YAPAY ZEKÂ, AKIL ve VİCDAN
Beşeri Üretimin Hududu ve İnsanın Varlık (Metafizik) Mevkii
Özet
Son yıllarda yapay zekâ etrafında yürütülen tartışmalar, teknik gelişmenin sınırlarını aşarak insanın aklı, iradesi ve ahlâkî muhakemesi hakkında köklü soruları yeniden gündeme taşımıştır. Bu çalışma, yapay zekâya akıl, vicdan ve ahlâkî yargı gibi insana mahsus vasıfların izafe edilebileceği iddiasını; felsefî temelleriyle ve İslâm düşüncesinin esasları çerçevesinde ele almaktadır.
Bu makalenin temel iddiası şudur: Yapay zekâ, ulaştığı seviye ne olursa olsun, beşer aklının ürünü olmaktan çıkamaz. Allah Teâlâ’nın insana lütfettiği hakiki akıl, irade ve vicdan ile mahiyet bakımından kıyaslanması mümkün değildir.
1. Yapay Zekâ Tartışmasının Varlık Zemini
Modern düşüncede yapay zekâ çoğu zaman aklın bir temsîli (simülasyonu) olarak takdim edilmektedir. Ne var ki burada gözden kaçırılan esas mesele, temsîl ile hakikat arasındaki varlık farkıdır.
John Searle’ün “Çin Odası” izahı, bu farkı açık biçimde ortaya koyar: Bir sistem sembolleri doğru şekilde işleyebilir; ancak bu, anlamı gerçekten idrak ettiği mânâsına gelmez. Yapay zekânın yaptığı işlem tam olarak budur. Zira o:
• sembolleri işler,
• malumat arasında istatistikî bağ kurar,
• ihtimal hesapları yapar.
Buna mukabil:
• maksat tayin etmez,
• mânâyı idrak etmez,
• değerlere varlıkça bir kıymet yüklemez.¹
İslâm düşüncesinde akıl (ʿaql), salt hesap ve işlem kabiliyeti değildir. İmam Mâtürîdî’ye göre akıl, hak ile bâtılı ayırt etmeyi mümkün kılan bir melekedir. Bu meleke, yalnızca bilgiyle değil; sorumluluk bilinciyle anlam kazanır.²
2. Akıl, İrade ve Sorumluluk İlişkisi
İslâmî tasavvurda akıl, iradeden ve mesuliyetten kopuk ele alınmaz. Kur’ân-ı Kerîm’de akıl, daima muhatap alınan ve hesaba çekilen bir meleke olarak zikredilir:
“Hiç akletmez misiniz?” (el-Bakara, 2/44)
Bu hitap, aklın sadece işleyen bir mekanizma değil; ahlâkî yük taşıyan bir emanet olduğunu gösterir. Nitekim Kur’ân’ı Kerim, bu emanetin dağlara dahi teklif edildiğini; onların bunu yüklenmekten kaçındığını, insanın ise onu yüklendiğini bildirir (el-Ahzâb, 33/72).
Yapay zekâ için böyle bir emanet söz konusu değildir. Zira o:
• emir alır, fakat mükellef olmaz,
• hata yapar, fakat mesul tutulmaz,
• sonuç üretir, fakat hesabını vermez.
Bu sebeple yapay zekânın “yeter” demesi, hakiki bir irade beyanı değil; insanın önceden tanımladığı sınırların teknik bir tezahürüdür.
3. Vicdan Meselesi: Malumat mı, Fıtrat mı?
Bazı çağdaş yaklaşımlar, vicdanı “sonuçları geniş ölçekte görebilme kabiliyeti”ne indirgemektedir. Bu anlayış, vicdanı hesaba; insanı ise bir tür hesap makinesine dönüştürür.
Hâlbuki İslâm geleneğinde vicdan, fıtratla doğrudan irtibatlıdır. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurur:
“İyilik, nefsin huzur bulduğu; kötülük ise gönlü rahatsız eden şeydir.”³
Bu rahatsızlık:
• bir hesaplama değil,
• dahili bir sarsıntıdır.
İmam Gazâlî’ye göre ahlâk, sadece bilmekle değil; nefsin tezkiyesiyle kemale erer.⁴ Yapay zekâda nefs yoktur; dolayısıyla tezkiye de yoktur. Tezkiye olmayan yerde vicdan, vicdan olmayan yerde ahlâk bulunmaz.
