Oruç, Gıybet, Yalan, Haksızlık ve Hırsızlığa Bozulur da;Riyâ, Edepsizlik ve Haddi Aşmaya Bozulmaz mı?
(Bu yazı Mehmet Okuyan Beyin bir konuşmasına cevaben kaleme alınmıştır.)
Giriş: Oruç Neyi Tutar?
Oruç, İslâm’ın beş temel esasından biridir.¹ Ancak oruç yalnızca yeme ve içmeden uzak durmak değildir. Oruç; nefsin dizginlenmesi, dilin korunması, kalbin arınması ve insanın bütünüyle kulluk bilinci içine girmesidir.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı; umulur ki takvâya erersiniz.”²
Takvâ yalnızca aç kalmak değildir; gözün sakınması, dilin korunması, kalbin kibirden arınması ve nefsin geri çekilmesidir.
Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kim yalan sözü ve onunla amel etmeyi bırakmazsa, Allah’ın onun yemesini içmesini bırakmasına ihtiyacı yoktur.”³
Bu hadis, orucun yalnız bedenle değil; ahlâk ile tamamlandığını açıkça göstermektedir. Dil yalanla kirlenmiş, kalp riyâ ile dolmuş, üslup tahkirle sertleşmişse; bedenin açlığı ibadeti kurtarmaz.
Şu hâlde şu soru kaçınılmazdır:
Gıybet, yalan, haksız kazanç ve hırsızlık orucun sevabını yaralıyorsa; riyâkârlık, edepsizlik ve haddi aşma bundan nasıl ayrı tutulabilir?
I. Fıkıh ile Ahlâk Arasındaki Kopmaz Bağ
Fıkıh kitapları orucu bozan fiilleri ayrıntılı biçimde ele alır.⁴ Bunlar bedenle ilgili açık hâllerdir. Ancak ibadetin bir de ruhu vardır. Ahlâkî günahlar orucu şeklen bozmasa da ruhen zedeler; sevabını yakar, bereketini giderir.
Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem):
“Nice oruç tutan vardır ki orucundan kendisine kalan yalnızca açlık ve susuzluktur.”⁵
buyurmuştur.
Demek ki ibadet yalnız zahirle ayakta durmaz; bâtın ile kemale erer.
Oruç nefsi küçültme mektebidir.
Riyâ nefsi büyütme arzusudur.
Oruç dili tutma terbiyesidir.
Hakaret dili azdırma hâlidir.
Bu iki istikamet aynı kalpte uzun müddet barınamaz.
II. Riyâ: İbadetin Sessiz Yıkımı
Riyâ, amelin Allah için değil, insanlar için yapılmasıdır. İmam Gazâlî, riyâyı kalbin en gizli afetlerinden biri olarak zikreder.⁶ Kur’ân’da gösteriş için ibadet edenler ağır bir ikazla karşılaşmıştır.⁷
İbadet, nefsin parlatılması için bir araç hâline gelmişse; şeklen ayakta görünse de ruhen çökmüştür.
Din alkış zemini değildir.
İlim seyirlik bir gösteri değildir.
Söz ustalığı yaşanmadıkça hakikate hizmet etmez.
III. Edep, Hudut ve İlim Haysiyeti
İlim ehline karşı ölçüsüz dil kullanmak, yalnız bir şahsa değil; ilmin vakarına yönelmiş bir hafifliktir. İmam Nevevî, ilim ehlinin haysiyetinin korunmasını dinin muhafazasıyla birlikte zikreder.⁸
Eleştiri mümkündür; fakat ölçü ile. Usul bilmeden hüküm vermek, metreyi reddedip karışla ölçmeye benzer. Ölçü sabit olmazsa hakikat kayar.
Kendi birikimini mutlak ölçü hâline getirmek ilim değil; nefsin merkezde oluşudur. İslâm ilim geleneği ihtilâfı inkâr etmemiş; onu bir zenginlik olarak görmüştür.⁹
Haddi aşmak, ilmin değil; nefsin taşkınlığıdır.
Sonuç: Oruç Kalbi de Tutmalıdır
Oruç yalnız mideyi tutmaz; kalbi de tutmalıdır.
Yalnız susuz bırakmaz; dili de dizginlemelidir.
Yalnız aç bırakmaz; nefsi de geri çekmelidir.
Eğer bir kimse oruçlu iken başkalarının haysiyetini çiğniyor, kendini merkeze koyuyor, ilmi gösteriye dönüştürüyor ve mümin kardeşlerini tahkir ediyorsa; onun açlığı vardır, fakat orucunun ruhu yoktur.
