Bir İcazetin Gölgesinde: İran’ın Kaderini Değiştiren Adam ve Hazin Akıbeti

1963 Yılında Tarihi Bir Müdahale

1963 yılında Muhammed Kazım Şeriatmedari, bir grup âlimi aceleyle huzuruna davet etti. Gayesi, bir talebeye “Ayetullah” unvanını tevcih eden bir icazetnameyi derhal düzenlemekti. Bu telaşın sebebi açıktı: İmparatora karşı haddini aşmakla itham edilen ve idam cezasına mahkûm edilen talebeyi kurtarmak.

Belge süratle, el yazısıyla kaleme alındı; hazır bulunanların tamamından imza istendi. Atılan imzalarla birlikte bu icazet, Kum’daki muteber merciilerin onayı hâline geldi. Artık o talebe, adına eklenecek unvanla anılacaktı: Ruhullah Humeyni.

Zalim bir nizamın pençesinden bir talebeyi kurtarmak maksadıyla kaleme alınan bu kâğıt, yalnızca bir canı kurtarmakla kalmadı; tesiri, zamanla bütün Orta Doğu’nun istikametini değiştirecek kadar genişledi. İran anayasası, “Ayetullah” mertebesine ulaşmış bir kimsenin idamını men ettiği için, hüküm idamdan sürgüne çevrildi. Böylece Humeyni, muhtelif başkentler arasında dolaştı; nihayet 1979 yılında Tahran’a dönerek İran’ın mukadderatına hükmeden ilk isim oldu.

Şeriatmedari Kimdir?

Muhammed Kazım Şeriatmedari, büyük merci Hüseyin Burucerdi’nin vefatından sonra Kum havzasında öne çıkan en mühim simalardan biridir. Irak’ta Muhsin el-Hakim’in irtihalinden sonra da Şii dünyasında kayda değer bir mevkiye yükselmiştir.

Onun tedrisinden geçen pek çok isim arasında en dikkat çekeni Musa Sadr’dır. Musa Sadr, Lübnan’daki Şii topluluğa yeniden canlılık kazandıran bir rehber olmuştur.

Şeriatmedari’nin benimsediği yol, devletle açıktan çatışmak değil; mesafeyi muhafaza ederek münasebet kurmak ve bu münasebeti havzanın menfaatine kullanmaktı. Humeyni devriminden evvel kurduğu bu denge, birçok ilim talebesinin zindandan kurtulmasına vesile olmuştu. O, iktidar ile ilim çevresi arasında mesafeyi koruma hususunda mahir bir şahsiyetti.

Velâyet-i Fakih’e Muhalefet ve Ayrışma

İran İslam Devrimi’nin muvaffakiyete ulaşmasının ve Humeyni’nin ülkeye dönüşünün ardından, Şeriatmedari, sahadaki en kudretli fakihlerden biri olarak Muhammed Rıza Golpayegani ile birlikte anılmaktaydı.

Ne var ki o, fakihlerin doğrudan siyasete dâhil olmasını tasvip etmiyordu. Havzanın siyasete sokulmasına karşı çıkan bir anlayışa mensuptu. Bu sebeple Humeyni’nin müdafaa ettiği “Velâyet-i Fakih” telakkisine açıkça muhalefet etti.

Anayasa referandumu neticesinde bu anlayış kabul edilince, İran televizyonu Şeriatmedari adına bu sistemi desteklediğini beyan eden bir açıklama yayımladı. Lâkin o, talebeleri aracılığıyla bunu tekzip etti. Bu hâdise, Humeyni ile arasında belirgin bir ihtilâfa yol açtı.

Şeriatmedari, bu telakkinin istikbale doğuracağı mahzurları üstü kapalı ifadelerle dile getirmeye başladı. Ona göre Velâyet-i Fakih, İran’ı yeniden istibdat devrine sürükleyecek bir nizam idi. Bu sebeple 1906 Anayasası’na dönülmesini savundu. Zira bu nizama göre fakihlerin vazifesi, siyasete müdahale etmek değil; kanunları murakabe etmekle sınırlıydı.

Baskı, İtham ve Yalnızlaştırılma

Onun ıslah yanlısı bu yaklaşımı Humeyni tarafından kabul görmedi; aralarındaki mesafe giderek arttı. İktidar sahipleri için, halkın etrafında toplandığı ilmî bir otoritenin varlığı her zaman rahatsız edici olmuştur.

Bu süreçte Şeriatmedari üzerindeki baskılar şiddetlendi. Evi saldırıya uğradı, muhafızlarından biri katledildi. Bunun üzerine halk sokağa döküldü ve bazı resmî binaları işgal etti; bu hâl, onun halk nezdindeki tesirini gözler önüne seren önemli bir imtihandı.