4. Yapay Zekânın “Ahlâk Mercii” Kılınması Tehlikesi
Yapay zekânın insan kararlarını yargılayan bir üst akıl olarak konumlandırılması, modern insanın kadim bir zaafını yeniden üretir: kendi ürettiğini mutlaklaştırmak.
İbn Teymiyye, aklın vahiyden bağımsız bir ölçü hâline getirilmesini, insanın hevasını ilâh edinmesi olarak nitelendirir.⁵
Yapay zekâ:
• ölçü koyamaz,
• değer tayin edemez,
• ahlâk inşa edemez,
• sorumluluk üstlenemez,
• vicdan taşıyamaz.
Zira ölçü, değer ve ahlâk; hesapla değil, hikmet ve sorumlulukla kaimdir.
Bu sebeple yapay zekânın “yeter” demesi, hakiki bir irade beyanı değil; beşer aklının kendi hududunu makine diliyle yansıtmasından ibarettir.
Sonuç
Yapay zekâ yapılır; insan yaratılır.
Yapay zekâ işletilir; insan imtihan edilir.
Yapay zekâ susturulabilir; insan hesaba çağrılır.
Hakikat hesap düzeninden doğmaz; vahiyden, fıtrattan ve vicdandan doğar.
Bu son cümle, hakikatin kaynağına dair üç ayrı yaklaşımı karşı karşıya getirerek açık bir tavır ortaya koyar:
“Hakikat hesap düzeninden doğmaz; vahiyden, fıtrattan ve vicdandan doğar.”
1. “Hesap düzeni” neyi ifade eder?
Buradaki hesap düzeni;
– sırf aklî hükümler
– fayda-zarar muhasebesi,
– güç, menfaat ve sonuç odaklı ölçüler,
– hesap ve menfaat ekseninde işleyen akıl
anlamındadır.
Bu anlayışta doğru; işe yarayan, kazandıran, zararı azaltan şeydir. Hakikat, şartlara göre esneyebilir; çoğunluğun kanaatine, siyasî dengelere yahut ferdi menfaate tâbi kılınabilir. Böyle bir zeminde hakikat inşa edilir, fakat keşfedilmez.
Cümle tam da bunu reddeder:
Hakikat, hesapla üretilen bir sonuç değildir.
2. Hakikatin kaynağı olarak vahiy
Vahiy, hakikatin insan iradesinden ve çıkarından bağımsız ilâhî bildirimi demektir.
İnsan aklı hesap yapar; vahiy ise ölçü koyar.
Bu yönüyle vahiy:
- Doğruyu faydaya göre değil, hakikate göre belirler.
- Zamanın, çoğunluğun ve gücün baskısına boyun eğmez.
- “Ne işe yarar?” sorusundan önce, “Ne doğrudur?” sorusunu esas alır.
Bu sebeple hakikat, vahiyde değişmez; insan iradesini aşar ve herkes için ölçü teşkil eder.
3. Fıtrat: Hakikatin içe yerleştirilmiş şahidi
Fıtrat, insanın yaratılışına yerleştirilmiş doğruyu tanıma istidadıdır (kabiliyetidir).
İnsan her şeyi öğrenmez; bazı şeyleri hatırlar.
Bu yüzden:
- Zulüm karşısında içten gelen bir itiraz,
- Adalet fikrinin cihanşümül cazibesi,
- İyiliğin kendiliğinden makbul oluşu
hesapla değil, fıtratla açıklanır.
Cümle, hakikatin yalnızca dışarıdan öğretilen bir malumat değil; insanın özünde yankı bulan bir gerçek olduğunu vurgular.
4. Vicdan: Hakikatin ahlâkî yankısı
Vicdan, fıtratın ahlâk sahasındaki sesidir.
Hesap, “kurtulabilir miyim?” diye sorar; vicdan ise “yapmalı mıyım?” diye.
Bu yüzden:
- Vicdan, kazandırmasa bile doğruyu işaret eder.
- Menfaat susturabilir; vicdan susturulsa da rahatsız eder.
- Hakikatle yüzleşmenin bedeli olabilir; vicdan bunu göze aldırır.
5. Cümlenin ana mesajı
Bu ifade şunu söyler:
Hakikat, insanın kurduğu denklemlerin ürünü değil;
Allah’ın bildirdiği, insanın yaratılışında tanıdığı
ve vicdanında duyduğu bir gerçektir.
