Hilafet Meselesinin Tarihî Mahiyeti Üzerine Bir İnceleme

(Etkisizlik İddiasının Kaynakları ve Siyasî Arka Planı)

Özet

Hilâfet kurumu, son iki asırda İslâm dünyasının yaşadığı çözülme sürecinde yalnızca zayıflamış bir müessese olarak değil, doğrudan hedef alınmış bir birlik ve temsil makamı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, hilâfetin “etkisiz kaldığı” yönündeki iddiaları, Birinci Dünya Harbi şartları, İngiliz ve Siyonist siyasetinin yönlendirici etkisi, İttihatçı kadroların tutumu ve Cemal Paşa’nın Suriye’deki uygulamalarının nasıl kullanıldığı bağlamında ele almaktadır. Çalışmada, hilâfetin fiilî tesir kaybının, kurumun mahiyetinden ziyade sistemli biçimde kuşatılması ve itibarsızlaştırılmasıyla irtibatlı olduğu ortaya konulmaktadır.¹

Giriş

Hilâfet meselesi, çoğu zaman tarihî bağlamından koparılarak, yalnızca “başarı” yahut “başarısızlık” ölçüsü üzerinden tartışılmaktadır. Oysa bir müessesenin tesiri, yalnızca kendi iç yapısıyla değil; maruz kaldığı haricî müdahaleler, içten yürütülen tasfiye süreçleri ve dönemin güç dengeleriyle birlikte değerlendirilmelidir. Hilâfet de bu çerçevede ele alınmadıkça, yapılan değerlendirmeler kaçınılmaz olarak eksik ve yönlendirilmiş olacaktır.²

I. 1914 Cihad Çağrısı ve Bilinçli Sabotaj

Osmanlı Halifesi Sultan V. Mehmed Reşad Han tarafından 14 Kasım 1914’te ilan edilen cihad çağrısı, Osmanlı Devleti’nin savaş şartları içinde İslâm dünyasına yönelttiği en kapsamlı birlik davetidir. Bu çağrının beklenen ölçüde karşılık bulamaması, sıklıkla hilâfetin nüfuz kaybına delil olarak sunulmaktadır.³

Hâlbuki aynı dönemde İngiltere, uzun yıllardır İslâm coğrafyasında tesis ettiği idarî ve istihbarî ağlar vasıtasıyla hilâfetin etkisini kırmaya yönelik faaliyetler yürütmekteydi. Siyonist çevreler ise, Osmanlı Devleti’nin ve hilâfetin mevcudiyetini, Filistin merkezli projeleri açısından temel bir engel olarak görmekteydi. İttihatçı kadroların bir kısmı da, saltanat ve hilâfeti yeni düzenin önünde bir engel olarak telakki etmekteydi. Bu üç hattın kesiştiği nokta, hilâfetin zayıflatılması olmuştur.

II. Cemal Paşa’nın Suriye Uygulamaları ve Kışkırtma Faaliyetleri

Birinci Dünya Harbi esnasında Cemal Paşa’nın Suriye’de yürüttüğü sert idare tarzı, yalnızca askerî bir tercih olarak kalmamış; İngilizler tarafından bilinçli biçimde propaganda malzemesine dönüştürülmüştür. İngiliz idaresi, bir yandan bu sertliği örtülü biçimde teşvik etmiş, diğer yandan Müslüman halklara “Osmanlı zulmü” anlatısını yayarak hilâfete karşı güvensizlik oluşturmuştur.

Bu durum, hilâfetin halk nezdindeki itibarını zedelemeye dönük planlı bir siyasetin parçasıdır. Böyle bir kuşatma altında kalan bir makamın, beklenen ölçüde tesir icra edememesi, kurumun gereksizliğine değil; bilakis hedef alındığına işaret eder.

