ذلك أن الصهيونية لم تكن آنذاك بالقوة التي أصبحت عليها لاحقاً في الولايات المتحدة.
ويُلاحظ أنه على الرغم من إنكار الصهاينة اليوم لفلسطين، فإنهم حتى منتصف القرن الماضي كانوا يستعملون هذا المصطلح صراحة.
ج. كما أن التأكيد في الوثائق على أن أسهل طريق لانتقال اليهود من أوروبا إلى هرر يمر عبر تركيا وفلسطين يلفت النظر كذلك.
د. أما الملاحظات المؤلفة من سبع عشرة صفحة، والموقّعة من هيرمان فوِرنبرغ، والمؤرخة في نيويورك في نيسان / أبريل 1943، تحت عنوان «وضع يهود أوروبا»، فتبرز فيها النقاط الآتية:
لا أحد يستطيع التنبؤ بعدد اليهود الذين سينجون من الحكم النازي والحرب من بين ستة أو سبعة ملايين يهودي كانوا يعيشون في أوروبا.
وقد قامت سبع منظمات يهودية في الولايات المتحدة (اللجنة اليهودية الأمريكية، المؤتمر اليهودي الأمريكي، بناي بريث، لجنة العمال اليهود، مجلس المعابد الأمريكية، أغودات إسرائيل، مجلس الحاخامات اليهود الأرثوذكس، ولجنة الطوارئ الأمريكية للشؤون الصهيونية) بتوحيد جهودها وتأسيس «لجنة الطوارئ المشتركة ليهود أوروبا». وترى هذه اللجنة أن «تقديم المساعدة لهم – ولجميع اليهود – لا يمكن أن يتحقق إلا على أساس المبادئ الديمقراطية، خارج أوروبا وخارج فلسطين». ومع ترسّخ هذه الحقائق بين اليهود وغير اليهود، يمكن السعي إلى إيجاد حل لمشكلات يهود أوروبا التي لا شك فيها. وإذا لم يتحقق ذلك، فإن يهود أوروبا سيبقون، بوصفهم وصمة عار دائمة على الإنسانية جمعاء (وليس على اليهود وحدهم)، في حال من الازدراء والكراهية داخل أوروبا، إلى أن تعود القارة إلى مستوى الثقافة والحضارة الذي كانت عليه قبل وصول هتلر إلى السلطة. «وهذا لن يكون حلاً!»
ويؤكد التقرير أن اليهود الذين شُرّدوا ينبغي أن يعودوا إلى بلدانهم الأصلية، وأن انتصار الديمقراطية سيعيد اليهود في أوروبا إلى أوضاع ما قبل هتلر. كما يذكر أن الحركة الصهيونية، بعد أربعين عاماً من جمع التبرعات والمساعدات المالية، تهدف إلى إنشاء «دولة يهودية في فلسطين» ولا سيما ليهود ألمانيا وبولندا، وأن الولايات المتحدة تقدم دعماً مالياً لهذا الغرض. غير أن اليهود الأمريكيين «لا يتبرعون بدافع الرغبة في العيش في فلسطين أو لقيام دولة يهودية فيها، بقدر ما يفعلون ذلك بدافع التضامن مع أبناء دينهم». ويشير إلى أنه في عام 1941 كان للصهاينة في الولايات المتحدة مئتا ألف عضو، أي ما يعادل خمسة في المئة من مجموع اليهود، ومع ذلك كانوا يهيمنون على ثمانين في المئة من وسائل الإعلام. ويرى أن القول بأن الصهاينة ازدادوا قوة فقط بعد وصول هتلر إلى الحكم غير دقيق؛ إذ إن ازدياد الهجرة إلى فلسطين، والمقاومة المتصاعدة لها ليس من العرب وحدهم بل من مختلف أنحاء العالم، وعدم قدرة فلسطين على استيعاب كل يهود العالم، كلها شواهد على ذلك.
ويؤكد التقرير أن إقامة دولة يهودية خارج فلسطين ليست أمراً يُتوقَّع أن يعارضه مسيحي أو يهودي أو مسلم أو بوذي، ولا أمريكي أو بريطاني أو فرد من أي أمة أخرى.
