Maskeliyle Buluşmam

Dr. Muhammed Said Bekir

Yaklaşık on beş yıl önce, Yüce Allah bana bir yardım yolculuğu vesilesiyle Gazze’yi ziyaret etme nimetini ihsan etti.
Bu mübarek beldede, önder şahsiyetlerle görüşebilmek için ciddi gayret gösterdim; nihayetinde Şehid Komutan Ebu’l-Abd Heniye (Allah rahmet eylesin) ve daha nice kıymetli simayla bir araya gelmekle şereflendim.

Bu buluşmalar, içimde başka öncü isimlerle de görüşme arzusunu daha da kamçıladı. Bana, “Sabret, gerekli tertibi yapalım” dediler.
İki yahut üç gün sonra, bir liderle görüşme ayarlandığı haberi ulaştı.

Kim olduğunu söylemeden, gözlerim ve başım örtüldü; birkaç araçla yola çıkarıldım. Uzun süre dolaştık. Bir saat yahut daha fazla… Gazze’den çıktığımı zannettim. Artık yerin üstünde miydim, altında mıydım, ayırt edemiyordum.

Sonunda, içinde mütevazı bir yer yatağı bulunan küçük bir odaya alındım. Yüzüm açıldı ve orada yalnız bırakıldım.
Kısa bir süre sonra, yirmi beş yaşlarında bir genç içeri girdi. Elinde çay bardakları vardı; bana ve diğer misafirlere ikram etti, ardından yanıma oturdu.

Çayımı yudumlarken, birazdan karşılaşacağım büyük şahsiyetin kim olduğunu merak ediyor, kalbimde artan bir heyecan hissediyordum. Derken çayı getiren gençle sohbet etmeye başladık.

Ona, Ürdün’den falanca kardeşi olduğumu söyledim.
“Biliyorum” dedi. “Senin Mürabit Müslüman’ın Rehberi adlı bir eserin var.”
“Evet” dedim. “Allah’a hamdolsun, ribat fikri ve fıkhı üzerinde durdum.”

Sonra sordum:
“Peki sen kimsin?”

Şöyle cevap verdi:
“Seni buraya getiren kardeşler, kim olduğumu söylemediler mi?”
“Hayır” dedim, “maalesef.”
“Allah onları bağışlasın” dedi. “Ben kardeşin Ebu Ubeyde’yim; Kassam Tugayları’nın sözcüsüyüm.”

İşte o an… Beklenmedik bir hakikatle yüz yüze geldik. Üstelik yüzü açıktı.
Medyada tanınır hâle gelmesinin üzerinden yaklaşık beş yıl geçmişti.

Ayağa fırladık; onu bir kez daha selamlamak ve kucaklamak için adeta koştuk.
Yüzünde berrak bir saflık, nurlu bir temizlik vardı. Hâlinde yumuşaklık, tavrında tevazu ve hayâ açıkça hissediliyordu.

Ona dedim ki:
“Maske ardında tanıdığımız imaj ile şimdi karşımızda duran hakikat arasında belirgin bir fark var. Bu yolculuk nasıl başladı, anlatır mısın?”

Şöyle anlattı:
“Bu vazife, Şehid Komutan Abdülaziz er-Rantisi’nin (Allah rahmet eylesin) beni görevlendirmesiyle başladı. Bir gün tugayda yanımıza geldi ve gerçekleşen bir istişhad eylemini duyurmam için beni seçti. Tereddüt ettim; doğrusu hoşuma da gitmedi. Medyayı sevmem, görünmeyi arzulamam. Fakat Şeyh emretti; başka bir yol yoktu, itaatten başka… Allah’tan yardım ve bereket buldum.”

Hayatının seyrini sordum.
“Belirli bir yerde ikamet etmem” dedi. “Ben yolcu bir hayat sürerim.”

İlmî birikimini sordum.
O dönemde İslâm hukuku alanında lisans derecesine sahip olduğunu söyledi.

Okuduğu bildirileri kendisinin mi kaleme aldığını sordum.
Başlangıçta hazır metinleri okuduğunu, zamanla gelen bilgilere göre metinleri şekillendirmeye başladığını, ardından bir çalışma heyeti kurulduğunu anlattı.
“İşler böyledir” dedi. “Başlar, sonra gelişir.”

