Merhametli Adil Gücün Denge Sağlayan Kudreti Mazlumların Umuduydu
Osmanlı’nın Merhamet ve Adalet Eli: Mazlumlara Sığınak, İnsanlığa Umut Oldu
Osmanlı Devleti, yalnızca geniş topraklara hükmeden siyasî bir kudret değildi.
O, zulme uğrayanların kucağı, ümitsizlerin nuru idi.
Adaletle kuşanmış merhamet, merhametle yoğrulmuş adalet onun tahtının iki direğiydi.
Altı asır boyunca tarih sahnesinde kalmasının sırrı da budur:
Eli her mazluma uzanır, din, ırk ve kıta ayırt etmezdi.
Denizleri Aşan Rahmet: İrlanda’nın Kara Açlığına El Uzatmak
Kara Açlık yılları (1845–1852) İrlanda’yı yuttu:
Bir milyon can toprağa düştü, bir milyon insan yurdundan oldu.
Sultan Abdülmecid, kalbiyle yardım eden tek hükümdardı.
Gemiler buğday ve arpa yüklü olarak yola çıktı; şahsî hazinesinden bin sterlin -Osmanlı altınıyla on bin lira- bağışladı.
İngilizlerin, “Kraliçe Victoria’yı gölgelemesin” itirazını hiçe saydı.¹
Drogheda: Hilâl Arması, Yaşayan Şahit
Drogheda’da hâlâ ay-yıldız kalkanı şehri süsler; o kurtuluşun nişanı olarak.
Drogheda United futbolcuları formalarında hilâli taşır; okyanusları aşan Osmanlı elinin, ölümü ecele bırakmadan ruhları kurtardığının canlı şahidi.⁸
Rahmet Gemileri: Endülüs’ün Onurunu Kurtarmak
1492’de Granada düştü; camiler yakıldı, Müslümanlar ya vaftize zorlandı ya sürgüne.
Binlerce aile sahillere yığıldı; açlık, boğulma, diri diri yanma tehdidiyle.
II. Bayezid: Fethetmeyen, Kurtaran Sultan
Feryat İstanbul’a ulaştı. II. Bayezid donanmayı seferber etti; fetih için değil, rahmet için.
Kemal Reis komutasındaki gemiler Akdeniz’i aştı;
on binlerce Müslümanı Selanik, İzmir, Vahran ve Trablus’a taşıdı. Sultan onlara verimli toprak, güvenli yuva, şerefli meslek verdi.
Küllerinden yeni bir hayat kurdu.³-⁴
“Endülüs yıkıldı; fakat Osmanlı gemileri insanlığın şerefini kurtardı.”
Sığınak Limanı: Sürgün Yahudilere Açık Kapı
Aynı yıl Ferdinand ile İsabella, vahşi fermanlarını yayımladı:
İki yüz bin Sefarad Yahudisi ya din değiştirecek ya vatanını terk edecekti.
Avrupa “Yahudi vebası” korkusuyla kapılarını kapattı; limanlarda açlık, hastalık, ölüm bekliyordu.
II. Bayezid Osmanlı limanlarını açtı.
İstanbul, Selanik, Bursa, İzmir Yahudilere kucak oldu; yalnız barınak değil, yeniden haysiyet verildi.
“Ferdinand’a şaşıyorum; kendi ülkesini fakirleştiriyor, bizimkini zenginleştiriyor.”
II. Bayezid⁶
Sefaradlar kısa sürede saray hekimleri, ipek tüccarları, tabiat âlimleri oldular.
1493’te İstanbul’da ilk İbrani matbaasını kurdular;
Avrupa’nın asırlarca bilmediği hoşgörünün canlı vesikası.⁵-⁷
II. Abdülhamid’in Rahmeti: Zorluklarda Adalet Köprüleri
II. Abdülhamid devri (1876–1909) fırtınalarla dolu olsa da Osmanlı rahmeti sınırları aştı, insanlığa dokundu.
Hicaz Demiryolu: Haremeyn’e Uzanan Rahmet Hattı
1900’de Hicaz Demiryolu’nu emretti;
gayesi askerî değil, hac yolunu emniyete almak, Müslümanları korumaktı.
