Muhatabına Ulaşamayan Mektüplar

BİRİNCİ MEKTUP
İran Millî Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Lârîcânî’ye

Lârîcânî Beyefendi,

Aşağıda yayımlanan ve bütün Müslümanları, devletlerini ve hükümetlerini muhatap alan mektubunuzu dikkatle okudum.

Ben de hitap ettiğiniz Müslümanlardan biri olarak, kadim ve köklü bir millet olan İran halkının ve yaklaşık bin yıl boyunca İslâm âlemine medeniyet ışığı saçmış büyük bir ülke olan İran’ın, Amerikan-Siyonist işgalcinin -İslâm âleminin tarihî ve başlıca düşmanı- saldırılarına maruz kalmasından derin bir üzüntü duymaktayım. Bu sebeple mektubunuzda yer alan şu ifade özellikle dikkatimi çekti:
“Hiçbir İslâm devleti sizin yanınızda durmadı!”

Bu söz, tek başına son derece çarpıcı bir ölçüdür. Zira ümmete, halklara ve devletlere karşı izlediğiniz siyasetin vahametini açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim Körfez’deki komşularınıza yönelik tutumunuz da dâhil olmak üzere izlediğiniz yolun neticesini bugün görmektesiniz: En çok desteğe ihtiyaç duyduğunuz bir vakitte herkes sizden yüz çevirmiştir.

İslâm âleminin aczini ileri sürerek sizin adınıza mazeret beyan edecek değilim. Zira bu âlem, yıllardır süren Gazze’deki yıkımı ve kıyımı durduramamış; daha önce Bosna’da, Kosova’da, Çeçenistan’da ve başka beldelerde benzer felaketler yaşanmış, bunların da önüne geçilememiştir. Bu tablo, Batı sömürgeciliğinin İslâm dünyasına dayattığı ulus-devlet yapısının, kendi çözülüşünün sebeplerini içinde taşıdığını göstermektedir. Bu yapıların varlığı ve istikrarı, büyük ölçüde Batı merkezli uluslararası nizama bağlıdır; İran gibi köklü bir ülke dahi bu bağdan müstağni değildir.

Asıl üzerinde durulması gereken soru şudur: Bugün şikâyet ettiğiniz bu yalnızlık, 2001 yılında Afganistan’ın Amerikan ve Avrupa güçlerinin işgali karşısında terk edilmesiyle aynı değil midir? O dönemde siz de bu harekâtın içinde yer almadınız mı?

Benzer bir durum 2003’te Irak’ta yaşandı. İran destekli Şiî gruplar, “diktatörlüğü devirmek ve demokrasi kurmak” iddiasıyla işgalci güçlerle birlikte hareket ettiler. İşgale karşı direnen Sünnî şehirlerin tahribi ve toplum dokusunu zedeleyen mezhep merkezli zulümler bu süreçte ortaya çıktı. Daha önce mezhep ayrımının belirleyici olmadığı Irak, bu müdahalelerle derin bir parçalanma yaşadı.

2011 yılında Suriye halkı yarım asırlık baskıya karşı hürriyet talebiyle ayağa kalktığında ise siz, halkın değil, yönetimin yanında yer aldınız. “Mazlumdan yana olma” iddianız bu imtihanda karşılık bulmadı. Rusya’nın müdahalesiyle birlikte ülke ağır bir yıkıma sürüklendi; milyonlarca insan yurdundan oldu. Bu, çağımızda İslâm dünyasının karşılaştığı en büyük felaketlerden biri olarak kayda geçti.

Benzer bir tablo Yemen’de de ortaya çıktı. 2015 yılında dondurulmuş varlıklarınızın serbest bırakılmasıyla birlikte bölgedeki gelişmelerde üstlendiğiniz rol, Arap dünyasındaki halk hareketlerinin yönünü etkilemeye matuftu.

Öte yandan kendi halkınız da defalarca itirazını dile getirdi. 2009’daki hareket ve 2026 yılı başındaki hadiseler, geniş kitlelerin hürriyet talebine sert müdahalelerle karşılık verildiğini göstermektedir.