Hesap düzeni araçtır, hakikat ölçüdür.
Araç ölçüye dönüştüğünde adalet kaybolur;
ölçü kaybolduğunda hakikat menfaate teslim olur.
Bu cümle, bu teslimiyeti reddeden, ilkeye dayalı esaslı bir duruşu ifade eder.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
16.12.2025 – Üsküdar
Aziz ve Muhterem Hocam’ın Notu:👇
Sevgili Ahmet Ziya’m,
Bunlar son derece isabetli ve değerli tesbitlerdir.
Rabbim ilmini ve feyzini ziyadeleştirsin.
Allah’a emanet ol. 18.12.2025
Mehmet Yaşar Kandemir
Necdet Çağıl Hocanın Notu:👇
Allah razı olsun, hizmetiniz daim ve mübarek olsun.. Gayet seviyeli, ilmî, tahlilî, hikemî ve ikna-bahş bir yazı. Fıtrî ve sun’î olanın farkı çok nefis bir şekilde ortaya konmuş. Tam bir emek mahsulü. Beydavî aleyhi rahmetu’l-Bârî طوالع الأنوار من مطالع الأنظار nam eserinde aklın, naklin aslı olduğunu; zira peygamberlerin sâdık olduğu gerçeğinin akıl sayesinde bilinebileceğini, Fer’in tasdiki için aslın tekzibinin muhal olduğunu; çünkü bunun fer’in tekzibini de istilzam edeceğini kaydeder. Aklın fıtrî ve dinamik fonksiyonlarını yapay zekânın mekanik ve statik fonksiyonlarıyla mukayese etmek hükümsüzdür. Yapay zekâ zaten aklın ürünüdür. Dolayısıyla akıl asıl, onun ürünü fer’dir. Fer’in hatırı için aslın inkârı fer’in de inkârını muciptir. Yapay zekâ asla aklın üstesinden geldiği şeyin fevkinde iş göremez. Mesela temsilî kıyasta akıl ilk cüzün ASIL, ikinci cüzün FER’, bu ikisinin müşterek noktasının CÂMÎ olduğunu tayin eder ve buna göre kıyasta bulunur. Yapay zekâ bunu bilemez. Yapay zekâ ŞEKL-İ EVVEL’de suğrânın MAHMÛL, kübrânın MEVDÛ’ olduğunu ve HADD-İ EVSAT’ın hazfiyle neticeye gidileceğini bilemez. Beşer ürünü olan makinelerin uğultulu, kakofonik gürültüleri asla Aklın nuruna tahakküm edemez. Tekrar bu velûd yazı için çok teşekkür ediyorum. 17.12.2025
Necdet Çağıl
Dipnotlar:
1. John R. Searle, Minds, Brains, and Programs, Behavioral and Brain Sciences, 1980.
2. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, thk. Fethullah Huleyf, Dârü’l-Meşrik, Beyrut.
3. Müslim b. el-Haccâc, Sahîh, Kitâbü’l-Birr ve’s-Sıla, 14.
4. Ebû Hâmid el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs ve Tehzîbi’l-Ahlâk.
5. İbn Teymiyye, Derʾu Teʿâruḍi’l-ʿAḳl ve’n-Naḳl, tahkik: Muhammed Reşâd Sâlim.
ترجمة من التركية إلى العربية: 👇
الذَّكَاءُ الِاصْطِنَاعِيُّ، الْعَقْلُ وَالضَّمِيرُ
حُدُودُ الْإِنْتَاجِ الْبَشَرِيِّ وَالْمَنْزِلَةُ الْمِيتَافِيزِيقِيَّةُ لِلْإِنْسَانِ
الملخّص
أثارت المناقشات الدائرة حول الذكاء الاصطناعي في السنوات الأخيرة أسئلةً جذريةً تتجاوز نطاق التقدّم التقني، لتلامس حقيقة العقل الإنساني، والإرادة، والحكم الأخلاقي. تتناول هذه الدراسة الادعاء القائل بإمكانية إسناد صفاتٍ إنسانيةٍ خالصة — كالعقل، والضمير، والحكم الأخلاقي — إلى الذكاء الاصطناعي، وذلك في إطار فلسفي، وعلى ضوء أصول الفكر الإسلامي.