Şam’dan Medine’ye uzanan hat, çöldeki açlık, susuzluk ve eşkıya belâsını bitirdi.
Dünya Müslümanlarının bağışlarıyla yapıldı;
İslâm birliğinin ve insanî rahmetin sembolü oldu.⁹
Dârü’l-Eytâm: Ayrım Gözetmeyen Şefkat
1895’te İstanbul’da Dârü’l-Eytâm kuruldu:
hastane, cami, atölye, barınak…
Fakir, yetim, yaşlı -her dinden, her ırktan-
binlerce muhtaç insanca bir hayat buldu.
Modern sosyal refahın erken nüvesiydi.¹⁰
Uzaklara Uzanan El: Hinckley Yangını
1894’te Minnesota’da Great Hinckley Fire şehirleri yaktı, yüzlerce can aldı.
Sultan Abdülhamid vakit kaybetmeden yardım gönderdi; coğrafya tanımayan Osmanlı rahmetinin çarpıcı bir örneği.¹¹
Çağdaş Diplomaside Rahmetin Yankısı
Kasım 2025’te Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen, Hakan Fidan’a tarihî bir kitap sunarken şöyle dedi:
“Rus İmparatorluğu’nun saygı duyduğu tek güç Osmanlı Devleti idi.”²
Bu, yalnızca bir diplomatik nezaket sözü değil;
adalet ve merhamet mirasının, çağlar ötesinden bugüne uzanan bir tanıklığıydı.
Sonsöz: Her Mazlumda Yeniden Doğan Miras
Endülüs’ün kanlı sahillerinden İrlanda’nın kurak tarlalarına, İspanya’nın kapalı limanlarından İstanbul’un açık kapılarına, Amerika yangınlarından Hicaz’ın güvenli yollarına… Devlet-i Âliyye yalnızca toprak değil, insan onurunu korudu. En karanlık anda ruha nabız verdi.
Bugün Gazze, Sudan, Rohingya, Uygur mazlumları Türkiye’ye sığındığında, aynı rahmet gemilerinin gölgesini arar; Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan bin yıllık adalet ve merhamet zincirinin halkasını bulur.
Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan bin yıllık adalet ve merhamet mirasının son varisi olarak, başka bir millet biliyor musunuz?
“Mazlumun duası Osmanlı sancağı altında gölgesini bulur, adalet huzurunda kabul olurdu…”
Ve böylece Osmanlı adaleti, mazlumun ufkuna serin bir gölge düşürür;
merhamet, susamış yüreklere su gibi işler;
insanlık, kalplerin sessiz köşelerinde yeniden doğar.
Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
Tarih: 6 Kasım 2025
Dipnotlar
1. David Nicol, The Ottoman Aid and the Irish Famine, London, 2005, s. 23-27.
2. The Moment When Minister Fidan’s Chest Swelled with Pride!, Haberler.com, 05.11.2025.
3. Halil İnalcık, Devlet-i Âliyye, Cilt I, İstanbul, 2012, s. 142-146.
4. Fernand Braudel, Akdeniz ve Dünyası, İstanbul, 1998, s. 237-240.
5. Cecil Roth, The History of the Jews in the Ottoman Empire, New York, 1962, s. 85-90.
6. Bernard Lewis, The Jews of Islam, Princeton University, 1984, s. 145-150.
7. Aynı eser, s. 148.
8. John O’Beirne Ranelagh, A Short History of Ireland, Cambridge, 1994, s. 198-200.
9. William Ochsenreiter, The Hejaz Railway: Abdulhamid’s Vision, London, 2008, s. 45-52.
10. Selim Deringil, Abdülhamid II: Sultan and Reforms, İstanbul, 2010, s. 210-215.
11. Islamic Vox, Humanitarian Aid to the West: Abdulhamid’s Relief to America, 2020 (çevrim içi kaynak).
ترجمة من التركية إلى العربية:👇
العدلُ والرَّحمةُ العثمانيَّة: مَلاذُ المظلومين وأمَلُ الشعوب
لم تكنِ الدَّولةُ العثمانيَّةُ العليَّةُ مجرَّدَ قوَّةٍ سياسيَّةٍ تُسيطرُ على أراضٍ شاسعةٍ، بل كانت حِضنًا آمنًا للمضطهدين، وشُعاعَ أملٍ يخترقُ ظلماتَ القهرِ واليأس.