Hakikat şudur ki, asıl kayıp dış müdahaleden önce yaşanmıştır. Hürriyet, adalet ve imar yolunda verilen mücadele zedelenmiştir. Oysa İran halkı, Şah dönemine karşı farklı unsurlarıyla bir araya gelmiş; ortak bir hedef etrafında birleşmişti. Ancak sonrasında ortaya çıkan yapı, geniş kesimlerde adalet duygusunu zayıflatan bir mahiyet kazanmıştır. Özellikle Sünnî kesimin siyasî haklar bakımından karşılaştığı sınırlamalar, bu algıyı daha da pekiştirmiştir. Ayrıca “velâyet-i fakih” anlayışı, hem Şiî düşünce içinde tartışmalı kalmış hem de İslâm dünyasının büyük çoğunluğunun benimsediği şûrâ esasına aykırı görülmüştür.

Bu çerçevede, mevcut düzenin ne halk iradesini tam anlamıyla yansıttığı ne de İslâm siyaset geleneğiyle bütünüyle örtüştüğü yönünde yaygın bir kanaat oluşmuştur.

Bununla birlikte İran halkının, rejim ile vatanı birbirinden ayırdığı da açıktır. Halk, kendi ülkesini, onurunu ve inancını koruma hususunda tereddüt göstermeyecektir.

Önünüzde hâlâ bir imkân bulunmaktadır: Daha kuşatıcı bir idare anlayışına yönelmek, farklı kesimler arasında eşitliği tesis etmek ve halkın iradesini daha sahih biçimde yansıtan bir düzen kurmak.

Aksi hâlde, geçmişte derin yaralar açan ayrışmaların bir çıkış yolu sunması beklenmemelidir.

Allah İran’a ve halkına yardım eylesin.

Prof. Dr. Hâkim el-Mutayrî

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
18.03.2026 – Üsküdar

İKİNCİ MEKTUP

Edhem Şarkavî, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin İslâm âlemine hitaben kaleme aldığı ve “sükûtu bozma” çağrısında bulunarak ümmetin geleceğini birliğe bağladığı mektuba şu karşılığı vermiştir. Laricani mektubunda ayrıca şöyle demişti:
“Nadir hâller ve dar siyaset çerçevesi dışında hiçbir İslâm ülkesi İran halkının yanında durmadı.” Bunun üzerine Şarkavî şöyle dedi:

Sayın Ali Laricani,
Sormanız tuhaf değildir: “Niçin size karşı şefkat duymuyoruz?”
Asıl tuhaf olan, bunca kandan sonra hâlâ bunu sorabilmenizdir!

Bunu bizzat siz hazırladınız; bugün gördüğünüz, kendi amellerinizin mahsulüdür.
1. Dünyanın gözü önünde dört Arap başkentini hâkimiyeti altına aldığını övünerek dile getiren kimdi? Siz değil miydiniz?
2. Irak’a Amerikan tanklarının gölgesinde girip ardından “mazlumlara yardım için geldik” diyen kimdi? Siz değil miydiniz?
3. Afganistan’da Amerika’ya yol açan ve işgalini kökleştirmesine yardım eden kimdi? Siz değil miydiniz?
4. Şehirlerimizin sokaklarında kanımızı dökmek üzere sürülen silahlı toplulukları salan kimdi? Siz değil miydiniz?
5. Suriye’de on üç yıl boyunca bizi katleden, o diyarı paralı askerlerin ve silahlı kümelerin meydanı hâline getiren kimdi? Siz değil miydiniz?
6. Tek başına halkın iradesini kıramayınca Rusya’yı çağırıp katli ortaklığı kuran kimdi? Siz değil miydiniz?
7. Memleketlerimizi her yandan vuran, sivil ile asker, çocuk ile savaşçı arasında ayırım gözetmeyen kimdi? Siz değil miydiniz?

Elleriniz bizim kanımızla ıslaktır.
Bugün kalkıp da üzerine yalan kanı sürülmüş bir gömlek getirip “onu kurt yedi” demeyin!
Bu hikâyedeki kurt sizdiniz!

Sizin başınıza gelenlere sevinmiyoruz, musibetinizle alay da etmiyoruz; fakat bu, ilâhî adalettir.
Siyonistlere yönelttiğiniz saldırılar ise bizi sevindirmez değil; ne var ki bu mücadeleyi bizim için değil, kendi emeliniz uğruna veriyorsunuz. Zira biz onlardan emin olduğumuzda sizden emin olamadık; onlar bizi öldürdüğünde siz yardıma koşmadınız.

