ABD Güçleniyor mu Çöküyor mu?

“Yakın çevresinde güçlenen, dünyada ise zayıflayan Amerika”

Maduro’nun kaçırılması hadisesine dair açıklamalar sırasında Trump ve arkasında saf tutan ekibinin sergilediği tablo, başlı başına sahneye konmuş bir gösteri mahiyetindeydi. Başkan ve çevresindeki dar kadro, her istikamete mesajlar savurarak medya alanını bütünüyle doldurdu.

Bu mesajlar, her şeyden önce Çin’e ve Rusya’ya; Kuzey Kore ile İran’a yönelmişti. Verilmek istenen şuydu: Trump, seleflerinden farklı olarak “iş yapan bir adamdı”.

Basın toplantısında, söz konusu olayın rakipleri sindirmek ve onlara karşı en uç seviyede bir ruh savaşı yürütmek için nasıl hoyratça kullanıldığına şahit olduk. Aynı zamanda Trump ve ekibinin şiarı hâline getirdiği “Amerika’yı yeniden yüceltme” söyleminin, bizzat Trump’ın şahsiyetiyle irtibatlandırılarak, konuşan hemen her yetkilinin -bilhassa dışişleri ve harp bakanlarının- diliyle tekrarlandığını gördük.

Kibir, böbürlenme, tehdit ve vaad…
Önceden haneye yazdırılmak istenen seçim kazançları…
Amerikan Demokratlarının kozlarını erkenden tüketme gayreti…
Ve daha nice şey…
Bunların tamamını, yahut büyük kısmını hepimiz gördük.

Ne var ki pek çok kişinin gözünden kaçan bir husus vardı: O kürsüde, milletlerin zirveye ulaştıkları anda sergiledikleri hâlin; ardından taşkın “benlik” duygusunun doğurduğu savrukluk ve hafife alma eğiliminin açığa çıkış anlarını seyrediyorduk.

İkinci Dünya Harbi sonrasında mevcut dünya düzenini kendi elleriyle ve kendi çıkarları doğrultusunda inşa eden Amerika, bugün aynı düzenin direklerini yine kendisi sarsmakta; dünyayı kargaşaya sürüklemekte ve siyasi ile diplomatik zorbalık yoluyla Venezuela’nın servetini gün ışığında gasp etmektedir. Aynı şekilde petrol satışını yalnızca dolar üzerinden dayatmakta; bütün bunları Beyaz Saray’da oturan zatın ticari mizacını tatmin etmek, görünür olma arzusunu beslemek ve yücelik vehmini doyurmak için yapmaktadır.

Bu hâl, refahın doğurduğu bir bezginliğin ve çevredeki durgunluğu sarsacak bir eyleme duyulan ihtiyacın tezahürüdür. Bir başka ifadeyle, etrafı kendisinden nefret ettiği hâlde yalan övgülerle oyalayan bir çevrenin, şerrinden korunmak için pohpohladığı pervasız bir boksörün ruh hâline benzemektedir.

Bu duygu, para ile kudretin aynı rahimde birleştiği anlarda doğar. Trump örneğinde olduğu gibi, var olan her şeye -hatta kendi tasavvurunda varlıkların yaratıcısı olan Tanrı’ya dahi- sırf maddî ve faydacı bir gözle bakma eğilimini besler.

İçimizden pek azı, milletlerin tarih içindeki seyrini kazıyıp inceleyerek, çöküş ve gerileyiş anlarının aynasını görmek ister. Oysa Trump ve ekibinin o kürsüde, yücelik sarhoşluğu ve yenilmezlik vehmi altında konuştukları an, tam da böyle bir aynaydı.

Trump ve çevresinin sergilediği tutum, Amerika’nın sahip olduğu devasa imkânlara rağmen, kimi zaman çıkarlarını siyasi ve diplomatik yollarla temin etmekte zorlandığını açıkça göstermektedir. Washington, bu zaafı, maddî gücünü hoyratça kullanarak telafi etmeye çalışmakta; böylece “uluslararası düzen” diye adlandırılan yapının kaidelerini, teamüllerini ve dengelerini riske atmaktadır. Bunun neticesinde ise, uzun vadede kendi menfaatlerine karşı oluşabilecek küresel tedirginlikleri, mesafeli duruşları ve karşı cepheleri bizzat beslemektedir.

Cumartesi günkü saldırıda Amerika, Venezuela karşısında kısa vadede üstünlük sağlamış ve rakipleri üzerinde ruh hâline dayalı kazançlar elde etmiştir. Ne var ki uzun vadede ve strateji bakımından, başta Çin olmak üzere uluslararası rakipleri mesafe katetmiş; dünya daha derin bir karmaşaya doğru geniş bir adım atmış; küresel düzen çok daha sert bir sarsıntıya maruz kalmıştır.