III. Hint Müslümanları Meselesinin Yanlış Çerçevelenmesi

Hint Müslümanlarının bir kısmının İngiliz ordusunda yer alması, sıklıkla hilâfetin etkisizliğine delil olarak sunulmaktadır. Ancak Hindistan, o dönemde doğrudan İngiliz idaresi altındadır. Müslüman halk, ağır baskı altında yaşamakta ve hilâfetin çağrısına uymanın bedelini doğrudan hayatlarıyla ödemek zorunda bırakılmaktadır.

Bu şartlar altında verilen mecburî tutumları, hilâfetin hükmünün bulunmadığı şeklinde yorumlamak, sömürge düzeninin mahiyetini görmezden gelmek olur.

IV. “Etkisizlik” Söyleminin Kaynağı ve Dil Meselesi

Hilâfetin kaldırılması sürecinde kullanılan gerekçeler dikkatle incelendiğinde, bu dilin büyük ölçüde İngiliz siyaset metinleriyle örtüştüğü görülür. “İşe yaramıyor”, “birlik kuramadı”, “zamanını doldurdu” gibi ifadeler, Batılı merkezlerde üretilmiş argümanlardır.

Bu noktada Papalık örneği dikkat çekicidir. Papalık, fiilî bir askerî güce sahip olmamasına rağmen, dünya çapında bir temsil makamı olarak varlığını sürdürmektedir. Kimse Papalık için “etkili mi değil mi” tartışması yürütmemektedir. Bu durum, temsilin her zaman maddî kudretle ölçülmediğini açıkça göstermektedir.

Sembolik dahi olsa, dünya Müslümanlarının birliğini temsil eden bir makamın kime ne zarar verebileceği sorusu, bu bağlamda meşru ve yerindedir.

V. Hilâfet Aleyhinde Israrın Anlamı

Hilâfet fiilen ortadan kaldırılmış olmasına rağmen, aradan geçen uzun zamana rağmen bu müessese aleyhinde konuşma ihtiyacının sürmesi, ilmî bir zorunluluktan ziyade zihnî bir yönelişe işaret etmektedir. Bu ısrar, ya tarihî arka planın bilinmemesinden ya da hâkim güçlerin ürettiği söylemin sorgulanmadan tekrar edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Sonuç

Hilâfet, ne bir güç makinesi ne de tarih dışı bir kalıntıdır. O, İslâm dünyasının müşterek hafızasında yer etmiş bir birlik ve temsil makamıdır. Bu makamın tesirini kırmak için yürütülen faaliyetler hesaba katılmadan yapılan “etkisizlik” değerlendirmeleri, ilmî olmaktan ziyade yönlendirilmiş bir dilin tekrarından ibarettir.

Hilâfet meselesi, ancak sonuçlara değil; o sonuçları doğuran şartlara bakılarak anlaşılabilir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
2 Ocak 2026 – Üsküdar

Dipnotlar:

  1. BOA, İrade-i Harbiye Evrakı, 1914; ayrıca bkz. Stanford J. Shaw, The Ottoman Empire in World War I, Ankara, 2006.
  2. İlber Ortaylı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, İstanbul, 2011.
  3. BOA, İrade-i Harbiye Evrakı, 1914.
  4. David Fromkin, A Peace to End All Peace, New York, 1989.
  5. Eugene Rogan, The Fall of the Ottomans, New York, 2015.
  6. Yasmin Khan, India at War, Oxford, 2015.
  7. TBMM Zabıt Ceridesi, 2. Dönem, 3 Mart 1924 tarihli oturumlar.
  8. Feroz Ahmad, İttihatçılıktan Kemalizme, Kaynak Yayınları.

