Gazze’deki Zulüm Dünyayı Öfkeye Sürüklüyor

Öfkeyi Yönetecek Ahlâk Kaybolurken Zulüm Karşıtlığı Yeni Zulümlerin Diline Dönüşme Tehlikesi Taşıyor

Gazze’de aylardır süren ağır bombardıman, yalnızca bir coğrafyayı değil, insanlığın ortak vicdanını da derinden sarsmaktadır. Kadınların, çocukların ve yaşlıların hedef alındığı bu yıkım, artık askerî bir çatışma olmaktan çıkmış; açık bir yok etme siyaseti hüviyeti kazanmıştır. Bu durum, dünya kamuoyunda haklı bir öfke doğurmakta; ancak bu öfkeyi yönetecek ahlâkî ölçü zayıfladıkça, adalet arayışı yerini tehlikeli savrulmalara bırakmaktadır.

Zulme karşı çıkış, meşru ve zaruridir. Ne var ki, bu karşı duruş fail ile masumu ayıran ölçüyü kaybettiğinde, zulmün dili bizzat zulme dönüşme riskini taşır. Tarih, bu çeşit savrulmaların hem mazluma hem de hakikate zarar verdiğini defalarca göstermiştir.

Öfke, Haklıdır; Fakat Başsız Bırakılamaz

İnsan tabiatı gereği, haksızlığa karşı öfke duyar. Bu öfke, eğer ahlâk ile terbiye edilirse adalet talebine dönüşür; eğer ölçüsüz bırakılırsa kör bir yıkıcılığa evrilir. Gazze’de yaşananlar karşısında duyulan öfke bu bakımdan anlaşılabilir. Lâkin öfkenin yönünü tayin eden ilke kaybolduğunda, sorumlu olan yapı ile sıradan insanlar arasındaki fark belirsizleşir.

İslâm düşüncesinde zulümle mücadele, masumun dokunulmazlığı üzerine kuruludur. Bir kötülük, başka bir kötülüğün gerekçesi hâline getirilemez. Kur’ân’ı Kerim’in açık ve net ölçüsü şudur:

“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.”¹

Bu ilke ihmal edildiğinde, haklı dava bile ahlâkî zeminini kaybeder.

Avustralya Olayı ve Tehlikeli Gidişat

Avustralya’da yaşanan hadise, bu tehlikeli gidişatın belirgin işaretlerinden biridir. Gazze’deki yıkımı savunan ve meşru gören bazı kişilerin hedef alınması, ilk anda meşru bir tepki gibi görülse de, dikkatle bakıldığında ferdi şiddeti olağan sayan bir anlayışa kapı aralamaktadır.

Buradaki asıl mesele şudur:
Fail olan bir devletin ve ideolojinin suçları, kimlik genellemesine dönüştürüldüğünde, Siyonist olmayan Yahudiler dahi hedef alanına çekilmiş olur. Nitekim pek çok Yahudi düşünür, İsrail’in yürüttüğü bu siyaset sebebiyle Yahudi kimliğinin dünya çapında tehlikeye atıldığını açıkça dile getirmektedir.²

Bu tablo, Filistin davasına hizmet etmediği gibi, İsrail yönetiminin “güvenlik” gerekçelerini de güçlendirmektedir.

Siyonizm ile Yahudilik Arasındaki Ayrımın Hayati Önemi

Siyonizm, siyasî ve askerî bir ideolojidir; Yahudilik ise kadim bir inançtır. Bu ikisini bilinçli biçimde özdeşleştiren söylem, en çok Yahudilere zarar vermektedir. İsrail yönetimi, her tenkiti “Yahudi düşmanlığı” olarak sunarak hem suçlarını perdelemekte hem de dünyadaki Yahudileri hedef hâline getiren bir zemin oluşturmaktadır.

Bu sebeple:
• Tenkit devlete, orduya ve ideolojiye yönelmeli,
• Kimlik üzerinden genellemeden kesinlikle kaçınılmalıdır.

Aksi hâlde, mazlum Filistin halkının davası, başkalarının masumiyetini tehdit eden bir dile mahkûm edilmiş olur.