Bu sarsıntının, mevcut dengeleri ciddi biçimde yerinden oynatacağı ve neticede yeni kurallarla yeniden inşa edilecek bir dünya düzenine kapı aralayacağı aşikârdır. Bu yeni yapıda ise Pekin’in öncü bir rol üstlenmesi artık kaçınılmaz görünmektedir.

(Cihad Adla)

Tercüme: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
06.01.2026 – Üsküdar

“أمريكا التي تقوى في جوارها وتضعف في العالم”

كان وقوف ترمب وفريقه من ورائه، أثناء التعليق على خطف مادورو، مشهديا بامتياز، وكان الرئيس وعصبته، يملؤون الفضاء الإعلامي برسائل في كل اتجاه.
كانت الرسائل موجهة، بالدرجة الأولى، إلى الصين وروسيا، وإلى كوريا الشمالية وإيران، بأن ترمب “رجل أفعال” وهو يختلف عمن سبقه في الرئاسة.
شاهدنا في المؤتمر الصحفي محاولة مستميتة، لاستثمار الحدث في إرهاب الخصوم والمنافسين، وفي ممارسة أقصى درجات الحرب النفسية عليهم، مثلما شاهدنا إقحام شعار ترامب وفريقه “عودة أمريكا عظيمة” وربطه بشخصية ترمب على لسان جميع المسؤولين الذين تحدثوا، وخصوصا وزيري الخارجية والحرب.
وشاهدنا كبرياء وغطرسة ووعدا ووعيدا، وشاهدنا تسجيل نقاط انتخابية سلفا، ومحاولة حرق أوراق الديمقراطيين الأمريكيين، وشاهدنا أشياء أخرى كثيرة. كلنا شاهدنا ذلك، أو أكثرنا.
لكن ما لم يكن مرئيا لدى كثير من الناس، أننا كنا نتابع على المنصة، لحظات عملية تجسد حال الأمم عند بلوغ ذروة والعلو، وبدء انكشاف الرعونة، والاستهتار اللذين يسوقهما تضخم الإحساس “بالأنا العظيمة”.
فأمريكا التي بنت النظام العالمي الراهن بيديها ووفق مصالحها، بعيد الحرب العالمية الثانية، هي بنفسها تهدم أركانه، وتملأ العالم فوضى، وتمارس بلطجة سياسية ودبلوماسية، لتسرق ثروة فنزويلا تحت ضوء الشمس، ولتفرض بيع النفط بالدولار حصرا، وكل ذلك إرضاء للنزعة التجارية لدى ساكن البيت الأبيض، وحب الظهور ونيل الثناء، لإشباع حاجته إلى الشعور بالعظمة.
إنه الإحساس بالضجر الناجم عن الترف، والحاجة إلى فعل شيء يحرك الوضع في المحيط، وهو بمعنى آخر، يشبه حالة ملاكم طائش وأرعن، يسمع ثناء ومديحا من محيط كاره، اختار بالكذب تجنب بطشه وأذاه.
وهو الإحساس الذي يخلق في رحم المال والسلطة عندما يجتمعان كما في حالة ترمب الذي ينظر لكل الموجودات، بل حتى لموجد الموجودات: الله، بحسب تصوره، ينظر إليها بمنظار مادي نفعي.
ربما قليل منا، ينقب في التاريخ عن سيرورة الأمم ليرى بأم عينه مرآة انحدارها وتقهقرها على المنصة التي احتشد فوقها ترمب وعصبته وهم يتكلمون تحت سكرة الإحساس بالعظمة، وبعدم قابليتهم للهزيمة.
ما فعله ترمب وعصبته، يظهر أن أمريكا تعاني أعراض الضعف، في بعض الأحيان، عن تحصيل منافع بوسائل سياسية ودبلوماسية بالرغم من الأسطول الهائل من الإمكانات التي تمتلكها، ويظهر أن واشنطن تحاول موازنة هذا الضعف باستعمال القوة المادية، التي لا شك أنها مفرطة لديها، ومن ثم فإنها بما تفعله تخاطر بقواعد وضوابط وأعراف ما يسمى “النظام الدولي”، وتعرض نفسها لمشاعر النفور والقلق والحذر العالمي منها، وما قد تجره من استقطاب وتكتلات ضد مصالحها في المدى البعيد.
في هجوم السبت، فازت أمريكا على فنزويلا، وحققت مكاسب نفسية على خصومها، على المدى القريب، لكن على المدى البعيد والإستراتيجي، تقدم منافسوها الدوليون، وفي مقدمهم الصين، وخطى العالم خطوة واسعة نحو مزيد فوضى، وتعرض النظام الدولي لهزة أعنف، لا يمكن إلا أن تؤدي إلى خلخلة قوية لتوازناته، وصولا إلى إعادة بنائه وفق قواعد جديدة، لا مناص من أن يكون لبكين دور ريادي فيه.
(جهاد عدلة).