وتقوم هذه المقالة على أطروحةٍ مركزية مفادها:
أن الذكاء الاصطناعي — مهما بلغ من التقدّم — لا يمكن أن يخرج عن كونه نتاجًا للعقل البشري، ولا يصحّ من حيث الحقيقة والماهية مقارنته بالعقل الحقيقي، والإرادة، والضمير التي وهبها الله تعالى للإنسان.
1. الأساس الوجودي للجدل حول الذكاء الاصطناعي
يُقدَّم الذكاء الاصطناعي في الفكر الحديث غالبًا بوصفه تمثيلًا للعقل. غير أنّ المسألة الجوهرية التي يُغفَل عنها في هذا السياق هي الفارق العميق بين التمثيل والحقيقة من حيث الوجود.
يُبرز جون سيرل في حجّته المشهورة المعروفة بـ«غرفة الصين» هذا الفرق بوضوح؛ إذ يبيّن أنّ النظام قد يُحسن معالجة الرموز وفق قواعد مضبوطة، من غير أن يدلّ ذلك على إدراك المعنى إدراكًا حقيقيًا¹. وهذا بعينه ما يفعله الذكاء الاصطناعي، إذ إنّه:
- يعالج الرموز،
- ويقيم روابط إحصائية بين المعطيات،
- ويجري حسابات احتمالية.
غير أنّه في المقابل:
- لا يحدّد غايةً بذاته،
- ولا يدرك المعنى إدراكًا حقيقيًا،
- ولا يُضفي على القيم قيمةً حقيقيةً من حيث الوجود.¹
أمّا في الفكر الإسلامي، فالعقل (العقل) ليس مجرّد قدرة على الحساب والمعالجة. بل يرى الإمام الماتريدي أنّ العقل ملكةٌ تمكّن الإنسان من التمييز بين الحقّ والباطل²، ولا تكتسب هذه الملكة معناها الكامل إلا مقترنةً بالمسؤولية والتكليف.
2. العلاقة بين العقل والإرادة والمسؤولية
لا يُنظر إلى العقل في التصوّر الإسلامي بمعزلٍ عن الإرادة والمسؤولية. فالقرآن الكريم يخاطب العقل دائمًا بوصفه محلّ مساءلةٍ وتكليف:
﴿أَفَلَا تَعْقِلُونَ﴾ (البقرة: 44)
يدلّ هذا الخطاب على أنّ العقل ليس آلةً تعمل بذاتها، بل أمانةٌ أخلاقيةٌ يُحمَّلها الإنسان. ويؤكّد القرآن هذا المعنى ببيان عرض الأمانة على السماوات والأرض والجبال، فامتنعت عن حملها، وحملها الإنسان (الأحزاب: 72).
ولا وجود لمثل هذه الأمانة في الذكاء الاصطناعي، إذ إنّه:
- يتلقّى الأوامر ولا يُكلَّف،
- يخطئ ولا يُحاسَب،
- يُنتج نتائج ولا يتحمّل تبعاتها.
ومن ثمّ، فإنّ قول الذكاء الاصطناعي «كفى» — إن وقع — لا يمثّل تعبيرًا عن إرادةٍ حقيقية، بل هو تجلٍّ تقنيّ للحدود التي رسمها له العقل البشري سلفًا.
3. مسألة الضمير: المعرفة أم الفطرة؟
تسعى بعض المقاربات المعاصرة إلى اختزال الضمير في «القدرة على رؤية النتائج على نطاقٍ واسع». ويؤدّي هذا التصوّر إلى تحويل الضمير إلى مجرّد حساب، والإنسان إلى آلةٍ حسابية.
غير أنّ الضمير في التراث الإسلامي مرتبطٌ ارتباطًا وثيقًا بالفطرة. فقد قال رسول الله ﷺ:
«البرّ ما اطمأنّت إليه النفس، والإثم ما حاك في الصدر»³
وهذا الاضطراب:
- ليس عمليةَ حساب،
- بل اهتزازٌ وجدانيّ باطنيّ.
ويرى الإمام الغزالي أنّ الأخلاق لا تكتمل بالمعرفة وحدها، بل بتزكية النفس وتهذيبها⁴. ولما كان الذكاء الاصطناعي منزوع النفس، فلا تزكية فيه، وحيث لا تزكية لا ضمير، وحيث لا ضمير لا أخلاق.