Riyâ, edepsizlik ve haddi aşma; ibadeti şeklen değil belki, fakat ruhen yaralar. Yaralı bir ibadet ise kul ile Rabbi arasında perde olur.
Vicdan Muhasebesi
Belki de asıl soru şudur: Biz gerçekten aç mıyız, yoksa yalnızca aç kalıyor muyuz? Midemiz sustuğu hâlde nefsimiz konuşmaya devam ediyorsa; dilimiz susuz kaldığı hâlde kalbimiz kibirle kabarıyorsa; ibadetimiz Rabbimize yaklaşmak yerine bizi kendimize yaklaştırıyorsa, oruç hangi yarayı tedavi etmektedir? Kıyamet günü amel defteri açıldığında, oruçlarımız bizi arındıran bir nur mu olacak; yoksa içi boş bir mazeret mi? İşte orucun hakikati, bu sorulara vereceğimiz dürüst cevapta gizlidir.
Cenâb-ı Hak bizleri, orucu yalnız bedenle değil; kalp, edep ve takvâ ile tutan bahtiyar kullarından eylesin. Âmin.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
25 Şubat 2026 – Üsküdar
Dipnotlar:
¹ Buhârî, Îmân, 1.
² Bakara Sûresi, 2/183.
³ Buhârî, Savm, 8.
⁴ İbn Kudâme, el-Muğnî, III, 5 vd.
⁵ İbn Mâce, Sıyâm, 21.
⁶ İmam Gazâlî, İhyâü Ulûmi’d-Dîn, III, 296.
⁷ Mâûn Sûresi, 107/4–6.
⁸ İmam Nevevî, el-Mecmû‘, I, 24.
⁹ Süyûtî, el-Câmi‘u’s-Sağîr, II, 190.
ترجمة من التركية إلى العربية: 👇
أيفسد الصوم بالغيبة والكذب والظلم والسرقة؛
ولا يفسد بالرياء وسوء الأدب وتجاوز الحدّ؟
(كُتِبَ هذا النص ردًا على خطاب السيد محمد أوقويان.)
المقدّمة: ماذا يُمسِك الصوم؟
الصوم أحد أركان الإسلام الخمسة.¹ غير أنّه ليس مجرّد امتناع عن الطعام والشراب؛ بل هو كفٌّ للنفس، وصيانةٌ للسان، وتزكيةٌ للقلب، ودخولٌ بكليّة الإنسان في مقام العبودية.
قال الله تعالى:
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ﴾²
فالتقوى ليست جوعاً فحسب؛ بل هي غضّ البصر، وحفظ اللسان، وتطهير القلب من الكِبر، وردع النفس عن طغيانها.
وقال رسول الله ﷺ:
«مَن لم يَدَعْ قولَ الزورِ والعملَ به، فليس لله حاجةٌ في أن يدَع طعامَه وشرابَه».³
وهذا الحديث يدلّ دلالةً بيّنة على أنّ الصوم لا يكتمل بالجسد وحده، بل بالأخلاق كذلك. فإذا تلوّث اللسان بالكذب، وامتلأ القلب بالرياء، وخشن الأسلوب بالاستهانة بالناس؛ فإنّ جوع الجسد لا يُنقذ العبادة.
وهنا يبرز السؤال الذي لا مهرب منه:
إذا كانت الغيبة والكذب والكسب الحرام والسرقة تجرح ثواب الصوم؛ فكيف يُتصوَّر أن يُستثنى من ذلك الرياء وسوء الأدب وتجاوز الحدود؟
أولاً: الصلة التي لا تنفصم بين الفقه والأخلاق
تتناول كتب الفقه مفطّرات الصوم تفصيلاً.⁴ وهذه تتعلّق بأحوال ظاهرةٍ في الجسد. غير أنّ للعبادة روحاً كما لها صورة. فالمعاصي الخُلُقية قد لا تُبطل الصوم من جهة الحكم الظاهر، لكنها تُوهِنه من جهة روحه؛ فتُذهب أجره، وتُطفئ بركته.
قال رسول الله ﷺ:
«رُبَّ صائمٍ ليس له من صيامه إلا الجوع والعطش».⁵
فدلّ ذلك على أنّ العبادة لا تقوم بالظاهر وحده، بل تكمل بالباطن.
الصوم مدرسةٌ لتصغير النفس.