Çıkış Yolu: Barış Gücü ve Ahlâkî Sorumluluk

• Saldırının büyümesini engelleyen kişi Suriye asıllı bir Müslümandır.
• Netanyahu’nun bu kişiyi “kahraman bir Yahudi” olarak nitelemesi, bilinçli bir siyasi dil tercihidir.

Bu ifade
İnsani bir davranışı kimlik temelli bir anlatıma dönüştürür.

Bu, masum bir dil sürçmesi değildir; Gazze’de yürütülen şiddeti meşrulaştıran umumi anlatımın bir parçasıdır.

• İsrail devleti kendisini “Yahudi halkının temsilcisi” olarak sunar,
• Netanyahu ve benzeri figürler, Siyonizm = Yahudilik özdeşliğini sürekli pekiştirir,
• Buna karşılık Siyonist olmayan Yahudiler sistemli biçimde görünmez kılınır.

Bu tablo şu sonucu doğurur:

Öfke, failden ayrıştırılamaz; ayrım yapma imkânı zayıflar.

Nitekim birçok anti-Siyonist Yahudi entelektüel tam da bunu söylemektedir:
• “İsrail’in yaptıkları, Yahudileri hedef hâline getiriyor.”
• “Devlet şiddeti, kolektif kimliğe fatura ediliyor.”

Bu uyarı haklıdır.

Bugün yapılması gereken, öfkeyi büyütmek değil, onu koruyucu ve durdurucu bir iradeye dönüştürmektir. Bu bağlamda Türkiye’nin Gazze’ye uluslararası barış gücü gönderme teklifi, hem insani hem de siyasî bakımdan dikkate değer bir imkândır.

İsrail yönetimi, kısa vadeli askerî hesaplar uğruna:
• Umutsuzluğu derinleştirmemeli,
• İnsanları kimlik temelli düşmanlığa sürüklememeli,
• Şiddetin dünya çapında yayılmasına zemin hazırlamamalıdır.

Zira kontrolsüz öfke, eninde sonunda herkesi yakar.

Sonuç

Gazze’deki zulüm, dünyayı öfkeye sürüklüyor.
Lâkin bu öfkeyi yönetecek ahlâk kaybolursa,
zulüm karşıtlığı yeni zulümlerin dili hâline gelir.

Haklı olanın gerçek gücü, ölçüsünü muhafaza etmesinde gizlidir. Ölçüyü kaybeden öfke ise, hakikati savunamaz; onu yaralar.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
10.01.2026 – Üsküdar

Dipnotlar:
1. Kur’ân-ı Kerîm, Mâide 5/8.
2. Bkz. Judith Butler, Parting Ways: Jewishness and the Critique of Zionism, Columbia University Press, 2012.
3. Rashid Khalidi, The Hundred Years’ War on Palestine, Metropolitan Books, 2020.
4. Hannah Arendt, Eichmann in Jerusalem, Penguin Classics.

ظلمُ غزّةَ يَدفعُ العالَمَ إلى الغضب

حين يضيعُ الخُلُقُ الذي يَضبطُ الغضب، يوشكُ رفضُ الظلمِ أن يتحوّلَ إلى لسانِ ظلمٍ جديد

إنّ القصفَ العنيفَ الذي تشهده غزّة منذُ أشهرٍ طويلةٍ لا يهزُّ رقعةً جغرافيّةً فحسب، بل يزلزلُ الضميرَ الإنسانيَّ المشتركَ زلزالًا عميقًا. إنّ هذا الدمارَ الذي تُستهدَفُ فيه النساءُ والأطفالُ وكبارُ السنّ لم يعُد مجرّدَ صراعٍ عسكريّ، بل اكتسبَ طابعَ سياسةِ اقتلاعٍ واضحة. وهذا الواقعُ يولّدُ غضبًا محقًّا في الرأي العام العالمي؛ غير أنّ هذا الغضب، كلّما ضعفَ الميزانُ الخُلقيُّ الذي يضبطه، أفسحَ المجالَ لانزلاقاتٍ خطِرةٍ تُزيحُ السعيَ إلى العدل عن مساره.