Allah’tan niyazımız; bizi onlardan da sizden de koruması, yurtlarımızı hem onlardan hem sizden muhafaza buyurmasıdır.

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
18.03.2026 – Üsküdar

ÜÇÜNCÜ MEKTUP

Cephe Birliği

7 Ekim’den sonra “cephelerin birliği” adı verilen İran merkezli tasarıya bağlılık ilanlarıyla güçlü biçimde desteklenen siyasî Şiîleşmenin nüfuz sahası son derece genişlemiştir. O dönemde bu uğurda sarf edilen büyük meblağlar, bu genişlemenin başlıca sebebidir. Bu süreçte Gazze ağır bedeller ödemiştir.

Bu yöneliş, bugün Suriye, Irak, Yemen Sünnîleri ile Arap Yarımadası halklarına karşı keskin bir düşmanlık seviyesine varmıştır. Hatta Siyonistlerin ve onlarla birlikte hareket eden Amerikan cephesinin işlediği savaş suçlarına karşı duran, Filistin ile aynı safta yer alan ve Gazze’ye yardım ulaştıran kesimlere karşı bile bu kin yönelmiştir. Bu, beklenen fakat son derece tehlikeli bir gelişmedir.

Bugün bazı Arap İslâmcı çevrelerin de benimsediği Fars menşeli Şiî fikir düzenini tedavi etmek kolay değildir. Bu mesele, siyasî bir çerçeveden önce fikrî bir program gerektirir. Bilhassa İstanbul merkezli bazı Arap platformlarının bu istikamette yönlendirilmesinden sonra bu ihtiyaç daha da belirgin hâle gelmiştir.

Bunun yanında ahlâkî bir kuşatıcılık, uzun soluklu bir gayret ve Araplarla kardeş Türkiye arasında doğu eksenli bir İslâmî iş birliği zaruridir. Bu iş birliği, Hz. Muhammed’in getirdiği emanetin gerektirdiği dengeyi kurmaya yönelmelidir.

Savaş nihayet duracaktır. Bazılarının ileri sürdüğü gibi Kudüs’ün İran tarafından kurtarılması gibi bir netice doğmayacaktır. Bununla birlikte Siyonistlerin kendi tasarılarını mutlak biçimde dayatmaları da Allah’ın izniyle mümkün olmayacaktır.

Bu tür tasarılarla mücadele, ilâhî nizam gereği, devletler eliyle yürütülür; sosyal medya paylaşımlarıyla yahut nutuklarla değil.

Bugün yapılması gereken, bölgenin merkezî devletlerinin ortaya koyduğu asgarî müşterek tavrı kuvvetlendirmektir. Özellikle Suudi Arabistan’ın son dönemde bazı sahalarda Siyonist tasarıyı geri püskürten duruşu ve onunla uyum hâlindeki Türkiye’nin tavrı bu bakımdan önemlidir. Bunun üzerine, mutlak olmasa bile müşterek esaslara dayanan doğulu bir İslâm ittifakı inşa edilmelidir.

Bugün Batı dünyası kendi içinde ciddi bir karmaşa yaşamaktadır. Nitekim Kanada dahi, Donald Trump’ın savaşlarına dâhil olmayı reddettiğini, bunun kendi aleyhine sonuç doğuracağını açıkça beyan etmiştir. Benzer yaklaşımlar Avrupa Birliği içinde de yankı bulmaktadır.

Bu şartlar altında, Trump zihniyetinin etkisi altındaki Washington ile kurulan ilişkinin zararlarını yeniden gözden geçirmekte öncelik bize düşer. Hatta bu değerlendirme, onun dışındaki yönetimler için de geçerlidir.

Bu sürecin sağlıklı biçimde yürütülmesi, aşamalı bir yol izlemeyi ve devletlerin tutumlarını gözeten dengeli yaklaşımlar geliştirmeyi gerektirir. Zira bölge, uzun süredir süregelen siyasî çalkantıların ve sınırsız bir düzensizliğin ağır sonuçlarını yaşamaktadır. Buna, “İbrahimî ev” adı altında yürütülen Siyonist tasarının bölge bünyesine nüfuz etmesi de eklenmiştir.

