Cevabı Zor Olan Sorular?

İki Zâlim Arasında: Mazlumun İsyanı ve Hür İradenin Haykırışı

Pekâlâ… Biraz daha sadeleştirelim; belki uzakta duranlar da idrak eder:

İsrail babamı öldürdü, İran ise oğlumu… Ve şimdi, bana karşı kurdukları ittifak sona erdikten sonra, birbirleriyle çarpışıyorlar…

Sen… benden ne istiyorsun?!

Oğlumu katledenin safında, babamı katledene karşı mı durayım?! Yoksa en doğrusu; bu acı oyunu seyredip, intikam almaya muktedir olmadığım bugün, Allah’ın onları birbirleriyle cezalandırmasına şahitlik mi edeyim?

— Ama sıradaki hamle sana olacak!
— Hakikatte ilk hedef zaten bendim; ardından İran geldi… Diyelim ki dediğin doğru ve sıradaki yine ben olayım. Peki ya aksi gerçekleşir, meselâ İran galip gelirse; sıra Mars ehline mi gelir, yoksa yine bana mı?

Elbette yine bana…

Madem netice her hâlükârda benim katlimdir; öyleyse neden, zaferinden sonra beni öldürecek olanın safında yer almamı istiyorsun?!

Asıl olan şudur: Sen, efendiye kulluktan kurtulamayan o bağımlı ruh hâlinden sıyrılmalısın. Herhâlde hâlâ, her iki tarafa da sırt çeviren, her ikisinden de nefret eden ve her ikisinin tahakkümünü sona erdirmeye azmeden hür insanların varlığını idrak edemiyorsun.

Buradaki en mühim hakikat şudur: Benim bugün ne bir devletim ne de bir kudretim vardır; av köpeği ile efendisi arasında hüküm koyacak hâlde değilim. Bu durumda benden, köpeğin safında yer almamı istemen; izzet ve haysiyetime açık bir hakarettir.

Sen ise kendi haysiyetinde serbestsin… Eğer gerçekten bir haysiyetin varsa!

Yazar: Ali Ferid el-Hâşimî

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
24.03.2026 – Üsküdar

Mütercimin Notu: 👇
Yukarıdaki satırların yazarı muhtemelen Suriyeli bir vatandaştır; mazur görülebilir mi bilmem ama yaşanmışlıklar üzerinden genelleme yapmak doğru ve isabetli değildir. Nitekim Gazzeli Şehid Komutanlardan Yahya Sinvar’ın farklı bir bakışı söz konusu olabiliyor. İşte onun bir konuşmasından:

130 roket Tel Aviv’i zelil etti… Bana bu zafer yeter

Size savaşın perde arkasından bir hakikati anlatıyorum.

Tel Aviv 130 roketle vurulduktan sonra kardeşlerime şöyle dedim:
“Vallahi ben artık hazırım; sokağa çıkıp yürüyebilirim. Eğer beni öldürmek istiyorlarsa, öldürsünler… Bu bana yeter.”

Bana şu yeter: Filistin direnişinin Tel Aviv’i 130 roketle vurması, ona sokağa çıkma yasağı dayatması ve onu tek ayak üzerinde durur hâle getirmesi.

Ben şahsen ömrümü tükettim; bu değer bana kâfidir.

Onlar, “Bunu bir zafer görüntüsü olarak kaydedecekler” dediler.
Oysa neyin değerinden söz ettiğimizi idrak edemiyorlar.

Şöyle diyecekler: “Bu zaferin resmidir, savaşın sonudur; Sinvar öldürüldü, her şey bitti.”
Ben ise diyorum ki: Eğer bir zafer görüntüsü istiyorsanız, ben hazırım.

Bu görüşme biter bitmez yolumun büyük bir kısmını yürüyerek kat edeceğim. Vakit müsait.

Bu görüşme on dakika içinde sona erebilir.
Ardından canlı yayında konuştuğumuz on dakika daha geçecek; şu an zaten bizi dinliyorlar.
Hazırlanmam için on dakika, yürümem için yirmi dakika yahut yarım saat…

Yani toplamda elli ile altmış dakika-yaklaşık 3600 saniye.

Onların karar alma gücü de var, uçak kaldırma imkânı da.

Buyursunlar… gözümü kırpmam.

“Haydi hepiniz bana tuzak kurun; sonra da mühlet vermeyin.”