وفي ختام التقرير، وبعد الإشارة إلى أن فكرة الدولة اليهودية خارج فلسطين ليست جديدة، وأن مناطق مثل أوغندا وكينيا وأنغولا وشمال كيمبرلي طُرحت سابقاً، يصرّح فوِرنبرغ بما يلي:
«أعتقد أن هناك منطقة واحدة فقط تجمع بين المزايا الأربع التي ذكرتها. اقتراحي هو دمج إقليم هرر الإثيوبي مع جزء من صوماليلاند البريطاني، وإقامة دولة هناك ليهود أوروبا. هذه المنطقة واسعة بما يكفي؛ وسيكون من السهل تخصيص مساحة تتراوح بين ستين وسبعين ألف ميل مربع لهذا الغرض. وهي تضم عدداً قليلاً من السكان الذين يعملون في الزراعة، ومن غير المرجح أن يثيروا صعوبات كبيرة. ومع ذلك، يجب تذكّر الدروس المستفادة من تجربة فلسطين؛ أي ضرورة منع تسلل سكان من بقية أنحاء إثيوبيا إلى المنطقة، وإبعاد المحرّضين الأجانب. إن مناخ الهضبة صحي ومناسب للأوروبيين بلا شك. أما المناطق ذات المناخ السيئ على السواحل الصومالية، فيمكن تحسينها خلال فترة زمنية معقولة بواسطة الري. إن إقليم هرر ملائم على نحو خاص للزراعة، وبالتالي للهجرة الجماعية. وسيجد أسواقاً جاهزة للمنتجات الزراعية، ثم الصناعية لاحقاً، في داخل إفريقيا، وفي البلدان العربية، وفي بعض مناطق الهند (أي سيتم من هنا التدخل في شؤون إفريقيا وشبه القارة الهندية والبلدان العربية). ومن الناحية السياسية، تعود هذه الأراضي -كما ذُكر سابقاً- إلى بريطانيا وإلى الإمبراطورية الإثيوبية. ففي تموز / يوليو 1935 عرضت الحكومة البريطانية على إمبراطور إثيوبيا نقل ميناء زيلع وبعض أجزاء صوماليلاند البريطاني إليه، إذا ما كان مستعداً لتقديم بعض التنازلات لإيطاليا. ولذلك، ليس من المستحيل أن تكون الحكومة البريطانية اليوم مستعدة لنقل جزء أكبر من الأراضي الصومالية، مع ميناء بربرة، إلى الدولة اليهودية الأوروبية التي نتصورها. إن الأسرة الإمبراطورية الإثيوبية تدّعي أنها منحدرة من الملك اليهودي داود، ويحمل الإمبراطور لقب “أسد يهوذا”. أفلا يفرض ذلك واجب تقديم المساعدة الضرورية لهؤلاء الإخوة غير الأشقاء في أوروبا، واستقبالهم في ظروف تليق بالقرن العشرين؟»
ويلاحظ في هذا التقرير التطرق إلى اضطهاد هتلر، وإلى المواقف «المعادية لليهود تاريخياً» لدى الشعبين الألماني والبولندي، غير أنه لم تُوجَّه اتهامات جسيمة من قبيل «الهولوكوست».
وفي ضوء ما تقدّم، يصبح من المناسب تجديد معلوماتنا حول الصومال، ولا سيما إقليم هرر الواقع اليوم ضمن نطاق صوماليلاند. يقع إقليم صوماليلاند في القرن الإفريقي، ويملك شريطاً ساحلياً بطول 3,333 كيلومتراً، وهو أطول ساحل في القارة الإفريقية. ويتكوّن اسم البلاد في اللغة الصومالية من كلمتي «سو» و«مال»، ويعني: «اذهب واحلب الحيوانات لتقديم الضيافة للضيف»، أو «شعب غنيّ بالثروة الحيوانية».
وتُعدّ مدينة هرر، بما تضمّه من قرابة مئة مسجد وأكثر من مئة ضريح للأولياء في محيطها، مدينةً تُعرف بـ«رابع مدينة مقدسة في الإسلام» أو «مدينة الأولياء»، وهي ذات أهمية بالغة سواء من حيث تاريخ المنطقة أو من حيث التاريخ الإسلامي. وقد تعرّفت المنطقة على الإسلام في أواخر القرن العاشر الميلادي بفضل التجّار والأمراء القادمين من سواحل عدن في اليمن. أما أول دولة إسلامية أُسست في القرن الثالث عشر فهي إمارة إيفات. وبعد سقوط إمارة إيفات، قامت إمارة زيلع المعروفة أيضاً باسم إمارة عَدَل، التي خاضت صراعات طويلة على مدى قرون مع ملوك الحبشة المسيحيين. وبعد نقل عاصمة إمارة زيلع إلى هرر سنة 1520، أصبحت تُعرف باسم دولة هرر.
