İran Efsanesi Çöküyor: Üçlü Oyunda Kim Kazandı, Kim Kaybetti?

Eşkıyaların ganimet paylaşımı yüzünden kavga etmesi, dün ortak olmadıkları anlamına gelmez.

Bugün hâlâ bazıları, İran’ın Amerika veya İsrail ile hakiki bir mücadele yürüttüğüne inanmak istiyor. Oysa İran, bölge dosyalarını idare eden ve nüfuzu taksim eden Amerikan–İran–İsrail üçgeninin bir parçasıydı. Bugünkü gerilim, eski ortaklar arasındaki pay kavgasından ibarettir.

Yaklaşık otuz yıl boyunca bu denge sürdü. İran, Amerika’nın bölgede en mühim ortaklarından biri oldu. Irak’ın işgali sonrası devlet yapısının dağıtılması, ilmi kadroların –bilhassa nükleer sahada çalışanların– tasfiyesi sürecinde fiilen rol aldı. Ardından Irak, üzerinde mutabık kalınmış bir pay olarak İran’ın nüfuz alanına bırakıldı; ülke, ona bağlı milisler eliyle idare edildi.

İran, Afganistan’da Taliban rejiminin devrilmesinde de Amerika ile işbirliği yaptı. Bu husus, dönemin Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tarafından açık beyanlarla dile getirildi. Suriye’deki yayılma da fiilen engellenmedi. Bu süreçte İsrail’in kuzey sınırı sükûnet içinde kaldı; o cepheden tek kurşun atılmadı. Oysa hem Washington hem Tel Aviv isterse bunu durdurabilirdi. Rol tamamlandığında ise yoğun hava saldırılarıyla İran unsurları tasfiye edilmeye başlandı.

1980’lerde patlak veren İran-Kontra Skandalı, İsrail’in İran’a silah sevkiyatını ortaya koydu. Aynı dönemde Tahran sokaklarında “Kahrolsun Amerika, Kahrolsun İsrail” sloganları yükseliyordu. Bu, Arap sokağının hissiyatını harekete geçiren eski ve denenmiş bir yöntemdi; Gamal Abdel Nasser devrinden beri bilinen bir siyaset dili.

Son gerilimin sebebi ise İran’ın kendisine çizilen çerçeveyi aşma teşebbüsüdür. Daha büyük bir pay istemesi, oyunun kurallarını değiştirmeye kalkışması ve yeni küresel aktörlerle hareket edebileceğini sanmasıdır. Buna rağmen birçok kişi, açık itirafları dahi görmek istemiyor. Nitekim eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de Irak sürecine dair işbirliğini açıkça anlatmıştır.

Şu da açıktır: İran yeniden güç kazanırsa silahını Amerika’ya veya İsrail’e çevirmeyecektir; bunun bedelini bilir. Baskı ve nüfuzunu Arap ülkelerine ve Türkiye’ye yöneltecek, kuzeyde PKK’dan güneyde Husilere kadar uzanan kollarını yeniden harekete geçirecektir.

Bir kez daha açıkça ifade edelim: Bu tenkit mezhep merkezli değildir. Mesele Şiilik değil, siyasettir; mezhep değil, güvenliktir. Irak’ta ve Suriye’de dökülen kan, yıkılan şehirler ortadadır. Nitekim birçok Arap Şii de İran’ın siyasetini sert biçimde eleştirmektedir.

İran hiçbir zaman bölge için bir himaye şemsiyesi olmadı; bilakis nüfuz, parçalama ve kan dökme hattının ön saflarında yer aldı. Körfez’de doğurduğu korku, bazı devletleri normalleşme arayışına sevk etti. Gücü zayıflayınca bu eğilim de geriledi.

“Molla rejimi düşerse İsrail tek başına hâkim olur” iddiası sağlam bir zemine dayanmaz. Devletleri koruyan şey; iktisadi kudretleri, askerî imkânları ve kurdukları ittifaklardır.