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
18.03.2026 – Üsküdar

DÖRDÜNCÜ MEKTUP

“İran’ın Zevâli ve Diğer Kuvvetlerin Yükselişi”

Müstahdemin vazifesi nihayete erdiğinde, hizmetine son verilir ve kendisine mükâfat yahut tazminat bahşedilir. Lâkin İran nizamı, derûnundaki imparatorluk hevesiyle meşbû olup, üstünlük hissiyle müptelâdır; bu hâl, muharref İslâm ile dahi ıslah olunmamıştır.

Zira Tahran, Rusya ve Çin ile ehemmiyetli ittifaklar tesis etmiş; bu ittifaklara Amerikalılara karşı bir nevi kin de sirayet etmiştir. Bilhassa petrol sevki ve Çin sanayii için zarurî ham maddelerin temini meselesinde bu husus barizdir.

İranî inat ise, dağlı tabiatının tesiriyle akıl ve basiretine galebe çalmış; uzak menfaatini tayin kabiliyetini zaafa uğratmış, o menfaati tahakkuk ettirmek için lüzumlu esnekliği de izale etmiştir.

Buna mukabil, İranlıların Irak ve Afganistan’da Amerikalılara sundukları celil hizmetler, onlara, yaptıklarının takdir göreceği ve Birleşik Devletler ile stratejik muavenetin temadi edeceği zannını vermiştir.

Bütün bunlardan ve sair âmillerden ötürü İran nizamı, sahneden şiddetli ve zelil bir surette tard olunmaktadır.

İran’ın mıntıkavî rolü bütünüyle nihayete erdirilmekte, pençeleri birer birer sökülmektedir. Bunun muhtelif amelî sebepleri vardır. Bunların başında, İran’ın emellerinde haddini aşması gelmektedir: gerek silâhlanma programlarında, gerek petrol zengini Arap mıntıkasının kalbindeki siyasî ve emniyetî nüfuzunda.

Bu taşkınlık, Garb’ın -bilhassa Amerikan- menfaatleriyle ve bu menfaatlerin icap ettirdiği muvazenelerle açıkça tearuz etmektedir.

Keza İran’ın darb edilmesi ve siyasî coğrafyasının tebdili, mıntıkanın yeni kuvvet merkezlerine göre yeniden teşkilini mümkün kılacaktır. Bu defa mücadele, bir tarafta “Mavi”, diğer tarafta ise mıntıkadaki sünnî kuvvetler arasında cereyan edecektir ki bu kuvvetler, Çin’e karşı Amerikan stratejisinde mühim bir mevki işgal edecektir.

İran’ın darb edilmesi ve mıntıkavî rolünün tasfiyesi, aynı zamanda Çin devine karşı, İran’ın temsil ettiği ticaret ve enerji koridorlarından birinin boğulması maksadına da matuftur.

Zira Çin, Birleşik Devletler için yalnız iktisadî ve ticarî kudret bakımından değil; aynı zamanda ilmî birikim -bilhassa sayısal sahada- itibarıyla da hakikî ve esaslı bir meydan okuyuş teşkil etmektedir.

Trump ve idaresi, nizamın süratle nihayete erdirilmesini arzu etmektedir. Emniyet raporları ise hâlâ Trump’a, dâhilî bir hareket ihtimali hususunda geniş bir ümit kapısı aralamaktadır.

Arap, Kürt ve Beluç unsurlarından müteşekkil hareketlerin varlığından söz edilmekteyse de, Vaşington’un bunları ne derece sevk ve faal kılabileceği meçhuldür.

Şayet bu nizama bekā nasip olsa dahi, bitap bir arslan misaline dönecektir; yaraları onu mecalsiz bırakmış olacaktır. Dün avı yahut tâkipçisi olanlar, bir müddet sonra ona tamah eder hâle gelecektir.

İçinde yaşadığımız mıntıka, derinden ve şiddetli bir surette tebeddül etmektedir; adeta bir zelzele gibi sarsılmakta, yeni fay hatları teşekkül etmekte ve çehresi baştan başa değişmektedir.