وتبدأ علاقة الشعب الصومالي بدولتنا مع حملة السلطان ياووز سليم على مصر، واستمرت حتى عام 1916. فعندما دخل البرتغاليون في تحالف مع مملكة الحبشة وباشروا الاعتداء على المنطقة، طلب الشعب الصومالي العون من الدولة العثمانية. وقد خضع هذا الإقليم، الذي عاش ضمن حدود الدولة العثمانية قرابة أربعمئة عام، لإدارة ولاية اليمن، ثم لولاية الحبشة التي أنشأتها الدولة العثمانية على البحر الأحمر سنة 1555، ولاحقاً لإدارة الخديوية المصرية في القرن التاسع عشر. واستمرّت هرر في وجودها ككيان مستقل إلى أن احتلها الأحباش سنة 1887، لتصبح بعد ذلك إقليماً تابعاً لإثيوبيا.

الصورة: الموسوعة الإسلامية – رئاسة الشؤون الدينية التركية (DİB)
لقد استرعى الصومال، بسبب الأهمية الاستراتيجية التي تتمتع بها أراضيه، اهتمام القوى الأجنبية عبر التاريخ. ومن هذا المنطلق، واجه شعب البلاد مراراً تدخّلات خارجية في رسم مصيره. فقد لجأ المستعمرون الأوروبيون في البحر الأحمر وخليج عدن، إلى جانب وسائل وأساليب متعددة، إلى تقديم إمكانات مادية للحكام المحليين، وشراء حقوق استخدام الموانئ المهمة، وبذلك طبقوا سياسات إمبريالية لم تجلب للبلاد أي فائدة. فالفرنسيون الذين استقروا في جيبوتي على الساحل الغربي للبحر الأحمر، والإيطاليون الذين احتلوا عَصَب إلى الشمال منها، إضافة إلى البريطانيين بدرجة كبيرة، قاموا بتخزين الأسلحة والمعدات العسكرية في هذه الموانئ، مما شغل الدولة العثمانية لسنوات طويلة.
وقد دافعت الدولة العثمانية عن أراضيها في إفريقيا ضد الاستعمار الأوروبي، بوصفها قوة كبرى في أوروبا وآسيا وإفريقيا، وممثلةً وحاميةً ومنقذةً لمسلمي العالم. وبدأت الإصلاحات العثمانية في الصومال، ولا سيما في منطقة هرر، بنشر الأمن، وإنهاء الحروب بين الصوماليين وقبائل الغالا، ثم تأسيس المدارس الدينية لنشر التعاليم الإسلامية الصحيحة في المنطقة. ولهذا السبب، وجّهت الإدارة العثمانية جهودها أيضاً إلى الإعمار والتنمية. كما دعمت الدولة العثمانية الأنشطة العلمية في الصومال، وأنشأت المستشفيات. وجلبت، من أجل تعليم السكان أساليب الزراعة الأفضل والأكثر إنتاجاً، خبراء في زراعة البن والزراعة من الهند. وبينما أنجزت الدولة العثمانية هذه النجاحات في فترة زمنية قصيرة، فإن الإدارات الاستعمارية الأوروبية التي جاءت بعدها لم تضف تقريباً شيئاً يُذكر إلى ما وجدته في الصومال.[2]
ويقع إقليم صوماليلاند، الذي يتوسط جيبوتي وإثيوبيا والصومال على الضفة المقابلة لخليج عدن، على مساحة 176,120 كم²، ويبلغ عدد سكانه وفق بيانات عام 2024 نحو 6.2 ملايين نسمة. وقد أطلق البريطانيون عليه اسم «صوماليلاند» عند احتلالهم له سنة 1884. وفي عام 1960 أعلنت هذه المنطقة، إلى جانب صوماليلاند الإيطالية، استقلالهما واتحدتا تحت اسم جمهورية الصومال. غير أن إقليم صوماليلاند، غير الراضي عن سياسات الرئيس الصومالي الثالث محمد سياد بري (1969–1991)، خاض حرباً أهلية منذ عام 1981، وأعلن انفصاله عن الدولة الأم سنة 1991، متخذاً من هرجيسا عاصمة له. ولم تعترف أي دولة رسمياً بإدارة صوماليلاند في هرجيسا – حيث توجد أيضاً قنصليتنا العامة – إلى أن صدر قرار إسرائيل الأخير بالاعتراف.
النتيجة:
إن الإنسان والمجتمع والدولة لا يمكن أن يحافظوا على حيويتهم ويستمر تأثيرهم إلا بغاياتهم ومثلهم وأهدافهم. ورئيس وزراء إسرائيل نتنياهو، الذي يرى في الأيديولوجيا الصهيونية قوة دافعة، لا يتردد في تتبع اقتراحٍ صاغه العقل والبناء الصهيوني قبل ثمانين عاماً، سعياً منه للخروج من الحصار والمأزق الذي وجد نفسه فيه بسبب مجازر غزة، ومتابعة لفكرة «إسرائيل الكبرى». فبما سيحصل عليه هنا من قدرة على الحركة، سيتمكن – إلى جانب اكتساب القدرة على التدخل في إفريقيا وشبه القارة الهندية – من مراقبة العلاقات الاستراتيجية التي تقيمها تركيا مع الصومال عن كثب. كما أن وجود كلمة التوحيد على العلم الحالي لصوماليلاند يشير إلى مفارقةٍ غريبة تتمثل في إمكانية الوقوف جنباً إلى جنب مع أيديولوجيا تخون مقدسات المسلمين، وترتكب الإبادة الجماعية، ولا ترى الإنسان إنساناً إلا إذا كان منها.