ترجمة من التركية إلى العربية: 👇

الخلافة في سياقها التاريخي

دراسة في دعوى عدم التأثير وخلفياتها السياسية

الملخص

لم تكن الخلافة، في مسار القرنين الأخيرين من تاريخ العالم الإسلامي، مجرد مؤسسة ضعفت بفعل التحولات والظروف، بل كانت موضع استهداف مباشر بوصفها مقاماً جامعاً للوحدة والتمثيل العام للمسلمين. تتناول هذه الدراسة دعوى «عدم تأثير الخلافة» في ضوء ظروف الحرب العالمية الأولى، ودور السياسة البريطانية والحركة الصهيونية في توجيه مجريات الأحداث، وموقف بعض كوادر جمعية الاتحاد والترقي، وكيفية توظيف ممارسات جمال باشا في بلاد الشام للإضرار بمكانة الدولة العثمانية والخلافة. وتخلص الدراسة إلى أن تراجع الأثر العملي للخلافة لا يعود إلى ماهية هذه المؤسسة، بل إلى تطويقها بصورة منهجية وتقويض مكانتها عمداً.¹

المقدمة

غالباً ما تُطرح مسألة الخلافة بمعزل عن سياقها التاريخي، وتُختزل في معيار «النجاح» أو «الإخفاق». غير أن أثر أي مؤسسة لا يُقاس ببنيتها الداخلية وحدها، بل يتحدد أيضاً بحجم التدخلات الخارجية التي تعرضت لها، وبالسياسات التي مورست لإضعافها من الداخل، وبموازين القوى السائدة في عصرها. ومن دون مراعاة هذه العناصر مجتمعة، تبقى أي قراءة لمسألة الخلافة قراءة ناقصة وموجَّهة.²

أولاً: نداء الجهاد سنة 1914 والتخريب المتعمد

يُعد إعلان الجهاد الذي أصدره الخليفة العثماني السلطان محمد الخامس رشاد في الرابع عشر من تشرين الثاني/نوفمبر سنة 1914 حدثاً تاريخياً ثابتاً في الوثائق العثمانية. وقد شكّل هذا النداء أوسع دعوة رسمية وُجهت إلى المسلمين للوقوف صفاً واحداً في ظل ظروف الحرب العالمية الأولى.³

غير أن عدم تحقق الاستجابة المرجوة لهذا النداء استُخدم لاحقاً دليلاً على ضعف نفوذ الخلافة. بيد أن هذا التفسير يغفل حقيقة أن بريطانيا كانت قد أنشأت، قبل ذلك بسنوات، شبكات واسعة من الإدارة والاستخبارات في مختلف أرجاء العالم الإسلامي، وعملت بصورة منهجية على تحجيم أثر الخلافة وفصل الشعوب المسلمة عنها. كما رأت الأوساط الصهيونية في استمرار الدولة العثمانية والخلافة عقبة كبرى أمام مشاريعها، ولا سيما في فلسطين. وفي الوقت نفسه، نظر بعض قادة الاتحاد والترقي إلى السلطنة والخلافة بوصفهما عائقاً أمام النظام الجديد الذي سعوا إلى تأسيسه. وقد التقت مصالح هذه الأطراف جميعاً عند هدف إضعاف الخلافة.⁴

ثانياً: ممارسات جمال باشا في الشام ودورها في التحريض

لم تبقَ الإجراءات القاسية التي انتهجها جمال باشا في بلاد الشام خلال الحرب العالمية الأولى في إطار التدبير العسكري فحسب، بل جرى توظيفها دعائياً من قبل البريطانيين على نحو مقصود. فمن جهة، شُجِّعت هذه السياسات بصورة غير مباشرة، ومن جهة أخرى، نُشرت روايات «الظلم العثماني» بين المسلمين لإثارة السخط وتقويض الثقة بالدولة العثمانية والخلافة.⁵

ويُظهر هذا المسار أن تراجع مكانة الخلافة لدى بعض الشعوب لم يكن أمراً عفوياً أو ناتجاً عن قصور ذاتي، بل نتيجة سياسة مدروسة هدفت إلى عزلها عن محيطها الإسلامي. ومن ثم، فإن عجز مؤسسة محاصَرة على هذا النحو عن إحداث الأثر المنشود لا يدل على عدم ضرورتها، بل على كونها مستهدفة بصورة مباشرة.