4. خطورة جعل الذكاء الاصطناعي مرجعًا أخلاقيًا
إنّ تنصيب الذكاء الاصطناعي في مقام «العقل الأعلى» الذي يُحاكم قرارات الإنسان، إنّما يعيد إنتاج ضعفٍ قديم في النفس البشرية، وهو تأليه ما تصنعه بيدها.
وقد نبّه ابن تيمية إلى أنّ جعل العقل ميزانًا مستقلًا عن الوحي يؤدّي إلى اتّباع الهوى واتّخاذه إلهًا⁵.
فالذكاء الاصطناعي:
- لا يضع معيارًا،
- ولا يعيّن قيمةً،
- ولا يؤسّس أخلاقًا،
- ولا يتحمّل مسؤوليةً،
- ولا يحمل ضميرًا.
ذلك أنّ المعيار والقيمة والأخلاق لا تقوم على الحساب، بل على الحكمة والتكليف.
وعليه، فإنّ «قول» الذكاء الاصطناعي: «كفى»، ليس إعلان إرادة، بل انعكاسٌ آليّ لحدود العقل البشري نفسه بلغةٍ تقنية.
الخاتمة
الذكاء الاصطناعي يُصنَع،
والإنسان يُخلَق.
الذكاء الاصطناعي يُدار،
والإنسان يُبتلى.
الذكاء الاصطناعي يمكن إسكاته،
والإنسان يُدعى إلى الحساب.
الحقيقة لا تنشأ من نظام الحساب،
بل تنبثق من الوحي، والفطرة، والضمير.
إنّ قولنا:
«الحقّ لا يولد من نظام الحساب، بل يولد من الوحي، والفطرة، والوجدان»
ليس عبارة إنشائية، بل هو تقرير لمصدر الحقيقة وحدود العقل الإنساني.
أولاً: ما المقصود بـ «نظام الحساب»؟
نظام الحساب هنا يرمز إلى العقل الأداتي القائم على:
• الموازنة بين المنفعة والضرر،
• وتغليب المصلحة،
• وقياس الأمور بنتائجها الظاهرة،
• وربط الصواب بما ينجح عملياً أو يحقق مكسباً آنياً.
في هذا الإطار تصبح الحقيقة أمراً نسبياً،
تتبدل بتبدل الظروف،
وتُخضع لموازين القوة،
وتُعاد صياغتها وفق مصلحة الغالب.
ومن ثمّ فإن ما يُنتَج في هذا السياق ليس حقيقة مكتشفة،
بل حقيقة مصنوعة.
ثانياً: الوحي بوصفه مصدراً للحقيقة
الوحي هو بيان إلهي مستقل عن أهواء الإنسان وحساباته.
العقل يحسب، أما الوحي فيضع الميزان.
فهو:
• لا يعرّف الحق بما هو نافع، بل بما هو حقّ في ذاته،
• ولا يخضع للزمان ولا للأكثرية ولا للقوة،
• ويقدّم سؤال: «ما الحق؟» على سؤال: «ما الذي يربح؟».
وبذلك تكون الحقيقة في الوحي
ثابتة، متعالية، وملزمة.
ثالثاً: الفطرة شاهدة داخلية على الحق
الفطرة هي الاستعداد المغروس في الإنسان لمعرفة الحق وتمييزه.
فالإنسان لا يتعلّم كل شيء، بل يتذكّر بعض الحقائق.
ولهذا:
• ينفر القلب من الظلم قبل البرهان،
• وتنجذب النفوس إلى العدل دون تعليم،
• ويُستحسن الخير لذاته لا لحسابه.
فالحقيقة ليست وافداً خارجياً فقط،
بل صدىً باطنياً مودَعاً في الخِلقة.
رابعاً: الوجدان صدى الحقيقة الأخلاقي
الوجدان هو صوت الفطرة في مجال السلوك.
الحساب يسأل: «هل أنجو؟»
أما الوجدان فيسأل: «هل يليق؟ هل يجب؟».
لذلك:
• يدل الوجدان على الصواب ولو خالف المصلحة،
• ويمكن إسكات الوجدان بالقوة، لكن لا يمكن إبطال أثره،
• وقد يكون ثمن الحق باهظاً، غير أن الوجدان يفرض تحمّله.