Her açıklamasında şer‘î dayanağa dikkat etmesini tavsiye ettim. Buna ihtimam gösterdiğini söyledi.
Tavsiyeyi yineledim; zira delille temellenmeyen ve ölçüyle düzenlenmeyen işlerde bereket olmaz.

Bu sırada misafirlere baktım. Gözlerinde bir tereddüt vardı; yanımızda oturanın gerçekten Ebu Ubeyde olduğuna tam inanamadıkları belliydi.
Ona dedim ki:
“Görünen o ki misafirlerimiz hâlâ senin Ebu Ubeyde olduğuna kani olmadı.”
“Ne yapayım?” dedi.

“Keşke onlara birer kefiye (Arapça Kufiyye) hediye etsen; içleri rahat etsin” dedim.
Gitti, geri döndü; misafirlere kefiyeler getirdi. Bana getirmemişti.

“Niçin bana getirmedin?” dedim.
Gülümseyerek cevap verdi:
“Şeyhim, yanımda sadece medya açıklamalarında maske ile kullandığım kefiye kaldı.”

“Anlaşılan misafirlerin başka bir şeye daha ihtiyacı var” dedim.
“Nedir o?” diye sordu.
“Onlara, senin taktığın gibi kefiyeleri bizzat giydirmen.”

Bunun üzerine, bütün tevazusuyla ayağa kalktı ve misafirlere kendi taktığı gibi kefiyeleri giydirdi.
İşte o an, şüphe kalmadı: O, oydu.

Ziyaret sona erdi. İçeri girerken olduğu gibi, çıkarken de nereden çıktığımı bilmiyordum.

Fakat o buluşma ruhuma kazındı. Yüzünün ayrıntıları zamanla silinse de; sesi, yumuşaklığı, tevazusu ve zarafeti hâlâ vicdanımda canlıdır.

Son sözleri kulaklarımızda çınlamaya, yüreklerimizi sarsmaya devam edecektir; ta ki üzerimize düşeni yerine getirene kadar…
Düşmanlıkların kardeşliğe, ayrılığın aynı döşekler üzerinde omuz omuza oturmaya dönüştüğü güne kadar…

Allah’ın selamı, maskeli şehidin ve kardeşlerinin üzerine olsun.
Ondan önce ve ondan sonra aynı yolda yürüyenlerin üzerine olsun; kıyamet gününe kadar.

Bu, cihattır.
Sonu ya zaferdir ya şehadet.
Allah’ın yardımıyla, her ikisi de en güzel akıbettir.

Dr. Muhammed Said Bekr

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
30.12.2025 – Üsküdar

Şehid Ebu Ubeyde’nin Babası

Bu 👆fotoğrafta, şehid Ebû Ubeyde’nin -Allah rahmet eylesin- babası görülmektedir.
Dikkatimi celbeden husus, yaşadığı mekândır:
Harap bir çadır… 💔

Evet; o da Gazze’deki binlercesi gibi, harap bir çadırın gölgesinde hayat sürmektedir.
Ne sarayların ihtişamına meyleder,
ne konakların aldatıcı görkemine kapılır,
ne de hizmetkârlar ve maiyetlerle çevrili bir rahatlığa sığınır.

Kudurmuş bazı alçakların iddia ettiği gibi bir hayatı asla yaşamaz.

İşte izzet ehli insanlar;
işte başların tacı olanlar böyle yaşar.

Oysa buna karşılık,
bu çağın hain yöneticileri ve onların ikiyüzlü yandaşları,
doymak bilmez ihtiraslarıyla sefa ve debdebe içinde çürüyen bir ömrü ziyan ederler.

Allah sizi aziz kılsın ey Gazze’nin yiğitleri,
ey izzetin canlı timsali olanlar!
Sizleri bir kelimeyle dahi beğenmeyip küçültmeye yeltenen herkes,
utanç ve yüz karasına müstahaktır.

Ebû Ubeyde

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
30.12.2025 – Üsküdar

Çoğu Kimsenin Sormadığı Soru !!!!

Eşi, kız kardeşi, annesi, babası; kardeşleri, akrabaları, komşuları, amca ve dayı çocukları…

Hepsi bu sırrı nasıl saklayabildi?

Onu tanıyorlarken;

sesini, simasını, duruşunu, yürüyüşünü, hâl ve hareketlerini biliyorlarken,

bu büyük sırrı nasıl muhafaza ettiler?