إنَّ العدلَ والرَّحمةَ كانا عِمادَ قوَّتِها، وسِرَّ بقائِها ستَّةَ قرونٍ في قلبِ التاريخ؛ حيثُ امتدَّت يدُها الرَّحيمةُ إلى كلِّ مظلومٍ، دونَ تمييزٍ بينَ دينٍ أو عِرقٍ أو قارَّةٍ.
رحمةٌ تمتدُّ عبرَ البحار: إغاثةُ أيرلندا في المجاعةِ الكبرى
في أعوامِ الجوعِ الأسود (1845–1852)، حينَ ابتلعتِ المجاعةُ أرواحَ مليونِ أيرلنديٍّ وشَرَّدتْ مثلَهم، لم يكنِ السلطانُ عبدُ المجيدِ أوَّلَ من مدَّ يدَ العَونِ فحسب، بل كانَ الوحيدَ الذي فعلَ ذلك بقلبٍ مفتوحٍ.
أرسلَ سفنًا محمَّلةً بالقمحِ والشَّعير، وتبرَّعَ بألفِ جنيهٍ إسترلينيٍّ من مالِه الخاصِّ -مبلغٍ يُعادِلُ عشرةَ آلافِ ليرةٍ ذهبيَّةٍ عثمانيَّة- متجاوزًا اعتراضاتِ البريطانيينَ الذينَ خَشُوا أن يفوقَ تبرُّعُهُ تبرُّعَ ملكتِهم فيكتوريا¹.
دروهِيدا: شعارُ الهلالِ شاهدُ الرحمة
في مدينةِ دروهِيدا الأيرلنديَّة، لا يزالُ شعارُ الهلالِ والنَّجمةِ يُزيِّنُ دِرعَ المدينةِ تكريمًا لذلكَ الإنقاذ، ويُروى أنَّ لاعبي نادي دروهِيدا يونايتد يرتدون الهلالَ على قمصانِهم حتَّى اليوم، شاهدًا حيًّا على يدٍ عثمانيَّةٍ امتدَّت عبرَ المحيطاتِ لتنتشلَ أرواحًا من براثنِ الموت⁸.
سفنُ الرحمةِ تُنقذُ كرامةَ الأندلس
عامَ 1492، سقطت غرناطةُ آخرُ معاقلِ الإسلامِ في الأندلس، وأُحرِقتِ المساجد، وأُجبِرَ المسلمونَ على التَّنصُّرِ أو الرَّحيلِ تحتَ سياطِ التَّعذيب. آلافُ الأُسَرِ تكدَّست على الشَّواطئ، تُواجِهُ الموتَ جوعًا أو غرقًا أو حرقًا حيًّا.
بايزيدُ الثاني: سلطانٌ لا يَغزو بل يُنقِذ
سمعَ السلطانُ بايزيدُ الثاني النِّداءَ الإنسانيَّ، فأمَرَ بتحريكِ الأسطولِ لا للغزو، بل لإنقاذٍ إنسانيٍّ عظيمٍ.
تحتَ قيادةِ الأميرال كمال ريس، عبرتِ السُّفنُ العثمانيَّةُ البحرَ الأبيضَ المتوسِّط، ونقلت عشراتِ الآلافِ من المسلمين إلى سالونيك وإزمير ووهران وطرابلس.
وفَّر لهم السلطانُ أرضًا خصبةً، وبيوتًا آمنةً، ومِهَنًا كريمةً، فأعاد بناءَ حياةٍ من رمادِ الاضطهاد، محوِّلًا اليأسَ إلى أملٍ جديد³-⁴.
«سقطتِ الأندلس، لكن سفنَ العثمانيين أنقذت كرامةَ الإنسانيَّة، وأعادت للرُّوحِ نَبضَها.»
أبوابٌ مفتوحةٌ لليهودِ المطرودين
في العامِ نفسه 1492، أصدر فرديناند وإيزابيلا مرسومَ الطردِ الوحشيّ، فهُجِّرَ مئتا ألفِ يهوديٍّ إسبانيٍّ (السفارديم)، ورفضت أوروبا استقبالَهم خوفًا من “الوباءِ اليهوديّ”.
