TC Kimliği Taşıyan İslam Düşmanları Ülkemiz İçin Tehlike Olabilir mi?
İşte o çirkin yazının ilgili bölümü👆

Nevşin Hanım, İhanet Kokan Bu Yazınızla Çalıştığınız Kanalı da Bombalamayı Meşru mu Görüyorsunuz?

Nevşin Mengü’nün kaleme aldığı o rezil yazı, sıradan bir gazetecilik skandalı değildir; apaçık bir vicdan katliamı, insanlığa karşı işlenmiş ağır bir suçtur. “İranlılar diyor ki” diye başlayıp Tahran’ın altını gizli sığınaklarla, camilerden, okullardan ve hastanelerden özel girişlerle dev bir askerî üsse dönüştürüldüğünü iddia etmek, düpedüz sivil yerleşim yerlerinin bombalanmasını meşrulaştıran en iğrenç propaganda malzemesidir.
Bir an için -ki ortada güvenilir hiçbir kaynak yoktur; “İranlılar diyor” ifadesinden öteye geçmeyen muğlak bir iddia- bunun doğru olduğunu varsayalım. Peki ne olmuş? Kırk yıldır ABD ve İsrail’den gelen açık ve ölümcül tehditler altında bir ülke, vatandaşını korumak için yeraltı sığınakları, tüneller ve koruma sistemleri kurmuşsa bu hangi akla, hangi vicdana sığar da suç sayılır? Dünyanın dört bir yanında -İsviçre’den İsrail’e, Kuzey Kore’den Finlandiya’ya- her devlet, nükleer ya da konvansiyonel saldırılara karşı halkını korumak için benzer tedbirler alır. Bu, insanın en ilkel ama aynı zamanda en kutsal hakkı olan hayatta kalma hakkıdır.
Fakat asıl mide bulandıran, iğrenç olan nokta şudur: Nevşin Hanım özellikle “cami, okul ve hastane girişleri” vurgusunu yaparak neyi ima etmektedir? İmanın manası son derece açıktır ve alçaktır: “Bu yapılar artık sivil değil, askerî hedef sayılabilir.” Bu, uluslararası hukukun savaş suçu olarak tanımladığı sivil hedeflerin bombalanmasına zemin hazırlayan en klasik, en kirli argümandır – tıpkı Gazze’de “Hamas tünelleri” yalanıyla hastanelerin, okulların, mülteci kamplarının ve bebeklerin üzerine tonlarca bomba yağdıranların kullandığı aynı şeytani mantık!
Şimdi soruyoruz Nevşin Mengü’ye ve onun gibi düşünen herkese:

  • Eğer “cami, okul veya hastaneden sığınak girişi var” diye bir şehir bombalanmayı hak ediyorsa,
  • Yarın biri çıkıp “İsrail’in altında da sığınaklar var, hastanelerinden ve okullarından girişler yapılıyor” derse Tel Aviv’deki havra, hastahane ve okulları bombalamak da meşru olur mu?
  • Ya da biri “Türkiye’nin İstanbul’unun altında metro tünelleri var; camilerden, okullardan geçişler bulunabilir” diye iddia ederse İstanbul’u vurmak caiz olur mu?
    Bu mantık bir kez kabul edilirse insanlığın hiçbir kutsalı kalmaz: Ne cami kalır, ne hastane, ne okul, ne de güven içinde yaşanacak bir ev… Her yer “potansiyel askerî hedef” ilan edilir. Bu barbarlıktır. Bu insanlık dışıdır. Bu gazetecilik değildir; açıkça savaş suçuna zemin hazırlamak, kışkırtıcılık yapmaktır.
    Nevşin Hanım’ın yazısı tam da bu sebeple ölümcül derecede tehlikelidir: Başkalarını “propaganda” diye yaftalarken kendisi en kaba ve en aşağılık propagandayı üretmektedir. “Propaganda çıkarılınca geriye kalanlar” diye başlık atarken bizzat propaganda aracına dönüşmüştür. Kaynak göstermeden “İranlılar diyor ki” diyerek halkı kin, nefret ve intikam duygularına sürüklemek, sivillerin katledilmesine zemin hazırlamaktır.
    Eğer gazetecilik buysa, bırakın gitsin.
    Bu kalem vicdansızlıktır.
    Bu üslup ihanettir.
    Bu imalar kan kokar, barut kokar.
    Tarih defalarca yüzümüze vurdu: “Kitle imha silahları var”, “tüneller var”, “hastanede komutan saklanıyor” yalanlarıyla önce şehirler yerle bir edildi, siviller katledildi. Sonra iddiaların çoğu çöpe atıldı. Ama öldürülen çocuklar, kadınlar ve yaşlılar geri gelmedi.
    Nevşin Mengü Hanım: Kaleminiz bugün o bombaların fitilini ateşleyenlerden biridir. Bu yazınızla yalnızca çalıştığınız kanalı değil, Türkiye’deki herhangi bir şehri de aynı iğrenç gerekçelerle hedef göstermenin kapısını aralamış oldunuz. Bir gün biri çıkıp “Türkiye’de de hastanelerden, camilerden sığınak girişleri var” der ve bombalar yağarsa, o akan kanın vebalinde sizin de büyük payınız olacaktır.
    Ve evet, bu sizin ilk sabıkanız değildir. Sizi çok iyi tanıyoruz. Kemalizm maskesi takarak bu milletin değerlerine, en başta da İslam’a kin kusmaya devam ediyorsunuz. Görmediğimizi, anlamadığımızı zannetmeyin. Allah korusun, Türkiye’nin İslam düşmanlarıyla fiilî bir hesaplaşma yaşadığı anda bu düşmanlara bizi ihbar edebileceğinizi de biliyoruz. TC kimliği taşıyıp İsrail safında Gazze’deki soykırıma ortak olan, ardından da utanmadan aramıza dönüp dolaşanlardan sizin zerre kadar farkınız yoktur.