1982 yılında, Sadık Kutubzade öncülüğünde bir darbe teşebbüsü ve Humeyni’ye suikast iddiası ortaya atıldı. Bu dosyada Şeriatmedari’nin adı da zikredildi. Kutubzade’den bu yönde bir itiraf alındı.

Şeriatmedari gözaltına alındı; başı açık bir şekilde televizyona çıkarılarak tahkir edildi. Kutubzade idam edildi. Şeriatmedari ise ev hapsine alındı; irtibatı kesildi, kütüphanesi yakıldı ve hanesi güvenlik kuvvetlerince kuşatıldı.

Hazin ve İbretlik Akıbet

Bu ağır şartlara tahammül edemeyen Şeriatmedari, bedenine sirayet eden ağır bir hastalığa yakalandı. Tedavi imkânlarının kısıtlanması, hastalığın ilerlemesine sebep oldu. Vefatına yakın en büyük hüznü, Almanya’daki oğluyla son bir görüşme yapmasına müsaade edilmemesiydi.

Gece vakti, ıssız bir mezarlığa defnedildi. Talebelerinin cenazeye iştiraki engellendi. Ölmeden evvel cenaze namazını Rıza Sadr’ın kıldırmasını vasiyet etmişti; lakin bu vasiyet yerine getirilmedi.

Rıza Sadr, hocasının ardından taziye için evine gittiğinde, çıkışta tutuklandı ve ağır muamelelere maruz kaldı. Bu hareket, rejime karşı bir meydan okuma olarak görüldü. Bu süreçte şu sözleri dile getirdi:

“İran’da devrim öncesi ile sonrası arasında değişen tek şey, istibdadın bu kez İslâmî bir kisveye bürünmesidir.”

Netice

Orta Doğu’nun seyrini değiştiren bu icazet hadisesi vesilesiyle talebesinin hayatını kurtaran âlimin akıbeti derin bir hüzünle noktalanmıştır.

Şeriatmedari, iktidar ile havza arasında ince bir denge kurmaya çalışmış; bu mesafeden istifadeyle hayırlı neticeler elde etmeyi murat etmiştir. Lâkin o gün kaleme alınan o belgenin, İran’ın ve dünyanın kaderini böylesine derinden etkileyeceğini tahayyül edememiştir.

Daha da çarpıcı olanı şudur: O gün kurtardığı şahsın, ilerleyen zamanlarda kendisini felakete sürükleyeceğini de bilememiştir.

Zira hayat, bazen aklın kavramakta zorlandığı derecede garip; fakat bütün unsurlarıyla hakikat olan hikâyelerle doludur.

Katarlı Halife Âl Mahmud
Hukukçu ve Tarih Yazarı

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
01.04.2026 – Üsküdar

Mütercimin Notu:
Bu metin, Muhammed Kazım Şeriatmedari ile Ruhullah Humeyni arasındaki tarihî ilişkiden doğan gerçek olaylara dayanır; ancak olayları sosyal medya üslubuyla yeniden kuran, dramatize eden ve kısmen rivayetlerle besleyen popüler bir anlatımdır. (Ahmet Ziya)

İran’ı, Son Olayları ve Şia’yı Doğru Anlayıp Doğru Yorumlamak İçin Bu Söylenenleri de Dinleyip Bilmek Gerekir👇
https://youtube.com/watch?v=FYYN8MPoVTg&si=LN4Gw3GIxO4Qx0Ea

مصدر أصل المقال👆

@khalifa624

ظل الإجازة العلمية: الرجل الذي قلب مصير إيران ونهايته الحزينة
في عام ١٩٦٣ أرسل (محمد كاظم شريعتمداري) في طلب مجموعة من العلماء، وطلب أن يحضروا سريعاً، كان الهدف منح شهادة بصفة “آية الله” لأحد الطلبة، وسبب استعجاله لإنقاذ الطالب بعد صدور حكم الإعدام ضده لتطاوله على الإمبراطور، أُحضرت الشهادة والتي كُتبت بخط اليد سريعاً، وطلب من جميع الحاضرين التوقيع.

تم التوقيع لتصبح شهادة نافذة من مراجع قم، ويحمل صاحبها لقباً يُضاف لاسمه، أصبح يُعرف به إلى مماته، وهو (آية الله الخميني)، تلك الورقة والتي كانت لإنقاذ طالب من جور نظام قمعي، لم تنقذه فقط، فتجاوز أثرها لتغير الشرق الأوسط، وحدث المرجو منها حيث غُلَّت يد السلطة عن إعدامه، لأن الدستور الإيراني يمنع إعدام شخص وصل لدرجة آية الله، ليستبدل بدلًا من الإعدام النفي، ليتنقل بين عدة عواصم، ليعود إلى طهران عام ١٩٧٩ ليصبح السيد الأول لإيران.

