Bir Tenkit, Bir Üslup ve Bir Usûl Meselesi

(Mehmet Pamak Bey ile Yapılan Yazışmalardan İbretlik Bir Derleme)

TAKDİM

Bu metin, bir tartışmayı sürdürmek yahut bir tarafı galip çıkarmak maksadıyla kaleme alınmış değildir. Aksine, Müslümanlar arasında son yıllarda giderek sertleşen dilin, hakikate hizmet etmek yerine ayrışmayı derinleştirdiği gerçeğinden hareketle, ibret ve muhasebe vesilesi olması niyetiyle hazırlanmıştır.

Mehmet Pamak Bey ile yapılan yazışmalar; bir iktidarın doğruluğu yahut yanlışlığından çok daha öte bir meseleye, yani İslâmî tenkidin usûlüne, üslubuna ve sınırlarına dair önemli ipuçları barındırmaktadır. Bu sebeple metin, şahıs merkezli değil; usül merkezli okunmalıdır.

Burada yer alan değerlendirmeler:
• Ne bir iktidarı savunma,
• Ne de bir reddiye yarışına girme arzusunun ürünüdür.

Asıl gaye; hak sözü söylerken adalet ölçüsünü, akide hassasiyetini korurken kardeşlik hukukunu ve eleştiri yaparken ilim edebini muhafaza etmenin mümkün olduğunu hatırlatmaktır.

Metin boyunca geçen yazışmalar, kronolojik sıra gözetilerek derlenmiş; hiçbir bölüm çıkarılmamış, bağlamından koparılmamış; yalnızca okuyucunun kolay takip edebilmesi için tertip edilmiştir.

Okuyucudan beklenti, taraf seçmesi değil; usûl üzerine düşünmesidir.

I. İlk Paylaşım ve İtiraz Noktası

Mehmet Pamak Bey’in AK Parti iktidarına dair kaleme aldığı uzun yazı, birçok başlık altında haklı uyarılar barındırmaktadır: dinin araç hâline getirilmesi, aile yapısının zedelenmesi, ahlâk alanındaki çözülme ve küresel projelerle kurulan ilişkiler, Müslüman vicdanları yaralayan hususlardır.

Ancak yapılan ilk değerlendirmede şu hususa dikkat çekilmiştir:

Doğru tespitler, genelleme ve toptan mahkûmiyet diliyle ifade edildiğinde, sözün tesiri zayıflar.

Bu ikaz, muhtevanın inkârı değil; üslup ve usûl uyarısıdır.

II. Mehmet Pamak Bey’in İlk Cevabı

Mehmet Pamak Bey, bu uyarıya karşılık olarak özetle şu görüşü dile getirmiştir:

Bu tür bir eleştirinin, ancak AK Parti’yi bütünüyle reddeden, onu tâğut olarak gören, batıl siyasete karşı net bir akidevî duruş sergileyen ve ilmî ehliyeti olan biri tarafından yapılması hâlinde makbul olabileceği; bu zemine sahip olmayan birinin eleştiri yapma hakkının bulunmadığı.

Bu cevapla birlikte ihtilaf, muhtevanın doğruluğundan ziyade tenkidin zemini meselesine intikal etmiştir.

III. Zemin Tartışması: Söz mü, Söyleyen mi?

Bu nota verilen cevapta şu esaslar vurgulanmıştır:

İslâm ilim geleneğinde bir sözün değeri, onu söyleyenin hangi cephede durduğuna göre değil; sözün hakka uygunluğuna göre tayin edilir. Bir Müslümanın bir iktidardan hayır ummuş olması, onu akide bakımından hüküm dışına çıkarmaz. Aynı şekilde sert reddiye dili kullanan biri de bu sebeple otomatik olarak “ehli hak” konumuna yerleşmez.

Hak, şahıslara ve saflaşmalara göre değil; delile göre tartılır.