خامساً: المعنى الكلي للعبارة
تقرير هذه العبارة هو تقرير لموقف مبدئي مفاده:
إنّ الحقيقة ليست ثمرة معادلات الإنسان،
بل هي ما أوحى الله به،
وما تعرّف عليه الإنسان بفطرته،
وما يشهد له وجدانه.
الحساب وسيلة،
أما الحقيقة فميزان.
وإذا تحوّلت الوسيلة إلى ميزان ضاع العدل،
وإذا غاب الميزان صارت الحقيقة أسيرة المنفعة.
ولهذا فإن هذه العبارة ليست نقداً للعقل،
بل تحرير للحقيقة من استبداد الحساب.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
16 / 12 / 2025 – أُسْكُودار
ملاحظة الأستاذ العزيز المحترم:👇
حبيبي أحمد ضياء،
هذه ملاحظات في غاية الدقة والقيمة.
أسأل الله أن يزيدك علمًا وفيضًا.
في أمان الله.
18 / 12 / 2025
محمد يشار قندمير
ملاحظة الأستاذ نجدت چاغِل:👇
جزاكم الله خيرًا، وجعل خدمتكم دائمةً مباركة.
إنه مقال رفيع المستوى، علميّ، تحليليّ، حكميّ، بالغ الإقناع. وقد أُبرز فيه الفرق بين ما هو فِطريّ وما هو صُنعيّ إبرازًا بديعًا حقًّا. وهو عملٌ يدلّ على جهدٍ كبير.
وقد ذكر الإمام البيضاوي – رحمه الله تعالى – في كتابه «طوالع الأنوار من مطالع الأنظار» أنَّ العقل هو أصل النقل؛ لأنَّ صدق الأنبياء عليهم السلام لا يُعرَف إلا بالعقل، وأنَّ تكذيب الأصل من أجل تصديق الفرع أمرٌ محال، إذ يستلزم ذلك تكذيب الفرع أيضًا.
وإنَّ قياس الوظائف الفِطرية والديناميكية للعقل على الوظائف الميكانيكية والجامدة للذكاء الاصطناعي قياسٌ فاسد لا يُعتدّ به؛ لأن الذكاء الاصطناعي هو في الحقيقة ثمرةٌ من ثمار العقل. فالعقل هو الأصل، وما نتج عنه فهو الفرع. وإنَّ إنكار الأصل من أجل الفرع يوجب إنكار الفرع نفسه.
ولا يمكن للذكاء الاصطناعي بحالٍ أن يتجاوز ما بلغه العقل أو يعمل فيما هو فوق طاقته.
فمثلًا: في القياس التمثيلي يحدِّد العقل أنَّ الجزء الأول هو الأصل، والثاني هو الفرع، وأنَّ الجامع بينهما هو العِلّة المشتركة (الجامع)، ثم يُجري القياس على هذا الأساس. وهذا مما لا يدركه الذكاء الاصطناعي.
كما أن الذكاء الاصطناعي لا يعلم في الشكل الأول من القياس المنطقي أنَّ الصغرى يكون محمولها، وأنَّ الكبرى يكون موضوعها، وأن النتيجة تُستخرج بحذف الحدّ الأوسط.
إنَّ ضجيج الآلات، وهي من صُنع البشر، بما فيه من صخبٍ كاكوفونيّ، لا يمكنه أبدًا أن يهيمن على نور العقل.
وأجدّد شكري الجزيل على هذا المقال الخَصِب المثمر.
17 / 12 / 2025
نجدت چاغِل
الهوامش
- John R. Searle, Minds, Brains, and Programs, Behavioral and Brain Sciences, 1980.
- أبو منصور الماتريدي، كتاب التوحيد، تحقيق فتح الله خليف، دار المشرق، بيروت.
- مسلم بن الحجاج، صحيح مسلم، كتاب البرّ والصلة، رقم 14.
- أبو حامد الغزالي، إحياء علوم الدين، كتاب رياضة النفس وتهذيب الأخلاق.
- ابن تيمية، درء تعارض العقل والنقل، تحقيق محمد رشاد سالم.
Akıl için yol birdir, aynı şeyleri ve daha ilerisini çoktandır ben de düşünmekteydim. Bunlar güzel tespitler ve aynı şeyi düşünmekteyim, te’yidim olduğu için teşekkür ederim.
👍🏻👍🏻👍🏻جزاكم الله خيرا