Ve şayet mıntıka devletlerinden bazısının bu tebeddülatta bir rolü varsa, bu rol onlara bahşedilmiş bir roldür; zatî menfaatlerinden neşet etmiş değildir.

(Cihad Adle)

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
18.03.2026 – Üsküdar

رسائل لم تصل إلى أصحابه

الرِّسَالَةُ الأُولَي

‏إلى أمين المجلس القومي الإيراني
‏علي لاريجاني:

‏لقد قرأت رسالتكم المنشورة أدناه والتي خاطبتم فيها المسلمين كافة ودولهم وحكوماتهم.
‏وبما أني أحد المسلمين المخاطبين الذين أحزنهم ما يتعرض له شعب مسلم عريق كالشعب الإيراني، وبلد إسلامي كبير كإيران – كانت مصدر إشعاع حضاري للعالم الإسلامي نحو ألف عام – من عدوان المحتل الأمريكي الصهيوني العدو الأول والتاريخي للعالم الإسلامي، فقد استوقفني قولكم في رسالتكم: إنه لم تقف معكم أي دولة إسلامية!
‏وهذا في حد ذاته معيار دقيق خطير كشف لكم خطورة سياستكم تجاه الأمة وشعوبها ودولها، ولعل آخرها عدوانكم على جيرانكم في دول الخليج، وها أنتم تقطفون ثمارها حتى تخلى عنكم الجميع في وقت أحوج ما تكونون إلى النصرة والمؤازرة!
‏ولن أعتذر لكم بعجز العالم الإسلامي الذي لم يستطع خلال سنتين من حصار ⁧‫غزة‬⁩ أن يوقف إبادة شعبها وتدميرها كما تكرر مثل ذلك من قبل في البوسنة وكوسوفا والشيشان وغيرها بما يؤكد أن الدولة القومية والوطنية التي فرضها الاستعمار الغربي على العالم الإسلامي تحمل في طياتها بذور فنائها فوجودها واستقرارها مرهون بخضوعها للنظام الدولي الغربي نفسه بما في ذلك بلد مركزي كإيران!
‏وإنما السؤال الذي يتبادر لكل من قرأ رسالتكم أليس هذا الموقف نفسه الذي تشكون منه هو ما تعرضت له أفغانستان سنة ٢٠٠١م حين تخلى عنها الجميع أمام الغزو الأمريكي الأوربي وكنتم ممن شارك الحملة الصليبية في العدوان عليها؟
‏ثم تكرر هذا الموقف منكم في العراق سنة ٢٠٠٣ وكانت الميليشيات الشيعية المدعومة إيرانيا تقاتل مع المحتل الأمريكي الأوربي بدعوى إسقاط الدكتاتورية وإقامة الديمقراطية! وهي التي دكت مدن السنة التي قاومت الاحتلال واقترفت الجرائم الطائفية التي لا يعرفها العرب بطبيعتهم وفطرتهم ولم يكن حزب البعث العراقي يفرق بين السنة والشيعة حتى جاءت الأحزاب الطائفية مع الحملة الصليبية فمزقت العراق إربا إربا بأحقادها التي توهم المسلمون أنه قد عفاها الزمن!
‏ثم لما ثار الشعب السوري من أجل الحرية والديمقراطية سنة ٢٠١١م ضد نظام دكتاتوري حكم سوريا بالحديد والنار نصف قرن وقفتم مع النظام الإجرامي ضده! وتخليتم عن شعاركم “نصرة المستضعفين” ، وفشلتم في كل اختبار! واستعنتم بروسيا على إبادة الشعب السوري وتدمير مدنه وتهجير الملايين، وكانت أكبر مأساة شهدها العالم الإسلامي في العصر الحديث حتى بلغ عدد المهجرين أكثر من عشرة ملايين سوري!