ثالثاً: إساءة قراءة موقف مسلمي الهند

كثيراً ما يُستشهد بمشاركة بعض مسلمي الهند في صفوف الجيش البريطاني دليلاً على عدم تأثير الخلافة. غير أن الهند كانت آنذاك خاضعة بصورة مباشرة للسيطرة البريطانية، وكان المسلمون يعيشون تحت ضغط شديد، بحيث إن الاستجابة لنداء الخلافة كانت تعني تعريض حياتهم وأرزاقهم لعقوبات قاسية وخطر مباشر.⁶

وعليه، فإن تفسير مواقف فُرضت على جماعات خاضعة للاستعمار على أنها دليل على سقوط هيبة الخلافة يُعد إغفالاً لطبيعة النظام الاستعماري ذاته، وتجاهلاً للظروف القسرية التي حكمت سلوك تلك الجماعات.

رابعاً: خطاب «عدم التأثير» ومصدره السياسي

عند فحص المبررات التي سيقت لإلغاء الخلافة، يتبين أن لغتها ومفاهيمها تتقاطع إلى حد بعيد مع الخطاب السياسي البريطاني في تلك المرحلة. فعبارات من قبيل «لم تعد مجدية»، و«لم تُنشئ وحدة»، و«تجاوزها الزمن» هي صيغ مألوفة في الأدبيات الغربية التي سعت إلى نزع المشروعية عن الخلافة.⁴

وفي هذا السياق، تبرز مقارنة بابوية روما بوصفها مثالاً دالاً. فرغم افتقارها إلى أي قوة عسكرية أو نفوذ سياسي مباشر، ما زالت تمثل مقاماً رمزياً عالمياً، ولا يدور نقاش جاد حول «فعاليتها» أو «عدمها». ويؤكد هذا المثال أن التمثيل لا يُقاس دائماً بالقوة المادية.

خامساً: دلالة الإصرار على معاداة الخلافة

إن استمرار الخطاب المعادي للخلافة، على الرغم من مرور ما يقارب قرناً كاملاً على إلغائها، لا يعكس ضرورة علمية بقدر ما يدل على توجه ذهني معين. وهذا الإصرار إما نابع من جهل بالخلفية التاريخية المعقدة للمسألة، أو من ترديد غير ناقد للخطاب الذي صاغته القوى المهيمنة.⁷

وفي كلتا الحالتين، لا يمكن اعتبار هذا المسلك منسجماً مع مقتضيات البحث العلمي الرصين.

الخاتمة

لم تكن الخلافة آلة قوة، ولا بقايا تاريخية معطلة، بل كانت مقاماً جامعاً للوحدة والتمثيل في الوعي الإسلامي العام. وإن تجاهل الجهود التي بُذلت عمداً لإضعافها، ثم الادعاء بأنها كانت «عديمة التأثير»، لا يعدو كونه إعادة إنتاج لخطاب موجَّه.⁸

إن فهم مسألة الخلافة لا يتحقق بالنظر إلى النتائج وحدها، بل بالوقوف على الشروط السياسية والتاريخية التي أفضت إليها.

إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو

2 كانون الثاني / يناير 2026 – أُوسكودار

الهوامش:

  1. الأرشيف العثماني، وثائق إيرادات الحرب، 1914؛ وانظر أيضاً: Stanford J. Shaw, The Ottoman Empire in World War I, Ankara, 2006.
  2. شريف مردين، الدين والأيديولوجيا، إسطنبول: إيتيم.
  3. الأرشيف العثماني، وثائق الجهاد، 1914.
  4. ديفيد فرومكين، سلام ينهي كل سلام، نيويورك، 1989.
  5. يوجين روغن، سقوط العثمانيين، نيويورك، 2015.
  6. ياسمين خان، الهند في زمن الحرب، أكسفورد، 2015.
  7. مارك بلوخ، الدفاع عن التاريخ، ترجمة محمد علي قليجباي، إسطنبول: دوغو باتي.
  8. إيلبر أورتايلي، من العثمانيين إلى الجمهورية، إسطنبول، 2011.