واجهوا المجاعةَ والأمراضَ في الموانئِ المغلقة، حتَّى فتحت الدولةُ العثمانيَّةُ العليَّةُ أبوابَها الرَّحبة.
استقبلَ بايزيدُ الثاني المهاجرينَ في إسطنبول وسالونيك وبورصة وإزمير، ومنحَهم حرِّيَّةَ العبادةِ والتجارةِ دونَ قيودٍ.
سرعان ما أصبحوا أطبَّاءَ البلاطِ العثمانيِّ، وتُجَّارَ الحريرِ العالميِّين، وعلماءَ الطَّبيعةِ البارزين.
وقال السلطانُ مخاطبًا سفيرَه في إسبانيا:
«أتسمُّونَ هذا طردًا؟ إنَّهُ إفقارٌ لإسبانيا، وإغناءٌ لنا، فاليهودُ يحملونَ معهم العلمَ والتجارةَ كَنزًا لا يَفنى.»⁶
ساهمَ اليهودُ السفارديم في ازدهارِ الدولةِ العثمانيَّة، وأسسوا أوَّلَ مطبعةٍ عبريَّةٍ في إسطنبول عام 1493، دليلًا على تسامحٍ حضاريٍّ لم تعرفْهُ أوروبا قرونًا طويلة⁵-⁷.
رحمةُ السلطان عبد الحميد الثاني: جُسورُ العدلِ في عصرِ التحدِّيات
في عهدِ السلطان عبد الحميد الثاني (1876–1909)، الذي شهدَ صراعاتٍ داخليَّةً وخارجيَّةً، استمرَّ إرثُ الرَّحمةِ العثمانيَّةِ يتجلَّى في أعمالٍ إنسانيَّةٍ تجاوزتِ الحدود.
الحجاز: سِكَّةُ الرحمةِ إلى الحرمين
أمَرَ السلطانُ ببناءِ خطِّ سِكَّةِ حديدِ الحجاز عامَ 1900، ليس لأغراضٍ عسكريَّةٍ فحسب، بل لتسهيلِ حجِّ المسلمين إلى مكَّة والمدينة.
امتدَّ الخطُّ من دمشقَ إلى المدينةِ المنوَّرة، مُقلِّلًا من مخاطرِ الطُّرقِ البريَّةِ الوعرةِ التي كانت تودي بحياةِ آلافِ الحُجَّاج سنويًّا بسببِ الجوعِ والعطشِ واللصوص.
جُمِعَ التمويلُ من تبرُّعاتِ المسلمين حولَ العالم، فكانَ الخطُّ رَمزًا للوحدةِ الإسلاميَّةِ والرَّحمةِ الإنسانيَّة، إذ أنقذَ أرواحًا وأعادَ للحجِّ قُدسيَّتَه الآمنة⁹.
دارُ الأيتام: رعايةٌ بلا تمييز
أسَّس السلطانُ كذلك دارَ الأيتامِ والعجزةِ في إسطنبول عام 1895، وهو مجمَّعٌ اجتماعيٌّ ضخمٌ يضمُّ مستشفياتٍ ومساجدَ وورشَ عملٍ، ليُوفِّرَ الرعايةَ للفقراءِ والأيتامِ والعجزةِ من جميعِ الأديانِ والأعراقِ.
كان هذا المشروعُ نموذجًا مبكِّرًا للرعايةِ الاجتماعيَّةِ الحديثة، حيثُ عاش فيه آلافُ المحتاجينَ حياةً كريمةً، بعيدًا عن قسوةِ الشوارع¹⁰.
وفي عام 1894، عندما اجتاح حريقُ هينكلي العظيم (Great Hinckley Fire) ولايةَ مينيسوتا الأمريكيَّة، مُحرِقًا مدنًا بأكملِها ومُودِيًا بحياةِ مئاتٍ، أرسلَ عبد الحميد مساعداتٍ ماليَّةً وإغاثيَّةً فوريَّةً إلى المتضرِّرين، متجاوزًا المسافاتِ الشاسعةَ ليمدَّ يدَ العونِ إلى شعبٍ بعيدٍ، في دليلٍ على أنَّ الرَّحمةَ العثمانيَّةَ لا تعرفُ حدودًا جغرافيَّة¹¹.