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
24.03.2026 – Üsküdar

أسئلةٌ عسيرة الجواب

بين ظالمين: صرخةُ المظلوم ونداءُ الإرادة الحرّة

حسنًا… لنبسّطها قليلًا؛ لعلّ من كان بعيدًا يُدرك:

إسرائيل قتلت أبي، وإيران قتلت ابني… وها هما اليوم، بعد أن انقضى تحالفهما عليّ، يتقاتلان فيما بينهما…

أنت… ماذا تريد مني؟!

أتريدني أن أقف مع من قتل ابني ضدّ من قتل أبي؟!
أم الأجدر بي أن أرقب هذا المشهد المرير، وأشهد انتقامَ الله منهما أحدَهما بالآخر؛ ما دمتُ اليوم عاجزًا عن أخذ ثأري؟

— ولكن الدور القادم سيكون عليك!
— في الحقيقة، كنتُ أنا الهدف الأول، ثم جاءت إيران بعد ذلك… فلنفرض أن قولك صحيح، وأن الدور التالي سيكون عليّ؛ فإن وقع العكس، وانتصرت إيران مثلًا، فهل سيكون الدور على سكّان المريخ أم عليّ أنا؟

بل عليّ أنا، لا ريب…

وما دامت العاقبة في الحالين واحدة، وهي قتلي؛ فلِمَ تريدني أن أقف مع من سيقتلني بعد انتصاره؟!

الأصل إذن أن تخرج من نفسية العبد التي لا ترى بدًّا من التبعية لسيدٍ ما، ولا تستوعب وجود أحرارٍ يرفضون الاثنين، ويمقُتون الاثنين، ويسعون إلى إنهاء سطوة الاثنين معًا.

وأهم ما في الأمر: أنّي اليوم لا أملك دولةً ولا قوّةً تمكّنني من إحداث فرقٍ بين كلب الصيد وسيده؛ فطلبك مني أن أكون مع الكلب، مذلّةٌ يأباها شرفي.

وأنتَ حرٌّ في شرفك… إن كان لك شرف!

الكاتب: علي فريد الهاشمي

ملاحظة المترجم:👇

يُحتمل أن يكون كاتب السطور أعلاه مواطناً سورياً؛ ولا أدري إن كان يُعذر في ذلك أم لا، ولكن التعميم بناءً على التجارب الشخصية المعيشة ليس أمراً صحيحاً ولا دقيقاً دائماً. فإن للشهيد القائد الغزاوي يحيى السنوار نظرة مختلفة تماماً في هذا الشأن. وهاكم مقطعاً من إحدى خطاباته:

130 صاروخًا أذلَّت تل أبيب… وكفاني هذا النصر

أقول لكم شيئًا من كواليس المعركة.

بعد أن ضُربت تل أبيب بـ130 صاروخًا، قلتُ للإخوة: والله إنني الآن مستعد أن أخرج وأمشي في الشارع. إن أرادوا قتلي فليقتلوني، خلاص… يكفيني هذا.

يكفيني أننا بلغنا هذه اللحظة: أن مقاومتنا الفلسطينية تضرب تل أبيب بـ130 صاروخًا، وتفرض عليها حظر التجول، وتجعلها تقف على رجلٍ واحدة.

أنا شخصيًّا قد استنفدتُ عمري، وهذه القيمة تكفيني.

فقالوا: «سيسجلونها صورة نصر».
وهم لا يدركون قيمة ما نتحدث عنه.

سيقولون: «هذه صورة النصر، ختام المعركة، لقد اغتلنا السنوار، وانتهى كل شيء».
وأنا أقول: إن أردتم صورة نصر، فأنا جاهز.

بعد انتهاء هذا اللقاء، سأقطع جزءًا كبيرًا من طريقي مشيًا على الأقدام، والوقت متاح.

قد يستغرق هذا اللقاء عشر دقائق حتى ينتهي.
ثم عشر دقائق أخرى ونحن نتحدث مباشرة على الهواء، وهم يسمعون الآن.
ثم أحتاج إلى عشر دقائق لأستعد، وعشرين دقيقة أو نصف ساعة لأمشي.

أي أننا نتحدث عن خمسين إلى ستين دقيقة، أي نحو 3600 ثانية.

لديهم القدرة على اتخاذ القرار، ولديهم القدرة على إقلاع الطائرات وإرسالها.

فليتفضلوا… لا يرمش لي جفن.

كيدوني جميعًا ثم لا تنظرون.