IV. Üslup Meselesi

Mehmet Pamak Bey, yazısında sertlik bulunmadığını, asıl sertliğin yapılan üslup ithamı olduğunu ifade etmiş ve iktidarın çok sayıda yanlış uygulamasını sıralamıştır.

Buna karşılık şu husus hatırlatılmıştır:

Üslup yalnızca kelimelerin yumuşak yahut sert oluşu değildir. Toplu niyet isnadı, uzun yıllara yayılan “bâtıla destek” suçlaması ve genel mahkûmiyet dili, lafzen yumuşak görünse bile mana itibarıyla ağırdır. Buna dikkat çekmek, hakkı gölgelemek değil; adalet sınırını muhafaza etmektir.

V. “Ehli Tevhid” İthamı ve Akide Sınırı

Yazışmaların en hassas noktasında, tenkide itiraz edenlerin “ehli tevhid” dairesinde görülmediği iması ortaya çıkmıştır.

Buna verilen cevapta şu ölçü hatırlatılmıştır:

Tevhid, yalnızca reddetmekten ibaret değildir. Adalet, tefrik ve haddi aşmamak da tevhidin gereğidir. Bir Müslümanı, sırf üsluba dair itirazı sebebiyle bu dairenin dışına itmek, tevhid hassasiyetini daraltır.

Tevhid, öfke ile değil; adaletle muhafaza edilir.

VI. Asıl İhtilafın Mahiyeti

Bu yazışmalar göstermiştir ki ihtilaf:

AK Parti iktidarının yanlışları konusunda değil;
bu yanlışların nasıl, kime ve hangi dille isnat edileceği noktasındadır.

Bir taraf, mutlak reddiye ve sert ayrışmayı akidevî netlik saymakta;
diğer taraf ise adil tartı, tefrik ve üslup sorumluluğunu ilmin gereği görmektedir.

VII. Yazışmaların Kapanışı

Son merhalede Mehmet Pamak Bey, bu yazışmalardan bir netice çıkmasının zor olduğunu, tartışmayı sürdürmenin fayda getirmeyeceğini ifade etmiş; karşılık vermeyeceğini ve yazışmayı sonlandırmayı tercih ettiğini bildirmiştir.

Buna karşılık tarafımızdan verilen kısa cevap, tartışmayı büyütmeden hürmetli bir kapanışı esas almıştır. Zira İslâm ahlâkında, ihtilafın çözülemediği yerde sükût ve vakar, ısrar ve gerilimden evladır.

Netice ve İbret

Bu yazışmalardan çıkarılacak ibret şudur:

Hak sözü söylemek farzdır.
Ancak hak söz, hikmetten koparsa ayrışma üretir.
Üslup, hakikatin süsü değil; taşıyıcısıdır.

Her ihtilaf çözülemez;
fakat her ihtilaf edep ile nihayetlendirilebilir.

Bu metnin paylaşılmasındaki maksat; bir tarafı yüceltmek yahut diğerini yıpratmak değil, Müslümanlar arasında ilim, adalet ve kardeşlik hukukunun korunmasına dair bir muhasebe zemini oluşturmaktır.

SON SÖZ

Bu metin burada sona ererken, ihtilaf sona ermiş olmayabilir. Zira fikir ayrılıkları, ümmetin tarihi boyunca var olmuştur ve var olmaya devam edecektir. Mühim olan, bu ayrılıkların hakikati örselemeden, kardeşliği zedelemeden ve adalet ölçüsünü aşmadan ifade edilebilmesidir.

Eğer bu derleme, okuyucuda şu soruyu uyandırabiliyorsa maksadına ulaşmıştır:

“Ben hak bildiğimi savunurken, üslubum hakikate mi hizmet ediyor; yoksa nefsime mi?”