‏وتكرر المشهد نفسه في اليمن وجاء قرار واشنطن برفع الحجز عن ١٠٠ مليار لكم سنة ٢٠١٥ لتؤدوا هذه المهمة في مواجهة ثورات الربيع العربي لحماية النظام العربي الوظيفي من السقوط على يد شعوبه!
‏ بل حتى شعبكم الذي انتفض ضدكم مرارا من أجل حريته كما في الربيع الإيراني سنة ٢٠٠٩ م وفي يناير ٢٠٢٦ تعرض لقمع وحشي دموي ذهب ضحيته عشرات الآلاف الذين كان يقودهم الإصلاحيون الذين كانوا جزءً من النظام نفسه!
‏لقد خسرتم المعركة الحقيقية -قبل العدوان الأمريكي الصهيوني عليكم- فخسرتم معركة الحرية والعدالة والبناء، فقد كان الشعب الإيراني موحدا شيعة وسنة في ثورته ضد الشاه من أجل الحرية والجمهورية الإسلامية، ووقف علماء السنة في إيران مع الثورة سواء من الفرس والعرب والأكراد والبلوش حتى تفاجأوا بقيام نظام طائفي طبقي كهنوتي خرافي! فأصبح السنة طبقة محرومة من كل حقوقها السياسية، حيث نص الدستور على أن نظام الحكم إمامي اثني عشري! بل لم يكتف بذلك حتى فرض الالتزام بنظام الولي الفقيه التي يرفضه أكثرية مراجع الشيعة الإمامية الاثني عشرية لأنه يصطدم بأصول الإمامة عندهم، فضلا عن اصطدامه بمذهب أكثرية العالم الإسلامي الذي يؤمن بالشورى وحق الأمة في اختيار السلطة!
‏لقد كانت “الجمهورية الإسلامية الإيرانية” نظاما مسخا مشوها، لا حقيقة فيه لا للجمهورية وإرادة الأمة – بل هو نظام دكتاتوري يستخدم صناديق الاقتراع لتزوير إرادة الشعب الإيراني، ليظل المرشد هو الحاكم الفرد المطلق – ولا للإسلام وأحكامه السياسية التي عرفتها الأمة عبر عصورها كلها! ولا حتى للإمام الغائب الذي يدعي المرشد أنه نائب عنه! مع أن الأمة بكل طوائفها السنة والمعتزلة والأباضية والشيعة الزيدية وأكثر الإمامية لا تؤمن أصلا بهذا الإمام الغائب، وهو ما نفى حياته بل حتى ولادته المعاصرون من الشيعة الجعفرية كالسيد موسى الموسوي وأحمد الكاتب وغيرهم!
‏ومن هنا لن يقف أكثر الشعب الإيراني دفاعا عن هذا النظام، وإن كان سيقف دفاعا عن وطنه “إيران” ،وعن نفسه ودينه وحريته وكرامته!
‏ إن أمامكم فرصة أخيرة لتدارك ما وقع من انحراف بالعودة إلى مشروع “الجمهورية الإسلامية” وإلغاء ولاية الفقيه وتأكيد المساواة بين مكونات الشعب في الحقوق السياسية بلا تمييز طائفي أو مذهبي!
‏وإلا فلا أظن الطائفية التي قتلت ثورتكم ستكون طوق النجاة لكم!
‏كان الله في عون إيران وشعبها.