غير أن بين الصوماليين وعلمائهم من يعارض هذا التقارب. فقد انتقد عالم يُدعى محمد عبد الرشيد هذا المسار في خطبة الجمعة قبل يومين، وذكر أنهم وجّهوا نداءً إلى الرئيس إيرّو لعدم الإقدام على هذه الخطوة وعدم إدراجها ضمن «اتفاقيات إبراهيم»، إلا أنه أشار إلى أن الرئيس بات اليوم في طريقه إلى تل أبيب، وأن الإمارات العربية المتحدة، عندما انضمت إلى اتفاقيات إبراهيم، هدفت إلى محاصرة كل من يعارض إسرائيل، «وها نحن اليوم قد دخلنا هذا المسار». وقد جرى اعتقاله في مساء اليوم ذاته. كما صرّح عالم آخر في هرجيسا، ممن قاوموا التقارب مع إسرائيل وتعرضوا للاعتقال، بأنه «يشعر بالفخر» بذلك. وتفيد الأنباء بأن السكان الذين تجمعوا في مدينتي بوراما شمالاً ولاسعانود جنوباً عبّروا عن رفضهم لهذه العملية، وأظهروا دعمهم لفلسطين. وفي المقابل، ظهرت على منصة «تيك توك» مقاطع تُظهر أشخاصاً يلوّحون بالعلم الإسرائيلي في هرجيسا. ومعلوم أنه، عقب الإبادة الجماعية التي وقعت في غزة بعد السابع من تشرين الأول / أكتوبر، اشترى رجل الأعمال اليهودي الأمريكي الملياردير لاري إليسون، القريب جداً من الجيش الإسرائيلي ومالك شركة Oracle، منصة «تيك توك»، بهدف تحييد المشاعر المتصاعدة بين الشباب على وسائل التواصل الاجتماعي ضد الصهيونية.
وعقب إعلان نتنياهو الاعتراف مباشرة، دخل «صحفيان» إسرائيليان إلى صوماليلاند عبر معبر وجالي الحدودي القريب من الحدود الإثيوبية، والتقطا صوراً في هرجيسا وهما يرفعان العلم الإسرائيلي. ورغم نفي إدارة هرجيسا وجود اتفاق يقضي بتوطين نحو مليون فلسطيني في صوماليلاند، أو السماح لإسرائيل بوجود عسكري في بربرة، فإن الادعاء المعاكس يذهب إلى أن هذا الاعتراف «نابع من طيبة قلب نتنياهو».[3]
ومع ذلك، نجد أنفسنا هنا أيضاً أمام حقيقة أخرى لا تثير أي دهشة. فقد بات من الواضح أن الإمارات العربية المتحدة، التي انزلقت في السنوات الأخيرة كلياً إلى دوامة الصهيونية، تحولت في صوماليلاند إلى أداة تمهّد الطريق لإسرائيل. إذ تدير الإمارات مطار بربرة الواقع على الضفة المقابلة لمضيق باب المندب، الذي يُعد شرياناً حيوياً للتجارة البحرية العالمية، كما استثمرت عبر شركة DP World Investment مبلغ 400 مليون دولار في الميناء البحري هناك.
المترجم: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
07.01.2026 – أوسكودار
الهوامش:
[1]
https://x.com/tseday/status/2005807849373364575?s=12&t=ItiCC1DkAJksT-vUxwMjRQ
(30.12.2025)
[2]
Ahmet Turan Yüksel ve Yusuf İbrahim Hashi (2021)،
«Somali’de Osmanlı Hakimiyeti (1559-1916)»،
مجلة Karatay للبحوث الاجتماعية، العدد: 6، ص 201–236؛
Hashi, Yusuf İbrahim Hashi،
«Somali’de Osmanlı Hakimiyeti (1850-1916)»،
رسالة ماجستير غير منشورة، معهد العلوم الاجتماعية، جامعة أنقرة، 2015.
[3]
https://x.com/jodymcintyre_/status/2007398967911559337?s=12&t=ItiCC1DkAJksT-vUxwMjRQ
(3.1.2025)