    Gözümüz sizin gibilerin üzerindedir.
    Yaptıklarınızı, yazdıklarınızı Hukuk dışına çıkmadan, yaptığınız her ihlali not ediyoruz.
    Savcılıklara ihbar ediyoruz; edeceğiz.
    İsterseniz bu yazıyı resmî suç duyurusu olarak da kabul edebilirsiniz.
    Bu yazınız vicdana sığmaz.
    Akla sığmaz.
    İnsanlığa sığmaz.
    Kınıyoruz.
    Lanetliyoruz.
    Utanç verici buluyoruz.
    Kaleminizden de, sizden de utanç duyuyoruz.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
14.03.2026 – Üsküdar

ترجمة من التركية إلى العربية:👇

هل يمكن لحاملي الهوية التركية من أعداء الإسلام أن يشكلوا خطرًا على بلادنا؟

يا نيفشين هانم، هل ترين أن هذا المقال الذي تفوح منه رائحة الخيانة يجعل القناة التي تعملين فيها أيضًا هدفًا مشروعًا للقصف؟

إن المقال المشين الذي كتبته نيفشين منكو ليس مجرد فضيحة صحفية عابرة؛ بل هو مجزرة صريحة في حق الضمير، وجريمة جسيمة بحق الإنسانية.

أن تبدئي بعبارة: «يقول الإيرانيون»، ثم تزعمين أن طهران تحولت بكاملها إلى قاعدة عسكرية هائلة تحت الأرض، ذات مداخل سرية من المساجد والمدارس والمستشفيات، ليس إلا دعاية بالغة القبح تُستخدم لتبرير قصف المناطق المدنية المأهولة بالسكان. ولنفترض للحظة -مع أنه لا يوجد أي مصدر موثوق، ولا يتجاوز الأمر ادعاءً غامضًا قائمًا على عبارة «يقول الإيرانيون»- أن هذا صحيح. فماذا في ذلك؟

دولة تعيش منذ أربعين عامًا تحت تهديدات علنية ومميتة من الولايات المتحدة وإسرائيل، فإذا أنشأت ملاجئ تحت الأرض وأنفاقًا وأنظمة حماية لحماية مواطنيها، فبأي عقل أو ضمير يمكن اعتبار ذلك جريمة؟

في مختلف أنحاء العالم -من سويسرا إلى إسرائيل، ومن كوريا الشمالية إلى فنلندا- تتخذ الدول تدابير مشابهة لحماية شعوبها من الهجمات النووية أو التقليدية.

وهذا في الحقيقة أبسط حقوق الإنسان وأكثرها بداهة، وفي الوقت نفسه أقدسها: حق البقاء على قيد الحياة.

غير أن النقطة الأكثر إثارة للاشمئزاز حقًا هي التالية:

لماذا ركزتِ -نيفشين هانم- تحديدًا على عبارة «مداخل من المساجد والمدارس والمستشفيات»؟

إن الإيحاء واضح ومنحط في آنٍ واحد:

«هذه المباني لم تعد مدنية، بل يمكن اعتبارها أهدافًا عسكرية».

وهذه هي الحجة الكلاسيكية الأقذر التي تُستخدم لتمهيد الطريق لقصف الأهداف المدنية، وهو ما يصنفه القانون الدولي جريمة حرب – تمامًا كالمنطق الشيطاني الذي استُخدم في غزة عندما أُمطرت المستشفيات والمدارس ومخيمات اللاجئين والأطفال بأطنان من القنابل بذريعة أكذوبة «أنفاق حماس».