أ.د. حاكم المطيري

الرِّسَالَةُ الثانية

كتب أدهم شرقاوي في ردّه على رسالة أمين المجلس الأعلى للأمن القومي الإيراني، علي لاريجاني، إلى العالم الإسلامي، والتي دعا فيها إلى كسر الصمت، مؤكداً أن مستقبل الأمة مرهون بوحدتها. وأضاف لاريجاني في رسالته: «باستثناء حالاتٍ نادرة، وفي حدود المواقف السياسية فقط، لم تقف أي دولة إسلامية إلى جانب الشعب الإيراني». فرد عليه شرقاوي:

السَّيد علي لاريجاني:
ليس عجيبًا أن تسألوا: لماذا لا نتعاطف معكم؟
‏العجيب حقًّا أن تتساءلوا بعد كلّ هذا الدم!

‏يداكَ أوكتا وفوكَ نفخ، وهذا حصادُ أفعالكم.
‏١.
من الذي كان يتشدّق أمام العالم بأنّه يحتل أربع عواصم عربية؟ أَلَستم أنتم؟

٢. من الذي دخل إلى العراق على ظهر الدبابة الأمريكية، ثم ادّعى بعد ذلك أنّه جاء لنصرة المستضعفين؟ أَلَستم أنتم؟

٣. من الذي فتح الطريق لأمريكا في أفغانستان وساعدها على تثبيت احتلالها؟ أَلَستم أنتم؟

٤. من الذي أطلق قطعان الحشد لتشرب من دمنا في شوارع مدننا؟ أَلَستم أنتم؟

٥. من الذي ذبحنا في سوريا ثلاثة عشر عامًا، وجعل أرضها مسرحًا للمليشيات والمرتزقة؟ أَلَستم أنتم؟

٦. ومن الذي استدعى روسيا لتشاركه القتل حين عجز عن كسر إرادة الناس وحده؟ أَلَستم أنتم؟

٧. ومن الذي قصف بلادنا من كلِّ جانب، فلم يفرّق بين مدنيٍّ وعسكريّ، ولا بين طفلٍ ومقاتل؟ أَلَستم أنتم؟

‏أيديكم تقطر من دمائنا،
‏فلا تأتوا اليوم بقميصٍ عليه دمٌ كذبٍ، وتقولوا: أكله الذئب!
‏لقد كنتم الذئب في الحكاية!

‏لا نفرح بمصابكم ولا نشمت، ولكنه عدل الله!
‏ونفرح بقصفكم للصهاينة الذين تقاتلونهم لأجل مشروعكم لا لأجلنا، فحين سلمنا منهم لم نسلم منكم، وحين قتلونا لم تنصرونا!
‏نسأل الله أن يُجيرنا منهم ومنكم، وأن يحفظ علينا أوطاننا منهم ومنكم!د

الرِّسَالَةُ الثالثة

‏وَحْدَةُ الجَبَهَاتِ

حجمُ تمكُّن التشيّع السياسي، الذي دُعم بقوة بعد السابع من أكتوبر من خلال إعلان الولاء لمشروع وحدة الساحات الإيرانية، والذي ذُبحت فيه ⁧‫#غزة‬⁩، ضخمٌ جداً بسبب الأموال الكبيرة التي أُنفقت عليه في حينها.
‏وقد تطوّر الآن إلى مستوى كراهية (نازية) ضد سُنّة سوريا والعراق واليمن وشعوب الخليج العربي، حتى تلك المعادية لجريمة حرب الصهاينة وفريقهم الأمريكي، والمتّحدة مع ⁧‫#فلسطين‬⁩ وغوث غزة. وهذا تطوّر خطير، وإن كنتُ قد توقّعته مبكراً.
‏إن معالجة الأيديولوجيا الفارسية الشيعية، التي اعتنقتها اليوم مجموعات ليست قليلة من الإسلاميين العرب، ليست أمراً سهلاً، وتحتاج إلى برنامج فكري قبل أن تكون برنامجاً سياسياً، وخاصة بعد اختطاف بعض المنصات العربية في إسطنبول.
‏كما تحتاج إلى احتواء أخلاقي، ونَفَسٍ طويل، وتعاون إسلامي مشرقي بين العرب والأشقاء الأتراك، نحو التوازن الذي توجبه علينا رسالة محمدٍ الأمين صلى الله عليه وسلم.
‏الحرب ستتوقف، ولن تؤدي إلى تحرير إيران للقدس كما يزعم البعض، ولن يتمكن الصهاينة من فرض أجندتهم إن شاء الله.
‏لكن مدافعة هذه الأجندة تقوم بها ـ في ناموس الله عز وجل ـ دول، لا تغريدات، ولا منشورات، ولا خطب.
‏ما ندعو إليه اليوم هو تعزيز هذا الحد الأدنى الجيد من موقف الدول المركزية في المنطقة، وبالخصوص ⁧‫#السعودية‬⁩ التي تصدّرت مؤخراً نقض المشروع الصهيوني في بعض جبهاته، وموقف ⁧‫#تركيا‬⁩ المتحد معها، وأن يُبنى على ذلك حلفٌ شرقيٌّ مسلم ـ ولو نسبيًّا ـ في قواعد التوافق.
‏المشروع الغربي اليوم يعيش فوضى ذاتية،
‏و ⁧‫#كندا‬⁩ نفسها أكدت رفضها أي تورّط في حروب ⁧‫#ترمب‬⁩، لأن ذلك سيرتد عليها،
‏وهناك أصوات قوية داخل الاتحاد الأوروبي في هذا السياق.
‏ونحن أولى بإعادة تقييم ضرر هذه العلاقة مع واشنطن المهووسة بعقل ترمب، بل وحتى غيره.
‏وضبط هذا الأمر يحتاج إلى مراحل، وإلى مقارباتٍ نسبية تراعي مواقف الدول، بعد حصاد فوضى سياسية واضطرابٍ لا محدود،
‏وبعد اختراق مشروع البيت الإبراهيمي الصهيوني لجسد المنطقة.