Allah Teâlâ’dan niyazımız; bizleri hakkı hak bilip ona uyan, bâtılı bâtıl bilip ondan sakınan; sözü adaletle söyleyen, kardeşliğe riayet eden kullarından eylemesidir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
01.01.2026 – Üsküdar

ترجمة من التركية إلى العربية: 👇

نقدٌ، وأسلوبٌ، ومسألةُ منهج

(دراسةٌ اعتبارية من المراسلات مع الأستاذ محمد باماك)

التقديم

لم يُكتب هذا النص ابتغاءَ مواصلة جدلٍ، ولا طلبًا لغلبةِ طرفٍ على آخر، وإنما انطلق من حقيقةٍ ظاهرةٍ مفادها أنّ الخطاب المتشنّج بين المسلمين في السنوات الأخيرة صار – في كثير من الأحيان – سببًا لتعميق الفرقة بدل خدمة الحق. ومن هذا المنطلق أُعِدَّ هذا العمل بقصد الاعتبار والمراجعة.

إنّ المراسلات التي جرت مع الأستاذ محمد باماك لا تتعلّق – في جوهرها – بصواب سلطةٍ أو خطئها بقدر ما تتعلّق بمسألةٍ أعمق، وهي: منهج النقد الإسلامي، وحدوده، وأدبه. ولذلك ينبغي أن يُقرأ هذا النص قراءةً منهجيّة لا شخصيّة.

وما يرد فيه من تقويمات:
• ليس دفاعًا عن سلطة،
• ولا دخولًا في مساجلةٍ ردّيّة،

بل هو سعيٌ للتذكير بإمكانية الجمع بين قول الحق والعدل في الميزان، وبين الغيرة العقدية وحفظ حرمة الأخوّة، وبين النقد والالتزام بأدب العلم.

وقد جُمعت هذه المراسلات مع مراعاة الترتيب الزمني، من غير حذفٍ ولا إخراجٍ عن السياق، وإنما رُتِّبت تيسيرًا على القارئ.

والمرجوّ من القارئ ليس الاصطفاف، بل التأمّل في المنهج.

أولًا: النشر الأول وموضع الاعتراض

إنّ المقال المطوّل الذي كتبه الأستاذ محمد باماك في نقد حكم حزب العدالة والتنمية تضمّن تنبيهاتٍ محقّة في جملةٍ من القضايا؛ كاتّخاذ الدين أداة، وتفكّك بنيان الأسرة، والانحلال الأخلاقي، والعلاقات بالمشاريع العالمية؛ وهي أمورٌ تؤلم وجدان كثير من المسلمين.

غير أنّ التقويم الأوّل نبّه إلى مسألةٍ محدّدة، وهي:

أنّ التشخيصات الصحيحة إذا صيغت بلغة التعميم والإدانة الشاملة، ضعُف أثرها.

وهذا التنبيه لم يكن إنكارًا للمضامين، بل تنبيهًا منهجيًا وأدبيًا.

ثانيًا: جواب الأستاذ محمد باماك الأوّل

أفاد الأستاذ محمد باماك – في خلاصة جوابه – بأنّ هذا النوع من النقد لا يكون مقبولًا إلا إذا صدر عن شخص:
• يرفض حكم الحزب رفضًا مطلقًا،
• ويعدّه طاغوتًا،
• ويتّخذ موقفًا عقديًا صريحًا من السياسة الباطلة،
• ويكون من أهل العلم العاملين.

وأنّ من لا يملك هذا الموقع لا يحقّ له توجيه النقد.

وبهذا انتقل الخلاف من مضمون النقد إلى أرضيّته ومنطلقه.

ثالثًا: إشكاليّة الأرضيّة – القول أم القائل؟

جاء الجواب بالتأكيد على القاعدة التالية:

إنّ تقاليد العلم الإسلامي تقضي بأن يُوزَن القول بميزان الحق، لا القائل بموقعه. فكون المسلم قد رجَا خيرًا من سلطةٍ ما لا يُخرجه من دائرة الاعتبار العقدي، كما أنّ شدّة الرفض لا تجعل صاحبها تلقائيًا من أهل الحق.

فالحق لا يُعرف بالرجال، وإنما يُعرف بالدليل.