إنّ الوقوفَ في وجه الظلم أمرٌ مشروعٌ وواجب. غير أنّ هذا الموقف، إذا فقدَ المعيارَ الذي يفرّقُ بين الجاني والبريء، يحملُ خطرَ أن يتحوّلَ خطابُ مقاومةِ الظلمِ نفسُه إلى ظلمٍ جديد. وقد أثبتَ التاريخُ مرارًا أنّ مثلَ هذه الانحرافاتِ لا تضرُّ بالمظلوم فحسب، بل تُصيبُ الحقيقةَ في صميمها.

الغضبُ مُحقّ… ولكن لا يجوزُ أن يُترَك بلا ضابط

الإنسانُ بطبيعتِه يثورُ غضبًا أمامَ الظلم. فإذا هُذّبَ هذا الغضبُ بالخُلُق تحوّلَ إلى طلبٍ للعدل، وإذا تُرِكَ بلا ميزانٍ انقلبَ إلى تدميرٍ أعمى. والغضبُ الذي تولّدَ جرّاءَ ما يجري في غزّة مفهومٌ من هذه الجهة. غير أنّ ضياعَ المبدأ الذي يوجّهُ هذا الغضبَ يجعلُ الفرقَ بين البنيةِ المسؤولةِ والناسِ العاديينَ غامضًا ومشوَّشًا.

وفي الفكرِ الإسلاميّ، تقومُ مقاومةُ الظلمِ على حرمةِ البريء. فلا يجوزُ أن يُتّخذَ شرٌّ ذريعةً لشرٍّ آخر. والمِعيارُ القرآنيُّ الصريحُ في هذا الباب يقول:

﴿وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَىٰ أَلَّا تَعْدِلُوا﴾¹

وحين يُهمَلُ هذا الأصل، تفقدُ القضيّةُ العادلةُ نفسَها أرضيّتَها الخُلقيّة.

حادثةُ أستراليا والمسارُ الخطِر

إنّ الحادثةَ التي وقعت في أستراليا تُعدّ من العلاماتِ الواضحةِ على هذا المسارِ الخطِر. فاستهدافُ بعضِ الأشخاصِ الذين يدافعونَ عن تدميرِ غزّة ويبرّرونه، وإن بدا للوهلةِ الأولى ردًّا مفهومًا، إلّا أنّ النظرَ المتأمّلَ يكشفُ أنّه يفتحُ البابَ أمامَ تطبيعِ العنفِ الفرديّ وقبولِه.

والمسألةُ الجوهريّةُ هنا هي الآتية:
حين تُحوَّلُ جرائمُ دولةٍ ما وأيديولوجيّتِها إلى تعميمٍ هويّاتيّ، فإنّ اليهودَ غيرَ الصهاينةِ أنفسَهم يُسحَبونَ إلى دائرةِ الاستهداف. وقد عبّرَ كثيرٌ من المفكّرينَ اليهودِ صراحةً عن أنّ السياساتِ التي تنتهجها إسرائيلُ اليومَ تُعرّضُ الهويّةَ اليهوديّةَ عالميًّا للخطر.²

وهذا الواقعُ لا يخدمُ القضيّةَ الفلسطينيّة، بل يعزّزُ في الوقتِ ذاته ذرائعَ “الأمن” التي تتذرّعُ بها الحكومةُ الإسرائيليّة.

أهميّةُ التمييزِ بين الصهيونيّةِ واليهوديّة

الصهيونيّةُ أيديولوجيا سياسيّة وعسكريّة، أمّا اليهوديّةُ فهي ديانةٌ عريقة. والخطابُ الذي يخلطُ بينهما عن وعيٍ هو خطابٌ يُلحقُ الأذى باليهودِ قبل غيرهم. إذ تقدّمُ إسرائيلُ كلَّ نقدٍ موجَّهٍ إليها بوصفه “عداءً لليهود”، فتستُرُ بذلك جرائمَها، وتُنشئُ في الوقتِ نفسِه مناخًا يجعلُ اليهودَ في أنحاءِ العالم هدفًا للعداء.

