Domuz Misali
Bir hükümdar, hiçbir gerekçe göstermeden bir vatandaşı tutuklatıp üç metrekarelik bir hücreye tek başına kapattırdı.
Vatandaş öfkelendi; kapıyı tekmeleyip haykırdı:
“Ben suçsuzum! Neden tutuklandım, niçin hapse atıldım?”
Sesini yükseltmesi ve gürültü çıkarması üzerine yeni bir emir verildi. Bu kez yalnızca bir metrekarelik bir hücreye nakledildi.
Vatandaş yine bağırdı; fakat bu defa
“Ben suçsuzum” demedi. Şöyle seslendi:
“Bu zulümdür! İçinde ancak oturarak uyuyabildiğim bir yerde beni nasıl tutarsınız?”
Bu feryatlar gardiyanı rahatsız edince, onu susturmak için aynı hücreye dokuz mahkûm daha yerleştirilmesini emretti.
Artık durum katlanılamaz hâle gelmişti. On mahkûm hep birlikte yalvardı:
“Bu kabul edilemez! Bir metrekarelik yerde on kişi nasıl yaşar? Böyle sürerse boğulup öleceğiz. Ne olur, hiç değilse beşimizi başka bir hücreye alın.”
Seslerinden iyice öfkelenen gardiyan bu kez daha ağır bir ceza verdi:
Hücrelerine bir domuz sokulmasını emretti ve hayvanı onlarla birlikte yaşamaya mecbur bıraktı.
Zavallılar dehşete kapıldı:
“Bu pis hayvanla aynı yerde nasıl yaşarız? Görünüşü mide bulandırıyor, dışkısının kokusu her yanı sardı; neredeyse bizi öldürecek! Ne olur, tek isteğimiz onu buradan çıkarın!”
Bunun üzerine hükümdar, domuzun hücreden çıkarılmasını ve yerin temizlenmesini buyurdu.
Günler sonra mahkûmların yanına uğrayıp hâllerini sordu.
Hepsi bir ağızdan şöyle dedi:
“Allah’a hamdolsun, artık hiçbir sıkıntımız kalmadı.”
İşte mesele böylece yalnızca domuzun çıkarılması talebine indirgenmiş oldu.
Hücrenin darlığı unutuldu.
Ondan önceki haksızlık unutuldu.
Daha önce yaşananlar unutuldu.
Hatta en baştaki asıl mesele -masum bir insanın zulümle hapsedilmesi- artık kimsenin zihninde yer etmez hâle geldi.
Okuyanın da…
İşte Domuz Misali tam olarak budur:
İnsan, büyük bir zulme alıştırılır;
ardından daha ağır bir kötülükle karşılaştırılır;
nihayet ilk zulüm, nimet gibi görünmeye başlar.
Ve insan,
hak olanı değil,
kendisine sunulan en hafif acıyı
yahut en küçük kötülüğü kabul etmeye razı edilir.
Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
22.01.2026 – Üsküdar
نظرية الخنزير
أمر أحد الحكام باعتقال مواطن وحبسه انفراديًا في زنزانة مساحتها ثلاثة أمتار مربعة دون أي سبب، فغضب المواطن وظل يركل باب زنزانته ويصرخ: “أنا بريء، لماذا تم اعتقالي وإيداعي السجن”،
ولأنه تجرأ ورفع صوته قائلًا “أنا بريء” وأحدث بعض الضجيج، أتت الأوامر بنقله إلى زنزانة مساحتها متر مربع فقط،
فعاود صراخه، لكن هذه المرة لم يقُل أنا بريء وإنما قال: “حرام تسجنونني في زنزانة لا يمكنني النوم فيها إلا جالسًا”!
صراخ المواطن مرةً أخرى أزعج سجانه، فأمر الأخير بإدخال تسعة سجناء آخرين معه في نفس الزنزانة،
ولأن الوضع أصبح غير محتمل، نادى المساجين العشر مستغيثين: “هذا الأمر غير مقبول، كيف لعشرة أشخاص أن يُحْشروا في زنزانةٍ مساحتها متر مربع واحد؟ هكذا سنختنق ونموت، أرجوكم انقلوا خمسة منا على الأقل إلى زنزانةٍ أخرى”، فما كان من السجان الذي غضب منهم كثيرًا بسبب صوتهم المرتفع، إلا أن أمر بإدخال خنزير في زنزانتهم وتركه يعيش بينهم.
جُن جنون هؤلاء المساكين وأخذوا يرددون: “كيف سنعيش مع هذا الحيوان القذر في زنزانة واحدة، شكله مقزز، ورائحة فضلاته التي ملأت المكان تكاد تقتلنا، به ..أرجوكم لا نريد سوى إخراجه من هنا”،
فأمر الحاكم السجان بإخراج الخنزير وتنظيف الزنزانة لهم، وبعد أيام، مر عليهم وسألهم عن أحوالهم، فقالوا: “حمدًا لله، لقد انتهت جميع مشاكلنا”!
🔰هكذا تحولت القضية إلى المطالبة بإخراج الخنزير من السجن فقط، ونُسيت قضية مساحة السجن والقضية التي قبلها والتي قبلها والتي قبلها، حتى القضية الرئيسية الأولى وهي “سجن المواطن الأول ظلمًا” لم يعد أحد يتذكرها، بمن فيهم أنت عزيزي القارئ، وهذه هي “نظرية الخنزير” باختصار
وهذا هو ما اصبحنا نطالب به القليل فقط نحن راضون.
✍️Ismail Zayed