Daha da mühimi:

en ağır, en zor, en yakıcı sırrı nasıl taşıyabildiler?

Duygularını nasıl dişleriyle bastırdılar,

gözyaşlarını nasıl içlerine akıttılar,

bakışlarını nasıl perdelediler bu kadar zaman boyunca?

Sabır denilen şeyin sınırlarını aşarak,

katlanılması neredeyse imkânsız olana katlandılar;

şehadetin resmen ilan edileceği vakti bekleyerek…

Bu yiğitlerin her birinin ardında,

aynı derecede yiğit aileler vardı.

Ve onların arkasında,

sabırda, sebatta ve Allah rızasını gözetmede adeta bir mektep olmuş

çok ama çok büyük bir halk…

Allah şehitlere rahmet eylesin!
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

لقائي بالملثم ..👌

د.محمد سعيد بكر

👈 قبل نحو (١٥) عاماً أكرمني الله بزيارة غزة ضمن رحلة إغاثية ..
وسعيت جاهداً للقاء بالقادة الكبار، فسعدت بلقاء القائد الشهيد أبو العبد هنية رحمه الله وغيره من الكرام ..
👈 ثم طمعتُ بلقاء قادة مُلهِمين آخرين .. فقيل لي تريثْ حتى نرتب الأمر ..
وبعد يومين أو ثلاثة، تم إخباري بأنهم حجزوا لي موعداً مع أحد القادة ..
👈 ودون أن يخبروني مَن هو .. أخذوني إليه بعد تغطية رأسي وعيوني، حيث نقلوني في عدد من السيارات .. وطفت معهم لمدة ساعة أو أكثر .. ظننت أني خرجت من غزة .. كما أنني أصبحت لا أدري هل أنا تحت الأرض أم فوقها.
👈 ثم أدخلوني غرفة صغيرة فيها فرش أرضي متواضع .. وتركوني فيها بعد أن كشفوا وجهي ..
وبعد دقائق، جاء شاب يناهز ال (٢٥) من عمره، ومعه كؤوس الشاي، قدمها لي ولضيوف آخرين .. ثم قعد بجانبي ..
وبدأت أتناول الشاي، وأنا متحمس لمعرفة مَن هو هذا القائد العظيم الذي سأقابله.
ثم بدأت الحديث مع الشاب الذي قدم لنا الشاي ..
👈 فقلت له أنا أخوك فلان من الأردن ..
فقال لي: أعرف ذلك .. ولك كتاب اسمه “دليل المسلم المرابط” ..
👈 قلت له: نعم، فقد اعتنيت بفكر الرباط وفقهه ولله الحمد ..
👈 ثم سألته: ومن أنت لطفاً؟!
قال لي: يبدو أن الإخوة الذين أحضروك إلى هنا لم يخبروك مَن أكون؟! ..
👈 قلت له: كلا لم يخبروني للأسف.
قال: سامحهم الله .. أنا أخوك أبو عبيدة الناطق الإعلامي باسم كتااائب القسااام ..
👈 فكانت المفاجأة .. حيث كان أثناء اللقاء مكشوف الوجه ..
👈 وكان قد مضى على ظهوره وشهرته في الإعلام قرابة ال (٥) سنوات.
👈 وقمنا للسلام عليه ومعانقته مرة ثانية.
لقد رأيت في وجهه الصفاء والنقاء، وفي سلوكه اللين والتواضع والحياء.
👈 فسألته: صورتك الذهنية مِن وراء اللثام، تختلف عن صورتك الواقعية التي نشاهدها الآن، فأخبرني عن بداية المشوار؟!.
فقال لي: كانت البداية بتكليف من الشهيد القائد عبد العزيز الرنتيسي رحمه الله، إذ جاء إلينا ذات يوم ونحن في الكتيبة، واختارني لأعلن عن عملية استشهادية حصلت ..
فترددتُ وكرهتُ ذلك؛ لأنني أكره الإعلام ولا أحب الظهور الإعلامي ..
لكن الشيخ كلفني، وما وسعني إلا الاستجابة، فوجدت من الله العون والبركة.
👈 سألته عن طبيعة حياته: فأجاب بأنه لا يقيم في مكان محدد، وحياته حياة المسافرين.
👈 سألته عن تأهيله العلمي: فأجاب بأنه (حينذاك) يحمل البكالوريوس في الشريعة الإسلامية.
👈 سألته: عن البيانات التي يقرؤها، هل هو الذي يكتبها؟
فقال: بأنه في البداية كان يقرأ ما يأتيه جاهزاً، ثم أصبح يصوغ البيانات على ضوء ما يأتيه من معلومات .. ثم أصبح لديه فريق عمل .. وهكذا تبدأ الأعمال وتتطور.
👈 أوصيته بالتأصيل الشرعي لكل بياناته، فقال بأنه حريص على ذلك ..
فأكدتُ الوصية، باعتبار أنه لا بركة لأعمالنا بلا دليل يُشرعنها ويضبطها.
ثم نظرت إلى الضيوف ولمحت في عيونهم الدهشة أو عدم التصديق بأن الذي معنا هو أبو عبيدة.
👈 فقلت له: يبدو أن ضيوفك لم يصدقوا أنك بالفعل أبو عبيدة!!.
قال وماذا أفعل؟.
👈 قلت له: ليتك تهديهم كوفيات تطيب بها نفوسهم.
فذهب ثم رجع وقد أحضر لهم كوفيات .. ولم يحضر لي ..
👈 قلت له: ولماذا لم تحضر لي مثلهم ..
قال (وهو يبتسم): يا شيخ، لم يبق عندي سوى الكوفية التي أخرج متلثماً بها.
👈 فقلت له: يبدو أن ضيوفك يحتاجون إلى شيء آخر ..
قال: وما هو؟!.
👈 قلت: أن تتكرم عليهم بأن تُلبسهم الكوفيات كما تلبسها أنت.
وعندها قام بكل تواضع فألبسهم أياها كما يلبسها.
عندئذ تأكدوا أنه هو .. هو.
انتهت الزيارة .. وخرجتُ كما دخلتُ لا أعرف من أين ..
👈 ولكن بقيت تلك الزيارة عالقة محفورة في نفسي، مع أن صورته ذهبت من ذاكرتي .. إلا أن صوته ورقته وتواضعه وجماله لا يزال حاضراً في وجداني ..
👈 وسيظل خطابه الأخير يرن في آذاننا، ويضرب على ضمائرنا .. حتى نؤدي ما علينا؛ فنتحول من خصوم إلى إخوان على سرر متقابلين.
👈 وسلام الله على الملثم الشهيد .. وعلى إخوانه .. ومن سبقه ولحقه على ذات الطريق إلى يوم الدين .. وإنه لجهاد .. نصر أو استشهاد .. بل هما الحسنيين بعون رب العباد.
د.محمد سعيد بكر