ولذلك:
• يجبُ أن يتوجّهَ النقدُ إلى الدولةِ والجيشِ والأيديولوجيا،
• ويجبُ تجنّبُ أيّ تعميمٍ قائمٍ على الهويّة تجنّبًا قاطعًا.

وإلّا فإنّ قضيّةَ الشعبِ الفلسطينيّ المظلوم ستُحاصَرُ بخطابٍ يهدّدُ براءةَ الآخرين.

طريقُ الخروج: قوّةُ حفظِ السلام والمسؤوليّةُ الخُلقيّة
• إنّ الشخصَ الذي حالَ دونَ توسّعِ الهجومِ هو مسلمٌ من أصولٍ سوريّة.
• ووصفُ نتنياهو له بأنّه “يهوديٌّ بطل” ليس تعبيرًا بريئًا، بل اختيارٌ لغويٌّ سياسيٌّ مقصود.

فهذا الوصفُ يحوّلُ سلوكًا إنسانيًّا إلى سرديّةٍ هويّاتيّة، وهو جزءٌ من الخطابِ العامّ الذي يُضفي الشرعيّةَ على العنفِ الجاري في غزّة.
• إذ تقدّمُ الدولةُ الإسرائيليّةُ نفسَها باعتبارها “ممثّلةَ الشعبِ اليهوديّ”،
• ويعملُ نتنياهو وأمثالُه باستمرارٍ على ترسيخِ معادلةِ: الصهيونيّة = اليهوديّة،
• بينما يُقصى اليهودُ غيرُ الصهاينةِ ويُدفعونَ إلى الهامشِ على نحوٍ منظّم.

وينتجُ عن ذلك أنّ الغضبَ لا يعودُ قابلًا للفصلِ عن الفاعل، وتضعفُ القدرةُ على التمييز.

وقد أكّدَ عددٌ من المثقّفينَ اليهودِ المناهضينَ للصهيونيّة هذا الأمرَ بوضوح:
• “أفعالُ إسرائيلَ تجعلُ اليهودَ هدفًا.”
• “عنفُ الدولةِ يُحمَّلُ على الهويّةِ الجماعيّة.”

وهذا التحذيرُ في محلّه.

خاتمة

إنّ المطلوبَ اليومَ ليسَ تأجيجَ الغضب، بل تحويلَه إلى إرادةٍ حاميةٍ ورادعة. وفي هذا السياق، فإنّ اقتراحَ تركيا إرسالَ قوّةِ حفظِ سلامٍ دوليّة إلى غزّة يُعدّ فرصةً مهمّةً من حيثُ البُعدُ الإنسانيُّ والسياسيّ معًا.

وعلى الحكومةِ الإسرائيليّة، بدافعِ الحساباتِ العسكريّةِ الآنيّة، ألّا:
• تعمّقَ اليأس،
• ولا تدفعَ الناسَ إلى عداوةٍ قائمةٍ على الهويّة،
• ولا تمهّدَ لانتشارِ العنفِ على نطاقٍ عالميّ.

لأنّ الغضبَ غيرَ المنضبطِ، في نهايةِ المطاف، يحرقُ الجميع.

إنّ ظلمَ غزّةَ يدفعُ العالمَ إلى الغضب،
غيرَ أنّ ضياعَ الخُلُقِ الذي يوجّهُ هذا الغضبَ
يجعلُ مقاومةَ الظلمِ على شفا التحوّلِ إلى ظلمٍ جديد.

فقوّةُ الحقّ الحقيقيّةُ كامنةٌ في حفظِ الميزان،
وأمّا الغضبُ الذي يفقدُ ميزانَه فلا يدافعُ عن الحقيقة، بل يجرحُها.

إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
10 / 01 / 2026 – أُوسْكُودار

الهوامش:

1. القرآن الكريم، سورة المائدة، 5/8.
2. Judith Butler, Parting Ways: Jewishness and the Critique of Zionism, 2012.
3. Rashid Khalidi, The Hundred Years’ War on Palestine, 2020.
4. Hannah Arendt, Eichmann in Jerusalem.