ولكن من هو محمد كاظم شريعتمداري؟

هو من أبرز الشخصيات الشيعية في مرجعية قم بعد وفاة المرجع الشيعي الكبير البروجردي، وتصدر المذهب الشيعي بعد وفاة محسن الحكيم في العراق، تتلمذ على يده الكثير، لعل أبرزهم موسى الصدر، والذي أعاد البريق للطائفة الشيعية في لبنان.

كان له وجهة نظر تقوم على عدم الصدام مع الدولة، ومد اليد لها من خلال بناء علاقات، هدفها ينصب لصالح الحوزة، علاقته مع الدولة قبل ثورة الخميني ساهمت بإخراج العديد من طلبة العلم من السجون، فقد كان ماهراً في حفظ المسافات بين السلطة والحوزة.

بعد نجاح الثورة الإيرانية وعودة الخميني، كان هو أبرز فقيه موجود في الساحة الحوزيه بجانب الكلبايكاني، ولم يحبذ دخول الفقهاء للسلطة، فهو ينتمي لفلسفة عدم زج الحوزة من خلال فقهائها في السياسة، وبدافع هذه الفكرة عارض فكرة ولاية الفقيه والتي سوّقها الخميني، وبعد استفتاء الدستور ونجاح تمرير الفكرة، نشر التلفزيون الإيراني بياناً باسم الشريعتمداري أنه أيد نظام ولاية الفقيه، إلا أنه نفى ذلك عن طريق طلبته، مما أدخله في صدام واضح مع الخميني، والذي كان صارماً في تسويق الفكرة.

أخذ يعرض بعض أفكاره بالتلميح لخطورة هذه الفكرة، نظام ولاية الفقيه هو فكرة استبدادية سوف تعيد إيران إلى زمن الدكتاتورية، وطالب بالعودة لدستور ١٩٠٦، حيث دور الفقهاء يقتصر على مراقبة القوانين دون التدخل في السياسة.

كان له فكر إصلاحي لم يرق للخميني، هذا الأمر زاد من المسافة بينهم، الإشكالية الشخصية لرجال السلطة هي وجود قامة علمية التف الشارع حولها، وخاصة فئة الشباب، بدأ بعدها التضييق عليه، فقد هاجمت مجموعة منزله وقتلت أحد الحراس، مما جعل الكثير ينزل للشوارع ويحتلون مبانٍ حكومية في اختبار مهم عن شعبيته.

عام ١٩٨٢ كشفت السلطة عن محاولة انقلابية واغتيال الخميني بقيادة صادق قطب زاده وزير الخارجية، وزُجَّ باسم الشريعتمداري فيها، حيث انتُزع اعتراف من صادق بذلك، وجُلب الشريعتمداري وعُرض على التلفزيون حاسر الرأس في منظر مهين، وأُعدم صادق، وتم وضع الشريعتمداري تحت الإقامة الجبرية ومنع من التواصل، وأُحرقت مكتبته، ووُضع رجال الأمن حول منزله، لم يكن يتحمل ذلك، حيث أُصيب بمرض عضال يسري في جسده، ساهم في انتشاره منعُ الدواء عنه، بلغ قمة حزنه وهو يحتضر، حيث طلب الحديث مع ابنه بالهاتف والموجود بألمانيا لتوصيته، ولكن مُنع ذلك.

مات ودفنته الأجهزة الأمنية ليلاً في مقبرة مهجورة، ومُنع تلاميذه من حضور جنازته، وأوصى قبل وفاته أن يصلي عليه رضا الصدر، شقيق موسى الصدر، ولم تتحقق وصيته تلك.

“رضا الصدر” ذهب بعد دفن أستاذه إلى بيته معزياً، وفي أثناء خروجه تم اعتقاله، وأخذوه إلى إحدى مقرات المخابرات، حيث تعرض لعقاب نفسي وجسدي من قبل عناصر الحرس الثوري لتعزيته في أستاذه، حيث اعتُبر ذلك تحدياً للسلطات، ليقول: لم يتغير شيء في إيران ما قبل الثورة وبعدها سوى أن الاستبداد بشرعية إسلامية.

نهاية حزينة لشخص انشأ ورقة غيرت الشرق الأوسط، عاش في معادلة معقدة بين سلطة وحوزة، حاول الاستفادة من وجوده في مسافة جيدة مع السلطة، لم يدر بخلد هذا الرجل حينها أن تلك الورقة والتي حرص على إنهائها، أنها سوف تغير الكثير في إيران والعالم، وبالتأكيد لم يعلم بأن الذي أنقذه تلك اللحظة سوف يرميه مستقبلاً في متون الهلاك، ولكن هذه الدنيا بعض القصص هي روايات مكتملة صادقة، وإن لم يصدقها العقل أحياناً لغرابتها.