والرياء نزوعٌ إلى تعظيمها.
الصوم تهذيبٌ للسان.
والتحقير إطلاقٌ له في أذى الناس.
وهذان الاتجاهان لا يجتمعان طويلاً في قلبٍ واحد.
ثانياً: الرياء… الهدم الصامت للعبادة
الرياء هو أن يعمل المرء العمل لا لله، بل لنظر الناس وثنائهم. وقد عدَّه الإمام الغزالي من أخفى آفات القلوب وأدقّها.⁶ وقد توعّد القرآن الذين يُراؤون في عبادتهم بوعيدٍ شديد.⁷
فإذا تحوّلت العبادة إلى وسيلةٍ لتلميع النفس، فهي وإن قامت في الظاهر، قد انهارت في الباطن.
الدين ليس ميدان تصفيق.
والعلم ليس عرضاً يُتفرَّج عليه.
وفصاحة القول لا تخدم الحقّ ما لم تتحوّل إلى حالٍ يُعاش.
ثالثاً: الأدب والحدود وهيبة العلم
إنّ إطلاق اللسان بغير ميزانٍ في حقّ أهل العلم ليس إساءةً إلى شخصٍ فحسب، بل هو انتقاصٌ من هيبة العلم ذاته. وقد ذكر الإمام النووي صيانةَ مكانة أهل العلم ضمن حفظ الدين.⁸
النقد ممكن؛ ولكن بضوابط.
ومن حكم بغير معرفةٍ بالأصول، فكأنّه يقيس براحته وقد ترك المِعيار.
وإذا لم تثبت المقاييس، اضطربت الحقائق.
وجعل المرء نفسَه ميزاناً مطلقاً ليس علماً، بل تمركزاً حول الذات. وقد أقرّ التراث العلمي في الإسلام بالاختلاف، وعدَّه سعةً لا نقيصة.⁹
وتجاوز الحدّ ليس من سمات العلم، بل من طغيان النفس.
الخاتمة: الصوم ينبغي أن يُمسِكَ القلب
الصوم لا يُمسك المعدة وحدها؛ بل ينبغي أن يُمسكَ القلب.
ولا يمنع الماء فحسب؛ بل يكفّ اللسان.
ولا يترك الطعام فقط؛ بل يُرجِع النفس إلى حجمها.
فإن كان المرء صائماً وهو ينال من أعراض الناس، ويجعل نفسه مركزاً، ويحوّل العلم إلى مشهد استعراض، ويزدري إخوانه المؤمنين؛ فله جوعٌ، ولكن ليس له روح الصوم.
إنّ الرياء وسوء الأدب وتجاوز الحدّ قد لا تُبطل الصوم صورةً، لكنها تجرحه روحاً. والعبادة الجريحة قد تصير حجاباً بين العبد وربّه.
محاسبة الضمير
لعلّ السؤال الأصدق هو: أَنحن جائعون حقّاً، أم إنّنا نكتفي بالبقاء بلا طعام؟ إذا سكتت المعدة وبقيت النفس تتكلّم، وإذا ظمئ الجسد وانتفخ القلب كبراً، وإذا قرّبتنا العبادة من ذواتنا بدل أن تقرّبنا من ربّنا؛ فأيّ جرحٍ يعالجه صومُنا؟ يوم تُفتح صحائف الأعمال، أَيكون صومنا نوراً يزكّينا، أم عذراً أجوفَ لا وزن له؟ إنّ حقيقة الصوم كامنةٌ في الجواب الصادق عن هذه الأسئلة.
نسأل الله تعالى أن يجعلنا ممّن يصومون بالجسد والقلب معاً، وأن يرزقنا الأدب والتقوى، وأن يتقبّل منّا. آمين.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
25 فبراير 2026 – أوسكودار
الهوامش:
¹ صحيح البخاري، كتاب الإيمان، ١.
² سورة البقرة، ٢/١٨٣.
³ صحيح البخاري، كتاب الصوم، ٨.
⁴ ابن قدامة، المغني، ج٣، ص٥ وما بعدها.
⁵ سنن ابن ماجه، كتاب الصيام، ٢١.
⁶ الإمام الغزالي، إحياء علوم الدين، ج٣، ص٢٩٦.
⁷ سورة الماعون، ١٠٧/٤–٦.
⁸ الإمام النووي، المجموع، ج١، ص٢٤.
⁹ السيوطي، الجامع الصغير، ج٢، ص١٩٠.