الرِّسَالَةُ الرابعة

“أفول إيران وصعود قوى أخرى”

حينما ينتهي دور المستخدَم تُنهى خدماته، وتصرف له مكافأة، لكن لأن النظام الإيراني مسكون بهاجسه الإمبراطوري، ونزعة الإحساس بالتفوق التي لم تتهذب بالإسلام المحرف، ولأن طهران نسجت تحالفات مهمة مع روسيا والصين شابها شيء من النكاية بالأمريكيين، وخصوصا في مسألة تمرير النفط وبعض المواد الأولية اللازمة في الصناعات الصينية، ولأن عناد الإيراني، الجبلّي، غلب على عقله ورؤيته، الذي يفقده القدرة على تحديد مصلحته البعيدة، ويفقده المرونة اللازمة لتحقيق هذه المصلحة، ولأن الخدمات الجليلة التي قدموها الإيرانيون للأمريكيبن في العراق وأفغانستان منحتهم الشعور بأن عملهم سيحظى بالتقدير، وسيكون سببا في إطالة أمد التخادم الإستراتيجي مع الولايات المتحدة، لأجل ذلك كله، وأشياء أخرى، فإن النظام الإيراني يزاح من المشهد بطريقة عنيفة ومذلة.
إيران يُنهى دورها الإقليمي تماما، وتنزع مخالبها واحدا بعد الآخر، لأسباب عملية عدة، في مقدمها أنها تمادت في طموحاتها، سواء على صعيد برامج التسلح، أو النفوذ السياسي والأمني في عصب المنطقة العربية النفطية، وهو تماد يتعارض مع المصالح الغربية، وتحديدا الأمريكية، والتوازنات المفروضة بمقتضى هذه المصالح، وأيضا لأن ضرب إيران وتغيير الجغرافيا السياسية فيها، يؤمن إعادة تشكيل المنطقة وفق مراكز قوى جديدة، يكون الصراع فيها، هذه المرة، بين الأزرق من جهة، وقوى سنية طامحة في المنطقة من جهة أخرى، سيكون لها دور بارز في الإستراتيجية الأمريكية ضد الصين.
وكذلك تُضرب إيران وينهى دورها الإقليمي، لخنق أحد ممرات التجارة والطاقة، التي تمثلها إيران، في وجه العملاق الصيني الذي يمثل تحديا حقيقيا وجوهريا للولايات المتحدة على صعيد القوة الاقتصادية والتجارية من جهة، وامتلاك المعرفة العلمية، وفي القلب منها الرقمية، من جهة أخرى.
ترمب وإدارته يريدون إنهاء سريعا للنظام، ولا تزال التقارير الأمنية تفتح لترامب باب الأمل واسعا في تحرك داخلي، من قبل قوميات عربية وكردية وبلوشية متحفزة، ليس معروفا مدى قدرة واشنطن على تسخيرها وتغعيلها في خطة إسقاط النظام.
حتى لو كُتب لهذا النظام البقاء، فإنه سيكون أشبه بأسد منهك، اقعدته الجراح، سيمر عليه بعض الوقت قبل أن يطمع به ما كان بالأمس من فرائسه أو مطارَديه.
المنطقة التي نعيش فيها، تتبدل بعمق وقوة يعادلان زلزالا تحرك، فأحدث فوالق، وغير شكلها.
وحتى لو كان لبعض دول المنطقة دور في التغيير الذي نشهده، فهو دور ممنوح لها، وليس دورا ذاتيا تولده المصالح الخاصة.
(جهاد عدلة).