Darağacının Gölgesinde: Namazın Heybetini Ölümün Yüzüne Vuran Adam
Mekke’de o gün ölüm bir ihtimal değil, ilan edilmiş bir hükümdü.
İpler hazırlanmış, direk dikilmişti.
Kalabalık toplanmıştı; çünkü müşrikler bir adamı değil, bir duruşu kırmak istiyordu.
Getirilen kişi Hübeyb bin Adiyy’di.
Bedir’in intikamı için seçilmişti.
Ellerini bağladılar.
Gözlerinin içine baktılar.
Çünkü korkuyu görmek istiyorlardı.
Ebû Cehil öne çıktı.
Son bir teklif sundu; aslında bir teklif değil, imanı çözmeye yönelik bir tuzaktı:
— “İster miydin bugün sen ailene dönmüş olsaydın da, Muhammed senin yerinde bulunsaydı?”
Hübeyb hiç duraksamadı.
Sesi sakindi; ama sözü Mekke’nin taşlarını titretti:
— “Vallahi ben, Resûlullah’ın ayağına bir dikenin batmasına bile razı olmam.”
O an anladılar:
Bu adam öldürülebilir,
ama yenilemezdi.
Onu darağacının yanına getirdiler.
Ölümle arasındaki mesafe artık birkaç nefesten ibaretti.
Hübeyb konuştu:
— “Bana izin verin, Rabbime iki rekât namaz kılayım.”
Evlatları vardı.
Onları doya doya görmeye bile fırsat bulamamıştı.
Bir baba için bu, ateşten bir imtihandı.
Ama o, namaza durdu.
İpler vücudundayken secdeye kapandı.
Dünya arkasında kaldı.
Ahiret önünde açıldı.
Namazını bitirdi.
Uzun tutmadı.
Sonra kalabalığa döndü ve şu sözleri söyledi:
“Şehadete kavuşmak için acele etmek gerekir.
Eğer sizin, namazı uzatmamı ölüm korkusundan zannetmeyeceğinizi bilseydim, onu daha da uzatırdım.”
Bu söz, bir açıklama değildi.
Bu, ölüme verilen bir dersti.
Ardından semaya baktı:
— “Allah’ım! Bunları sana havale ediyorum.”
Ve ipler gerildi.
O gün bir beden toprağa düştü.
Ama bir ümmet ayağa kalktı.
Hübeyb bin Adiyy,
namazın yalnızca bir ibadet değil,
ölümün yüzüne vurulan bir heybet olduğunu öğretti.
Bugün korkularımızın önünde eğildiğimiz her an,
darağacının gölgesinde secde eden o adamı hatırlamak gerekir.
Çünkü bazen bir ümmet,
iki rekât namazla dirilir.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
10.01.2026 – Üsküdar
Kaynaklar:
• İmam Buhârî, Sahîh, Kitâbu’l-Megâzî
• İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye
• İbn Sa‘d, Tabakātü’l-Kübrâ
• İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye
ترجمة من التركية إلى العربية: 👇
في ظلِّ المشنقة: رجلٌ صفع الموتَ بهيبة الصلاة
في مكة، لم يكن الموت يومئذٍ احتمالًا، بل حكمًا مُعلَنًا.
أُعدَّت الحبال، ونُصِبَت الخشبة،
واجتمع القوم لا ليقتلوا رجلًا فحسب،
بل ليكسروا موقفًا.
أُتيَ بـ خُبيب بن عدي رضي الله عنه.
اختير انتقامًا لهزيمة بدر.
قُيِّدت يداه،
وتطلّعوا في عينيه،
لأنهم كانوا يبحثون عن الخوف.
تقدّم أبو جهل وقال مكيدةً في صورة سؤال:
— «أتحبّ أن تكون الآن في أهلك، ويكون محمد مكانك؟»
فأجابه خُبيب بلا تردد:
— «والله ما أحبّ أن يُصاب رسول الله ﷺ بشوكة وأنا في أهلي سالم.»
فعلموا أن هذا الرجل
يمكن قتله،
لكن لا يمكن كسره.
سيق إلى المشنقة.
لم يبقَ بينه وبين الموت إلا لحظات.
فقال:
— «دعوني أُصلّي ركعتين.»
وكان له أولاد،
لم يشبع من رؤيتهم،
لكن قلبه كان معلّقًا بما هو أبقى.
فصلّى، وهو موثوق،
وسجد، وقد ترك الدنيا خلفه.
فلما فرغ قال:
«إنما أُعجِّل إلى الشهادة.
ولولا أن تظنّوا أني أطلتُ الصلاة جزعًا من الموت، لأطلتها أكثر.»
ثم رفع يديه إلى السماء وقال:
— «اللهم إليك أشكوهم.»
ثم استُشهِد.
ظنّوا أنهم أطفأوا نورًا،
لكنهم أشعلوا تاريخًا.
كان خُبيب بن عدي
درسًا خالدًا في أن الصلاة
ليست انسحابًا من الحياة،
بل وقوفًا في وجه الموت.
أعده: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
المصادر:
الإمام البخاري
صحيح البخاري، كتاب المغازي، باب مقتل خُبيب بن عدي رضي الله عنه
• ابن هشام
السيرة النبوية
• ابن سعد
الطبقات الكبرى
• ابن كثير