والد المرحوم الشهيد أبو عبيدة

في الصورة والد الشهيد (أبو عبيدة) رحمه الله
الذي جذب انتباهي هو المكان الذي يعيش فيه
(خيمة متهالكة) 💔
نعم ، يعيش في خيمة مثله مثل الآلاف في غزة
لا يعيش في قصور ولا ببيوت فارهة وخدم وحشم
كما يدعي بعض الكلاب المسعورة
هكذا يعيش كرام الناس وتيجان الرؤوس
بينما ينعم بالعيش الرغيد كلاب هذا الزمان من الحكام الخونة ومنافقيهم
لله دركم يا أبطال غزة العزة
والخزي والعار لكل من انتقص ولو بكلمة منكم
ابو عبيدة

‏ السؤال الذي لم يسأله الكثير !!!!

كيف احتفظت زوجته وأخته وأمه وأبوه وإخوانه وأخواته وأنسباؤه وجيرانه وأبناء عمومته وأخواله بالسر !!!

كيف احتفظوا بالسر الكبير مع أنهم يعرفونه وصوته وسمته وهيئته ومشيته وحركاته .

والأهم، كيف احتفظوا بالسر الأصعب والأقسى على الإطلاق .

كيف عضّوا على مشاعرهم وحبسوا دموعهم وتحايلوا على جفون عيونهم كل هذه الفترة، واحتملوا من الصبر ما لم يحتمل ، انتظارا للموعد الرسمي لإعلان الشهادة .

وراء كل أيقونة من هؤلاء الرجال عائلات أيقونية أيضا، وشعب عظيم جدا جدا، كان مدرسة في الصبر والثبات والاحتساب، رحم الله الشهداء !!!