Gönüle Ferman Dinletmeyen Sevgi

Bir gün Hz. Muhammed (sav) bir meclise teşrif etti. Ashâbın gönlünde kabaran hürmet, onları ayağa kalkmaya sevk etti. Fakat Resûlullah (sav), ümmetine zorluk yüklememek ve gösterişe kapı aralamamak için şöyle buyurdu:

Acemlerin birbirini yüceltmek için yaptığı gibi ayağa kalkmayınız.

Bu söz, edebin hududunu çizen bir ölçüydü. Hürmet olacaktı; fakat ihtişam gösterisi olmayacaktı. Muhabbet bulunacaktı; fakat taşkınlık olmayacaktı. O, gönülleri kendine bağlayan bir rehberdi; lakin nefsin hoşlandığı abartıyı istemezdi.

Ne var ki mecliste bir yürek vardı ki, bu söz ona yasak değil, bir imtihan gibi geldi. O yürek, Resûlullah’ın şairi Hassân bin Sâbit’e aitti.

Hassân ayağa kalktı.

Bu, bir âdetin tekrarı değildi. Bu, sevginin kıyamıydı.

Resûlullah (sav) ona yönelerek:

Ben sizi bundan men etmedim mi?” buyurdu.

Sual zahirde bir ikazdı; özünde ise bir terbiye. Hassân’ın cevabı tereddütsüz ve içtendi. Kalbi dile geldi:

قيامي للحبيب عليَّ فرضٌ
وتركُ الفرضِ ما لا يستقيمُ

Habîb için ayağa kalkmam bana farzdır;
farzı terk etmek ise doğru değildir.

Bu söz bir hüküm koyma iddiası değildi. Bu, muhabbetin diliydi. Seven gönül, sevdiğinin huzurunda oturmayı kendine yakıştıramamıştı. Onun için ayağa kalkmak bir hareket değil; bir hâl idi. Çünkü bazı anlarda insanı yerinden kaldıran şey emir değil, sevgidir.

Meclise bir sükût indi. Sözün samimiyeti kalplere dokundu. Rivayet olunur ki Resûlullah (sav) tebessüm buyurdu. Zira o, gönüllerin derinliğini bilendi; ölçüyü koyar, fakat kalpten taşan sadakati incitmezdi.

Bu kıssa bize şunu öğretir: Hakiki sevgi kuru bir söz değildir; insanın varlığını kuşatan bir hâldir. Yeri geldiğinde ayağa kaldırır; yeri geldiğinde susmayı öğretir. Akla hitap eden bir buyruk değil, kalbe hükmeden bir kudrettir.

Bazı kıyamlar vardır ki dışarıdan bakıldığında beden doğrulmuş görünür; hakikatte ayağa kalkan kalptir. Çünkü sevgi, insanı yalnız yerinden değil, bulunduğu mertebeden de kaldırır.

Bu rivayet, sadece siyer ve edebî literatürde menkıbe olarak nakledilmektedir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu
21.02.2026 – Üsküdar

ترجمة من التركية إلى العربية:👇

حبٌّ لا يُذعن للأمر إذا نزل بالقلب

دخل النبيّ ﷺ يوماً مجلساً، فهاج في قلوب أصحابه توقيرٌ حملهم على القيام له. غير أن رسول الله ﷺ أراد لأمته اليسر، ونهى عن فتح باب الغلوّ في التعظيم، فقال بما معناه:

«لا تقوموا كما تقوم الأعاجم يعظّم بعضهم بعضاً».

كان هذا القول ميزاناً للأدب وحدّاً للمحبة: توقيرٌ بلا تكلّف، ومحبةٌ بلا إسراف.

غير أن في المجلس قلباً لم يعرف السكون عند حضور الحبيب ﷺ؛ ذلك هو قلب شاعر رسول الله ﷺ،

فقام حسّان.

لم يكن قيام عادة، بل قيامَ محبة.

فقال له رسول الله ﷺ:

«ألم أنهكم عن ذلك؟»

كان السؤال تأديباً لا تعنيفاً، فجاء الجواب من قلبٍ ممتلئ صدقاً:

قيامي للحبيب عليَّ فرضٌ
وتركُ الفرضِ ما لا يستقيمُ

لم يكن هذا ادعاء حكم، بل تعبير حبٍّ صادق. فالمحبّ لا يرى لنفسه قراراً بين يدي محبوبه. كان القيام عنده حالاً لا فعلاً؛ إذ في بعض اللحظات لا ينهض الإنسان بأمرٍ يسمعه، بل بحبٍّ يسكنه.

فسكن المجلس، وتأثرت القلوب. ويُروى أن رسول الله ﷺ تبسّم؛ لأنه أعلم الناس بما في الصدور، يضع الميزان، ولا يجرح صدق المحبة.

إن هذه القصة تعلّمنا أن الحبّ الحقّ ليس كلمة تقال، بل حال يحيط بالإنسان كلّه. يرفعه حيناً، ويعلّمه الصمت حيناً. ليس أمراً يخاطب العقل فحسب، بل سلطان يحكم القلب.

فكم من قيام تراه الأعين انتصاب جسد، وحقيقته نهوض قلب. لأن الحبّ لا يرفع الإنسان من مجلسه فحسب، بل يرفعه من حال إلى حال.

هذا الخبر لا يُنقَل إلا في كتب السِّيَر والأدب على جهة الحكاية والذكر، لا على وجه الرواية المسندة