Netice itibarıyla kanaatim şudur: Bu rejimin sona ermesi, bölgeyi büyük bir şerden kurtarmak için zaruridir.

Hâşiye:
Eski İran Cumhurbaşkanı’nın Irak’taki işbirliğini anlattığı video ilk yorumdadır.

Cemal Sultan

Tasarruflu Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
Üsküdar – 25.02.2026

İran-ABD İşbirliğinin İtirafı Değil mi? 👇
https://x.com/gamalsultan1/status/2025853343440994530?s=48&t=ixWWqTvBmGf85ZsX_OQSow

سقوط أسطورة إيران: من ربح ومن خسر في اللعبة الثلاثية؟

‏تخاصم البلطجية على اقتسام الغنائم لا ينفي أنهم كانوا حلفاء بالأمس.

‏لا يزال البعض في بلادنا يعتقد أن إيران كانت في صراع حقيقي مع أمريكا أو إسرائيل. الحقيقة أنها كانت جزءًا من لعبة ثلاثية (أمريكية/إيرانية/إسرائيلية) لإدارة ملفات المنطقة وتقاسم النفوذ فيها. وما يحدث اليوم ليس إلا صراعًا بين شركاء الأمس على الحصص.

‏لعقود طويلة استمر هذا التوازن. كانت إيران أحد أهم حلفاء أمريكا في المنطقة؛ ساعدتها واشنطن في السيطرة على العراق، وتفكيك مؤسساته، وملاحقة الكفاءات العلمية، ولا سيما في المجال النووي. ثم تُرك لها العراق كحصة متفق عليها، تحكمه عبر ميليشياتها.

‏وشاركت إيران في إسقاط نظام طالبان، وفق اعترافات علنية للرئيس Mahmud Ahmedinejad. وسمح لها بالتمدد في سوريا لضبط الحدود الشمالية لإسرائيل ومحاصرة النفوذ التركي. خلال ذلك لم يُطلق رصاصة واحدة على إسرائيل. وعندما انتهى دورها، بدأت حملات تصفية وجودها بالغارات المكثفة.

‏فضيحة “إيران-كونترا” تكشف دعم إسرائيل لإيران بالسلاح في الحرب مع العراق. وفي الوقت ذاته، كانت الشعارات “الموت لأمريكا، الموت لإسرائيل” ترفع في شوارع طهران، مستغلة العواطف العربية، كما جرى في زمن Gamal Abdel Nasser.

‏سبب الصدام الأخير تجاوز إيران حدود الدور المرسوم لها وطمعها بحصة أكبر، ورغبتها في اللعب مع الروس أو الصينيين. ومع ذلك، لن يصدق البعض حتى اعترافات قادة إيران، مثل اعتراف الرئيس السابق Hasan Ruhani.

‏إذا استعادت إيران قوتها، فلن توجه سلاحها إلى إسرائيل أو أمريكا، لكنها ستعيد توجيهه نحو الدول العربية وتركيا، وتفعيل أذرعها من الشمال إلى الجنوب.

‏نؤكد مرة أخرى: هذا النقد سياسي وأمني، وليس طائفيًا. جرائم إيران في العراق وسوريا واضحة، والعديد من الشيعة العرب ينتقدون إيران أشد منّا.

‏إيران لم تكن يومًا مظلة حماية، بل أداة اختراق وتمزيق. أثارت الذعر في الخليج فدفعت بعض الدول نحو التطبيع، وعندما ضعفت، تراجعت خطط التطبيع.

‏ادعاء أن سقوط نظام الملالي يعني سيطرة إسرائيل وحدها باطل. الدول تُحميها مصالحها وعلاقاتها الدولية وقواها وتحالفاتها.

‏الخلاصة: زوال هذا النظام ضرورة لرفع شر عظيم عن المنطقة.

هامش:
فيديو الرئيس الإيراني الأسبق حول التعاون في العراق منشور في أول تعليق.

جمال سلطان