والآن نسأل نيفشين منغو وكل من يفكر على شاكلتها:

إذا كان وجود «مدخل ملجأ من مسجد أو مدرسة أو مستشفى» يجعل مدينة ما تستحق القصف،

فماذا لو قال أحدهم غدًا:
«تحت إسرائيل أيضًا ملاجئ، وهناك مداخل من مستشفياتها ومدارسها»؟
فهل يصبح قصف الكنيس أو المستشفى أو المدرسة في تل أبيب أمرًا مشروعًا؟

أو لو ادعى أحدهم:
«تحت مدينة إسطنبول في تركيا أنفاق مترو، وقد توجد ممرات من المساجد أو المدارس»،
فهل يصبح قصف إسطنبول جائزًا؟

إذا قُبل هذا المنطق مرة واحدة فلن يبقى للإنسانية أي مقدس:
لا مسجد، ولا مستشفى، ولا مدرسة، ولا حتى منزل يمكن العيش فيه بأمان.

كل مكان سيُعلَن «هدفًا عسكريًا محتملاً».

هذا همجية.
هذا لا إنساني.
هذا ليس صحافة؛ بل تمهيد صريح لجريمة حرب وتحريض عليها.

ولهذا السبب تحديدًا يُعد مقال نيفشين هانم خطيرًا إلى درجة قاتلة؛ بينما تصف الآخرين بأنهم يمارسون «الدعاية»، هي نفسها تنتج أبشع أنواع الدعاية وأكثرها انحطاطًا.

فهي تضع عنوانًا: «ما الذي يبقى بعد إزالة الدعاية»، لكنها في الحقيقة تتحول بنفسها إلى أداة دعاية.

وبلا أي مصدر، تكتفي بعبارة «يقول الإيرانيون» لتدفع الناس نحو الكراهية والحقد وروح الانتقام، وتمهد الطريق لقتل المدنيين.

إن كانت هذه هي الصحافة، فلتذهب إلى غير رجعة.

هذا القلم بلا ضمير.
هذا الأسلوب خيانة.
هذه الإيحاءات تفوح منها رائحة الدم والبارود.

لقد علمنا التاريخ مرارًا:

بأكاذيب مثل «أسلحة الدمار الشامل»، و«هناك أنفاق»، و«قائد يختبئ في المستشفى»، دُمّرت المدن أولًا وقُتل المدنيون، ثم أُلقيت معظم تلك الادعاءات في سلة المهملات.

لكن الأطفال والنساء والشيوخ الذين قُتلوا لم يعودوا إلى الحياة.

يا نيفشين منغو هانم:

إن قلمك اليوم هو أحد الأقلام التي تشعل فتيل تلك القنابل.

فبهذا المقال لم تفتحي باب استهداف القناة التي تعملين فيها فحسب، بل فتحتِ أيضًا الباب أمام استهداف أي مدينة في تركيا بالذرائع المقززة نفسها.

فإذا خرج أحدهم يومًا وقال:
«في تركيا أيضًا مداخل ملاجئ من المستشفيات والمساجد»،
ثم انهالت القنابل، فإن دماء الضحايا ستكون عليكِ وزرًا عظيمًا.

ونعم، هذه ليست سابقتك الأولى.
نحن نعرفك جيدًا.

فأنتِ تواصلين بصق الكراهية على قيم هذه الأمة -وعلى رأسها الإسلام- متسترة بقناع الكمالية.

لا تظني أننا لا نرى ولا نفهم.

ونعلم أيضًا -والعياذ بالله- أنه إذا حدث يومًا صدام فعلي في تركيا مع أعداء الإسلام، فإنك قد تبلغين عنا هؤلاء الأعداء.

ولا فرق بينك وبين أولئك الذين يحملون الهوية التركية ويقفون في صف إسرائيل مشاركين في الإبادة الجماعية في غزة، ثم يعودون دون خجل ليتجولوا بيننا.

أعيننا عليكم أنتم وأمثالكم.

نحن نسجل كل ما تفعلونه وتكتبونه دون أن نخرج عن إطار القانون، وندوّن كل تجاوز تقومون به.

نبلغ عنكم النيابات العامة، وسنواصل ذلك.

وإن شئتم، فاعتبروا هذا النص بلاغًا جنائيًا رسميًا.

هذا المقال لا يقبله الضمير.
ولا يقبله العقل.
ولا تقبله الإنسانية.

ندينه.
نستنكره.
نعتبره وصمة عار.

نخجل من قلمكِ، ونخجل منكِ.

إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
14.03.2026 – أوسكودار