رابعًا: مسألة الأسلوب

ذكر الأستاذ محمد باماك أنّ مقاله لا يتّسم بالحدّة، وأنّ الاتهام بالشدّة هو الظلم بعينه، ثم عدّد أخطاء السلطة وسياساتها المختلفة.

وقد قوبل ذلك بالتنبيه إلى أنّ:

الأسلوب لا يُقاس فقط بخشونة الألفاظ أو ليونتها، بل يدخل فيه:
• إسناد النيّات بالجملة،
• وتحميل فئةٍ بأكملها تبعاتٍ ممتدّة لسنوات،
• ولغة الإدانة الشاملة.

فهذه – وإن بدت لطيفة لفظًا – ثقيلة معنىً. والتنبيه إلى ذلك ليس طمسًا للحق، بل حفظٌ لميزان العدل.

خامسًا: تهمة “أهل التوحيد” وحدود العقيدة

بلغت المراسلات ذروتها حين لوّح بإخراج المعترضين من دائرة “أهل التوحيد”.

فكان الجواب أنّ:

التوحيد ليس مجرّد الرفض، بل يدخل في حقيقته العدل، وضبط التفريق، وعدم مجاوزة الحد. وإخراج مسلم من هذا الوصف لمجرّد اعتراضه على الأسلوب تضييقٌ لمفهوم التوحيد.

فالتوحيد يُصان بالعدل، لا بالغضب.

سادسًا: حقيقة موضع الخلاف

تبيّن من مجموع المراسلات أنّ الخلاف ليس حول:
• أخطاء الحكم،
بل حول:
• كيفية عرضها،
• ولمن تُنسَب،
• وبأيّ لسان تُقال.

ففريقٌ يرى الرفض القاطع والاصطفاف الحادّ دلالةً على الصفاء العقدي،
وفريقٌ آخر يرى الميزان العادل، والتفريق، وحفظ الأدب من مقتضيات العلم.

سابعًا: ختام المراسلات

في المرحلة الأخيرة، أفاد الأستاذ محمد باماك بأنّ الوصول إلى نتيجة مشتركة متعذّر، وأنّ استمرار النقاش غير مجدٍ، فاختار إنهاء المراسلات.

وقد جاء الجواب المقابل ملتزمًا بالختم الهادئ المحترم؛ إذ إنّ من أخلاق الإسلام أنّ الصمت المقرون بالوقار أولى من الجدال العقيم.

الخلاصة والعبرة

العبرة المستفادة من هذه المراسلات هي:

قول الحق واجب،
لكن الحق إذا انفصل عن الحكمة أورث الفرقة،
فالأسلوب ليس زينةً للحق، بل وعاؤه الحامل.

ليس كل خلاف يُحسم،
لكن كل خلاف يمكن أن يُختَم بالأدب.

وليس المقصود من نشر هذا النص تعظيم طرفٍ أو تجريح آخر، بل إقامة موضع تأمّل في ميزان العلم والعدل وأخوّة الإسلام.

كلمة أخيرة

ينتهي هذا النص هنا، وإن لم ينتهِ الخلاف. فالاختلاف سنةٌ ماضية في تاريخ الأمة. غير أنّ الشأن كلّ الشأن في أن يبقى:
• بلا مساسٍ بالحق،
• ولا إضرارٍ بالأخوّة،
• ولا خروجٍ عن ميزان العدل.

وإن كان لهذا الجمع أثر، فليكن في إثارة هذا السؤال:

هل يخدم أسلوبي الحق، أم يخدم نفسي؟

ونسأل الله تعالى أن يجعلنا ممّن يعرفون الحق حقًا فيتّبعونه، والباطل باطلًا فيجتنبونه، وأن يرزقنا العدل في القول، وحفظ الأخوّة، ولزوم الأدب.

إعداد: أحمد ضياء إبراهيم أوغلو
٠١ / ٠١ / ٢٠٢٦ م في أوسكودار