صدى الرحمةِ في الدبلوماسيَّةِ المعاصرة
في نوفمبر 2025، أهدت وزيرةُ خارجيَّةِ فنلندا إلينا فالتونن كتابًا تاريخيًّا إلى حاقان فيدان، وقالت:
«القوَّةُ الوحيدةُ التي كانت تحترمُها الإمبراطوريَّةُ الروسيَّةُ كانت الدولةَ العثمانيَّة.»²
كلماتٌ ليست مجاملةً دبلوماسيَّةً فحسب، بل اعترافٌ عميقٌ بإرثٍ يتجاوزُ الحدودَ والأديانَ، ويربطُ الماضي بالحاضرِ في سلسلةٍ من العدلِ الخالد.
خاتمة: إرثٌ يتجدَّدُ في كلِّ مظلوم
من شواطئِ الأندلسِ الداميةِ إلى حقولِ أيرلندا اليابسة،
ومن موانئِ إسبانيا المغلقةِ إلى أبوابِ إسطنبول المفتوحة،
ومن حرائقِ أمريكا إلى طُرُقِ الحجازِ الآمنة…
إنَّ الدولةَ العثمانيَّةَ العليَّةَ لم تحمِ أراضيَ فحسب، بل حفظت كرامةَ الإنسانِ، وأعادت للرُّوحِ نبضَها في أحلكِ الظروف.
وهكذا، فإنَّ سطورَ التاريخِ لا تزالُ تنبضُ بالرَّحمة، واليومَ حينَ يلتجئُ مظلومو غزَّةَ والسودانِ والروهينغا والأويغور إلى تركيا، فإنَّما يتَّبِعونَ ظلالَ سُفنِ الرحمةِ نفسِها، ويجدونَ فيها امتدادًا لإرثٍ يمتدُّ من السلاجقةِ إلى العثمانيين.
هَلْ تَعْرِفُونَ أُمَّةً أُخْرَى وَرِثَتْ أَلْفَ عَامٍ مِنَ العَدْلِ وَالرَّحْمَةِ، مِنَ السَّلَاجِقَةِ إِلَى العُثْمَانِيِّينَ؟
«كانَ دعاءُ المظلومِ يجدُ ظلَّهُ تحتَ رايةِ العثمانيين، ويُستجابُ في حضرةِ عدلِهم…»
وهكذا ظلَّ ظلُّ العدالةِ العثمانيَّةِ ممتدًّا، يرحمُ الملهوفَ، ويُحيي في القلوبِ معنى الإنسانيَّة.
إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
التاريخ: 6 نوفمبر 2025 – OF
المراجع
¹ ديفيد نيكول، الدولة العثمانية وإغاثة المجاعة الأيرلندية، لندن: 2005، ص. 23-27.
² “The Moment When Minister Fidan’s Chest Swelled with Pride!”، Haberler.com، 05.11.2025.
³ خليل إينالجك، دولتي عليّه، الجزء الأول، إسطنبول: 2012، ص. 142-146.
⁴ فيرناند بروديل، البحر الأبيض المتوسط وعالمه، إسطنبول: 1998، ص. 237-240.
⁵ سيسيل روث، تاريخ اليهود في الدولة العثمانية، نيويورك: 1962، ص. 85-90.
⁶ برنارد لويس، يهود الإسلام، جامعة برينستون: 1984، ص. 145-150.
⁷ المرجع السابق، ص. 148.
⁸ جون أُوبيرن رانيلَاخ، تاريخ مختصر لأيرلندا، كامبريدج: 1994، ص. 198-200.
⁹ وليام أوكسنر، سكة حديد الحجاز: مشروع عبد الحميد الثاني، لندن: 2008، ص. 45-52.
¹⁰ سليم ديرينغيل، عبد الحميد الثاني: السلطان والإصلاحات، إسطنبول: 2010، ص. 210-215.
¹¹ إسلاميك فوكس، الإغاثة الإنسانية للغرب: مساعدات عبد الحميد لأمريكا، 2020، (موقع إلكتروني).